Neslihan İÇTEN İNCE
Vergi Müfettişi
Vergi Denetim Kurulu ANKARA
neslihan.icten@vdos.gelirler.gov.tr
Borç İlişkilerinde Taraf Değişiklikleri: Alacağın Devri
Tarih: 13.01.2012
I-GİRİŞ
818 sayılı Borçlar Kanununda olduğu gibi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu da1
iki kısımdan oluşmuş olup, alacağın devri (temliki) konusu 818 sayılı Borçlar
Kanununun 162-172. maddeleri arasında 6098 sayılı yeni yasada beşinci bölüm
başlığı altında 183 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. 818 sayılı Borçlar
Kanununun dili, 6098 sayılı yeni yasada sadeleştirilmiş, günümüzde geçerli olan
dile oranla eskimiş olan ifadeleri, kolay anlaşılabilir bir ifadeye
dönüştürülmüştür. Öyle ki yeni yasada alacağın temliki başlığı alacağın devri
şeklinde düzenlenmiştir. Ancak, özel hukukta da oldukça fazla uygulama alanına
sahip alacağın temliki kavramı kullanılmaya devam ettiği için yazımızda alacağın
devri ya da alacağın temliki kavramı birlikte kullanılacak olup, yeni Türk
Borçlar Kanununun 183. maddesinden itibaren düzenleme alanı bulan alacağın devri
(temlik) konusu anlatılacaktır.
II-YASAL MEVZUAT
A-TANIM, ŞEKLİ VE HUKUKİ NİTELİĞİ
Alacağın devri (temliki), borç ilişkisinden doğan belli bir talep hakkının
devrine yönelik olarak, alacaklı ile onu devralan üçüncü kişi arasında,
borçlunun rızasını (onamını) aramaksızın yapılan ve sadece kazandırıcı bir
tasarruf işlemi niteliğini taşıyan şekle bağlı bir sözleşmedir. Alacağın
temliki, devir eden alacaklı ile devir alan (temellük eden) kişi arasında
yapılan bir sözleşme niteliğindedir. Bu nedenle, temlik edenin açık yada örtülü
rızası olmadan yapılamaz. Hukuki niteliği açısından alacağın temliki, temlik
eden alacaklı ile temellük eden şahıs arasında yapılan bir akde dayanılarak
meydana gelen kazandırıcı bir tasarruf işlemidir. Temlik işlemi, belirli
alacağı, temlik edenin malvarlığından çıkarıp, temellük edenin malvarlığına
geçirir. Alacaklının tek taraflı bir hukuki muamelesi değil, temlik alanla
yaptığı bir akittir.
Alacağın devri ile birlikte, alacaklı değişir, alacak hakkı devralana (3.
kişiye) geçer. Devralan daha önce temlik edene ait olan alacak hakkını kesin
olarak iktisap eder; bunun üzerinde “tasarruf etme” yetkisi kazanır. Temlik eden
alacaklının da bu aşamadan sonra artık tasarruf hak ve yetkisi bulunmadığından
(kalmadığından) bu alacağa dayalı olarak herhangi bir hukuki işlem yapması
mümkün değildir. Bu durumda temlik işlemi ile temlik eden, borç ilişkisinden
çıkar ve onun yerine alacaklı sıfatıyla alacağı devralan 3. kişi geçer. Alacakla
ilgili her türlü (dava açma, takip yapma, temlik etme gibi) hukuki işlemler bu
3. kişi tarafından yapılır.2 Alacağı temlik eden borcun ifasını isteyemez, bu
hak yeni alacaklınındır. Borçlu, devir yasağı içermeyen yazılı bir borç
tanımasına güvenerek alacağı devralmış olan üçüncü kişiye karşı, alacağın
devredilemeyeceğinin kararlaştırılmış bulunduğu savunmasını ileri süremez.
Alacağın temlikinde, borcu doğuran ilişkinin kendisi değil, bu ilişkiden doğmuş
alacakların tümünün ya da bir bölümünün temliki söz konusudur. Bu nedenle,
alacağın temlikinden sonra da, devreden alacaklı, borç ilişkisinden doğan
yükümlülükleri ile bağlıdır.
