Çağrı Ünsal
Ekonomik maliyetlerin yükseldiği, finansman giderlerinin katlandığı, tahsilat sürelerinin uzadığı ve işletme sermayesinin ihtiyaçlara yetişemediği bir dönemden geçiyoruz. Böyle bir ortamda işletmelerin borçlarını zamanında ödemekte zorlanması artık yalnızca o işletmenin problemi değil; tedarikçisinden çalışanına, bankasından devlete kadar ekonomik zincirin tamamını ilgilendiren bir mesele.
Tam da bu noktada önemli bir soru karşımıza çıkıyor: Finansal açıdan sürdürülebilir bir işletme inşa etmek mi, yoksa konkordato mu çözüm?
Okunması bile zor olan konkordato…
Son yıllarda bu kelimeyle oldukça sık karşılaşır olduk. En basit hâliyle bir şirket düşünelim: Borçları var ve bunları zamanında ödeyemiyor. Buna karşılık üretimi devam ediyor, müşterileri var, satış yapıyor ve faaliyetlerini sürdürüyor. Yani ortada tamamen bitmiş bir işletme yok; fakat borçlarını zamanında ve düzenli ödeyebilecek mali gücü de bulunmuyor.
Şirket böyle bir durumda mahkemeye başvurarak borçlarını belirli bir plan çerçevesinde ödemeyi talep edebiliyor. Örneğin şirketin 10 milyon TL borcu olduğunu ve bu borcu bugün ödeyemediğini düşünelim. Konkordato kapsamında gerekli şartlar oluşur ve teklif kabul edilirse borcun daha uzun vadede ödenmesi veya alacaklıların kabul ettiği belirli bir kısmının ödenmesi gündeme gelebilir.
Dolayısıyla konkordato, doğrudan “şirket battı” demek değildir. Daha doğru ifadeyle, “Şirket ciddi bir ödeme sıkıntısı yaşıyor ancak belirli şartlar altında toparlanma ihtimali bulunuyor” demektir. Sistemin temel mantığı da işletmeyi hemen iflasa sürüklemek yerine, yaşama ihtimali varsa ona zaman kazandırmaktır. Doğru bir konkordato yönetimiyle şirket mali yapısını toparlayabilir ve piyasaya daha güçlü biçimde dönebilir.
Peki konkordato gerçekten çözüm mü?
Önce hakkını teslim edelim. Konkordato özünde kötü bir sistem değildir. Tam tersine, mali yapısı bozulmuş ancak faaliyetlerini sürdürebilecek durumda olan bir işletmenin borçlarını belirli bir plan çerçevesinde yeniden yapılandırmasına imkân veren önemli bir hukuki mekanizmadır.
Çünkü her ödeme güçlüğü iflas anlamına gelmez.
Bir işletmenin fabrikası çalışıyor, siparişleri devam ediyor, müşterileri bulunuyor, üretim yapıyor ve uzun vadede para kazanabilecek bir iş modeline sahip olabilir. Buna rağmen kısa vadeli borçlarının yoğunlaşması, yüksek finansman giderleri veya tahsilat problemleri nedeniyle geçici bir nakit darboğazına girebilir. Böyle bir işletmeyi doğrudan iflasa sürüklemek yerine ona zaman tanımak; şirket, çalışanlar, alacaklılar ve ekonomi açısından daha rasyonel olabilir.
Ancak meseleye yalnızca borçlu şirket açısından baktığımızda çok önemli bir gerçeği gözden kaçırıyoruz:
Konkordato ilan eden şirketin borcu, başka bir şirketin alacağıdır.
Tartışmanın asıl başladığı yer de burasıdır.
Bir şirketin 10 milyon liralık borcunun ödemesini ertelediğinizi düşünelim. Borçlu şirket açısından ciddi bir rahatlama sağlanmış olur. Fakat karşı tarafta o 10 milyon lirayı tahsil etmeyi bekleyen başka bir işletme vardır.
