YAZARLARIMIZ
Sıtkı Bozkurt
Serbest Muhasebeci Mali Müşavir
Bilim Uzmanı
stkbzkrt@gmail.com



Vergi Ahlakı Ve Kayıt Dışı Ekonomi

ÖZET

Dünyada bulunan tüm ülkelerin kendilerine göre uyguladığı vergi sistemi bulunmaktadır. Etkin bir verginin sistemi için mükelleflerin ekonomik düzeyine göre belirlenmesi gerekmektedir. Etkin vergi sistemi sonucunda mükellefin tepkiler yerine vergi de gönüllülük esasına dönüşmesi söz konusu olabilmektedir. Tüm bunlar sağlanması vergi bilinci ve ahlak düzeyi ile doğrudan ilişkilidir. Vergi bilinci ve ahlakın gelmişliği verginin verimliliği artırmaktadır. Vergi bilinci ve ahlakı üst düzeyde olan bir toplumun özellikleri refah seviyesi yüksek, ekonomik gücü yüksek ve devlete olan bağlılık ve güven yüksek olduğu görülmektedir.

Yapılan ampirik çalışmalarda vergi ahlak düzeyi yüksek toplumlarda kayıt dışı ekonomi oranının düşük olduğu, benzer şekilde kayıt dışı oranının yüksek olduğu toplumlarda vergi ahlak düzeyinin düşük olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla vergi ahlakı ve kayıt dışılık kavramı birbirini etkilemektedir. Vergi sistemi mükelleflerin ekonomik düzeyine göre belirlenmediği durumlarla bireyler ekonomik gücü üzerinde vergiyle muhatap olduğunda ödemek istememekle beraber vergiden kaçınmaya, hukuka aykırı davranışlara yönelme, kayıt dışı ekonomik faaliyetleri tercih etmelerine sebep olmaktadır. Bunun sonucunda mükelleflerin devlete güvenmediği, kendilerine haksızlık yapıldığı düşüncesine kapılmaktadır. Bu durumda vergi bilinci ve ahlakı olumsuz etkilendiği gözlemlenmektedir.

Anahtar Kelimeler: Vergi, Vergi Sistemi, Vergi Ahlakı, Vergi Bilinci, Kayıt Dışı Ekonomi

BİRİNCİ BÖLÜM

GİRİŞ

Bu araştırmamızda vergi ahlakını ve kayıt dışı ekonomiyi konu almaktayız. Geçmişten günümüze kadar gelişen tüm vergisel evreleri irdeleyip artırılmaktadır. Devlet elinde bulundurduğu egemenlik gücüyle vergi alma hakkına sahip olmasıdır. Vergi kavram olarak devletlerin halkı için gereken ihtiyaçlara kaynak sağlamak amacıyla halktan aldığı parasal değer olarak ifade edilmektedir. Verginin asıl işlevi kamu harcamalarını kaynak oluşturmaktır. Verginin ortaya çıkış süreci insanların topluluklar halinde yaşamaya başladıklarından itibaren ortak çıkan mali, sosyal, ekonomik ve refah gereksinimleri karşılaşmak için kaynak oluşturmada   ortaya çıkmıştır.

 Vergi, topluluklar sistemli bir şekilde yaşamasıyla daha kolay uygulanmaya başlanmıştır. Devlet, bireyler için gereken refah, ekonomik sosyal gereksinimlerini karşılama yöntemi devlete bağlı olan toplumlardan ödeme yoluyla alarak sağlamaktadır

Vergi toplumu ilgilendiren bir olgu olduğundan dolayı insan yaşamında olan her şey ile ilişkisi bulunmaktadır. Vergiyi doğuran olayın insan faaliyetlerinin sonucunda meydana gelmesidir. Devletin himayesinde yaşayan bireyler yaşamlarını devam ettirmek için gerekli ihtiyaçlarını karşılamak için kazanç elde etmek zorunda kalmaktadırlar. Vergileme sisteminde insanların kazançları üzerine alındığından her bir birey devlet için potansiyel vergi geliri anlamına gelmektedir. Ancak bireylerden vergi toplanabilmesi için bir kanuna göre hareket edilmesi gerekmektedir. Gerek devletin haklarının ön planda gerek de bireylerin hakları planda tutulan bir vergi uygulanması gerekmektedir. Vergi uygulanabilir olabilmesi için bir takım ön koşulların sağlanması gerekmektedir. Bu ön koşullardan en önemlileri ise ortada bir kazancın elde edilmesi, vergi oranların kişilerin ekonomik gücüne göre belirlenmesi gerekmektedir. Vergide kişilerin ekonomik gücüne göre vergi alması hem devletin hemde vergi mükellefin lehine olan bir durumdur. Aksi halde bireyin ekonomik gücü üzerinde vergiye tabi tutulması mükellefi zor durumda bırakmakta ve devlete olan güveni sarsmaktadır.