Örneğin, bir satış sözleşmesinde, alacağını devreden satıcının malı teslim
yükümlülüğü devam eder.3
Alacağın devrinin geçerliliği, alacaklının isteği ve yazılı şekilde yapılmış
olmasına bağlıdır. Alacağın devri, hak devreden tasarrufi bir sözleşme
olduğundan yapılan akdin yazılı olması esastır. Amaç ise, temlik edenin
alacaklarının korunmasıdır. Sözleşmenin yapılması ile birlikte, alacak,
devredenin malvarlığından devralanın malvarlığına geçer. Yazılı temlik
sözleşmesinde sadece alacağı temlik eden tarafın imzasının bulunması yeterlidir.
Devralanın kabul beyanının yazılı şekilde açıklanması gerekmez. Kabul beyanı
zımni (örtülü) de olabilir.4 Alacağın devri sözü verme ise, şekle bağlı
değildir.
B-ALACAĞIN TEMLİKİNİN ÇEŞİTLERİ
6098 sayılı Türk Borçlar Kanununa göre alacağın temlikinin iki çeşidi vardır:
1-İradi (Rızai) Devir (Temlik): Söz konusu Kanunun 183. maddesine göre kanun,
sözleşme veya işin niteliği engel olmadıkça alacaklının, borçlunun rızasını
aramaksızın alacağını üçüncü bir kişiye devredebilmesine alacağın devri
(temliki) denilmektedir. Bu türdeki bir devir iradi (rızai) devirdir. Bütün
alacaklar, ister sözleşmeden, ister haksız fiilden veya sebepsiz zenginleşmeden
doğmuş olsunlar (yasa veya sözleşme hükümlerine veya işin niteliğine göre
yasaklanmış olmadıkça) başkasına devredilebilir. Yeteri ölçüde belirlenmiş veya
belirlenebilir olmak şartıyla daha sonra meydana gelecek (müstakbel) alacaklar
(örneğin ilerdeki kira alacakları) ve şarta bağlı alacaklar da temlik
edilebilir. Bölünebilen hallerde, alacağın bir kısmını temlik etmek de
mümkündür. Buna karşılık konu veya zaman bakımından bir sınırlama yapmaksızın
doğacak bütün alacakların temlikini öngören sözleşmeler, şahsiyet haklarına,
ahlaka aykırıdır, ekonomik özgürlüklerin aşırı derecede sınırlaması
niteliğindedir ve bu nedenle geçersizdir.5
Alacaklı konumda olan şahıs ya da firma, ticari, ekonomik ve hukuksal nedenler
ile alacaklarını üçüncü kişilere devredebilirler. Örneğin, B A.Ş.’nin vergi
borcundan dolayı hak ve alacağına haciz konulması istenilmiş ancak, hak ve
alacaklarının haciz bildirisinden önce C A.Ş.’ne temlik edildiği durumu
düşünelim. (B A.Ş. ile C A.Ş. arasında yapılmış yazılı temlik sözleşmesi
mevcuttur.) Temlik işlemi ile belirli bir alacak temlik edenin malvarlığından
çıkarılıp, temlik alanın malvarlığına geçirilir. Bu durum alacaklının tek
taraflı bir hukuki işlemi değil, temlik alanla yaptığı akittir. Ancak yapılan
akdin yazılı olması esastır. Bunun amacı da temlik edenin alacaklarının
korunmasıdır. Açıklanan nedenlerle yasaya uygun (yazılı yapılmış ve kanun ile
yasaklanmamış, işin niteli gereği de caiz olan) bir temlik sözleşmesi mevcut
ise, bu sözleşmeyle alacağın temliki ile birlikte alacak (ve o alacağa bağlı
fer’i haklarda) temlik edilene geçeceğinden bu tarihten (alacağın temlik
edilmesinden) sonra temlik edilen alacağın, temlik eden kimsenin alacaklıları
(vergi dairesi) tarafından haczedilmesi mümkün olamayacaktır. Temlik eden
kimsenin alacaklılarının, bu kimsenin üçüncü şahıslardaki alacakları üzerine
temlik tarihinden sonra konulan hacizleri, temlik edilen alacak miktarının
üzerindeki (ve varsa temlik edilen alacak dışındaki) alacakları için geçerli
olabilir.
