Rıfat Yaşa
Vergi dünyasında bazen en karmaşık teknik hesapların gölgesinde, hukukun en yalın ama en sarsıcı soruları unutuluverir. Son dönemlerde dilimizde pelesenk olan enflasyon düzeltmesi uygulaması da tam olarak böyle bir kör nokta inşa etmiş durumda. Bilançoları güncel değerine getirme telaşıyla formüllere o kadar gömüldük ki, o rakamların arkasındaki hukuki gerçekliği ıskaladık.
Enflasyon düzeltmesi denince katsayıya, ÜFE'ye takılıyoruz ama benim kafamı asıl meşgul eden başka bir şey var: Aktifteki malın hukuken kime ait olduğu.
Bir emtia... Yurt dışından gelmiş, faturası yok, sözleşmesi yok, sermaye olarak konulduğuna dair noter onayı yok... Sadece muhasebeci 'şunu şöyle bir kaydedelim' demiş:
______________ ,, _____________
153 Ticari Mallar xxx
331 Ortaklara Borçlar xxx
______________ ,, _____________
Böyle girmiş sisteme. Yıllar geçmiş, bu mal duruyor, bilançoda şişiyor, enflasyon düzeltmesiyle bir de üstüne değerleniyor. Şimdi soruyorum: Bu işin aslı ne?
Şimdi lafın kısası, muhasebe kaydı hukuki bir işlem değildir. Bir malın mülkiyeti, fatura kesilmezse veya ortak sermaye olarak koymazsa devrolmaz. Bu tartışmasız. Ama vergi hukukunda işler öyle yürümüyor. Mükellef senelerce bu malı aktifinde göstermiş, şayet ATİK ise amortismanını kullanmış, kapsama giriyorsa KDV'sini hesaplamış, dönem sonlarında değerleme yapmış, belki bir kısmını satmış. Şimdi kalkıp da 'Ya bu mal aslında benim değildi, kayıt hatalı, o yüzden enflasyon düzeltmesi yapmayayım' derse, vergi dairesi de haklı olarak 'Kusura bakma, sen onu bunca yıl kendi malın gibi kullandın, şimdi geri alamazsın' der. Burada "ekonomik yaklaşım" diye bir gerçek var; vergi idaresi şekle de değil, işin özüne de bakar.
Hele ki enflasyon düzeltmesinde, düzeltmeye esas alınan şey zaten kıymetin şirket kayıtlarındaki maliyet bedelidir. Kayıt orada duruyorsa, maliyet bedeli de belliyse, VUK mükerrer 298/A çerçevesinde bunu düzeltmemeniz mümkün değil. Yani ister hukuki dayanağı olsun ister olmasın, vergisel olarak bu kıymet artık aktifin bir parçası hâline gelmiş.
Peki ya tam tersi? 'Bu kaydın hiçbir hukuki zemini yok madem, enflasyon düzeltmesi de yapılamaz' derseniz, o zaman sadece düzeltmeyi değil, yıllardır bu malın bilançoda durmasını da izah etmek zorundasınız. Ve inanın, bunu incelemeye alan bir müfettiş, sadece enflasyon düzeltmesiyle değil, geçmiş yılların kurumlar vergisi matrahıyla da ilgilenir. Yani kapıyı açtığınızda içeriden sadece enflasyon çıkmaz, bir sürü geçmiş dönem vergi farkı da fırlar. Ortada bir de belgesiz kayıt varsa meslek mensubunun sorumluluğu da cabası.
Bence asıl mesele şu: Bu mal ortak tarafından şirkete hangi niyetle getirildi? Eğer gerçekten bir ticari işlem varsa, alın bunun faturasını veya devir sözleşmesini arkadan da olsa yapın. Yok, eğer öyle bir işlem yoksa o zaman düzeltme farkıyla uğraşmaktansa, malı kayıtlardan düşüp sermaye azaltımı (tabi bunun için önce sermayeye ilave etmeli) veya bağış gibi alternatifleri konuşun. Ama en kötü ihtimal, ortada ne hukuki ne de ekonomik olarak savunulabilecek bir durum yokken, sadece enflasyon düzeltmesine odaklanıp gerisini görmezden gelmek olur.
Özetle; bu işin cevabı katsayı tablosunda değil, şirketin o malı nasıl ve ne amaçla aktifine aldığında gizli. Önümüzdeki dönemde karşımıza çıkacak en büyük tartışma da tam olarak bu olacak: Vergi idaresi 'bana bak, sen kaydettin, demek ki senin malın' derken, mükellefler 'ben sadece yanlış kayıt yapmışım' diyecebilecek mi? Bence bu iş mahkemelerde epey bir konuşulur daha.
17.07.2026
Kaynak: www.MuhasebeTR.com
(Bu makale kaynak göstermeden yayınlanamaz. Kaynak gösterilse dahi, makale aktif link verilerek yayınlanabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayınlayanlar hakkında yasal işlem yapılacaktır.)
>> Duyurulardan haberdar olmak için E-Posta Listemize kayıt olun.
>> SGK Teşvikleri (150 Sayfa) Ücretsiz E-Kitap: hemen indir.
>> MuhasebeTR mobil uygulamasını Apple Store 'dan hemen indir.
>> MuhasebeTR mobil uygulamasını Google Play 'den hemen indir.
>> YILIN KAMPANYASI: Muhasebecilere Özel Web Sitesi 1.666 TL + KDV Ayrıntılar için tıklayın.