Erdoğan AVDER
Öğretim Görevlisi
Balıkesir Üniversitesi
erdoganavder@mynet.com
VERGİNİN TEMEL KAVRAMLARI
Tarih:
18.06.2009
I.
VERGİ HUKUKU KAVRAMI
A.
HUKUK KAVRAMI
Hukuk
Arapça kökenli bir sözcüktür. Hak sözcüğünün bir
çoğuludur ve haklar manasına gelmektedir. Hukuk kavramı,
günlük dilde belli bir ülkede yürürlükte olan hukuk
kurallarının bütününü içine alan geniş kapsamlı bir
sözcük olarak kullanılır. Bilim dilinde hukuk kavramı,
toplum içinde yaşayan kişiler arasındaki ilişkileri
düzenleyen ve devlet tarafından konulan müeyyidelerle
güvence altına alınmış yazılı kurallar anlamına
gelmektedir.
Hukuk
kuralları, insanların huzur ve barış ortamında
yaşayabileceği bir toplum düzeyini kurmayı ve bu düzeni
devam ettirmeyi amaç edinmiştir. Toplumu oluşturan
kişiler arasında eşitlik ilkesi geçerlidir. Buna
karşılık, kişilerle devlet arasındaki ilişkilerde,
astlık ve üstlük ilişkisinden dolayı devletin egemenliği
ilkesi geçerlidir. Hukuk kuralları tarih boyunca
özellikle din ve ahlak kuralları ile iç içe olarak
gelmiştir. Din, âhlak ve örf-adet kuralları; Allah
korkusu, ayıplama, vicdan azabı duyma gibi yaptırımlarla
desteklenirken, hukuk kurallarına uyulmaması halinde ise
devlet, zorlayıcı yaptırım gücü ve cezalarla bireylerin
karşısına çıkmaktadır.
B.
VERGİ HUKUKUNUN KAPSAMI
Kamu gelir ve giderlerine ilişkin hukuki
düzenlemeler, mali hukuk içinde yer almaktadır. Mali
hukuk, gelir hukuku ve gider hukuku olmak üzere ikili
bir ayırıma tabi tutulur. Vergi hukuku, gelir hukuku
içinde yer almaktadır. Vergi kavramı devletin topladığı
vergilerden başka adı vergi olmayan ancak, devlet
tarafından veya devletin yetkilendirdiği diğer kamu
kuruluşlarının gerektiğinde zorla aldıkları, harç, resim
ve benzeri bütün yükümlülükler ( fon, prim, aidat,
harcamalara katılma payı gibi) kapsar.
Vergi, devletle kişiler arasında mali bir ilişki
kurmakta devlet alacaklı konumda kişiler ise borçlu
konumundadır. Bu ilişki usulüne uygun olarak konulan
hukuk kuralları ile düzenlenmiştir. Vergi ve benzeri
yükümlülükler, devletin kamu gücünü kullanarak, belli
bir hizmet karşılığında bu hizmetlerden yararlananlardan
aldıkları paralardır. Resim, harca benzer biçimde, bazı
kamu hizmetlerinden yaralanma karşılığında yada herhangi
bir faaliyeti icra etmek için gerekli olan izni almak
için ödenen bedellerdir. Harç ve resmin vergiden farkı,
verginin tamamen karşılıksız olması ve bireylerin ödeme
güçlerine göre alınmasına karşılık, harç ve resim kamu
hizmetlerinden yaralanma karşılığı alınır.
C.
VERGİ HUKUKUNUN TANIMI
“Vergi hukuku, kişilerle devlet arasında vergi
ilişkisinden doğan vergi ödevinin niteliği, doğması ve
tahsili gibi hususları düzenleyen kuralların bütünüdür”.
Vergi kamu giderlerini karşılamak amacıyla devletin tek
taraflı olarak ve egemenliğinin bir neticesi olarak
vergilendirme yetkisine dayanarak kişilerin gelir, gider
ve malları üzerinden aldığı ekonomik değerlerdir.
Başka bir ifade ile “Vergi hukuku, devletin kamu
gücüne dayanarak toplumu oluşturan kişilerden aldığı
vergi, harç, resim ve benzeri gelirler dolayısıyla
ortaya çıkan karşılıklı hak ve ödevleri düzenleyen bir
kamu hukuku dalıdır”.
D.
VERGİ HUKUKUNUN GENEL HUKUK SİTEMİ İÇİNDEKİ
YERİ
Vergi
hukuku, kamu hukukunun daha geniş bir ana dalı olan Kamu
Maliyesi hukukunun bir alt dalıdır. Vergi hukuku, başta
Anayasa hukuku olmak üzere idare hukuku, ceza hukuku ve
diğer özel hukuk dalları ile ilişki içindedir. Anayasa
73.maddesinde vergi ödevi düzenlenmiştir.
Vergi
hukukunun idare hukuku ile ilişkisi vardır. Verginin
tarhı, bizzat idarenin yaptığı işlemdir ve idare
hukukunun kuralları idare tarafından yapılan tüm
işlemleri kapsamaktadır. Vergi yargısına intikal eden
uyuşmazlıklardan bir çoğu çözümlenirken, idari yargılama
hükümlerine atıf yapılmaktadır. Bazı vergi davalarına
bölge idare mahkemeleri bakmaktadır. Vergi hukuku ceza
hukuku ile yakından ilişkisi vardır. Örneğin kaçakçılık
cezalarının verilmesi ile ilgili hükümler için ceza
hukukuna atıf yapılmaktadır.
Vergi
hukuku özel hukukla da ilişkilidir. Örneğin veraset ve
intikal vergisinde miras vergilendirilirken aile
hukukunun hükümleri esas alınır. Şirketlerin
vergilendirilmesinde ticaret hukukundan ve sorumluluk
müessesesi konusunda borçlar hukuku hükümlerinden
yararlanılmaktadır.