Konuya ilişkin olarak, Antalya Vergi Dairesi Başkanlığı’nın temlik alacağının
sıra cetvelindeki yeri hakkındaki ../../2009 tarih ve B.07.1.GİB.4.07.17.03/TAH.ÖZG:09-08/…
sayılı muktezası;6 “… Müdürlüğü’nün … numaralı mükellefi …Tic. Ltd. Şti.’nin
Belediyenizden 215.366,96.-TL istihkak alacağı bulunduğu,
-Şirketin bu alacağını Antalya … Noterliği’nin … yevmiye numaralı temliknamesi
ile 08.04.2009 tarihinde adı geçen vergi dairesinin … numaralı mükellefi …
Ticaret A.Ş’nin borcu nedeniyle … Ticari Şubesine 08.04.2009 tarihinde temlik
ettiği ve temlik evrakının 10.04.2009 tarihinde tarafınıza tebliğ edildiği,
-Şirketin alacağı üzerine, … A.Ş.’nin 36.754,29 TL alacağı nedeniyle Antalya …
İcra Dairesince 15.05.2009 tarihinde, … A.Ş.’nin 41.688,16 TL ve 43.250,28 TL
alacağı nedeniyle Antalya … İcra Dairesince 22.05.2009 tarihinde, … Hizmetleri
Müdürlüğünce, … Ltd. Şti.’nin 49.969,85 TL alacağı nedeniyle Antalya … İcra
Müdürlüğünce 10.08.2009 tarihinde haciz konulduğu,
-Şirketin 328.268,00 TL vergi borcu nedeniyle … Vergi Dairesi Müdürlüğünce
düzenlenen 28.05.2009 tarihli ve … sıra numaralı haciz bildirisinin 02.06.2009
tarihinde tarafınıza tebliğ edildiği, belirtilerek kurumunuzca yapılacak
215.366,96.-TL tutarındaki istihkak ödemesinde öncelik sırasının kimde olacağı
hususunda …”
“ … üçüncü kişiler ve kamu alacağı için haczedilen mallar üzerine, haciz
tarihlerinden önce ve birinci sırada olmak kaydıyla rehin gibi temlik işlemi de
tesis edilmiş olması durumunda, bu malların satış bedelinden öncelikle temlik
alacaklısının alacağının ödenmesi, temlik alacağından sonra bir tutar kalması ve
kalan bu tutarın da amme alacağı ile birlikte diğer haciz alacaklarını
karşılamaması durumunda, kalan tutarın amme alacağı ile temlik alacaklısından
sonra gelen ilk üçüncü kişi haczi arasında garameten paylaştırılması
gerekmektedir. Zira, Kanun ve sözleşme ile veya işin mahiyeti icabı
yasaklanmadıkça borçlunun rızası aranmaksızın alacaklı, alacağını üçüncü şahsa
temlik edebilir. Temlik işleminin geçerli olması için yazılı şekilde yapılması
yeterlidir. Temlik, kazandırıcı nitelikte bir tasarruf işlemi olarak alacağın
bütün yan ve öncelik hakları birlikte, temlik sözleşmesinin tamamlandığı andan
itibaren yeni alacakların mal varlığına girmesi sonucunu doğurur. Diğer bir
ifadeyle; eski alacaklıya verilmiş olan rehin ve kefalet, eski alacağa bağlı
akdi veya kanuni faizler, alacak dolayısıyla doğan hapis hakkı ve alacağa bağlı
yenilik doğuran haklar ve benzerleri, hep yeni alacaklıya geçer. Bu sebeple
geçerli bir temlik işleminden sonra temlik edenin alacaklıları artık bu alacağa
dokunamazlar, aksine devir alanın alacaklıları, onu haczettirme imkanına
kavuşurlar. Bu bağlamda, sıralamada temlik konusu alacağa hacizlerden önce
olması koşuluyla öncelik verilmesi gerekir. Diğer taraftan, Türk Borçlar
Kanununda temliğin yazılı şekilde yapılması yeterli görülmekle birlikte, Merkezi
Yönetim Harcama Belgeleri Yönetmeliğinin 8. maddesinin (g) bendinde, “Herhangi
bir alacağı temellük eden kişilere yapılacak ödemelerde noterce onaylanmış
alacak temliknamesi” aranacağı düzenlenmiştir…” şeklindedir.