O işletmenin de çalışanları vardır.
Vergisi vardır.
SGK ödemeleri vardır.
Banka kredileri vardır.
Tedarikçileri vardır.
Çekleri ve senetleri vardır.
Belki kendi müşterilerinden tahsil edemediği alacakları da vardır.
Dolayısıyla bir işletmeye tanınan ödeme süresi, başka bir işletmenin nakit akışında ciddi bir boşluk oluşturabilir. Çünkü ekonomide şirketler birbirinden bağımsız adalar değildir. Bir şirketin borcu diğerinin alacağı, birinin gideri diğerinin geliri, birinin ödemesi diğerinin nakit akışıdır.
Bu nedenle konkordato meselesini yalnızca “Borçlu şirket kurtuldu mu?” sorusuyla değerlendirmek eksik kalır.
Sistemi domino taşları gibi düşünebiliriz.
Borçlu üretici konkordato sürecine girdiğinde tedarikçinin nakit akışı bozulabilir. Tedarikçi kendi tedarikçisine ödeme yapmakta zorlanabilir. Bunun üzerine banka finansmanına yönelir. Kredi kullanabilirse finansman maliyeti yükselir, krediye ulaşamazsa kendi ödemelerini geciktirmeye başlar.
Böylece başlangıçta tek bir şirketin ödeme problemi olan mesele, zamanla şirketler arasında yayılan bir finansman problemine dönüşebilir.
Ekonomide buna bulaşma etkisi diyebiliriz.
Basit bir ifadeyle:
A şirketi B'ye ödeme yapamaz. B, C'ye ödeme yapamaz. C de D'ye ödeme yapmakta zorlanır.
Bir süre sonra ilk problemin nerede başladığından çok, tahsilat zincirinin nerede kırılacağı önemli hâle gelir.
Kâr Var, Para Yok
Konkordato tartışmasının bize gösterdiği başka bir gerçek daha var: Bir işletmenin ayakta kalabilmesi için yalnızca kâr etmesi yeterli değildir.
İşletmenin aynı zamanda nakit üretmesi gerekir.
Muhasebe kayıtlarında milyonlarca lira kâr görünen bir şirket, alacaklarını tahsil edemiyorsa ödeme güçlüğüne düşebilir. Örneğin bir işletme malını bugün satıp parasını 120 gün sonra tahsil ediyor; ancak çalışanının maaşını, vergisini, SGK primini, elektriğini ve kredi taksitini bugün ödüyorsa aradaki süreyi bir şekilde finanse etmek zorundadır.
Bu sarmaldan uzak durmanın yolu güçlü tahsilat ve finansal yönetimden geçiyor. Borcun kendisi tek başına problem değildir; borcun nerede ve nasıl kullanıldığı önemlidir. Kullanılan finansmanın şirkete geri dönüş sağlayacak alanlara yönlendirilmesi gerekir. Ekonomik karşılığı bulunmayan alanların sürekli faizle ve krediyle finanse edilmesi, bugünün problemini yarına taşımaktan başka bir sonuç doğurmayabilir.
Satış rekorları kırabilirsiniz, cironuz milyonları aşabilir; ancak satışın gerçek karşılığı tahsilattır. Zamanında yapılan tahsilatlar şirketin mali yapısını ve nakit akışını güçlendirir. Tahsil edilemeyen satış ise cirodur, muhasebe kayıtlarında gelir olabilir; fakat kasaya girmediği sürece işletmenin borcunu ödemez.
Konkordato sürecine ilişkin rakamlar da meselenin artık birkaç işletmenin yaşadığı münferit bir sorun olmadığını gösteriyor. Konkordatotakip.com’un Basın İlan Kurumu verilerinden yaptığı derlemeye göre, 2026 yılının ilk yedi ayında mahkemelerce 1.167 geçici mühlet, 918 kesin mühlet, 1.146 ret, 171 iflas ve 127 tasdik kararı verildi. Böylece konkordato süreçlerine ilişkin toplam karar sayısı 3.529’a ulaştı.