Vergi, çeşit bakımından, tür bakımından, uygulama alanı, hesaplanma biçimi, toplanma şekli gibi birçok alt işlevlerden oluşmaktadır. Vergilerin dolaylı dolaysız, sübjektif-objektif ve advolorem-spesifik gibi uygulama biçimlerinden oluşmaktadır.

Vergi için tüm bu ortam sağlandığında ortaya vergi bilinci ve ahlakı davranışı ortaya çıkmaktadır. İyi bir vergi sistemi iyi bir vergi mükellefi anlamına gelmektedir. İyi bir mükellefin altında yatan başlıca özellik mükelleflerde vergi bilinci ve ahlakı olmasıdır. Vergi bilinci ahlakı olması için vergi oranları, hesaplanma biçimleri, uygulanma şekli, vergi idaresi ile vergi mükellefi arsındaki iletişim ve vergi kanunlarının sadeliği ve anlaşılırlığı düzeyine göre belirlenmektedir.

İKİNCİ BÖLÜM

VERGİ KAVRAMI

Verginin ortaya çıkış süreci insanların topluluklar halinde yaşamaya başladıklarından itibaren ortak çıkan mali, sosyal, ekonomik ve refah gereksinimleri karşılaşmak için kaynak oluşturmada   ortaya çıkmıştır. Vergi, topluluklar sistemli bir şekilde yaşamasıyla daha uygulanabilir hale gelmektedir. Devlet, bireyler için gereken refah, ekonomik sosyal gereksinimlerini karşılama yöntemi devlete bağlı olan bireylerden tahsil ederek sağlamaktadır (Turhan, 1998). Vergi, geçmişten günümüze bulunan şartlara göre, sosyal yapılara, yaşayış tarzlarına ve coğrafi ve ekonomik gereksinimlere göre farklı şekillerde uygulandığı görülmüştür (Devrim, 1998).

Klasik maliyenin kurucusu olan Fransız Gaston Jez vergiyi; belirli bir hizmet karşılığında almamak ve geri vermek koşuluyla değil kamu giderlerini karşılamak için bireylerden cebir yöntemiyle alınan bir bedel olarak yorumlamıştır (Nadaroğlu, 1996).

Günümüz maliyecilere göre ise vergi; toplumların kamu giderlerinin finansmanını sağlamak, devletin refah, ekonomik ve sosyal hayatı düzenlemek üzere cebri, nihai ve karşılıksız olarak toplumlardan istenen parasal değerdir.  Modern maliyecilerin vergiye kazandırdıkları yeni tanımlardan biri; vergi sadece mali giderler için alınmadığı, ekonomik ve sosyal hayatın düzenin sağlanması için gereken durumlarda müdahale edebilmek amacıyla alındığı ifade etmişlerdir. Modern maliyecilerin veriye kattığı diğer bir tanım ise vergiyle muhatap olan kişilerden doğrudan doğruya alınmasıdır. Verginin belirlenmesi vergi muhatapların ekonomik güçleri, servetleri ve harcamalarına göre belirlenmesidir (Türk, 1999).

1982 Anayasası’nda verginin açıklaması doğrudan yapılmamıştır, “Vergi Ödevi” başlıklı 73. Maddesinde “Devlete bağlı mükellefler, kamu harcamalarını karşılamak için ekonomik gücüne göre vergi ödemekle sorumludur.

Verginin belirlenmesinde adaletli, dengeli ve gelir gücüne göre belirlenmesi maliye politikalarının temel amacıdır. Vergi, harç resim, vergi oranlarının belirlenmesi, oluşan durumlara göre indirim, muafiyetler, istisnaları, verginin alt limit ve üst limitin belirlenmesi görevi kanun tarafından Bakanlar Kuruluna verilmiştir.