Konuya ilişkin olarak, İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı’nın indirimli orana
tabi işlemlerden doğan KDV iade alacağının 3. kişilere temlik edilip
edilemeyeceği hakkındaki 23.09.2010 tarih ve B.07.1.GİB.4.34.17.01-KDV.29-374
sayılı muktezası;7 “… Nisan 2009 döneminde KDVK’nun 29/2. maddesi kapsamında YMM
Raporu ile aylık mahsuben iade işlemlerine esas olmak üzere kesinleşen iade
hakkının üçüncü şahıslara temlik edilip edilemeyeceği sorulmaktadır. KDVK’nun
29/2. maddesi uyarınca, indirimli orana tabi işlemleri bulunan mükelleflerin bu
işlemler nedeniyle yüklendikleri ve indirim yoluyla telafi edemedikleri verginin
iadesine ilişkin usul ve esaslar 74, 76, 85, 99, 101, 105 ve 106 seri no.lu KDV
Genel Tebliğlerinde yapılmıştır. Aynı Kanun kapsamında ortaya çıkan katma değer
vergisi iade alacaklarına ilişkin 84 seri no.lu KDV Genel Tebliğinin 107 seri
no.lu Tebliğ ile değişik (I/1.1) bölümünde, katma değer vergisi iade alacağının
hak sahibi mükellefin kendisinin, adi, kollektif ve komandit şirketlerde
ortaklık payı ile orantılı olmak üzere ortakların (komandit şirketlerde sadece
komandite ortakların) taleplerinin miktarına bakılmaksızın inceleme raporu ve
teminat aranılmadan yerine getirileceği belirtilmiştir. Öte yandan, 84 seri
no.lu Tebliğin "I/1.1.4 Mahsup Sonrası Alacağın Nakden İadesi" başlıklı
bölümünde, iade hakkı sahibi mükelleflerin
iade alacağının mahsubundan sonra kalan kısmının kendilerine, ortaklarına, mal
ya da hizmet satın aldıkları kişilere veya üçüncü kişilere nakden iadesini talep
edebilecekleri, nakden iade işlemlerinde ise aynı bölümün (1.2), (1.3) ve (2)
numaralı bölümlerindeki açıklamaların geçerli olacağı belirtilmiştir. Ayrıca
bölümün sonunda "Mahsup sonrası alacağın, üçüncü kişilere nakden iadesinin talep
edilmesi halinde, alacağın temlikine ilişkin bu talebin yazılı şekilde yapılması
ve yazıda alacağın açık bir şekilde kime temlik edileceğinin bildirilmesi
gerekmektedir." denilmektedir. Bu çerçevede, KDV iade alacaklarına ilişkin
temlik talepleri, mükelleflerin nakden iade edilebilir aşamaya gelmiş iade
alacakları üzerinde hüküm ifade etmektedir. Dolayısıyla, Firmanızın Nisan 2009
vergilendirme döneminde indirimli orana tabi işlemlerden doğan mahsuben iade
alacağını üçüncü kişilere temlik etmesi mümkün değildir. Diğer taraftan yılı
içinde mahsuba konu olmayan iade alacağı, izleyen yıl nakden iade edilebilir
aşamaya gelmekte ve kendi borcunuz olmaması kaydıyla 84 seri no.lu KDV Genel
Tebliğinin I/1.1.4 bölümü çerçevesinde nakden veya üçüncü kişilerin vergi ve SSK
borçlarına mahsubu amacıyla temliki mümkün bulunmaktadır” şeklindedir.
