Serdar Karakuş
Eskilerin çok iyi hatırlayacağı bir fon vardı; FAK-FUK-FON...
Halk arasında “Fakir-Fukara Fonu” olarak bilinen, resmi adı ise Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu olan yapı 3294 sayılı Kanunla 1986 yılında kurulmuş ve amacı ihtiyaç sahibi vatandaşlara destek olmak ve sosyal yardımlaşmayı güçlendirmekti.
Aradan tam 40 yıl geçti. Yıl olmuş 2026... Teknoloji ilerlemiş, para dijitalleşmiş, yatırımcı cep telefonundan saniyeler içinde fon alıp satıyor. Bu defa mesele fakirin-fukaranın fonu değil; fon piyasasında fakirleşen yatırımcıyla, uçuk şekilde zenginleşenler..!
Son dönemde bazı serbest fonlarda ortaya çıkan olağanüstü getiriler gerçekten insanın aklını zorluyor. Bir tarafta dolar, euro, borsa 1 kat, altın, 3 yılda maksimum 3 kat artmışken; diğer tarafta 3 yılda yüzde 70 binleri aşan fon getirileri...
Yanlış okumadınız; yüzde 70 değil, yüzde 700 değil, yüzde 7.000 de değil... yüzde 70.000’lerin üzerinde! Böyle bir rakamı görünce insan ister istemez “Biz yıllardır yatırım yapmayı mı yanlış anlamışız?” diye soruyor.
Bugün sermaye piyasalarında SPK var, Borsa İstanbul var, MKK var, Takasbank var, KGK var, portföy saklama kuruluşları var, bağımsız denetim var, iç kontrol ve risk yönetim birimleri var. Fonların portföyleri, hisse fiyatları, işlem hacimleri, fiili dolaşım oranları ve yatırımcı hareketleri elektronik ortamda izlenebiliyor.
Yani 1980’lerin, 1990’ların kapalı kutu piyasalarından bahsetmiyoruz. Her şeyin veri olduğu, işlemlerin saniyesi saniyesine kayıt altına alındığı bir dönemden bahsediyoruz.
Hal böyleyken bazı portföy yönetim şirketlerinin düşük fiili dolaşımlı hisselerde çok yüksek pozisyonlara ulaşıp, fon performansı ile hisse fiyatını birbirini besleyen bir yapıya dönüştürebilmesi insanın aklına basit bir soru getiriyor:
Bu kadar düzenleyici, denetleyici, saklayıcı ve gözetleyici yapı varken bu işler nasıl bu noktaya kadar gelebiliyor?
Sistemin en problemli tarafı burada ortaya çıkıyor. Fon, fiili dolaşımı düşük bir hisseyi yoğun şekilde almaya başlıyor. Alım arttıkça hisse yükseliyor. Hisse yükseldikçe fonun birim pay değeri yükseliyor. Fon yükseldikçe yeni yatırımcı geliyor. Yeni para geldikçe aynı veya benzer hisseler tekrar alınıyor...
Bir süre sonra kendi kendini besleyen bir çark oluşuyor.
Kağıt üzerinde herkes kazanıyor. Fonun getirisi uçuyor, hisse uçuyor, yeni yatırımcı geliyor. Ta ki bir gün yatırımcı parasını almak isteyene kadar...
Çünkü ekranda görünen son fiyat başka şeydir; milyonlarca lotu o fiyattan satabilmek başka şey.
Muhasebede de böyledir; bilançoda alacak görünmesi başka şeydir, tahsil etmek başka... Fonlarda da ekranda değer görmek başka, o değeri nakde çevirebilmek başka.
Hukuki nitelendirmeyi elbette yargı ve ilgili kurumlar yapar. Ancak küçük yatırımcı açısından mesele çok daha basittir.
Bir yatırımcı, “fon profesyonel yönetiliyor, denetleniyor, saklanıyor” diye parasını sisteme koyuyor. Sonra bir bakıyor ki fonun önemli kısmı likit olmayan veya fiyatı çok dar bir piyasada oluşan hisselerde yoğunlaşmış. Çıkmak istediğinde ise ekranda gördüğü değer ile eline geçebilecek para arasında ciddi fark doğabiliyor.
Yatırımcıya göre bunun adı teknik olarak ne olursa olsun, hissedilen şey açıktır: “Ben kandırıldım, ben dolandırıldım.”
İşte sermaye piyasaları açısından esas tehlike de budur.
Çünkü bir piyasayı ayakta tutan sadece para değildir; GÜVENDİR.