Uluslar
arası ekonomik ilişkilerin artması sebebiyle devletler
arsında vergi konusunda önemli sorunlar ortaya
çıkmaktadır. Bu sorunların başında çifte vergilendirme
gelmektedir. Devletler bu sorunu ya tek taraflı olarak
ya da çok taraflı anlaşmalarla çözmeye çalışmaktadır
Böylece vergi hukuku ile uluslar arası hukuk sıkı bir ilişki
içine girmiştir. Hatta günümüzde uluslar arası vergi
ilişkilerini düzenleyen bir uluslar arası vergi hukuku
dalı gelişmeye başlamıştır.
II.
VERGİ HUKUKUNUN KAMU HUKUKU DALARIYLA İLİŞKİSİ
1.
Vergi Hukukunun Anayasa Hukukuyla İlişkisi
Anayasa hukuku devletin temel yapısı, organ ve
kurumların işleyiş görev ve sorumluluklarını, kişilerin
hak ve ödevlerinin neler olduğu hakkında genel kurallar
koyar.
Anayasalar devletin mali yapılanmasını ve
yapısına ilişkin temel kuralları da içerir.
Vatandaşların vergi yönünden eşitliği anayasanın temel
bir kuralı olarak karşımıza çıkar. Vergiler kanunlarla
konulduğundan anayasanın vergilendirme yetkisinin
sınırları, mükelleflerin hak ne ödevleri, vergilemenin
amaçları gibi temel vergileme ilkeleri gözetilerek
öngörülür. Kanunlar anayasa hükümlerine aykırı
olamazlar. Vergi kanunlarının uygulamalarını vergi
idaresi anayasa çerçevesine uygun olarak yürütürler. Bu
nedenle vergi hukukuyla anayasa hukuku arasında yakın
bir ilişki vardır.
2.
İdare Hukuku ile İlişkisi
Devletin kamu hizmetleri yapması için mali
kaynaklara ihtiyaç vardır. Devletin mali faaliyetleri
yürütmesi çok büyük önem arz etmektedir. Devletin kamu
hizmetlerini yapması yani kamu kuruluşlarının kişilerle
olan görev ve yetkileri idare hukukunun kapsamındadır.
Devletin yürüttüğü mali faaliyetler idari tedbirlere
benzemez. Mali vasıtalar kamunun elinde alınınca artık
hiçbir idari faaliyet yapılamaz hale gelir. Vergi ile
ilgili işlemlerden doğan uyuşmazlıklar idari yargının
görev alanına girer.
Devletin mali işleri dolayısıyla yürüttüğü
faaliyetler mali hukukun konusuna girmektedir.
Vergilerin tarh, tahakkuk ve tahsil işlemlerinin idari
birer muamele olduğu, bunların yapılması için memur ve
idari birimlerin görev, yetki ve sorumluluklarını
gündeme getirir. Bu sayılan işlemlerin hepsi idare
hukukunun konusuna girmektedir.
3. Ceza
Hukuku İle İlişkisi
Ceza
hukuku, devletin suç saydığı fiillerin yapılması
yapılmasını emrettiği görevlerin yerine getirilmemesi
sonucunda uyguladığı yaptırımları düzenleyen hukuk
dalıdır. Ceza hukuku, suç oluşturan fiil ve
davranışların neler olduğu, bu fiilleri işleyenlere ne
gibi müeyyideler uygulanacağını gösteren hukuk dalıdır.
Vergi kanunlarının hükümlerine aykırı davranma
halinde mükellefler yapılan suçun durumuna göre ya
“idari vergi suçu” veya “adli vergi suçu” işlemiş olur.
İdari ve adli vergi suçları açısından fiillerin neler
olduğu geniş bir şekilde Vergi Usul Kanununda
düzenlenmekle beraber, idari vergi suçlarının
cezalandırma süreci ilgili kanunda, adli vergi
suçlarının cezalandırma süreci Ceza Muhakemeleri
Kanununda düzenlenmiştir.
4.
Uluslararası Hukuk İle İlişkisi
Uluslararası hukuk, bağımsız devletlerin
birbiriyle, milletlerarası kuruluşlar ile ve bu
kuruluşların birbiriyle olan ilişkilerini inceleyen
hukuk dalıdır. Bir ülke kendi sınırları içinde vergileme
yetkisini anayasal sınırlar içinde kullanır. Bir
devletin çıkardığı vergiye ilişkin hukuk kurallarının o
ülkenin sınırları içerisinde uygulanmasına “Mülkilik
İlkesi” denir.
Devletlerin kendi sınırları dışındaki
vergilendirme yetkisi ise “Şahsilik İlkesi” olarak kabul
edilmiştir. Her ülkenin vergilendirme yetkisi, kural
olarak kendi ülkesi ile sınırlıdır. Ancak bu durumda
ülke içimde yaşayan yabancılar ile ülke dışında yaşayan
vatandaşların vergilendirilmesi ile ilgili bazı
sorunların çıkması kaçınılmazdır. Bu durumda bir
kişiden,aynı konu üzerinden birden fazla devletin vergi
istemesi, çifte vergileme sorununu ortaya çıkarmıştır.
Devletler vergileme yetkisinden doğan bu
sorunların yani çifte vergilemenin, iki taraflı ya da
çok taraflı antlaşmalar ile çözülmesi yoluna
gidilmiştir. Çok taraflı antlaşmaya örnek olarak, Avrupa
Topluluğu’na dahil olan ülkelerin vergilemeye ilişkin
yaptıkları antlaşmalar gösterilebilir.


III.