2.1. Verginin İşlevi

Verginin asıl işlevi kamu harcamalarını kaynak oluşturmaktır. Klasik iktisatçı ve maliyecilere göre devletin asıl görevleriyle ilgilenmesi iktisadi faaliyetlere karışmaması gerektiğini savunmaktadırlar. Klasik yaklaşımcılar vergiyi tarafsız olabilmesi, toplumu oluşturan bireylerin hayat şartlarını etkilememesi, verginin etkisiyle yaşam refahlarında değişiklik olmaması ifade etmişlerdir. Ancak verginin oluşması toplumlarda yaşanan siyasi, ekonomik, sosyal değişimler sonucunda oluşmuştur.

1929 yılında yaşanan Dünya Ekonomik Buhranı sonrasında John Maynard Keynes’in “İstihdam, Faiz ve Paranın Genel Teorisi” eserinde bahsettiği üzere, verginin sadece kamu giderlerini karşılamak, bireyler arasındaki sosyal eşitliğe, gelir dağılımındaki adaletsizliğe çözüm bulmanın ötesine geçerek sosyal işlevi dışında ekonomik işlevleri de bulunduğuna değinmiştir. Verginin ekonomik işlevleri özellikle kaynak dağılımı ve adaletli gelir dağılımı sağlayarak iktisadi gelişim ve iktisadi faaliyetlerin artmasında verginin etkisi çok fazla olduğunu savunmuştur (Aksoy, 1994).

2.1.1. Mali İşlevi

Günümüzde artan nüfus ile beraber toplumların artan ihtiyaçlarını karşılamak için belirli bir düzen şeklinde kaynak oluşturmak zorunluluk haline gelmiştir. Bu kaynak oluşturmanın en büyük payı vergi sayesinde olmaktadır. Verginin mali İşlevi kamu harcamaları için gerekli kaynağı sağlamaktadır.

Vergilerin mali işlevlerini yapabilmesi için vergi alanının genişletilmesi, ekonomik faaliyetlerinin yaygınlaştırılması, vergide oluşacak olumsuzlukların önlenmesi için tedbirler alması, toplumda vergi adaletini oluşturmak ve vergi ahlakı, bilinci oluşturulması gerekmektedir. Vergi hesaplaması ve tahsilat esnasında mükellef ile idari arasındaki ilişkiler uyumlu olmalıdır. Vergi alan yetkililerin mükellefler ile olan iletişim ağının kolay, anlaşılır ve sade olmalıdır. Aksi taktirde iletişimde oluşacak olumsuzluk her iki taraf için olumsuz sonuçlar ortaya çıkarabilir. Vergi hesaplama işlemlerinde, mükellefler tarafından anlaşılır, sade ve açık olması gerekmektedir. Tüm bu olanak sağlandığında vergiden yüksek verimlilik alınabilmektedir (Devrim, 2002).

2.1.2. Ekonomik İşlevi

Değişen dünya ile devlet yönetim şekilleri de değişmektedir. Devlet yönetiminde yaşanan değişimler sonucunda devletlerin tarafsızlık ilkesini terk edip müdahaleci devlet olmasıyla beraber vergiler devletlerin ekonomiye müdahale için en büyük kozu olmuştur. Verginin ekonomik İşlevi, ekonomiyi vergilerden oluşan tedbirle müdahale etmesine olanak sağlamasıdır. Vergi sayesinde elde edilen ekonomik güç eksik kalan alanları geliştirmek için vergi teşvikleri, indirimler, muafiyetler sağlanarak destekle verilmektedir. Bunlar arasında en yaygın olanları özellikle yeni gelişmekte olan ülkeler tarafından uygulanan özel yatırımların teşvik edilmesi ve tasarruf, sermaye kolaylığı sağlanması için vergilerde uygulanan indirim, muafiyetlerdir. Örneğin dolaylı yoldan vergi indirimi sayesinde malların maliyeti düşecek kazançları olumlu yönde etkileyecektir. Böylelikle maliyetler azaldığı için üretime ayrılan bütçe artarak yeni üretimler için bütçe sağlanmış olacaktır. Vergi indirimi sayesinde düşen maliyetler satış fiyatına yansıtıldığından dolayı bireylerin talepleri artmasına neden olup üretim hacmini maksimum seviyeye çıkarmış olacaktır. Dolaylı vergilerin artırılması da maliyetlerin artmasına neden olduğundan fiyatlara yansıyacak bireylerin talepleri olumsuz etkileyecektir. Bunun sonucunda bireylerin ekonomik satın alma gücü düşecektir.

