Ertuğrul Tuncer
DİĞER İSTİSNALAR İÇİN SINIRLAMA OLMAZKEN TIBBİ HİZMETLERDE AYRIM YAPMAYA İDARENİN YETKİSİ VAR MI?
Zamanını tam olarak hatırlayamıyorum ama 2011 yılı olmalı. O tarihte var olan ve Bakanlığını da bugünkü Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sn. Cevdet YILMAZ’ın yaptığı “KALKINMA BAKANLIĞI” yurt dışına dönük hizmetlerde Türkiye’nin rekabet gücünü artırmak ve yeni açılımlar yaratmak amacıyla bir program geliştirmişti.
(Bu programın şekillenmesi ve tanıtımı amacıyla yapılan toplantılardan birine ben de katıldığım için konu hakkında yapacağım açıklamalar güvenilir bilgilerdir.)
Programın özünü, hizmet sektörünün belirli alanlarda ulusal sınırları aşacak şekilde organize ve teşvik edilmesi oluşturuyordu. Amaç, yurt dışına hizmet ifası ile yabancı kurumlarla rekabet olanağının yaratılmasıydı. Üstelik, bu hizmet arzının mutlaka Türkiye menşeli olması yetiyor, hizmeti verenin yerli ya da yabancı olması önem taşımıyordu.
Bu hedefe uygun olarak, Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 10. Maddesine 2012 yılında eklenen (ğ) bendi ile özellikle, teknik-teknolojik, mimarlık-mühendislik, mali (vergi- muhasebe) ve finansal danışmanlık konularıyla, eğitim, sağlık ve veri madenciliği konularında vergi indirimi olanağı getirildi.
Yapılan düzenleme, aradan geçen süre içerisinde bir çok alanda geniş biçimde kullanılırken bazı konularda, düzenlemenin amacını tam kavrayamayan bürokrasinin muhafazakar tanımlarına takıldı kaldı.
Getirilen vergisel teşvikin (indirimin) oranı sürekli olarak ön plana çıkarken, hizmetin sınırları ve fonksiyonu tartışmaya hiç açılmadı. Fevkalade iyi niyetle getirilen bu düzenlemeler, tamamen “vergi harcaması” görülmeye başladığı için bir çok konuda yeterli gelişme sağlanamadı.
Bu konudaki açıklamaları yapmadan önce düzenlemeyi görmemizde yarar var;
KVK’nun 10. Maddesinin (ğ) bendinin bu yazının konusuna ilişkin kısmı aşağıdaki gibidir:
ğ) (Ek: 31/5/2012-6322/36 md.) Türkiye'de yerleşmiş olmayan kişilerle, işyeri, kanuni ve iş merkezi yurt dışında bulunanlara Türkiye'de verilen ve münhasıran yurt dışında yararlanılan mimarlık, mühendislik, tasarım, yazılım, tıbbi raporlama, muhasebe kaydı tutma, çağrı merkezi, ürün testi, sertifikasyon, veri saklama, veri işleme, veri analizi ve ilgili bakanlıkların görüşü alınmak suretiyle Maliye Bakanlığınca belirlenen mesleki eğitim alanlarında faaliyette bulunan hizmet işletmeleri ile ilgili bakanlığın izni ve denetimine tabi olarak eğitim ve sağlık alanında faaliyet gösteren ve Türkiye'de yerleşmiş olmayan kişilere hizmet veren işletmelerin münhasıran bu faaliyetlerinden elde ettikleri (7491 sayılı kanunun 59.maddesiyle değişen ibare; Yürürlük 1/1/2023 tarihinden itibaren elde edilen gelirler ve kazançlara uygulanmak üzere 28.12.2023) kazancın, elde edildiği hesap dönemine ilişkin kurumlar vergisi beyannamesinin verilmesi gereken tarihe kadar tamamının Türkiye’ye transfer edilmesi şartıyla, %80’i (indirilebilir)
Bu indirimden yararlanılabilmesi için fatura veya benzeri belgenin yurt dışındaki müşteri adına düzenlenmesi şarttır.
Bu bentte yer alan oranı, hizmet alanları ve kazanç tutarları itibarıyla sıfıra kadar indirmeye veya %100’e kadar artırmaya ve Türkiye’ye transfer edilecek kazanç tutarını sıfıra kadar indirmeye veya kanuni seviyesine kadar artırmaya Cumhurbaşkanı, bu bendin uygulanmasına ve denetime ilişkin usul ve esasları belirlemeye ilgili bakanlıkların görüşünü almak suretiyle Maliye Bakanlığı yetkilidir.
