Ahmet KUTSAL
Yeminli Mali Müşavir
Erciyes Yeminli Mali Müşavirlik ve Bağımsız Denetim A.Ş.
akutsal@erciyesymm.com.tr
GAYRİMENKULLERE İLİŞKİN MEVZUATIN YOL AÇTIĞI KAYIT DIŞILIK
Tarih:
28.01.2010
Geniş anlamı ile konusu suç teşkil eden yolsuzluk, kara
para, rüşvet, kaçakçılık gibi yasadışı işlemleri de
kapsayan
kayıt
dışı ekonomi,
dar anlamda konusu yasal olan, ancak
yasal
kayıtlara hiç alınmayan veya düşük değerlerle alınan
işlemleri ifade etmek üzere kullanılan bir tabirdir. Bu
dar anlamdaki kayıt dışının kapsamı ve boyutları, kamu
adına ve yararına alınacak paylarla ilgili mevzuat
düzenlemelerinin hukuki ve adil olması yanında, ülke
gerçekleri ile, eşya ve hadiselerin tabiatına uygun
olmasının, açık ve çelişkisiz uygulanabilmesinin bir
göstergesidir. Bu özellikleri taşıyan düzenlemeler kolay
uygulanmakta, hedeflenen fonlar verimli bir şekilde elde
edilmekte ve kayıp ve kaçağın denetimi kolaylaşmaktadır.
Aksi halde, hukuki olmakla birlikte, ülke gerçeklerini
kavramamış, adil ama başka kurallarla çelişkili
düzenlemeler, işlemleri kayıt dışına itmek suretiyle,
kendi amaçlarına hizmet etmediği gibi, uyulmayan
kuralların yol açtığı diğer bozucu tesirlerin de telafi
edilmesini gerektirmektedir.
Kayıt
dışı, iki yönlü bozucu süreç başlatmaktadır. Öncelikle
bu işlemin konusunu teşkil eden mal veya hizmetlerin
hâsılatı, ya yastık altı veya yurt dışı edilmekte veya
gerçek sahiplikleri peçelenerek çalıştırılmaktadır.
İkinci olarak ta kayıt dışı kalan maliyetler için sahte
belge ortamı doğmakta, mali ve hukuki sonuçları çok daha
bozucu başka sorunlara yol açılmaktadır.
Bu
yazıda, gayrimenkul mevzuatının, işlemleri kayıt dışına
itme ve bu çarpık yapıyı sürdürmedeki aksaklıkları
incelenmiş ve aşağıdaki tespit ve önerilerde
bulunulmuştur.
Gayrimenkullerde Vergi ve Harçlara Matrah Olan Değer
Karmaşası
Gayrimenkul mülkiyetinin, elde edilme, elde tutulma ve
el değiştirme aşamalarındaki tasarruflar üzerinden
alınacak kamu paylarının belirlenmesinde farklı işlem
bedelleri ihdas edilmesi ve bu mülklerin zaman
içerisinde oluşan maliyet değeri kayıpları ile piyasa
değer artışlarının mahiyetinin tartışmaya açık olması
sebebiyle, vergi ve harçlara matrah olacak değerleri
üzerinde mevzuatta birlik ve istikrar sağlanamamaktadır.
Halen
gayrimenkullerden alınacak kamu paylarının hesabına esas
olacak bedelin tespitinde değerler karmaşası
yaşanmaktadır. Öncelikle, beyan değeri, vergi değeri,
işlem bedeli, rayiç bedel, devir ve iktisap bedeli,
emsal bedel, kayıtlı bedel, maliyet bedeli, satış
bedeli, alım-satım bedeli, takdir edilen bedel,
sözleşmede yazılı bedel, yeniden değerlenmiş bedel,
düzeltilmiş değer, envanter bedeli, değer bahası
kavramlarının yol açtığı karmaşanın sadeleştirilmesi
gerekmektedir.
Sadeleştirme sonucu, gayrimenkul üzerinden alınacak
harcama ve servet vergilerinde
vergi
değeri,
vergi değeri bulunmayan veya bilinmeyen hallerde ve
gelir üzerinden alınacak vergilerde ise
işlem
bedeli
esas alınmalıdır.