Dolaysız vergilerde de teşvik, indirim ve muafiyet sağlanarak ekonomik destek sağlanabilir. Dolaysız vergilerde indirim, muafiyetler yatırım ve tasarruf açısından olumlu etki sağlamaktadır (Eker, 1997).

Ekonomik faaliyetlerde istenmeyen unsurlar için de en büyük müdahale aracı vergi olmaktadır. Ekonomik alanda istenmeyen unsurlar için vergi yaptırımları, ağırlaştırılmış vergiler ile caydırarak önlenebilmektedir.

Ekonomide dengenin sağlanabilmesinin en önemli yapı taşlarından biri toplam arz ve toplam talebin dengede olmasıdır. Toplam arz ve toplam talep arasında oluşabilecek dengesizlerin sonucunda enflasyon, deflasyon ve stagflasyonlar oluşmaktadır

Enflasyon tanım olarak cari fiyat dengesi ile toplam talebin toplam arzdan fazla oluşmasıyla meydana gelmektedir. Vergi, enflasyona karşı müdahale edebilmek adına en önemli ekonomik güç olmaktadır. Vergi politikaları sayesinde toplam talebi kısıtlayarak toplam arz tarafına teşvikler, indirimler ve muafiyetler ile destekleyerek toplam arz ve toplam talebi dengede tutmaya çalışılmaktadır. Talebin artığı bir ortamda vergi oranlarını artırma yoluna gidilerek, verginin dışında kalanları vergi tarifesine tabi tutarak talep fazlasını ortadan kaldırmanın vergi politikaların en sık izlediği yollardan biridir. Toplam talebe uygulanan vergi politikaları anti-enflasyonist etkiye sahip olabilir. Ancak her enflasyona uygulanan vergi politikaları aynı sonuçları sebep olmayabilir. Ülkelere göre, hangi şartlarda ne için uygulandığına göre değişiklik göstermektedir (Orhaner, 2000).

Deflasyon, ekonomide yaşanan toplam arz düzeyinin toplam talepten fazla oluşması sonucunda ortaya çıkan bir durumdur. Deflasyon yaşanan dönemlerde vergi politikaları özel tüketim ve yatırım harcamalarını artırma yönetimini izlemektedir. Bir diğer vergi politikası ise üretim aşamasındaki vergi yüklerini artırarak arz seviyesi aşağıya çekeriz talep dengesine getirebilir. Bununla beraber toplam arz ve toplam talep dengesini sağlamış olup deflasyonu ortadan kardırmaktadır. Tüm bu uygulanmak istenen vergi politikaları, yaşanan ekonomik durumun, vergi ile izlenen müdahale yönteminin ne derece etkili olduğunu dikkate alınması gerekmektedir. Aksi taktirde istenmeyen olumsuz durumlara yol açabilmektedir (Orhaner, 2000).

Stagflasyon, ekonomide fiyatlar seviyesi yükselirken üretim seviyesinde düşük düzeyde yol izlemesi sonucunda ekonomik büyümenin yavaşlaması olarak ifade edilir. Günümüzde modern iktisatçılar yaşanan stagflasyonu vergi politikaları yardımıyla ortadan kaldırılabileceğini savunmaktadırlar. Buna göre parasal değerlerde artışı kısıtlamak dolaylı yoldan fiyat artışlarına engel olmak için vergi politikaları en önemli araç olabilmektedir. Bu yöntem ile daha düşük ücret öneren ve kabul eden işletmeleri ve insanları ödüllendiren, tam tersi olan aşırı yüksek ücret artışı öneren ve kabul eden işletmeler ve insanlara yaptırım uygulayan bir vergi politikası önerilmektedir. Modern iktisatçılar, vergi yöntemleri sayesinde ücret-fiyat çıkmazının önüne geçerek stagflasyon karşı önlem alınabileceğini savunmaktadırlar. Henüz bu uygulama kullanılmadığı için ne gibi sonuçlar getirmiştir bilinmemektedir (Eker, 1997).

2.1.3. Sosyal İşlevi

Verginin sosyal İşlevi, vergi hesaplamalarında adaletli olunması, ekonomik güce göre hesaplanmasını sağlayan bir araçtır. Verginin sosyal işlevinin amacı gelir ve servet dağılımındaki adaletsizliğin giderilmesini sağlamaktır. Adaletli ve adil bir gelir, servet dağılımının sağlanması sosyal yapının ve anlayışın en önemli hedefidir. (Pehlivan, 2006).