Düzenlemeden görüldüğü gibi;
Mesleki Eğitim hizmetleri bakımından ilgili bakanlığın görüşü alınarak Maliye Bakanlığınca hizmetin niteliği belirlenmektedir. Zaten kurumlar vergisi tebliğinde mesleki eğitimin niteliği konusunda fazla bir açıklama da yoktur. Buradaki özellik, mesleki eğitimin farklı bakanlıkların konusuna girebilmesidir. Mesleki Eğitim konusunda ilgili Bakanlıkların görüşü alınsa da hizmetin niteliği ve cinsi Maliye Bakanlığınca belirlenmektedir.
Bu yazımızda, özellikle sağlık hizmetleri konusundaki bazı kısıtlamaların nedeni üzerinde durmak istiyoruz.
Kurumlar Vergisi uygulamasında, sağlık hizmetleri konusunda “Tıbbi Raporlama” hizmeti esas alınmış, ancak bu hizmetin kapsamı ve sınırları belirlenmemiştir. Zaten buna gerek de yoktur. Zira, “Tıbbi Raporlama” hizmeti için Sağlık Bakanlığının izin veya denetimine tabi olma şartı da yoktur. Bu bir özel hizmet türüdür.
Dolayısıyla, yabancı kişilere, (genellikle yabancı sigorta kuruluşlarının sigortalılarına) Türkiye’de yapılan ilk yardım, tıbbi müdahale, sağlık kurumlarına sevk organizasyonu, tedavi veya müdahale sürecinin izlenmesi, epikriz düzenlenmesi, tedavinin niteliği, hasta ya da yaralının durumuna uygunluğu, kullanılan ilaçlar, tıbbi hizmet fiyatlandırmasının makul ve ölçülü olduğu gibi konuların raporlanması ve yurt dışı kişi, kurum ya da sigorta şirketlerine yabancı para cinsinden fatura düzenlenmesi için “Sağlık Hizmetleri Sertifikasına “ ihtiyaç yoktur. Bu hizmetler Türkiye’deki kişi ve kuruluşlarca serbestçe verilebilir.
“İlgili bakanlığın izni ve denetimine tabi olarak sağlık alanında çalışan kişi veya kurumlar tarafından Türkiye'de yerleşmiş olmayan kişilere verilen hizmetler konusunda düzenlemede bir sınırlama, çeşitlendirme ve nitelik belirlemesi yoktur.
Bu konuda önemli olan, Sağlık Bakanlığının izin ve denetimine tabi olmaktır. Bu yönüyle hizmet müessesesi, zaten bir sağlık işletmesidir.
Ancak, bu temel şarta rağmen, Tebliğden görüyoruz ki; el, ayak, göz, kulak, ağız, burun gibi organlara ilişkin diş yaptırma, saç ektirme, göz kapağı kaldırma, rinoplasti vs işler kozmetik müdahale sayılmış ve tıbbi nitelikli hizmet görülmemiştir.
Bakanlıkların değerli bürokratlarına hatırlatmak isterim ki, bu düzenlemenin amacı, belirli disiplin altında (Bakanlık İzin ve denetimine tabi olarak) yurt dışındaki kişilere sağlık hizmeti verilmesidir.
Sağlık hizmetinin sınırı belirlenmemiş ve herhangi bir Bakanlığa sınırlandırma yetkisi de verilmemiştir.
Küçük bir araştırma ile bu “tıbbi” sayılmayan ama sağlıkla ilgisi olmadığı da iddia edilemeyen hizmetlerden çok yüksek miktarda yabancı para cinsinden gelir elde edildiği görülecektir.
Bu konuda, madde hükmünden yararlandırılmayan hizmet işletmelerinin açacakları idari davalarda haklı çıkacaklarından eminim. Zira, Kanun maddesinde yer almayan bir hizmet ayrımı, tebliğle getirilmiştir.