VERGİ HUKUKUNUN KAYNAKLARI
Vergi
hukuku; kaynağını, yasama organından, yürütme organından
ve yargı organından almaktadır. Ayrıca örf ve adet,
bilimsel çalışmalarda vergi hukukunun kaynağı
olmaktadır. Hukuk kaynaklarının bazıları bağlayıcı
niteliktedir. Bunlara uyulması zorunludur. Bağlayıcı
kaynaklara asli temel kaynaklar da denilmektedir. Bir
kısım hukuk kaynakları ise yardımcı niteliktedir. Bunlar
yeni bir hüküm getirmezler. Bu tür kaynaklar, sadece
mevcut kuralların anlaşılmasında yardımcı olurlar.
Açıklayıcı, yorumlayıcı, düzenleyici durumdaki
kurallardır. Tüzük, yönetmelik ve genel tebliğler bu
niteliktedir.
A.
VERGİ HUKUKUNUN YASAMA ORGANINDAN DOĞAN KAYNAKLARI
1.
Anayasa
Vergi
hukukunun en önemli kaynaklarından birisi kuşkusuz
anayasadır. En temel kaynak Anayasadır. 1982
Anayasasının 2. 10. ve 73. maddeleri vergilendirmeye
ilişkin hükümleri içermektedir.
Anayasanın 73. maddesinde “Vergi Ödevi” başlığı altına
vergilendirmeyle ilgili temel düzenlemeleri
içermektedir. 73. maddenin 1. fıkrasında, “Herkes kamu
giderlerini karşılamak üzere mali gücüne göre vergi
ödemekle yükümlüdür”., hükmü yer alırken 2. fıkrasında,
“
Vergi
yükünün adaletli ve dengeli dağılımı maliye
politikasının sosyal amacıdır” hükmü yer almaktadır.
Vergi resim ve harç ve benzeri yükümlülükler kanunla
konulur, değiştirilir veya kaldırılır.
Vergi
resim harç ve benzeri mali yükümlülüklerin muafiyet,
istisnalar ve indirimleriyle, oranlarına ilişkin
hükümlerinde kanunun belirttiği yukarı aşağı sınırlar
içinde değişiklik yapma yetkisi Bakanlar Kurulu’na
verilebilir.
2.
Kanun
Vergi kanunlarının Anayasa ile birlikte en önemli
kaynağı vergi kanunlarıdır. Vergi kanunları verginin
konusunu, matrahını, tarifesini, yükümlüyü ve vergi
borcunu nasıl, ne zaman doğduğunu belirtir.
Verginin kanuniliği ilkesi 1982 Anayasasındaki
temellerini; 2. maddede vurgulanan Türkiye
Cumhuriyeti’nin “sosyal bir hukuk devleti” olduğuna
ilişkin hüküm ile 73. maddenin 3.fıkrasında yer alan
“vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler
kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır” hükmünden
almaktadır.
Bir
verginin toplanması için sadece vergi kanunu yeterli
gelmemektedir. Verginin toplanabilmesi için Bütçe
Kanunu’nda izin verilmiş olması gerekmektedir.
Anayasanın 161. maddesinde bütçenin yıllık olduğu hükme
bağlanmıştır. 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol
Kanunu’nun 15. maddesinde Bütçe Kanunu’nun her yıl vergi
ve resimlerin tahsiline izin vermesi, Bütçe Kanunun (
C) cetvelinde de kamu gelirlerinin dayanağı olan
kanunlar yer almaktadır.
3.
Uluslararası Vergi Anlaşmaları
Ülkeler arasında ticari ilişkilerin artması
sonucunda çifte vergilendirmenin çözümlenmesi için iki
ülke arasında veya ikiden çok ülkeler arasında vergiye
ilişkin anlaşmalar vardır. Örneğin, Gümrük Tarifeleri ve
Ticaret Genel Anlaşması ile Avrupa Birliği Anlaşmasının
vergiye ilişkin önemli hükümleri vardır.
Devletler çifte vergilendirmeyi önleme ve
uyuşmazlıkların çözümü vergi kaçakçılığının ve gereksiz
formalitelerin önlenmesi, vergi idarelerinin tahakkuk ve
tahsilinde etkinliğinin artırılması, bilgi alış
verişinin genişlemesi, vergi kanunlarının
uyumlaştırılması gibi sebeplerle aralarında anlaşma
yaparlar. Uluslar arası vergi anlaşmaları vergi
hukukumuzda bağlayıcı ve temel kaynaklardandır.
B.
VERGİ HUKUKUNUN YÜRÜTME ORGANINDAN DOĞAN KAYNAKLARI
-
Kanun Hükmünde Kararname
Kanun
hükmünde kararnameler çeşitli konularda düzenleme yapmak
için Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılmaktadır. Ancak,
normal zamanlarda Kanun Hükmünde Kararname ile vergi
konusunda düzenleme yapılamaktadır. Anayasa’nın 91.
maddesinin 11. fıkrasına göre kanun hükmünde kararname
kural olarak vergilendirmenin kaynağı olamaz. Ancak
savaş ve sıkıyönetim hallerinde Kanun hükmünde Kararname
ile vergilendirmeye ilişkin düzenlemeler yapılabilir (
Anayasa, md.121ve 122). Dolayısıyla kanun hükmünde
kararname sadece savaş ve sıkıyönetim hallerinde vergi
hukuku için kaynak olabilir.
2.
Bakanlar Kurulu Kararları
Anayasanın 73. maddesinin üçüncü fıkrası vergi, resim
harç ve benzeri mali yükümlülüklerinin muaflık,
istisnalar ve indirimleriyle oranlarına ilişkin
hükümlerde kanunun belirttiği yukarı ve aşağı sınırlar
içinde değişiklik yapma yetkisinin Bakanlar Kurulu’na
verilebileceğini hükme bağlamıştır. Bakanlar Kurulu,
Gelir Vergisi Kanunu’nun 94. maddesinde belirtilen vergi
oranları, Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 28. maddesinde
yer alan KDV oranları ve Özel Tüketim Vergisi Kanunu’nda
belirtilen tutar ve oranları ile ilgili zaman içinde
değişiklik yapmıştır.
3.