Vergi
değeri, 213 sayılı VUK’nun 268nci maddesinin de atfı ile
1319 sayılı emlak vergisi kanununun 29ncu maddesinde
yapılan tarife göre 01/01/2002 tarihinden
itibaren, beyan edilen veya gerçekleşen bir değer
olmayıp bir takım süreçlerden geçerek kesinleşen,
bina ve arazi vergilerinin tarhına esas alınan götürü
bir bedeldir. İşlem bedeli ise, gerçekleşen bedel
olarak tanımlanmalıdır.
Tapu Devir İşlemlerinde Harca Esas Değer Vergi Değeri
Olmalıdır
Gayrimenkul devir ve iktisaplarında tapu ve kadastro
harcı, emlak vergisi değerinden az olmamak üzere, beyan
edilen devir ve iktisap bedeli üzerinden
hesaplanmaktadır.
Yukarıda sayılan değerler karmaşası ve alıcının,
satıcının veya bunların vekilleri ile aracılarının özel
hallerinden veya gayrimenkulün niteliğinden kaynaklanan
sebeplerle veya tapu işlemlerinin aleniyetinin doğurduğu
başkaca mahzurlarla ve aşağıda belirtilen düzenlemedeki
ifade çelişkisinin de katkısı ile, yaygın olarak beyan
değerinin vergi değeri olarak anlaşılması sebebiyle,
tapu dairelerinde devir işlemi için hazırlanan
akitlerde, gerçekleşen bedel ve bu bedelin tahsil veya
tediye şeklinin detayları kayda geçirilemeyip, işlem
vergi değeri üzerinden yapılmaktadır. Böylece devir ve
iktisap bedelinin vergi değerinden daha düşük olduğu
hallerde, ayrıca açıklayıcı bir beyanda bulunmadıkça
vergi değeri devir ve iktisap bedeli sayılırken, devir
ve iktisap bedelinin vergi değerinden yüksek olduğu
hallerde, vergi değeri üzerinden tesis ettirilmiş
işlemlerde, işleme taraf olanlar vergi kaçırma töhmeti
altında tutulmakta, bu işlemlerin telafi edilmesi de
mümkün olmamaktadır.
Bu
sebeplerle tapu işlemlerinin harca esas değerinin vergi
değeri olduğu belirlenerek, taraflar beyanda bulunmaya
veya taraflardan birinin veya aracının oluşturduğu satış
akitlerindeki bedeli ikrar etmeye zorlanmamalıdır.
Böylece, 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 63ncü maddesi
2nci bendinde 4751 sayılı kanunla yapılan değişiklik
sırasında, ifade zafiyetinden doğan boşluk sebebiyle
01/01/2002 – 05/06/2008 döneminde devir işlemine esas
alınan vergi değerlerinin devir ve iktisap bedeli
sayılması çelişkisi de giderilmiş olacaktır (1).
Bu işlemlerde vergi değeri harca esas değer
olacağından, devir ve iktisap bedeli addedilmeyecektir.
Gelir üzerinden alınacak vergiler yönünden tapudaki
işlemlerin gerçek bedelleri, tevsik zorunluluğu
kapsamına alınarak, bu bedeller her türlü belge ve delil
ile ispat edilebilmelidir.
Yapılaşma Sırasında Taşeron Maliyetlerinden Kaynaklanan
Kayıt Dışılık
Genel olarak kayıt dışılığın ve kayıt dışı
istihdamın inşaat sektöründeki uzantısını teşkil eden
bir konu, bu sektörde yürütülen taşeron faaliyetleridir.
Taşeron faaliyeti, daha çok işverenin ustabaşı olarak
nezaret ettiği ekipçe sürdürülen, hizmet ağırlıklı,
mevsimlik, geçici ve nevi şahsına münhasır bir fason iş
türüdür. Ayırıcı özelliklerini tam olarak taşımadığı
halde ticari faaliyet olarak kapsamına alınan taşeron
faaliyetleri ülke ve sektör şartları iyi
değerlendirilmediği için bu güne kadar mevcut mevzuat
düzenlemeleri ile kayıt altına alınamamıştır.