Daha dikkat çekici olan ise 2026'nın henüz ilk yedi ayında ulaşılan bu rakamın, 2024 yılının tamamındaki 3.497 kararın üzerine çıkmış olması.
Elbette 3.529 karar, 3.529 ayrı şirketin konkordatoya girdiği anlamına gelmiyor. Aynı dosya süreç içerisinde birden fazla mahkeme kararına konu olabiliyor. Ancak 2024'ün on iki ayında görülen karar sayısının 2026'da yalnızca yedi ayda aşılmış olması, işletmelerin nakit akışı ve borç ödeme kapasitesi açısından üzerinde ciddi biçimde düşünülmesi gereken bir tablo ortaya koyuyor.
Bu tablo aynı zamanda bahsettiğimiz konkordato sarmalı riskinin neden ciddiye alınması gerektiğini de gösteriyor.
Sonuç olarak konkordato, doğru işletmenin elinde gerçekten bir kurtuluş reçetesi olabilir. Ancak her mali sıkıntıya düşen şirket için kullanılmaya başlandığında reçeteden çok ağrı kesiciye dönüşür. Borcu ortadan kaldırmaz; çoğu zaman yalnızca ödeme gününü ileri taşır.
Üstelik borçluya kazandırılan zaman, alacaklı için beklemek zorunda olduğu zamandır.
Bir şirket “Biraz nefes alayım” derken parasını alamayan tedarikçi nefessiz kalıyorsa burada ciddi bir çelişki vardır. Sonra o tedarikçi bankaya koşar, kredi bulamaz, kendi tedarikçisine ödeme yapamaz ve bir bakmışız dün konkordato dosyasında alacaklı olarak gördüğümüz şirketi bugün borçlu olarak görüyoruz.
Ekonomi biraz da domino taşı gibidir; ilk taşı kurtarmaya çalışırken masanın geri kalanını devirmemek gerekir.
Bu nedenle asıl çözüm konkordato kapısına gelmeden önce güçlü finansal yönetim, doğru borçlanma, sağlam tahsilat politikası ve sürdürülebilir nakit akışıdır. Yoksa satışlar rekor kırmış, bilançoda kâr uçmuş, şirketin cirosu bilmem kaç milyon olmuş pek anlam ifade etmez. Ödeme günü geldiğinde banka hesabı bütün motivasyon konuşmalarını susturur.
Konkordato gerektiğinde şirketi kurtaran önemli bir mekanizmadır. Ancak kötü yönetimin sürekli acil çıkış kapısı hâline gelirse şu soruyu sormak gerekir:
Biz gerçekten şirket mi kurtarıyoruz, yoksa bir şirketin ödeme sorununu diğerinin bilançosuna mı taşıyoruz?
Çünkü A şirketini kurtarırken B şirketini konkordatoya hazırlıyorsak, buna çözüm demek biraz iyimserlik olur.
Olsa olsa konkordato sırasını değiştirmiş oluruz.
31.08.2026
Kaynak: www.MuhasebeTR.com
(Telif Uyarısı: Bu makalenin en fazla %20'si, kaynak gösterilip aktif link verilerek paylaşılabilir. Aksi takdirde yasal işlem başlatılacaktır.)
>> Duyurulardan haberdar olmak için E-Posta Listemize kayıt olun.
>> SGK Teşvikleri (150 Sayfa) Ücretsiz E-Kitap: hemen indir.
>> MuhasebeTR mobil uygulamasını Apple Store 'dan hemen indir.
>> MuhasebeTR mobil uygulamasını Google Play 'den hemen indir.
>> YILIN KAMPANYASI: Muhasebecilere Özel Web Sitesi 1.666 TL + KDV Ayrıntılar için tıklayın.