Cahit Durak
Yıllara sari inşaat ve onarma işlerinde hakediş tahsilatları, çoğu zaman işin tamamlanmasına kadar şirketlerin banka hesaplarında bekletilmekte; bu tutarlar vadeli mevduat, repo veya yatırım fonları aracılığıyla değerlendirilebilmektedir.
Bu aşamada mükellefler: İnşaat işi kapsamında elde edilen hakedişlerin değerlendirilmesinden doğan faiz ve fon gelirleri, elde edildikleri dönemin kazancı olarak mı, yoksa ilgili inşaat işinin tamamlandığı yılın kazancı olarak mı vergilendirilmelidir? Soruları gündeme gelmekte, Konu hakkında verilecek kararların olası bir vergi incelemesinde haklı bir savunmaya nasıl dayanak oluşturabileceği, hem Danıştay kararları hem de Gelir İdaresinin yorumları çerçevesinde tartışılmaktadır.
Bu makalede, ilgili mevzuat ve yargı kararları birlikte değerlendirilerek Gelir İdaresinin ve Danıştayın yaklaşımlarına ilişkin bazı değerlendirmeleri sizlerle paylaşmış olacağım.
193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 42. maddesi, birden fazla takvim yılına sirayet eden inşaat ve onarma işlerinde kâr veya zararın işin bittiği yıl kesin olarak tespit edilmesini ve tamamının o yılın geliri sayılmasını öngörmektedir. Bu düzenlemenin temel amacı, yıllara sari inşaat işine ait kazancın işin devam ettiği yıllarda kesinleştirilmemesi ve vergilendirmenin işin tamamlandığı yıl esas alınarak yapılmasıdır. Ancak, yıllara sari inşaat işinden elde edilen kazanç ile bu iş kapsamında tahsil edilen paraların değerlendirilmesi sonucunda ortaya çıkan finansal gelirlerin aynı hukuki nitelikte olup olmadığı mükelleflerin haklı sorusu olarak gündeme gelmektedir.
“Bir şirketin yıllara sari inşaat işi yürütüyor olması, şirketin bütün gelirlerinin kendiliğinden Gelir Vergisi Kanunu’nun 42. maddesi kapsamına girmektedir” dememiz doğru olmayacağı gibi, bazı alanlarda ayrıştırmanın sağlıklı yapılmasını da gerektirmektedir.
Finansal getirinin kaynağının doğrudan ilgili inşaat işi olması ve başka bir bağımsız ticari faaliyetten kaynaklanmaması esasında kanun koyucunun öncelikli olarak değerlendirdiği alanı oluşturmakta, Bu nedenle vergilendirme döneminin belirlenmesinde, gelirin yalnızca adı değil, ekonomik ve hukuki kaynağı, Gelirin kaynağının inşaat işiyle olan bağlantısını birlikte ilişkilendirmek önem arz etmektedir.
Gelir İdaresi Başkanlığı Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı tarafından verilen bir özelge içeriğini ele almaya çalışalım. (09.09.2011 tarihli ve B.07.1.GİB.4.06.16.01-2010-GVK-42-19-710),
Özelgeye konu olayda, yıllara sari inşaat işi kapsamında alınan hakedişlerin bankalarda vadeli mevduat ve likit fon hesaplarında değerlendirilmesi sonucunda elde edilen gelirlerin hangi dönemde vergilendirileceği sorulmuştur.
İdare, mevduat faizleri ve likit fon gelirlerinin yıllara sari inşaat kazancından ayrı değerlendirilmesi ve inşaat işinin bitimi beklenmeksizin ilgili dönemlerde vergilendirilmesi gerektiği yönünde özelge konusu şirkete görüşlerini bildirmiştir. Bu kapsamda, söz konusu gelirlerin yıllık beyannameye dahil edilmesinin uygun olduğu ifade edilmiştir.
Danıştay 4. Dairesinin E. 2003/1545, K. 2003/2569 sayılı kararında, yıllara sari taahhüt işi yapan bir şirketin hakedişlerini repo, döviz tevdiat hesapları ve devlet tahvillerinde değerlendirmesi sonucunda elde ettiği faiz ve kur farkı gelirleri ele alınmıştır.
Kararda, söz konusu finansal gelirlerin taahhüt işi dışında ayrı bir faaliyetten elde edilmiş gelir olarak nitelendirilemeyeceği ve taahhüt işinden doğan kazançla birlikte beyan edilmesi gerektiği yönündeki değerlendirmelere yer verilmiştir. Dairenin yaklaşımında öne çıkan unsur, finansal gelirin varlığından ziyade, gelirin hangi ekonomik faaliyet sonucunda ortaya çıktığıdır.
Ancak, Danıştay 3. Dairesinin E. 2009/4531, K. 2010/1929 sayılı kararı konuyu somutlaştırma açısından emsal bir karar oluşturmuştur. Kararda, kaynağının yıllara sari inşaat işiyle ilişkisi ortaya konulan menkul sermaye iradının, işin bittiği yılın kâr veya zararının tespitinde dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir. Bununla birlikte, faiz gelirinin hangi yıllara sari inşaat işiyle bağlantılı olduğunun, işlerin devam edip etmediğinin ve gelirin ilgili işin tamamlandığı yılın kazancına dahil edilip edilmediğinin kanıtlanması gerektiği vurgulanarak; faiz gelirinin otomatik olarak işin tamamlandığı yıla bırakılmasını öngören genel bir kural getirmesinde değil, gelirin kaynağının ve inşaat işiyle bağlantısının somut delillerle ortaya konulması gerektiği ifade edilmiştir.
Gelir İdaresinin özelge yaklaşımı ile Danıştay kararları birlikte değerlendirildiğinde, yıllara sari inşaat işleri kapsamında elde edilen hakedişlerin değerlendirilmesinden doğan faiz ve fon gelirlerinin vergilendirme dönemi bakımından farklı yorumlarla karşılaşılabildiği görülmekte, bu anlamda 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 42. maddesindeki düzenlemenin yanı sıra, gelirin niteliği, kaynağı ve ilgili inşaat işiyle bağlantısı da dikkate alınması birlikte önem arz edecektir. Makale örneklerinde, Özellikle finansal getirinin hangi işten kaynaklandığının, hakedişlerle ilişkisinin ve işin tamamlanma durumunun somut belgelerle ortaya konulması mükellefler açısından Danıştay’ın emsal kararlarına ayrıca dayanak unsuru olabilecektir.
28.10.2026
Kaynak: www.MuhasebeTR.com
(Telif Uyarısı: Kaynak gösterilip aktif link verilerek paylaşılabilir. Aksi takdirde yasal işlem başlatılacaktır.)
>> Duyurulardan haberdar olmak için E-Posta Listemize kayıt olun.
>> SGK Teşvikleri (150 Sayfa) Ücretsiz E-Kitap: hemen indir.
>> MuhasebeTR mobil uygulamasını Apple Store 'dan hemen indir.
>> MuhasebeTR mobil uygulamasını Google Play 'den hemen indir.
>> Muhasebecilere Özel Web Sitesi 1.250 TL Ayrıntılar için tıklayın.