Aşağıda
önerdiğimiz düzenleme şekli ile
değişik işyerlerinde ve geçici sürelerde çalıştığı,
çalışma ve sosyal güvenlik mevzuatının gereklerini
yerine getirecek bilgi, imkan ve donanımdan yoksun
olduğu için gerçek usulde defter tutması ve kayıt altına
girmesi sağlanamayan taşeronların kayıt altına girmesi
teşvik edilmektedir. Bu düzenleme ile yapılan ödemeler
kayıt altına alınmakta vergilendirme tevkifat yöntemi
ile yapılmaktadır. Ayrıca aşağıda son paragrafta yapılan
düzenleme ile getirilecek tevkifattan mahsup yöntemi ile
istihdamın kayıt altına alınması teşvik edilmiş
olmaktadır.
Önerilen mevzuat değişikliği aşağıdaki gibidir.
“193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 94 ncü maddesinin 3
ncü bendi aşağıdaki gibi değiştirilmiştir.
3.
a)
İnşaat işleri dolayısıyla bu işleri yapanlara (kurumlar
dahil) ödenen istihkak bedellerinden (%3),
b)
İnşaat işleri yapanların vergi mükellefi olmayan
taşeronlarına yapılan ödemelerden (%15)
(b)
alt bendindeki stopaj tutarı taşeronların nihai vergisi
olup, bu tutarın taşeronlara hizmet akdi ile bağlı olan
ve muhtasar beyanname ve SGK bildirge yükümlülükleri ana
işveren tarafından takip edilen hizmet erbabına yapılan
ödemelere ait gelir vergisi stopaj tutarı kadar kısmı
ret ve iade edilir. Bu husustaki usul ve esasları
belirlemeye Maliye Bakanlığı yetkilidir.”
Kayıt Dışılığı Besleyen Çelişkili Düzenlemeler
Giderilmelidir
Gayrimenkulün zaman içinde kazandığı kentsel rantların
tamamından vergi alınmak istenmesinden doğan direnç
sebebiyle oluşan kayıt dışının, halen gelir vergisi
kanununda yapılacak düzenlemeler sırasında uygulanması
düşünülen maliyet eskalasyonu yoluyla makul çözümlerle
önlenebileceği anlaşılmaktadır. Bu düzenleme sırasında
şirket aktiflerinde yer alan gayrimenkul maliyet
kayıtlarında, enflasyonun belli hadleri aşmaması
sebebiyle yeniden değerleme yapılamamasının yıllar
boyunca biriktirdiği değer erozyonunun da telafi
edilmesi gerekmektedir. 2005 yılından itibaren VUK
mükerrer 298. maddesine göre aranan fiyat endeksinin
yıllık %10 ve son üç yıllık toplamın %100 oranını aşması
şartları birlikte gerçekleşmemesi sebebiyle yapılamayan
enflasyon düzelmesi işleminin, 2005 yılı başında 119,13
olan TÜİK aylık ÜFE endeksinin 2009 sonunda 165,56
olduğu, bu sebeple geçen süre içerisinde halen
(165,56-119,13/119,13=)
%39
oranındaki değer kaybının kayıt dışı kaldığı
düşünülürse bu mevzuat düzenlemesindeki adil olmayan ve
gerçekleri kavrayamayan yapının yol açtığı zafiyet
telafi edilmelidir.
Yargı Kararlarına Uygun Düzenlemeler Yapılmalıdır
İdari düzenlemelerin hukuka uygunluğu,
yargısal denetimle sağlanmaktadır. Yapılan
düzenlemelerin hukuka uygunluğu en çok test edilen kurum
ise Maliye Bakanlığıdır. Maliye Bakanlığı, yargı
denetimini bir husumet alanı olarak görmek yerine, bu
denetimin hukuki yararlarından istifade etmelidir.
Aşağıda, yıllardır gündemi işgal eden, bugünlerde de
yine güncel olan iki husus, bu tavsiyemize örnek olmak
üzere değerlendirilmiştir.