2-Yasal veya Yargısal (Kazai) Devir (Temlik): İradi devir dışındaki yasal veya
yargısal devir ise, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 185. maddesinde;
“alacağın devri kanun veya mahkeme kararı gereğince gerçekleşmişse, bu devir
özel bir şekle ve önceki alacaklının rızasını açıklamasına gerek olmaksızın,
üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilir” hükmünü içermektedir. Buna göre, iradi
devirden farklı olarak yasal veya yargısal devirde kanun veya mahkeme kararı
bulunması şartıyla önceki alacaklının rızasını açıklamasına gerek olmaksızın
hüküm ifade edeceği anlatılmaktadır. Örneğin, murise ait alacakların mirasçılara
geçmesi yasal bir temlik sayılır. Burada alacaklar, isteğe bağlı temlikteki gibi
bir hukuki işlemle olmayıp kendiliğinden devredilmektedir. Yargısal temlikte
ise; mirasçılar, mirasın taksiminde anlaşamadıkları için mahkemeye başvurmaları
halinde hakim hisseleri saptayarak mirasçılara tahsis eder.
C-DEVRİN (TEMLİKİN) HÜKÜMLERİ
Alacak temlik edilmişse, borçlunun onamı alınmamış olsa dahi, alacaklı
değişmiştir, borçlu borcundan kurtulmak için edimi yeni alacaklıya ifa ile
yükümlüdür. Ancak alacaklının değişmesinin borçlunun hukuki durumunu
ağırlaştırmaması için yasa koyucu yeni Borçlar Kanununun md. 186-187’de borçlu
yararına bir kısım önlemlere yer vermiştir. Bu durum borçlunun durumuna göre iki
şekildedir:
1-İyiniyetle yapılan ifa: Borçlu, alacağın devredildiği, devreden veya devralan
tarafından kendisine bildirilmemişse, önceki alacaklıya; alacak birkaç kez
devredilmişse, son devralan yerine önceki devralanlardan birine iyiniyetle ifada
bulunarak borcundan kurtulur. Borçlunun iyiniyetli sayılması için, alacağın
temlik edildiğini bilmemesi, ödemede bulunduğu alacaklıyı hak sahibi zannetmesi
gerekir. Borçlu, alacağın temlik edildiğini öğrenmişse, alacağın temliki,
alacağı devreden veya devralan tarafından bildirilmemiş olsa dahi, eski
alacaklıya yaptığı ödeme ile borcundan kurtulmaz. Borçlu yeni alacaklıya tekrar
ifa zorunda kalır.8
2-İfadan kaçınma ve tevdi: Kime ait olduğu çekişmeli bulunan bir alacağın
borçlusu, ifadan kaçınabilir ve alacağın konusunu hâkim tarafından belirlenen
yere tevdi etmekle borçtan kurtulur. Borçlu, alacağın çekişmeli olduğunu bildiği
hâlde ifada bulunursa, bundan doğacak sonuçlardan sorumlu olur. Dava konusu olan
çekişme mahkemece henüz sonuca bağlanmamış ve borç da muaccel ise, taraflardan
her biri borçluyu, edimi tevdi etmeye zorlayabilir.
Borçlu, devri öğrendiği sırada devredene karşı sahip olduğu savunmaları,
devralana karşı da ileri sürebilir. Borçlu, devri öğrendiği anda muaccel olmayan
alacağını, devredilen alacaktan önce veya onunla aynı anda muaccel olması
koşuluyla borcu ile takas edebilir.
D-SORUMLULUĞUN KAPSAMI
Devralan garanti ile yükümlü olan devredenden aşağıdaki istemlerde bulunabilir:
1-İfa ettiği karşı edimin faizi ile birlikte geri verilmesini.
2-Devrin sebep olduğu giderleri.