Tüzükler
Tüzükler Anayasa’da adı belirtilen kaynaklardan biri
olup, Bakanlar Kurulu tarafından çıkartılan düzenleyici
işlem niteliğine sahiptir. Bir kanunun uygulanmasını
göstermek veya emrettiği işleri belirtmek üzere,
kanunlara aykırı olmamak ve Danıştay’ın incelemesinden
geçirtilmek şartıyla çıkarılabilir. Kanunlar yasama
organı tarafından çıkartılan tüzük çıkarma yetkisi
yürütme organına verilmiştir. Danıştay’ın incelemesinden
geçmesi demek, Danıştay’ın onay vermesi anlamına gelmez.
Danıştay incelemesi sonucunda onay vermese bile tüzük
çıkarılabilir. Tüzükler vergi hukuku bakımından vergi
kanunlarının daha iyi anlaşılabilmelerini sağlamak
açısından önemli bir kaynak oluştururlar. Fakat
uygulamada pek kullanılmamaktadırlar ve bu nedenle
önemli bir yer işgal etmezler. Buna rağmen vergileme
alanında çıkarılmış tüzük örneği olarak Emlak Vergisi
Kanununun 29 ve 31. maddelerine göre çıkartılan vergi
değerinin belirlenmesine ilişkin tüzük gösterilebilir.
4.
Yönetmelikler
Yönetmeliklerde düzenlenen konular, tüzüklere
göre daha az önem arz eder ve idarenin iç işlemleri ile
ilgilidir. Kanunlara aykırı olmamak şartıyla,
yönetmeliklerde tüzüklerde olduğu gibi, kanunların boş
bıraktığı hususları genel kurallar koyarak
düzenleyebilirler. Yönetmelikler hakkında da ilgililer
kanunlara aykırılık sebebiyle Danıştay’a iptal davası
açabilirler. Özellikle vergi kanunlarının çıkarılmasını
öngördüğü yönetmelikler vergi hukukunda kaynak
niteliğindedir. Hazırlanması daha kolay, çabuk ve
formaliteden uzak olduğu için yönetmeliklere daha
sıklıkla başvurulmaktadır. Vergi hukuku alanında
yönetmelikler daha çok Bakanlar Kurulu ve Maliye
Bakanlığı tarafından çıkarılmaktadır.
5.
Genel Tebliğler
Genel Tebliğler, Maliye Bakanlığı tarafından
düzenleyici işlem olarak vergi kanunlarının uygulamasına
açıklık getirmek ve yön vermek için çıkartılır.
Kanunlarda değişiklik yapıldığında yeni düzenlemeler
konusunda mükellefler ve memurların tereddütlerinin
giderici ve karışıklıkları önleyici açıklamalara gerek
duyulur. Bu açıklamaların özelikle vergilendirme
işleminde uygulama birliğinin sağlanması açısından önemi
son derece fazladır. Vergi genel tebliğleri adeta Maliye
Bakanlığının yerleşmiş vergi doktrinidir. Bir konuda
Maliye yükümlülerle ihtilafa düşer ve bu ihtilaf en
yüksek vergi organı olan Danıştay’da kesinlikle aleyhine
sonuçlanırsa ve bu kararlar tekerrür ederse, Maliye
Bakanlığı
İçtihadı yerleşmiş sayarak bir tebliğ çıkarıp bundan sonraki
uygulamanın yerleşmiş içtihatlar yönünde olmasını
isteyebilir. Bununla beraber vergi tebliğleri ne Maliye
için ne de yükümlü için bağlayıcı niteliktedir.
Vergi Usul Kanununun 315. maddesine göre
amortismana tabi iktisadi kıymetlerin amortisman
oranlarını, Vergi Usul Kanununun 257. mükerrer maddesine
göre belge ve defter düzenine ilişkin kuraları ve Katma
Değer Vergisi Kanununun 11/2 maddesine göre “ihracat
istisnası” na ilişkin usul ve esasları belirleme yetkisi
Maliye Bakanlığına verilmiştir. Bakanlık kanunların
verdiği yetki çerçevesinde görüş ve kararlarını
yayınladığı tebliğlerle açıkladığı için bu nitelikteki
tebliğlere “bağlayıcı tebliğler” adı verilmektedir.
6.
Muktezalar ( Özelgeler)
Vergi mükelleflerinin vergi ile ilgili konularda
tereddüde düşmeleri durumunda vergi idaresine başvurarak
açıklama talep etmeleri mümkündür. Muktezalar Vergi Usul
Kanununun 413. maddesi gereğince mükelleflerin vergi
durumları ve vergi uygulaması bakımından karmaşık ve
tereddüde yol açan hususlarda Maliye Bakanlığından ya da
Bakanlığın bu konuda yetkili kıldığı makamlardan aldığı
yazılı cevaplardır. Bu konuda yetkili makamlar; Maliye
Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı ya da yetkili
kılacağı defterdarlıklar ve vergi dairesi
başkanlıklarıdır. Muktezalar, ilgili mükellef yönünden
önemli sonuç doğurmaktadır. Kendisine tebliğ edilen
muktezaya göre işlem yapan mükellefe bu işlem cezayı
gerektiriyor ise ceza kesilmeyecektir( V.U.K.md.413/3).
Muktezalar ilgili mükellefe verilen cevap niteliğindedir
ve dolayısıyla yardımcı kaynak hükmündedir.
7.
Genelgeler ve Genel yazılar
Maliye Bakanlığının bazı özel durumlara ilişkin
olarak kendi örgütüne gönderdiği yazılardır. Bu yazılar
vergi dairelerinin sorularına münferit cevaplar
biçiminde olabileceği gibi, uygulamada birlik sağlama
bakımından bazı önemli konularda bütün örgüte yazılan iç
genelge ya da yazı niteliğinde de olabilmektedir.
Genelgeler ve genel yazılar iç yönetime emirler
niteliğinde olduğu için, mükellefleri bağlayıcı
nitelikleri yoktur.