Konut
inşaatlarında arsaya peşin para ödenmeden bağımsız bölüm
sahipliği yolunu açan bir yöntem olarak geliştirilen,
arsa sahipleri ile yapılan kat karşılığı inşaat
sözleşmesi gereğince alınan vekaletnamelerle, arsa
üzerinde malik gibi tasarruflarda bulunarak inşaat
yaptıran konut yapı kooperatiflerinin bu yönteminin,
2003/5 nolu KDV sirküleri ile önce yapı ruhsatlarının ve
halen de 106 nolu KDV tebliği ile arsa tapularının
kooperatif adına alınmasına, aksi halde bu
kooperatiflere yapılacak inşaat işlerinin indirimli
orandan yararlanamayacağına dair tarafları yıpratan
düzenlemelere son verilerek, KDV kanununa ek I Sayılı
listesinin 12nci bendi başına “arsaları kendine ait”
ibaresinin eklenmesinin sağlanması, bu hususta karar
merci Bakanlar Kurulu olduğundan, kurul ikna
edilemiyorsa hukuki olmayan metinlerle yargının önüne
davalar yığılmasının önlenmesi gerekir.(3)
Kat
karşılığı inşaat işlerinde arsa sahiplerine verilen
binaların emsal bedel uygulamasındaki idari
değerlendirmeler arasındaki çelişkilerin giderildiği ve
arsa sahiplerine yapılan bağımsız bölüm teslimlerinin
katma değer vergisine tabi tutulamayacağına ilişkin
müstakar hale gelen Danıştay kararlarına uygun bir
tebliğ düzenlemesi ile, teslimleri katma değer vergisine
tabi olmayan işlemlere ait yüklenilen katma değer
vergileri, 3065 sayılı KDV Kanununun 30/a maddesi
çerçevesinde değerlendirilmelidir. Böylece yıllarca
gereksiz ihtilaflara konu olan bu tür teslimleri
vergilendirmeye çalışmak yerine,
işlemin
katma değer vergisine tabi olmadığına dair yargı
kararına uymak suretiyle, teslimin bünyesine giren mal
ve hizmet alımları sebebiyle yüklenilen katma değer
vergilerinin, maliyet yazdırılarak
sağlanacak fayda yanında, bu işlemlerde arsa sahiplerine
yapılan 150 m2 nin altındaki konut teslimlerindeki KDV
iade işlemlerinin sona erdirilmesi gerçek duruma uygun
değil midir.
Değerlendirme ve Sonuç
21. yüzyıl elektronik devrimi, kamu adına
kurulacak denetim sistemlerinde, kamu paylarına esas
alınacak mali olayların menbaı, mecraı ve mansabının
adım adım izlenebileceği bir dönem başlatmıştır. Bu
çerçevede mali idare mükellef arşivini yeniden tanzim
ederek, izah edilemeyen farkların vergi matrahı
sayıldığı geçmiş uygulamalardan esinlenen “mali milat”
“nereden buldun” vesaire tartışmalarına yol açmadan
gerçek farkları ve farkların kaynaklarını tespit edip
vergilendirmeyi sağlayacak arşiv değerleme sistemi
oluşturmalı ve kayıt dışının kesin olarak önlenmesinin
asıl amaç sayıldığı köklü bir icraat sergilenmelidir. Bu
amaçla;
1- Öncelikle ekonomik bünyenin, kayıt
dışını üretme ve barındırma sebeplerinin tespiti ile bu
alanların oluşma sebep ve gerekçeleri kesin olarak
ortadan kaldırılmalıdır.
2- Gayrimenkul devirlerinde tapu
harcına esas değerin emlak vergi değeri olduğu
belirlenerek, tapuda işlem sırasında yapılan ödemelerin
tevsik edilmiş işlem olduğu uygulamasına son verilmeli
ve taraflar gerçek bedelleri her türlü yol ve yöntemle
tevsik edebilmelidir.
3-
Gayrimenkul sektörünün, yapılaşma sırasında
belgelendirilemeyen maliyetlerle başlayan kayıt dışı
eğiliminin doğduğu bu noktada taşeronlara yapılan
ödemelerin, gerçek mükellefiyet kaydı dayatılmadan,
tevkifat yöntemi ile kayıt altına alınması
sağlanmalıdır.
4- Gayrimenkullerin zaman içerisinde
uğradıkları kayıtlı bedel erozyonu önlenerek, gerçek
olmayan değer farklarının vergilendirilmesine
çalışılmaktan feragat edilmelidir.
