EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
SON YAZILAR
YAZARLARIMIZ
Tolga Berikten
Yeminli Mali Müşavir
Bağımsız Denetçi
berikten@yahoo.com



Bindiğimiz Dalı Kesmeyelim: Kur Farkları Tahsil Edilince Gelir Yazılsın!

İhracatımızın ithalata bağlılık oranın yüksek olması, dövize olan talebimiz ve yurt içinde ki dövizin çeşitli yollarla yurt dışına çıkarılışı sonucunda artan döviz kurları neticesinde piyasalar zaman zaman öngörülemeyen durumların içine düşmüşler ve bu da büyüme hızımızı yavaşlatmıştır. Ülkemizin kurlardan dolayı yaşadığı sıkıntı herkesin malumudur. Benim bu günkü yazım ise vergi kanunlarımıza göre değerlemek zorunda kaldığımız döviz cinsinden alacakları yüksek olan mükelleflerin karşılaştıkları sorunları anlatmak ve olası çözümleri sıralamak olacak.

Henüz tahsil edilmeyen döviz cinsinden borçlarımızı ve alacaklarımızı, Vergi Usul Kanunun değerleme hükümlerine göre zorunlu olarak değerlemekteyiz. Bilmeyenler için konumuzda bahsi geçen değerleme kavramından bahsetmek istiyorum. Döviz değerlemesini yapmak demek İşletmelerin döviz cinsinden alacak ve borçlarını, sahip oldukları dövizi, değerleme günü için ilan edilen kur üzerinden yeniden hesaplayarak önceki hesaplamalarına göre artışı gelir, azalışı ise gider yazmak demek.

İşletmeler her 3 ay da bir olmak üzere geçici vergi dönemleri itibari ile ilan edilen kurlar üzerinden döviz cinsinden alacak ve borçlarını ve mevcutlarındaki dövizi yeniden hesaplamakta ve bunu duruma göre gelir veya gider yazmaktalar.

Sorun İşte Burada Başlıyor

Döviz üzerinden fiili ihracatını yaptığı günkü kur üzerinden gelir yazan ihracatçımız, döviz cinsinden alacağını tahsil etmek için beklemeye başlamaktadır. Henüz tahsil edemediği döviz cinsinden alacaklarını değerleme günkü kur hasbelkader o gün yüksek ise, yüksek kurdan değerleyerek aradaki kurdan kaynaklanan artışı gelir yazmakta ve vergisini ödemek zorunda kalmaktadır.

Bu şekilde aslında sanayicimizi, iş insanlarımızı, ihracat yapan, Türkiye'mize katma değer sağlayan büyük küçük tüm işletmeleri, belki de hiç ödemeyecekleri bir vergiyi sırf o günkü değerleme kuru yüksek diye, yüksek oranda bir geliri olacağı zannı ile vergisini baştan peşin peşin tahakkuk ettirip ödeterek işletme sermayelerinin örselenmesine sebebiyet vermekteyiz.

Tahakkuk eden vergiyi ödemekte zorlanan mükelleflerde piyasadan fon ihtiyacını gidermek için gerektiğinde borçlanmak zorunda kalmakta, bunu yapamayanlar ise konkordato ve hatta iflasını istemektedir veyahut hukuksuz bazı işlemlere itilmekteler.

Bir gün değil bir saat sonra bile kurların gelebileceği noktada yaşadığımız tecrübe ortada iken o günkü kur ile çıkarılmış gelir tablosu ve bilançonun ne kadar sağlıklı olduğu ise zaten ayrı bir tartışma konusudur.

Çözüm basittir: Devletimizin yapması gereken bir yandan piyasayı KGF v.b araçlarla fonlarken, piyasadan fon ihtiyacının sebeplerinden pekala biri olan tahsil edilmemiş olan kur farklarından kaynaklanan verginin tarhının yapılmaması, ertelenmesidir. Bu tarz bir çözüm piyasayı fonlamaktan ziyade fon talebini azaltacağı için önleyici bir çözümdür. Aynı zamanda bu çözüm, döviz alacağı olan, ihracat yapan firmalarımızı direk olarak hedeflediği için nokta atışı bir çözüm olacaktır.

Bindiğimiz Dalı Kesmeyelim

Kur farklarından kaynaklanan alacaklar tahsil edildiği anda zaten gelir hesaplarıyla ilişkilendirilmekteler. Ben bunlar hiç bir zaman vergilendirilmesin demiyorum. Benim söylemeye çalıştığım tahsil edilmemiş dövize bağlı alacaklar yüzünden Türkiye'mize katma değer katan, ihracat yapan mükellefin, belki de hiç bir zaman ödemeyeceği bir tutarı ondan baştan alarak onları finansal olarak zayıflatıyoruz. 2023 yılı ihracat hedeflerimizin vurgulandığı düzlemde, ihracatçımıza daha tahsil etmeden, sadece ve sadece değerleme yapılan gün ile alakalı olan kur yüksek diye aradaki farkı ondan gelir yazmasını istemek ve vergisini istemek ne kadar akılcı?

Sözümüz sadece kur farklarının gelir yazılması ile değil, gider yazılması ile de ilgilidir. Vergi Usul Kanunu madde 3/B der ki : Vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyeti esastır. Biz eğer bu kurların spekülatif olduğunu, gerçek mahiyetini yansıtmadığını düşünüyorsak neden bunun üzerinden mükelleflerimizin matrah hesaplamalarını bekliyoruz?

Ülkemize yönelik döviz üzerinden oyunların da düzenlendiği bu zaman diliminde sırf mevzuatımızda var diye mükelleflerimizi açık hedefe dönüştürmek, katlanamayacağı mali yükün altına itmek, mantığa sığmaz.

Mevzuatı Değiştirmek Bizim Elimizde

Alternatif çözümler 1: Kur farklarının gelir veya gider yazılması bunların ancak fiilen ödenmiş, tahsil edilmiş olmasına bağlanabilir.

Alternatif çözümler 2: ilk 3 geçici vergi döneminde kur farklarının değerlemesinden vazgeçilmeli, sadece en son geçici vergi döneminde kur farklarından olan alacak/borç dikkate alınmalı ve bundan kaynaklanan verginin ödemesi ise kurumlar vergisi ödeme zamanına kadar tecil ettirilmelidir.

Alternatif çözümler 3: Ülkemizde döviz borsası olmadığından değerleme günü itibari ile esas alınması gereken kurları Maliye Bakanlığı açıklamaktadır. Bu noktada yapılacak olan eğer döviz kurlarının gerçek dışı, spekülatif atak sonucu oluştuğunu düşünüyorsak daha uygun bir kur alınması da bir çözüm olarak gündeme getirilmelidir.

Sözün Özü

Çözümler üzerinde tartışma olabilir, farklı çözümler de üretilebilinir. Üzerinde tartışılmayacak derece de açık olan konu Türkiye'mize katma değer sağlayan mükelleflerin bu ve buna benzer önlemler neticesinde desteklemesi gerektiğidir ki bu aşamada alınacak bir önlem nokta atışı bir destek olur.

Saygılarımla,

13.03.2019

Kaynak: www.MuhasebeTR.com
(Bu makale kaynak göstermeden yayınlanamaz. Kaynak gösterilse dahi, makale aktif link verilerek yayınlanabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayınlayanlar hakkında yasal işlem yapılacaktır.)

GÜNDEM