8.
Sirküler
Vergi hukuku bakımından sirküler, mükelleflerin
vergi uygulaması bakımından tereddüt ettikleri
hususlarla ilgili olarak Maliye Bakanlığı tarafından
yapılan açıklamaları içeren genel yazılardır. Maliye
Bakanlığı, mükelleflere kolaylık sağlamak amacıyla tayin
edilen muktezalardan özellik arz edenleri periyodik
olarak sirküler halinde yayımlayacak, ayrıca mukteza
talepleri sirkülerle cevaplandırılması yoluna
gidebilecektir. Durumları sirkülerde yayımlanan olaya
uygun ve yapılan açıklamalar doğrultursunda işlem yapan
mükellefler adına ceza kesilmeyecektir.
9.
Bilimsel Doktrin
Vergi kanunlarının yorumlanmasında, iktisat,
maliye, muhasebe ve hukuk konularında üzerinde görüş
birliğine varılmış kavramlar, tahliller uygulamaya ışık
tutmakta yararlıdır. Bilimsel doktrin, bir taraftan olan
hukuk denilen yürürlükteki hukuk kurallarının neler
olduğunu, nasıl yorumlanması gerektiğini yargıca ve
yönetim elemanına göstererek uygulamaya yardımcı olduğu
gibi, diğer taraftan da bu kuralların eksikliklerini ve
olması gerekeni göstererek yasama organına ışık
tutmaktır.
Bilimsel doktrin, temel ve zorunlu bir hukuk
kaynağı değildir. Diğer bir deyimle uygulayıcı bilimsel
doktrini göz önünde bulundurmakla yükümlü değildir.
Ancak belirli bir konuda genellikle üzerinde birleşilen
bir görüşü uygulamada dikkate almak durumundadır.
C.
VERGİ HUKUKUNUN YARGI ORGANINDAN DOĞAN KAYNAKLARI
1.
Anayasa Mahkemesi Kararları
Vergi hukukunun yargı organından doğan
kaynaklarından birincisi anayasa mahkemesi karalarıdır.
Anayasa Mahkemesi vergi kanunlarının Anayasa’ya uygun
olup olmadığını denetlemektir. Anayasa Mahkemesi
kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve TBMM
içtüzüğünün Anayasaya şekil ve esas bakımından
uygunluğunu denetleyen yüksek bir mahkemedir ( Anayasa
md.148/1). Anayasa Mahkemesi kararları kesindir. Yasama,
yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek
ve tüzel kişileri bağlar ( Anayasa md.153/6). Bu
kararlar, bütün devlet organlarını bağlayıcı ve zorunlu
kaynağı olmaktadır. Anayasa mahkemesinin vergilere
ilişkin birçok iptal kararı bulunmaktadır. Örneğin,
VUK’un 359/1 maddesi kapsamında hükmedilen kaçakçılık
suçunun para cezasına çevrilmesinde hüküm tarihinde
asgari ücrete bağlanan düzenlemenin “hüküm tarihinde”
kısmını cezaların verildiği tarihte değil, işlendiği
tarihte kesin olmasına ilişkin anayasa hükmü karşısında
1999/22 sayılı kararı ile iptal edilmiştir. Mahkeme
“vergi ziyaı suçu işleyenlere vergi ziyaı cezası kesilir
ve bu ceza ziya uğratılan vergin bir katına, bu verginin
kendi kanununda belirtilen normal vade tarihinden cezaya
ilişkin ihbarnamenin düzenlendiği tarihe kadar geçen
süre için, bu kanunun 112. maddesine göre ziyaa
uğratılan vergi tutarı üzerinden hesaplanan gecikme
faizinin yarısının eklenmesi suretiyle bulunur”
şeklindeki VUK’un 334. maddesinin 2. fıkrasının iptali
istemiyle, itiraz üzerine açılan davayı incelemiştir.
Davanın esasını inceleyen Anayasa Mahkemesi, vergi
ziyaına bağlı olarak verilen vergi ziyaı cezasının
miktarının hesabında esas alınan gecikme faizi oranının
6183 sayılı Yasa’nın 51. maddesi uyarınca Bakanlar
Kurulu tarafından belirlenen gecikme zammı oranına bağlı
olmasından dolayı gecikme faizi oranının Bakanlar Kurulu
tarafından ne zaman belirleneceğinin bilinmemesi ve bu
durumun sonuçta öngörülecek ceza miktarında belirsizliğe
yol açması dolayısıyla, bu durumun Anayasa’nın
38.maddesinde sözü edilen ”ceza ve ceza yerine geçen
güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur” ve 2.
maddesinde “1hukuk devleti” ilkelerine ayrılık
oluşturduğundan bahisle davaya konu olan maddesini
2005/4 sayılı kararıyla iptal etmiştir. Anayasa
Mahkemesi bu kararıyla idarenin ceza miktarını
belirlediği bir işlem yapamayacağına karar vermiştir.
2.
İçtihadı Birleştirme Kararları
Bir yargı düzeni içindeki yargı yerlerinin
kararları ve uygulamaları açısından birliği sağlama
görevi, o yargı düzeninin en üstünde yer alan yüksek
mahkemeye düşmektedir. Yüksek mahkeme bununla da kalmaz,
kendisini oluşturan dairelerin karaları arasında içtihat
birliğini de sağlar. Bu görev adli yargı organında
Yargıtay, idari yargıda ise Danıştay tarafından yerine
getirilir. Uygulamada birliği sağlamak ve hukuki
belirlilik adına değişik içtihatlar arasındaki
farklılığın giderilmesine gerek vardır.
Danıştay nezdinde bulunan“İçtihatları Birleştirme
Kurulu” aynı sebebe dayalı farklı içtihatların
birleştirilmesinde veya değiştirilmesine karar verir.