DİPNOTLAR :
(1)
492 sayılı harçlar kanununun 63ncü maddesi 2nci
bendinde, 4751 sayılı kanunla 01/01/2002 tarihinden
geçerli olmak üzere, yapılan değişiklikle “Tapu
ve kadastro harcı, vergi değeri ile mükellef tarafından
beyan edilmiş olan değerlerden yüksek olanı üzerinden
hesaplanır” ifadesindeki
zafiyet
5766 sayılı Kanunun 11 inci maddesinin (c) bendiyle
değişen fıkra ile (Yürürlük: 06.06.2008)
“Gayrimenkul devir ve iktisaplarında tapu ve kadastro
harcı, emlak vergisi değerinden az olmamak üzere, beyan
edilen devir ve iktisap bedeli üzerinden hesaplanır”
şeklinde giderildi.
(2)
VUK mükerrer 298. Maddesinde, “fiyat endeksindeki
artışın, içinde bulunulan dönem dahil son üç hesap
döneminde %100'den ve içinde bulunulan hesap döneminde %
10'dan fazla olması halinde” mali tabloların enflasyon
düzeltmesine tabi tutulması gerekmekte olup, enflasyon
düzeltmesi uygulaması, her iki şartın birlikte
gerçekleşmemesi halinde sona ermektedir. Ayrıca Bakanlar
Kuruluna; %100 oranını %35'e kadar indirmeye veya tekrar
kanunî seviyesine kadar yükseltmeye, % 10 oranını ise %
25'e kadar çıkarmaya veya tekrar kanunî seviyesine kadar
indirmeye yetki verilmiştir.
(3)
2003/5 nolu KDV sirkülerinde yer alan, konut yapı
kooperatiflerine yapılan inşaat taahhüt işlerinde
indirimli oranda KDV uygulamasından yararlanılabilmesi
için inşaat ruhsatının münhasıran konut yapı kooperatifi
adına düzenlenmesi gerektiğine ilişkin ibarelerini,
Bakanlar Kurulu Kararlarına sirkülerle kısıtlama
getirilemeyeceği gerekçesiyle, iptal eden Danıştay
4. Dairesinin, 31.10.2006 tarih ve Esas:2006/1452,
Karar:2006/2080 nolu kararının, gerekçe ve sonucu
dikkate alınmadan,
28.07.2007 günlü ve 26596 sayılı Resmi Gazete’de
yayımlanan 106 Seri Nolu KDV Genel Tebliği ile, bu defa
sirküler yoluyla yapılan düzenlemeye benzer şekilde
Bakanlar Kurulu Kararı kısıtlanarak, inşaat ruhsatı
yerine arsa tapusunun kooperatif adına tescili şartı
getirilmiştir. Bu tebliğin de, yargının anılan
sirküler hakkında verdiği karardaki aynı gerekçelerle
iptali için açılan davada, Danıştay 4.Dairesinin
27.11.2008 tarih ve Esas: 2008/2158 nolu kararında, arsa
tapusunun kooperatif adına tescil şartına ilişkin
düzenlemenin yürütmesi durdurulmuştur.
Danıştay 4. Dairesinin, 31.10.2006 tarih ve Esas:
2006/1452, Karar: 2006/2080 nolu kararı
Bakanlıkça yürütmeyi durdurma talepli olarak Danıştay
Vergi Dava Daireleri Kurulunda temyiz konusu yapılmış,
Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu’nun 20.03.2009
tarih ve Esas:2008/574 sayılı yürütmenin durdurulmasına
ilişkin kararında; VUK’nun 413. maddesi uyarınca
duyurulan ve duraksamaları gidermek amacıyla hazırlanan
sirkülerin, idari davaya konu olabilecek kesin ve
yürütülmesi gereken genel bir düzenleyici idari işlem
niteliğinde olmadığı gerekçesiyle, temyiz konusu
kararın, inceleme sonuçlanıncaya kadar, yürütmesinin
durdurulmasına karar verilmiştir. Dolayısıyla Danıştay
Vergi Dava Daireleri Kurulu’nca sirkülerin,
vergilendirmeye esas olabilecek hukuk normu olmadığı, bu
sebeple de davaya veya iptale konu edilebilecek bir
hukuki değeri bulunmadığı ifade edilmiştir.