BASINDAN YAZILAR
Reformda yol haritası değişti / Celal Kaplan - MuhasebeTR

Reformda yol haritası değişti / Celal Kaplan

Sosyal güvenlik reformunun başlıca dört ayağı mevcuttu. İlki, dağınık sosyal güvenlik kurumlarını tek çatı altında toplamak. İkinci aşamada sosyal güvenlik kanunlarını birleştirip değişik statülerde çalışanlar için uygulanan farklı normların ortadan kaldırılması. Üçüncü ayak genel sağlık sigortasına geçiş. Ve son olarak da primsiz ödemelerin tek elden yürütülmesine yönelik düzenlemelerin gerçekleştirilmesiydi. Peki bunlar gerçekleşebildi mi? Hiçkimse kusura bakmasın maalesef uygulama pratikte öngörüldüğü gibi kolayca gerçekleşemedi.
Belki SGK'nın kurulmasıyla birlikte mevcut sosyal güvenlik kuruluşları(SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı) tek çatı altında toplanmış oldu. Ama SGK, öngörülen yapısıyla bu gün için irileşmiş bir SSK görünümünde. Bırakın taşrayı merkez teşkilatı bile Ankara'nın dört bir yanına dağılmış durumda. 5510 sayılı kanunla sosyal güvenlik uygulamaları tek bir kanun içerisinde toplanmış gibi gözükmekte. Fakat sosyal sigortacılıkta norm ve statü farklılıklarını ortadan kaldırmak için çıkarılan bu kanun bile, kendi içerisinde yeni statü farklılıkları doğurmuş oldu.

ÖNCESİ VE SONRASI
Örneğin 01.05.2008 veya 01.10.2008 öncesi ve sonrası sigortalılar hatta 01.05.2008-01.10.2008 arası sigortalı olanlar gibi. Genel sağlık sigortasının zorunlu uygulaması ise bazı alt yapı sorunları nedeniyle mecburen ertelenmekte. Primsiz ödemelerin tek elde toplanması için ise SGK çatısı altında Primsiz Ödemeler Genel Müdürlüğü oluşturulmuştu. Bu birim zaman içerisinde 65 yaş aylığı türünden bazı ödemeleri üstlenecek adımları attı belki. Ama primsiz ödemeler ve sosyal yardımlarla ilgili ana kanun bir türlü çıkarılamamıştı.
12 Haziran genel seçimleri sürecinde, sosyal güvenlikle ilgili hususların önemli birer propaganda malzemesi olduğunu gördük. Gerek emeklilere intibak yasası ve gerekse de CHP'nin her ne kadar adını "Aile Sigortası" olarak koymasına karşın, temel özellikleri bir sosyal yardım modeli olan ve birçok belirsiz noktasına rağmen büyük ilgi gören çalışması bunun en güzel örneğidir. İşte bu süreç içerisinde, hem de seçimden iki gün önce ve biraz da sessiz sedasız şekilde, 633 sayılı K.H.K. ile "Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı"nın kurulması kararı alındı. Bu bakanlığın kurulması beraberinde birçok önemli değişikliği de getirmiş oldu.

PLANLANAN YAPI
Bakanlığın planlanan yapısı ve görevlerini ayrı bir yazıda etraflıca değerlendiririz. Yazının başlığında da belirttiğim gibi, bu Bakanlığın kurulması sosyal güvenlik reformunun da bir anlamda revize edilmesi anlamını taşımakta. Bugün konunun bu boyutuna değinmek istiyorum. Çünkü 633 sayılı K.H.K. ile "Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı"nın kurulmasıyla birlikte SGK Primsiz Ödemeler Genel Müdürlüğü'nün de kapatılmasına dair karar verildi. Bunun bir anlamı da sosyal güvenlik reformunun dördüncü ayağını oluşturan ve primsiz ödemeleri tek elde toplayıp yürütmeyi hedefleyen kararın uygulayıcısı; sahibi değişmiş oldu. Diğer ifadeyle SGK, konunun bu boyutunda devredışı kalmış, muaf tutulmuş oldu.
Bu değişikliğin eleştirilecek birkaç yönü olabilir. Ama genel anlamda bu kararın, uygulamada çok daha yararlı olacağını düşünmekteyim. Tereddüt ettiğim tek yön böyle bir değişiklik kararının alelacele alınmış olma ihtimali yönünde. Çünkü hatırlanacağı üzere sosyal güvenlik reformunun uzun bir hazırlık aşaması olmuştu. Primsiz ödemelerin SGK çatısı altında ve tek elde toplanması bu hazırlık sürecinin sonunda alınmış bir karardı. Bu karar tam olarak hayata geçirilmemişken uygulanmaktan vazgeçilmesi düşündürücü. Fakat bir yönden de sevindirici. Çünkü primsiz ödemelerle ilgili bu yeni kararın hayata geçirilmesi çok fazla sıkıntıya da yol açmayacaktır. Hele kararnamede SGK Primsiz Ödemeler Genel Müdürlüğü personelinin de SGK'da kalmasına, yeni Bakanlığa devredilmemesine yönelik hüküm bunun en güzel kanıtı.

OLUMLU YÖNLERİ
Gelelim bu değişikliğin olumlu yönlerine. Kişisel görüşüm, özel banka v.b. sandıkları da hesaba katarsak, dört ayrı grup sosyal sigorta kurumunu bünyesine katıp bunların iş ve işlemlerini tek elden yürütmeye çalışan, üzerine genel sağlık sigortasını hayata geçirecek ve bunlara ilave uzun vadede primsiz ödemeleri de üstlenmesi beklenen bir SGK'nu hayata geçirmek yönetim biliminin gerçeklerine aykırıdır. Çünkü bütün bu farklı fonksiyonları tek bir organizasyon yapısında toplamak o organizasyonun aşırı büyümesi ve hantallaşma ihtimalini de beraberinde getirmektedir. Bir sporcudan hem kısa mesafe hem maraton koşmasını, üzerine hem uzun hem de yüksek atlamada derece yapmasını beklemek gibi bir şey. Oysa özel sektörde tam tersine uzmanlaşma ve buna bağlı olarak da daha küçük ve aktif örgüt yapılarına doğru bir gidiş mevcuttur. Bunun en güzel örneğini Yaşar Holding bünyesindeki gıda ve içecek grubu şirketlerde görebiliriz. Et üretimi ile su ve süt birbirinden ayrılmış bunların pazarlamaları ise ayrı bir şirkete yaptırılmaktadır.

BİR BAŞKA YÖN
Konunun bir başka yönü de sosyal sigortacılık ile sosyal yardımların birbirlerinden çok farklı sosyal güvenlik araçları olmalarıdır. Sosyal sigortacılıkta bir yardımın yapılabilmesi için priminin alınması esası vardır. Prim karşılığı olmadan yardım yapılması sosyal sigortacılığın esaslarına aykırıdır.
O nedenle sosyal sigorta kurumlarında çalışanlar prim almadan yardım yapılmasına karşı doğal bir refleks gösterirler. Primsiz ödemelerde ise bunun tam tersi geçerlidir. Bu nedenle sosyal sigortacılık kültüründe yetişmiş SGK personeline bir yandan da primsiz ödemeler uygulamasını yaptırtabilmek ciddi bir riskti. Neyse ki çok geç olmadan bu hatadan dönülmüş oldu.

(Kaynak: Yeni Asır | 02.07.2011)

GÜNDEM