3-Borçluya karşı devraldığı alacağı elde etmek için yaptığı ve sonuçsuz
girişimlerin yol açtığı giderleri.
4-Devreden kusursuzluğunu ispat etmedikçe uğradığı diğer zararlarını.
Öncelik hakları ve bağlı hakların geçişinde ise, alacağın devri ile devredenin
kişiliğine özgü olanlar dışındaki öncelik hakları ve bağlı haklar da devralana
geçer. Asıl alacakla birlikte işlemiş faizler de devredilmiş sayılır.
Devreden, devralana alacak senedi ile elinde bulunan ispatla ilgili diğer
belgeleri teslim etmek ve alacağını ileri sürebilmesi için gerekli bilgileri
vermekle yükümlüdür.
Alacak, bir edim karşılığında devredilmişse devreden, devir sırasında alacağın
varlığını ve borçlunun ödeme gücüne sahip olduğunu garanti etmiş olur. Alacak
bir edim karşılığı olmaksızın devredilmiş ya da kanun gereğince başkasına
geçmişse, devreden veya önceki alacaklı, alacağın varlığından ve borçlunun ödeme
gücünden sorumlu değildir.
Alacaklı, alacağını borcu ifaya yönelik olarak devretmekle birlikte borca mahsup
edilecek miktarı belirlememişse devralan, ancak borçludan aldığı veya gereken
özeni gösterseydi alabilecek olduğu miktarı, kendi alacağına mahsup etmek
zorundadır.
III-SONUÇ
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girecek olup,
yazımızın konusu olan alacağın devri konusu söz konusu Kanunun beşinci bölüm
başlığı altında 183 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Alacağın devri
(temliki), borç ilişkisinden doğan belli bir talep hakkının devrine yönelik
olarak, alacaklı ile onu devralan üçüncü kişi arasında, borçlunun rızasını
(onamını) aramaksızın yapılan ve sadece kazandırıcı bir tasarruf işlemi
niteliğini taşıyan şekle bağlı bir sözleşmedir. Günümüzde, şahıs ve firmalar
alacağın temliki müessesesi ile kendilerini güvence altına alarak haciz ve vergi
borçlarının ödenmesinin önüne geçebilmektedirler. Bu nedenle, vergilendirmede,
213 sayılı Vergi Usul Kanununun “Vergiyi Doğuran Olay” başlıklı 19. maddesi ile
aynı kanunun “Vergi Kanunlarının Uygulanması ve İspat” başlıklı 3. maddesi
doğrultusunda olayın veya işlemin gerçek mahiyetinin araştırılması ve buna göre
karar verilmesi önem kazanmaktadır.
DİPNOTLAR:
1. 04.02.2011 tarih ve 27836 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.
2. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 01.03.2005 tarih ve E:2005/950, K:2005/4209
sayılı kararı.
3. Prof.Dr.Safa REİSOĞLU, Borçlar Hukuku, İstanbul-1993, s.359.
4. Prof.Dr.Safa REİSOĞLU, a.g.e., s.362.
5. Prof.Dr.Safa REİSOĞLU, a.g.e., s.359-360.
6. www.ant-vdb.gov.tr
7. www.ivdb.gov.tr
8. Prof.Dr.Safa REİSOĞLU, a.g.e., s.364.
KAYNAKLAR:
1-Prof.Dr.Safa REİSOĞLU, Borçlar Hukuku, İstanbul-1993.
2-818 sayılı Borçlar Kanunu
3-6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu
4-www.ivdb.gov.tr
5-www.ant-vdb.gov.tr
Bu makale Vergi Müfettiş Yrd. Zeynep USTA ile birlikte hazırlanmıştır.
Bu makale Maliye Postası Dergisinin 752. sayısında (1 Ocak 2012 s.97'de)
yayımlanmıştır.)
Kaynak:
www.MuhasebeTR.com
(Bu makale yazılı veya
elektronik ortamda kaynak
göstermeden yayınlanamaz.
Kaynak göstermeden yayınlayanlar hakkında yasal
işlem yapılacaktır .)