İçtihadı birleştirme kurulu kararları Danıştay’ın daire
ve kurulları, idare ve vergi mahkemeleri ile idare için
bağlayıcıdır
( Dnş. K. M.40). bu özellik belirtilen kararları vergi
hukukunun asli kaynakları arasına sokmuş olup, artık
herkes bu kararı bağlayıcı hukuk normu olarak kullanmak
durumundadır. İçtihadı birleştirme kurulu kararları,
aynı Anayasa Mahkemesi kararlarında olduğu gibi yargı
organı tarafından üretilen bir kaynak niteliğindedir.
İçtihatları birleştirme kararları resmi gazetede
yayımlanmaktadır. Danıştay’ın biri Gelir Vergisi Kanunu,
diğeri de Emlak Vergisi Kanununa ilişkin olmak üzere
verdiği iki içtihadı birleştirme kararını bu konuda
örnek olarak verebiliriz. Danıştay 1993 tarihli içtihadı
birleştirme kararında Gelir Vergisi Kanununun Mükerrer
116. maddesindeki düzenlemede belirlenen temel
göstergenin aile reisi beyanında her bir eş için ayrı
ayrı uygulanıp uygulanmayacağı konusunda Danıştay 3.
dairesi ile 4. dairesi kararları arasındaki görüş
ayrılığını temel göstergelerin ayrı ayrı uygulanmasında
yasaya uyarlılık olmadı görüşü doğrultusunda
birleştirmiştir. Danıştay 1988 tarihli içtihadı
birleştirme kararlarında da Emlak Vergisinde muafiyet ve
istisnalarla ilgili 22. maddeye ilişkin olarak 9.
Dairenin 1986 ve 1987 tarihlerinde verdiği iki kara
arasındaki aykırılığı gidermektedir.
3.
Diğer Yargı Kararları
İçtihadı birleştirme kararları dışındaki Danıştay
Vergi Dava Daireleri Kurulu karaları ile daire kararları
ve bölge idare mahkemesi ve vergi mahkemesinin vermiş
olduğu kararlar vergi hukukunun yardımcı kaynaklarıdır.
Maliye Bakanlığının bir mükellef hakkında bir daire ya
da dava daireleri kurulu kararı çıktı diye benzer
durumdaki herkese aynı yönde bir uygulama yapması
zorunluluğu yoktur. Yargı kuruluşları da farklı kişiler
için benzer konularda farklı kararlar alabilirler. Ancak
bu durum uygulamada davaların artmasına ve gereksiz
zaman ve maddi kayıplara yol açmaktadır. Yargı
kuruluşları uyuşmazlık hallerinde kanunların yorumunu
yapmaktadırlar. Uygulamada birlik sağlama açısından
yasal bir zorunluluk olmasa da yönetimin uygulamasını
olabildiğince bu kararlar doğrultusunda yapmasında yarar
vardır. Yukarıda adı geçen diğer yargı kararları sadece
ilgili mükellef ya da vergi sorumlusu ile vergi
dairesini o olayla ilgili olarak bağlar.
IV.
VERGİ KANUNLARININ UYGULANMASI
A.
Vergi Kanunlarının Yer Bakımından Uygulanması
Kanunların yer bakımından uygulanmasında esas olarak
kanunu çıkaran devletin egemenlik gücü ifade edilir.
Burada iki temel ilke söz konusudur. “Kanunların
mülkiliği” ve “kanunların şahsiliği”dir.
Vergi kanunlarının bir ülkede yaşayan vatandaş ve
yabancılara birlikte uygulanmasına “mülkilik ilkesi”,
aynı vergi kanunlarını ülke dışında yaşayan vatandaşlara
da uygulanmasına ise “şahsilik ilkesi” denir. Bu iki
ilkenin birlikte uygulanması halinde çatışma doğacağı
kuşkusuzdur. Böyle bir durumda yurt dışında yaşayan
kişi, aynı anda hem kendi ülkesinin hem de yaşadığı
yabancı ülkenin kanunlarına muhatap olmak durumunda
kalır. Genel olarak vergi borcunun doğduğu ülkede
vergilendirilmesi yetkisinin kullanılması” kaynak
ilkesi” olarak ifade edilir.
Her ülkenin mülkilik ve şahsilik ilkesini
birlikte uygulamak istemesi neticesinde çifte vergileme
sorununu ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle hiç kimse
yurtdışında faaliyette bulunmak istemeyecektir. Zira
çifte vergileme uluslararası ticaret ve sermaye
hareketliliğini engelleyen bir durumdur. Bu nedenle pek
çok ülke mülkilik ve şahsilik ilkesini tüm vergiler için
tatbik etmez. Genellikle her iki vergi türünün
uygulandığı vergiler sınırlıdır. Uygulamada hem mülkilik
hem de şahsilik ilkesinin önemli istisnaları vardır.
Örneğin, diplomat muaflığı, serbest bölgelerden vergi
alınmaması, transit taşımacılığının vergiden muaf olması
gibi durumlar Türk Vergi Sisteminde mülkilik ilkesinin
önemli istisnalarındandır.
B.
Vergi Kanunlarının Zaman Bakımından Uygulanması
Her kanun gibi vergi kanunları da yürürlükte
olduğu dönemde uygulanırlar. Vergi Kanunların ne zaman
yürürlüğe gireceği, ne zaman uygulanacağı ve yürürlükten
ne zaman kalkacağı yürürlükte bulunduğu zaman vergiyi
doğuran olaylara uygulanması sebebiyle önem taşırlar.
Kanunların yayımı onların yürürlüğe girmesi için gerekli
şart olduğu halde yeterli değildir. Yürürlük tarihinin
belirlenmesi gerekir. Genel olarak kanunların, ne zaman
yürürlüğe girecekleri konusunda açık bir hüküm
getirirler. Bu durumda kanun o tarihte yürürlüğe girer .
bu hüküm yürürlük maddesi denilen son maddede yer alır.
