Mehmet Yıldırım
Hayatın doğal akışı içinde evlilikler ne kadar hukuki bir ortaklıksa, bu ortaklığın ölüm veya ayrılıkla son bulması da bir o kadar karmaşık hukuki süreçleri beraberinde getirir. Yakın zamanda Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından verilen iki yeni özelge, aile hukuku ile vergi hukukunun kesiştiği çok hassas noktalara ışık tutuyor.
Bu yazımızda, eşlerin mal rejimleri, miras paylaşımları ve avukatlar aracılığıyla yapılan uzlaşmaların vergisel boyutunu masaya yatırırken, Türkiye'de aile hukukunun miladı sayılan 2002 yılındaki büyük kanun değişikliğine de yakından bakıyoruz.
Özelgelerin ve bugün karşılaştığımız hukuki uyuşmazlıkların temelini anlamak için öncelikle 1 Ocak 2002 tarihine geri dönmemiz gerekir. Bu tarihte yürürlüğe giren 4721 sayılı yeni Türk Medeni Kanunu, aile hukukunda devrim niteliğinde bir değişikliğe imza atmıştır.
İşte bu köklü değişiklik, günümüzde mirasın paylaştırılması ve vergilendirilmesi aşamasında malların "2002 öncesi" ve "2002 sonrası" olarak ikiye ayrılarak analiz edilmesini zorunlu kılmaktadır.
10.04.2026 tarih ve E-97895701-160[2026/5.1-19]-493812 sayılı özelge, tam da bu zaman dilimi ayrımının yaşandığı bir olay üzerine verilmiştir. Vefat eden eşin bir şirkette yüzde 29,70 oranında hissesi bulunmaktadır. Bu hisselerin yüzde 12,02'lik kısmı 2002 yılı öncesinde, kalan yüzde 17,68'lik kısmı ise 2002 yılından sonra (2014 yılında) edinilmiştir.
Eşlerden biri vefat ettiğinde geride kalan malların nasıl paylaştırılacağı ve bunun Veraset ve İntikal Vergisi karşısındaki durumu büyük önem arz eder.
Özelgede de açıkça vurgulandığı üzere, bir eşin ölümü halinde iki tür tasfiye süreci ortaya çıkar:
Hukuki hiyerarşide mal rejiminin tasfiyesi, mirasın tasfiyesinden her zaman önceliklidir. Sağ kalan eş, evlilik birliği içinde edinilen mallar üzerindeki katılma alacağını (haklarını) aldıktan sonra, ölen eşe ait kalan net malvarlığı (tereke) mirasa konu olur. Sağ kalan eşin bu tasfiyeden doğan hakları, onun mirasçılık sıfatından tamamen bağımsızdır.
Gelir İdaresi'nin Görüşü: Murisin 2002 yılı öncesinde edindiği %12,02'lik şirket hissesi doğrudan terekeye dahil edilmelidir. Ancak 2002 yılı sonrasında edinilen %17,68'lik şirket hissesinin tamamı doğrudan miras ortaklığına katılamaz. Öncelikle aile hukuku kapsamında mal tasfiyesi yapılmalı, bu tasfiye sonucunda ölen eşe ait olduğu kesinleşecek net kısım tespit edilmeli ve sadece bu kısım terekeye dahil edilerek Veraset ve İntikal Vergisi beyannamesine konu edilmelidir.
Peki şirket hisseleri beyan edilirken nasıl değerlenecek?
Miras kalan anonim şirket hisselerinin beyanında bir diğer önemli husus değerleme yöntemidir. 7338 sayılı Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu'nun 10 uncu maddesi uyarınca iki aşamalı bir beyan ve tarh süreci işletilmektedir:
İlk Tarhiyat (Mükellefin Beyanı): Mükellefler, verginin konusuna giren malları kanunda yer alan özel değerleme ölçülerine göre (bulunmadığı takdirde Vergi Usul Kanunu'nun servetleri değerleme hükümlerine göre) değerleyerek beyan ederler ve vergi dairesi bu beyan üzerinden ilk tarhiyatı gerçekleştirir.
Nihai Tarhiyat (İkmal Etme): İlk tarhiyattan sonra, intikal eden malların Vergi Usul Kanununa göre idarece bulunacak kesin değerlerine göre vergiler ikmal edilir.
Miras kalan varlık bir anonim şirket ortaklığı payı olduğunda, kanunun 10 uncu maddesinin ikinci fıkrasınca intikal eden servet unsuru şirketin bilançosundaki "ticari sermaye" değil, doğrudan "hisse senedidir". Bu nedenle ilk tarhiyatta beyan edilecek matrah tespit edilirken öz sermaye hesaplamaları değil, hisse senedi değerleme kuralları uygulanır: Söz konusu şirket hisseleri borsada kayıtlı ise; ölüm tarihinden önceki üç yıl içindeki en son muamele değeri esas alınır. Borsada kayıtlı değilse (veya kayıtlı olup da son 3 yılda işlem görmemişse); hisseler doğrudan itibari değeriyle (nominal değeriyle) değerlenip beyan edilir.