İkinci bir konu da, “hava ambulans ve hasta-yaralı nakil” hizmetlerinin sadece bir “taşımacılık işi” olarak görülmesidir. Ambulans taşımacılığı, yük ya da yolcu taşıma işi değildir. Taşınan kişi, tedavi altında veya tedaviye muhtaç insanlardır. Uzun mesafeli uluslararası hasta taşıma hizmeti “mobil acil servis” şeklinde yürütülmek zorundadır. Uçak içi basınç dengesi nedeniyle çoğu zaman deniz seviyesinden 50-100 metre yüksekten uçmak zorunda kalınmaktadır. Bu uçuşun riski bir tarafa yakıt tüketimi iki katına yükselmektedir.
Yurt dışına yapılan hasta-yaralı taşıma hizmetleri sadece sıradan bir nakil hizmeti değildir. Öncelikle, bu hizmetler, amacına uygun uçak veya helikopterlerle verilmektedir.
Ambulans hava araçlarında her zaman, hastanın-yaralının durumuna uygun bir uzman hekim, yardımcı medikal ekip, sabit veya mobil tıbbi teçhizat bulunmaktadır. Hava aracında, hasta-yaralı için gerekli tıbbi gözetim ve acil tıbbi müdahale olanağı bulunmaktadır. Bu tür olanakları bulunmayan hava ambulanslarının yurt dışında iş bulma olanağı yoktur. Tıbbi gözetim ve müdahale hataları büyük tazminat ödemelerine yol açmaktadır.
Sağlık Bakanlığı, yurt içi - yurt dışı hava ambulans hizmetleri için hava araçları kiralamakta ve bu araçlarla tıbbi gözetim altında hasta-yaralı taşımaktadır.
Bu bir “tıbbi hizmet” değil midir? Tıbbi hizmet yatarak tedaviden ibaret değildir.
Konuyla ilgili olanların bileceği üzere, yurt dışına yapılan hava ambulans hizmetleri oldukça pahalı işlerdir. Hizmetin maliyeti yüksektir.
Günümüzde, yakıt fiyatlarındaki artış nedeniyle, tarifeli sefer yapan yük ve yolcu taşıma hava araçları operasyonlarını durdurur veya sınırlandırırken, hava ambulansı işletmecilerinin böyle bir şansı yoktur. Uçuş tarifesi yoktur ve anlaşmalara uymak zorundadır. Bu durum işletme ve operasyon masraflarının patlamasına yol açmaktadır.
Denetimini yaptığımız bir şirketin operasyon karlılık oranı 2026 yılı ilk üç ayında, geçmiş yıllara göre yarı yarıya azalmıştır. Bu trendin sürmesinden de endişe edilmektedir.
Uluslararası hava ambulans taşımacılığında Hizmet bedelinin tamamı döviz cinsinden tahsil edilmektedir. Bu alanda yüksek bir rekabet çekişmesi vardır.
Devlet desteği olmadan, büyümeye çalışan hava ambulans şirketleri henüz Avrupa Bölgesine tam olarak girememişlerdir. Tıbbi hizmetin genişliğine ve kalitesine rağmen rekabet şansını bulamamaktadır.
Özetle söylemek istediğimiz şudur; Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 10. Maddesinin ( ğ) işaretli bendi, bütünüyle yurt dışına hizmet arzının desteklenmesi için ihdas edilmiştir. Amaç yabancı para karşılığı hizmetlerin teşvik edilmesi ve yurt dışı kuruluşlara karşı rekabet olanağının artırılmasıdır.
Yukarıda açıkladığımız gibi, bakanlıkların bu düzenleme konusunda hizmet niteliğini ve sınırlarını belirleme yetkisi yoktur.
Amaca uygun olması bakımından;
27.04.2026
Kaynak: www.MuhasebeTR.com
(Bu makale kaynak göstermeden yayınlanamaz. Kaynak gösterilse dahi, makale aktif link verilerek yayınlanabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayınlayanlar hakkında yasal işlem yapılacaktır.)
>> Duyurulardan haberdar olmak için E-Posta Listemize kayıt olun.
>> SGK Teşvikleri (150 Sayfa) Ücretsiz E-Kitap: hemen indir.
>> MuhasebeTR mobil uygulamasını Apple Store 'dan hemen indir.
>> MuhasebeTR mobil uygulamasını Google Play 'den hemen indir.
>> YILIN KAMPANYASI: Muhasebecilere Özel Web Sitesi 1.666 TL + KDV Ayrıntılar için tıklayın.