Kanunların yürürlülük tarihi Resmi Gazetede yayınlandığı
tarih olarak belirlenebileceği gibi ileri bir tarih
olarak da belirlenebilir. Kanunun hangi tarihte
yürürlüğe gireceği hakkında tarih belirtilmemiş ise
Resmi Gazetede yayınlandığı tarihi takiben 45 gün sonra
yürürlüğe girer.
Kanunların yürürlüğe girdikten sonraki olaylara
uygulanması asıldır. Bu nedenle kural olarak yürürlüğe
girdiği tarihten önceki, vergiyi doğuran olaylara
uygulanmaz ve geçmişe etkili olamaz. Buna kanunların
“geçmişe yürümemesi ( makabline şamil olmama) ilkesi”
denir. Vergi kanunlarının geriye yürümemesi konusunda
Anayasada açık bir hüküm yoktur. Anayasada suç ve
cezalara ilişkin olarak; işlendiği zaman kanunlarda suç
olarak nitelendirilmeyen bir fiilin suç olarak kabul
edilemeyeceği ve kanunlarda yer alan cezalardan daha
ağır bir ceza verilemeyeceği hüküm altına alınmıştır.
Ancak uygulamada vergi kanunlarının sık sık
geriye yürüyen hükümler taşıdığı görülmektedir. Vergi
kanunlarının geriye yürümesi başlıca iki şekilde
olmaktadır. Örneğin, 31.12.2007 tarihinde çıkarılan bir
kanunun 1.1.2007 tarihinden itibaren hüküm ifade etmesi
öngörülmüştür. Buna “kanunların gerçek olmayan geriye
yürümesi” denir. Yine 31.12.2007 yılında çıkarılan bir
kanun 01.01.2006 tarihinden itibaren uygulanması ise
“vergi kanunlarının gerçek olarak geriye yürümesi”ni
ifade eder.
Kanunların yürürlükten kalkması da birkaç şekilde
olmaktadır;
-
Kanunların yürürlükten kalması kanun yürürlüğe
girerken belirtilmiş olabilir.
-
Kanun, kanun gereği belirli bir süre için çıkarılmış
olabilir. Örneğin, Bütçe Kanunu bir yıl için
çıkarılıp her yılın birinci günü yürürlüğe girer son
günü yürürlükten kalkar.
-
Kanunlar, çıkarılan yeni kanunda açıkça belirtilerek
yürürlükten kaldırılır.
C.
VERGİ KANUNLARININ ANLAM BAKIMINDAN UYGULANMASI
Hukuk kurallarının anlam bakımından uygulanması için
anlamının açık bir şekilde belirlenmesi gerekir.
Kanunların yorumu, soyut hükümler içeren kanunların
somut olaylara uygulanması için anlamının
belirlenmesidir. Bir hukuk kuralının yorumu onun anlam
ve kapsamının belirlenerek ne demek istediği noktasında
gerçek iradesinin ortaya çıkarılmasıdır. Vergi
kanunlarının geniş bir kitle tarafından kullanılması ve
karışık ve karmaşık olaylara uygulanmak istenmesi
elbette vergi kanunlarının yorumunu bir gereklilik
haline getirmektedir.
1.
Yorum Çeşitleri
Yorumların kimin tarafından yapıldığına bakılarak
çeşitlere ayırmak mümkündür. Bu bakımdan yorum, yasama
yorumu, idari yorum, yargı yorumu ve bilimsel yorum
olarak dört gruba ayırabiliriz.
a)
Yasama Yorumu
Kanun hükmünün yasama organı tarafından
yorumlanmasıdır. Yasama organı tarafından böyle bir
yorumun yapılabilmesi için anayasada yetki verilmesi
gerekir. Ancak 1924 Anayasamız yorumu kabul etmişken,
1961 ile 1982 Anayasalarında yasama yorumu kabul
edilmemiştir.
b)
İdari Yorum
Vergi idaresinin vergi kanunlarının nasıl uygulanması
konusunda yaptığı yorumdur. Vergi uygulamasında bu çeşit
yorum, her ne kadar vergi memurları tarafından yapılır
ise de, vergi idaresinin tamamını ilgilendiren yorumlar
Maliye Bakanlığı tarafından genel tebliğler çıkarılmak
suretiyle gerçekleştirilmektedir. İdari yorum yargı
organlarını bağlamaz. Ancak idare bilmelidir ki kendi
yorumunun ortaya çıkmış halini oluşturan idari işlemler
yargı denetimine tabi olabilecektir. Bu sebeple idare
yorumunda yargı organlarını dikkate alarak titiz
davranmalıdır.
c)
Yargı Yorumu
Mahkemeler tarafından yapılan yoruma yargı yorumu
denir. Vergi uygulamalarında bu çeşit yorum, vergi
uyuşmazlıklarının çözümünde yargı organları tarafından
yapılır. Hiçbir yorum diğer hakimi bağlamadığı gibi
hakimin daha önce yapmış olduğu yorumlar dahi kendisini
bağlamaz. Ancak Danıştay’ın içtihadı birleştirme
kararları için aynı şey söylenemez (Dnş.K.m.40/b-4).
Yorum çeşitlerinden en geçerli olan yorum çeşidi, yargı
yorumudur.
d)
Bilimsel Yorum
Bilim adamlarınca yapılan yorumlardır. Bu başta
akademisyenler olmak üzere uzmanlar tarafından yapılır.
Yargısal yorum gibi bağlayıcı değildir. Ondan farkı
kuramsal ve genel oluşudur. Bilimsel yorum, yasam,
yürütme ve yargı organına yorum ve uygulamalarında ışık
tutar. Bu tür yorumlar yargı kararları ile idari karar
ve işlemler üzerinde etkili olmaktadır.
2.