Miras, Türk Medeni Kanunu'nun 575 inci maddesi uyarınca ölüm anı ile açılır. Bu nedenle değerleme gününün tespiti ve hisselerin hukuken iktisap edildiği tarih olarak mirasın açıldığı ölüm günü esas alınmalıdır. Mirasçıların ilk beyannamede anonim şirket hisselerini şirketin öz sermayesi üzerinden değil, hisse senedi değerleme kurallarına (borsa değeri veya itibari değer) göre bildirmeleri yasal bir zorunluluktur.
İlk özelgede mirasçılar ve sağ kalan eş, aralarındaki bu karmaşık mal rejimi tasfiyesini mahkemeye gitmeden, Avukatlık Kanunu’nun 35/A maddesi kapsamında düzenlenen bir uzlaşma tutanağı ile çözmek isteseler, düzenlenen bu ve benzeri uzlaşma tutanaklarının damga vergisi yönünden vergisel boyutu nedir? 06.04.2026 tarih ve E-97895701-155[2025/20]-464441 sayılı İkinci özelgemiz tam da bu konuyu aydınlatıyor.
1136 sayılı Avukatlık Kanununun 35/A maddesinde, "Avukatlar dava açılmadan veya dava açılmış olup da henüz duruşma başlamadan önce kendilerine intikal eden iş ve davalarda, tarafların kendi iradeleriyle istem sonucu elde edebilecekleri konulara inhisar etmek kaydıyla, müvekkilleriyle birlikte karşı tarafı uzlaşmaya davet edebilirler. Karşı taraf bu davete icabet eder ve uzlaşma sağlanırsa, uzlaşma konusunu, yerini, tarihini, karşılıklı yerine getirmeleri gereken hususları içeren tutanak, avukatlar ile müvekkilleri tarafından birlikte imza altına alınır. Bu tutanaklar 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 38 inci maddesi anlamında ilâm niteliğindedir." hükmü yer almaktadır.
Bu bağlamda, eşlerden birinin ölümü nedeniyle mal rejiminin sona ermesi halinde terekenin belirlenmesine yönelik olarak mal rejimi tasfiyesi ve bu tasfiyede taraflar arasında 1136 sayılı Kanunun 35/A maddesi kapsamında düzenlenen bir uzlaşma tutanağının mevcut olması durumunda, bu tutanağa istinaden mal rejimi tasfiyesinin yapılmasında hukuki bir engel bulunmamaktadır.
Normal şartlarda 488 sayılı Damga Vergisi Kanunu'na göre belli bir parayı ihtiva eden sulhnameler ve sözleşmeler nispi damga vergisine tabidir. Ancak Avukatlık Kanunu'nun 35/A maddesi kapsamında düzenlenen uzlaşma tutanakları, İcra ve İflas Kanunu uyarınca doğrudan ilam (mahkeme kararı) niteliğindedir.
488 sayılı Damga Vergisi Kanunu’nun 1’inci maddesine göre, damga vergisinin konusu "kâğıtlar"dır. Kanun, kâğıt tabirini "yazılıp imzalanmak veya imza yerine geçen bir işaret konmak suretiyle düzenlenen ve herhangi bir hususu ispat veya belli etmek için ibraz edilebilecek olan belgeler" olarak tanımlar.
Ancak bu kâğıtların vergiye tabi olabilmesi için Kanun'a ekli (1) sayılı tabloda açıkça sayılmış olması gerekir.
Gelir İdaresi'nin Görüşü: Avukatlar ve müvekkilleri tarafından karşılıklı imzalanan ve kanuni şartları taşıyan 35/A uzlaşma tutanakları, yargı kararı (ilam) niteliğinde belge kabul edildiğinden damga vergisi hesaplanmaz.
Bu iki özelge birlikte değerlendirildiğinde ortaya çok net bir tablo çıkıyor: Eşin vefatı durumunda vergi beyanında bulunurken acele edip tüm malvarlığını doğrudan terekeye dahil etmek hatalı tarhiyatlara yol açabilir. 2002 yılında yapılan büyük Medeni Kanun reformu göz önünde bulundurularak, öncelik her zaman edinilmiş malların tasfiyesine verilmelidir.
Üstelik mirasçılar bu tasfiye sürecini mahkeme salonlarında yıllarca sürecek yıpratıcı davalarla değil, Avukatlık Kanunu 35/A kapsamında düzenleyecekleri bir uzlaşma tutanağı ile çok daha hızlı çözebilirler. Gelir İdaresi de bu tutanakların damga vergisinden muaf olduğunu onaylayarak mükelleflere hem pratik hem de maliyetsiz bir kapı aralamaktadır.
16.07.2026
Kaynak: www.MuhasebeTR.com
(Bu makale kaynak göstermeden yayınlanamaz. Kaynak gösterilse dahi, makale aktif link verilerek yayınlanabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayınlayanlar hakkında yasal işlem yapılacaktır.)
>> Duyurulardan haberdar olmak için E-Posta Listemize kayıt olun.
>> SGK Teşvikleri (150 Sayfa) Ücretsiz E-Kitap: hemen indir.
>> MuhasebeTR mobil uygulamasını Apple Store 'dan hemen indir.
>> MuhasebeTR mobil uygulamasını Google Play 'den hemen indir.
>> YILIN KAMPANYASI: Muhasebecilere Özel Web Sitesi 1.666 TL + KDV Ayrıntılar için tıklayın.