Bir yatırımcı zarar edebilir. Borsa düşer, faiz yükselir, şirket kötü bilanço açıklar; yatırımcı bunu kabul eder. Ama yatırımcı fiyatın doğal oluşmadığına, fon performansının suni şekilde parlatıldığına veya sistemin kendisini korumadığına inanmaya başlarsa mesele zarar olmaktan çıkar, güven krizine dönüşür.
Esasen asıl sorun kısa yoldan kısa zamanda çok para kazanma hırsından kaynaklanıyor.
Oysa ki, Kutsal kitabımız Kuran’ı Kerim’de “İnsan için ancak çalıştığı vardır” (Necm Sûresi39.Ayet ) Buyrulmaktadır.
Az zamanda emek harcanmadan çok kazanç elde etmek için hırs yapmak yerine; çalışarak azmederek kazanmak ve birikimlerini de enflasyon karşısında daha makul yatırım araçlarıyla değerlendirmek insan için daha faydalı olacaktır.
Türkiye’de çok sayıda portföy yönetim şirketi, fon yöneticisi ve sermaye piyasası çalışanı işini düzgün şekilde yapıyor. Milyonlarca yatırımcının tasarrufunu mevzuata uygun, profesyonel ve şeffaf şekilde yönetiyor.
Ancak birkaç PYŞ’nin kısa sürede yüksek fon getirisi göstermek uğruna piyasanın doğal fiyat oluşumunu zorlayan uygulamalara yönelmesi, sadece kendi yatırımcısını değil bütün sektörü zan altında bırakıyor.
En kötüsü de şu; vatandaş “fon mu alsam?” dediğinde artık önce getiriye değil, “Acaba bunun arkasında ne var?” diye bakmaya başlıyor.
Bu noktaya gelinmesi fon piyasası açısından ciddi bir kayıptır. Çünkü yıllarca vatandaşın yastık altındaki birikimini sermaye piyasalarına çekmeye çalışıyoruz. Sonra birkaç yanlış uygulama bütün sistemin itibarını zedeliyor.
Bence çözüm yeni yüzlerce sayfa mevzuat yazmak değil. Zaten mevzuatımız az değil. Asıl mesele mevcut veriyi doğru kullanmak ve risk daha oluşurken müdahale etmek.
Kısacası teknoloji var, veri var, kurum var, mevzuat var. Eksik olan şey bazen sadece zamanında refleks…
“İnsanların güvenini kaybetmektense para kaybetmeyi tercih ederim…” bu meşhur sözü bazı PYŞ’ler tersten anlamış galiba.. Para Kaybetmektense insanların güvenini.. diye mi okudular bilmiyorum Ancak..;
1986’nın FAK-FUK-FON’u fakir-fukaraya yardım etmek için kurulmuştu.
2026 yılında ise bu defa yatırımcının fakirleşmemesi için sistemi konuşuyoruz...
40 yılda teknoloji gelişti, mevzuat gelişti, para değişti, yatırım araçları değişti. Ama bir şey değişmedi: İnsan parasını emanet ettiği yere güvenmek ister.
Fon piyasalarının büyümesi için yüksek getiri elbette önemlidir. Ama sürdürülebilirlik, likidite ve güven daha önemlidir. Çünkü birkaç yılda yüzde on binler kazandıran fonlar unutulur; bir kere kaybolan güveni geri getirmek ise yıllar alır.
Fon serbest olabilir; ama piyasa “serbest atış” alanı değildir.
Birkaç PYŞ’nin yaptığı yanlışın bedelini bütün sermaye piyasası ödememeli. Bunun için de denetimin, sorun çıktıktan sonra değil; sorun daha oluşurken devreye girmesi gerektiğini düşünüyorum..
Faydalı olması dileğiyle...
28.09.2026
Kaynak: www.MuhasebeTR.com
(Telif Uyarısı: Bu makalenin en fazla %20'si, kaynak gösterilip aktif link verilerek paylaşılabilir. Aksi takdirde yasal işlem başlatılacaktır.)
>> Duyurulardan haberdar olmak için E-Posta Listemize kayıt olun.
>> SGK Teşvikleri (150 Sayfa) Ücretsiz E-Kitap: hemen indir.
>> MuhasebeTR mobil uygulamasını Apple Store 'dan hemen indir.
>> MuhasebeTR mobil uygulamasını Google Play 'den hemen indir.
>> YILIN KAMPANYASI: Muhasebecilere Özel Web Sitesi 1.250 TL + KDV Ayrıntılar için tıklayın.