YAZARLARIMIZ
Zeyneddin Çetin
Vergi Müfettişi
cetinzeyni@gmail.com



Hasılat Esaslı Kazanç Tespiti Yöntemi ile Hasılat Esaslı Vergilendirme Usulünün Farklı ve Ortak Yönleri

Bilindiği üzere ‘’hasılat esaslı vergilendirme (HEV)’’ usulü, 7104 sayılı Kanun’un 12. maddesi ile 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun (KDVK) mülga 38. maddesi yeniden ihdas edilerek vergi mevzuatımıza dahil edilmiştir. Bu Kanunla verilen yetkiye dayanılarak, söz konusu uygulamadan yararlanabilecek sektör ve uygulanacak oranın belirlenmesi amacıyla 718 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı (CBK) yayımlanmıştır. Ayrıca usul ve esasları belirlemek üzere 25 Seri No’lu KDV Tebliği çıkarılmıştır. Diğer taraftan 7186 sayılı Kanun’la 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun mülga 113 üncü maddesi ile de "hasılat esaslı kazanç tespiti (HEKT)’’ yöntemi vergi mevzuatımıza yeni ihdas edilmiştir.

Bahse konu Kanun düzenlemelerine bakıldığında her iki yöntemin farklı ve ortak yönleri olmakla birlikte hasılat esaslı kazanç tespiti yönteminin daha geniş bir kesimi, alanı ve hususları kapsadığı görülmektedir. Her iki yöntemin ortak ve farklı yönlerine aşağıda yer verilmiştir.

HEKT yönteminden şehir içi yolcu taşımacılığı faaliyetinde bulunan ve bu faaliyetlerinden kaynaklanan hasılatlarının tamamını elektronik ücret toplama sistemleri aracılığıyla elde eden mükellefler yararlanabilmektedir. Ancak HEKT yönteminden basit usul mükellefi de yararlanabilmekte iken HEV yönteminden yararlanabilmek için doğal olarak ancak KDV’ye tabi bir mükellef olunması gerekmektedir. HEKT yönteminde, bahse konu faaliyetin yanında başka alanda, sektörde faaliyet gösterilmesi önemli değildir. Ancak bu durumda ilgili faaliyetlerin kazançları ayrı ayrı hesaplanması gerekmektedir. Mükelleflerin HEV kapsamında vergilendirilebilmeleri için münhasıran otobüsle toplu taşıma faaliyetinde bulunulması gerekmektedir. Ancak HEKT yönteminden yararlanabilmek için böyle bir sınırlı şart bulunmamaktadır yani faaliyetin otobüsle veya münhasıran yapılması gerekmemektedir. Öte yandan, münhasıran olsun veya olmasın belediyelerin otobüs işletmeleri ile doğrudan veya dolaylı olarak sermayesinin %51 veya daha fazlası belediyelere ait şirketler HEV uygulamasından yararlanamaz iken HEKT yönteminden yararlanabilirler. HEV usulünü tercih edecek mükelleflerin, toplu taşımacılık faaliyetini sürücüsü dahil en az on sekiz oturma yeri olan otobüslerle yapmaları gerekmektedir. Halk otobüsü adı altında bu özellikleri taşımayan taşıtlarla (minibüs, dolmuş, taksi dolmuş vb.) toplu taşımacılık hizmeti sunan mükelleflerin bu usulden yararlanmaları mümkün değildir. Ancak bu kapsamda olanlar hasılatlarının tamamını elektronik ücret toplama sistemleri aracılığıyla elde etmesi şartıyla HEKT yöntemini tercih edebilirler. Önemli diğer bir farklılık ise, 213 sayılı VUK’ un 353. maddesine göre bir takvim yılı içinde iki kez ceza kesilmesi durumunda, HEKT yönteminden faydalanma hakkı kaybedilmektedir. Ancak bu düzenleme HEV uygulaması için öngörülmemiştir. HEV usulüne ilişkin Kanun 2018 yılında yasalaşmış, 2019 yılında uygulanmaya başlanmıştır. HEKT yöntemine ilişkin Kanun ise 2019 yılında yasalaşmış, usul ve esaslara ilişkin Tebliğ daha çıkarılmadığından uygulamasına, özellikle faaliyette bulunan ve şartları taşıyanlar için, 2020 yılından itibaren geçilebilecektir. HEV usulü için 4 nolu KDV beyannamesi ihdas edilmiştir ancak HEKT yöntemi için yeni ve ayrı bir beyanname türü ihdas edilmemiştir.

Ortak yönleri ise; her iki yöntemden gelir ve kurumlar vergisi mükellefleri yararlanabilmektedir. Her iki yöntemden yararlanmak ihtiyaridir ve talebe bağlıdır. İki yıldan az sürede bu usullerden çıkılamaz. Ayrıca kapsama giren faaliyetlerden kaynaklanan hasılatlarının tamamı elektronik ücret toplama sistemleri aracılığıyla elde edilmesi gerekmektedir. Diğer taraftan münhasıran özel halk otobüsü işletmecileri, iki yöntemi de tercih edebilmektedir. Bu yöntemlerle daha basit bir hesaplama ve mükellefler lehine daha az vergi yükü öngörülmektedir.

Sonuç olarak, bahse konu yöntemlerle matrah ve vergi hesaplaması kısmen basitleştirilmiş ve vergi yükü azaltılmış olsa da ilgili mevzuatın daha da karmaşık hale geldiği düşünülmektedir. Bu konuda vergi mevzuatının daha da basitleştirilmesi ve bütüncül bir sistem olarak oluşabilmesi açısından her iki yöntemin farklılıklarının azaltılması ve ortak durumlarının artırılmasının daha uygun olabileceği düşünülmektedir.

Kaynakça:

-3065 sayılı Kanun

-193 sayılı Kanun

-718 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı

-25 seri nolu KDV Tebliği

07.10.2019

Kaynak: www.MuhasebeTR.com
(Bu makale kaynak göstermeden yayınlanamaz. Kaynak gösterilse dahi, makale aktif link verilerek yayınlanabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayınlayanlar hakkında yasal işlem yapılacaktır.)

GÜNDEM