Yorum Yöntemleri
Hukukta yorum kadar bu konuda seçilecek yöntem ve
usuller de çok önemlidir. Uygulama da hangi yönteme göre
sonuç elde edilir ise o yöntem dikkate alınır. Bununla
birlikte diğer yorum yöntemleri de dışlanmadan çözüm
yoluna gidilmektedir. Anayasanın 13. maddesinde temel
hak ve özgürlüklerin ancak Anayasanın “sözüne ve ruhuna
uygun” olarak kanunla sınırlandırılabileceği hükme
bağlanmıştır. Medeni Kanunun 1. maddesinde de “Kanun
lafzıyla veya ruhu ile temas ettiği bütün meselelerde
mer’idir” denmektedir. Vergi Usul Kanununun 3.maddesinin
(a) fıkrasında benzer bir hüküm yer almaktadır. “Vergi
Kanunları lafzı ve ruhu ile hüküm ifade eder. Lâfzın
açık olmadığı hallerde vergi kanunlarının hükümleri,
konuluşundaki maksat, hükümlerin kanununun yapısındaki
yeri ve diğer maddelerle olan bağlantısı göz önünde
tutularak uygulanır”.bu ve benzer hükümleri göz önüne
alarak yorum yöntemlerini şöyle özetleyebiliriz.
a)
Lâfzi (Deyimsel veya Sözel) Yorum
Bu yorum yöntemine lâfzi, sözel, teknik,
sistematik yorum da denmektedir. Bu yorum yönteminde
kanun hükümleri maddeler, fıkralar, bentler, cümleler,
sözcükler, yan ve bölüm başlıkları dış görünüşleriyle
yorumlanır. Her yorumun temelinde kelimelerden
yararlanmak vardır. Ancak, sözel yorum dışındaki
yöntemler kelimelere sözlük anlamlarının ötesine geçerek
başka anlamlar yüklemeye çalışmaları sebebiyle sözel
yorumdan ayrılırlar.
Kanunun sözlerinden hareketle anlamının
belirlenmesi her zaman mümkün olmayabilir. Çünkü kanunun
sözü ile konuluş maksadı arasında önemli farklılıklar
ortaya çıkabilir. Bu nedenle, kanunun yorumunda,
sözlerinin yanında konuluş maksadının veya gayesinin
araştırılması gerekir.
b)
Amaçsal Yorum
Bu yönteme gaye yorum, amaca uygun yorum, mantıki
yorum, ruhsal yorum adları da verilmektedir. Amaçsal
yorum yönteminde kanunlarının zamanının ihtiyaca göre
yorumlanması esastır. Burada kanun koyucunun iradesinden
ziyade kanunun amacı önemlidir. Bu yorumlama yöntemi
kanunların zamana ve koşullara uymasını sağlayacak
ortamı hazırlamaktır.
c)
Tarihsel Yorum
Tarihsel yorum yöntemi, kanun koyucunun kanunu koyduğu
zamandaki iradesinin veya amacının ortaya çıkarılması
için yapılan bir yorumdur. Kanunun hazırlık aşamasından
kanunlaşıncaya kadar geçirdiği tüm aşamalar( kanun
tasarı veya teklifleri, gerekçeler, komisyon tutanakları
ve meclis görüşmeleri v.b.) dikkate alınarak yapılır.
d)
Sistematik Yorum
Sistematik yorum kanun hükmü araştırılırken, hukuk
sistemini bir bütün olarak ele alır ve araştırılacak
konunun sistem bağlantılarını dikkate alır. Bu yorum
yönteminde yorumlanmak istenen kanun hükmünün, kanun
yapısı içindeki yerine ve diğer kanun hükümleri ile
bağlantısına bakılarak yorumunun yapılmasıdır.
I.
BÖLÜM ÇALIŞMA SORULARI
1. Aşağıdakilerden hangisi vergi gelirleri sınıfında dahil
edilmez.
a) Sosyal Güvenlik Kuruluşları Gelirleri b) Resim c)
Harç d) Harcamalara Katılma Payı e) Hepsi
2. Vergi ile ilgili Düzenlemeler Anayasanın hangi maddesinde
yer alır.
a) 72 b) 73 c)
75 d) 11 e) 71
3. Aşağıdakilerden hangisi Vergi Hukukunun yasama organından
doğan kaynaklarından biri değildir.
a) Anayasa b) Kanun c)Uluslararası Vergi
Antlaşmaları d)Yönetmelik e) Hepsi
4. Aşağıdakilerden hangisi yorum çeşitlerinden değildir.
a) Yasama yorumu b) İdari
Yorum c) Yargı yorumu
d) Bilimsel yorum e) Lâfzi yorum
5. Vergi kanunlarının ülke içinde yaşayan vatandaşlar ve
yabancılara aynı ölçüde
uygulanmasına..................................denir.
6. Mülkilik ilkesinin 3 adet istisnalarından; 1.diplomat
muaflığı, 2. serbest bölgelerden vergi alınmaması,
3....................................................teşkil
etmektedir.
7. Kanunlar Resmi gazetede yayınlandığı günden itibaren kaç
günde yürürlüğe girer.
a) 30 gün b) 40 gün c) 45 gün d)
60 gün e) 15 gün
8. 31.12.2008 yılında çıkarılan bir vergi kanunu 01.01.2007
tarihinden itibaren yürürlüğe girerse buna vergi
kanunlarının................................................................yürümesi
denilir.
9. Yorum çeşitlerinden en geçerli olanı hangisidir.
a) Yasama yorumu b) İdari
yorum c) Yargı yorumu
d) Bilimsel yorum e) Ruhi yorum
10. Kanunların yürürlükten kalkması kaç şekilde olur.
a) 2 b) 4 c)
3 d) 5 e) 6
Kaynak:
www.MuhasebeTR.com
(Bu makale yazılı veya
elektronik ortamda kaynak
göstermeden yayınlanamaz.
Kaynak göstermeden yayınlayanlar hakkında yasal
işlem yapılacaktır .)