Verginin sosyal işlevleri, devletin zengin kesimlerinden vergi yöntemiyle alınan gelirlerin diğer taraftan devletin ekonomik durumu iyi olmayan bireylere transfer harcamaları adı altında dağıtılmasını zemin hazırlamaktır. Bu yöntemle devlet içerisinde ekonomik güç farklılığın giderilmesi, toplum refahı seviyesi yükseltilmesi sağlanmaktadır. Verginin sosyal işlevlerinden bir diğeri ise devlete bağlı olan kişiler arasında vergi yükünün adil belirlenip belirlenmediğini tespit etmek ve önlemler alınmasını sağlamaktır. Günümüzün birçok devletlerde uygulanan artan oranlı tarife, istisna, muafiyet, yapılan iş niteliğine göre teşvik indirimleri gibi uygulamalar verginin sosyal İşlevinin etkisiyle sağlanmaktadır (Aksoy, 1994).

2.2. Vergilendirme İlkeleri

Vergileme ilkeleri, vergi hesaplanması aşamasında ekonomik, sosyal ve mali analizler sonucunda vergilemenin tekniğinde, özelliklerinde dikkat edilmesi gereken hususları belirtmektedir.

Hedeflenen vergi sistemlerinde, vergilendirme ilkelerin belirlediği düzene göre olması ve belirlenen ilkelerden minimum şekilde sapma yapması istenmektedir. Klasik iktisatçıların kurucuların olan Adam Smith tarafından ifade edilen ve günümüz şartlarında bile uygulanan vergileme ilkeleri birçok maliye politikaların temelini oluşturmaktadır. Adam Smith’de göre klasik devlet ve maliye politikalarını dikkate alarak ifade ettiği vergileme ilkeleri; adalet (eşitlik) ilkesi, belirlilik (kesinlik) ilkesi, uygunluk ilkesi ve tasarruf ilkelerinden oluşmaktadır (Devrim, 2002):

  • Vergilendirmede adalet ilkesi; Alınacak olan verginin toplumların ekonomik gücüne göre belirlenmesidir. Adam Smith’de göre alınacak vergiler bireylerin kazançlarıyla belirlenen ödeme güçlerine göre alınmasını savunmuştur (Devrim, 2002).
  • Belirlilik ilkesi; Alınacak olan verginin şekli, miktarı, vergi sorumlusu, ödeme yeri açık ne net bir şekilde belirtilmesidir (Devrim, 2002).
  • Uygunluk ilkesi; vergi muhatapları tarafından ödenecek olan verginin şartları, zamanı uygun şartlarda olması, devlet tarafından ise mükellefler ile vergi dairesi arasındaki ilişkiler olumlu ve anlaşılır olmasını ifade eder (Devrim, 2002).
  • Tasarruf ilkesi; vergi ödeme ve tahsil işlemlerinin maliyetlerinin en alt seviyede olmasını ifade etmektedir. Günümüzde bazı maliyecilere göre bu ilkenin daha detaylı incelenip yorumlanmasını savunmakta ve bu ilke sayesinde vergilendirmede oluşan olumsuzluklar önlenebileceğini ifade etmektedirler (Devrim, 2002).

Toplumsal faaliyet sürekli değişme aşamasında olduğu için vergilerin yüklediği ekonomik ve sosyal işlevlerle beraber vergileme ilkeleri de buna bağlı olarak değişim göstermektedir. Günümüzde çağdaş vergileme ilkeleri diye belirtilen bu ilkeler, klasik vergileme ilkeleri de bünyesinde bulunduracak şekilde, sosyal, ekonomik, idari, mali ilkeler olarak farklı şekillerde adlandırılmaktadır (Devrim, 2002).

2.2.1. Mali İlkeler

Vergilerin mali İşlevi, devlet bütçe oluşturmak için belirlemiş olduğu harcamalara gelir kaynağı sağlamaktadır.  Vergilendirmenin mali ilkeleri de bu işleri yerine getirmek için oluşturulmuştur. Verginin maksimum fayda sağlamak, en iyi şekilde verimlilik almayı hedeflemektedir.

2.2.2. İktisadi İlkeler

Vergi iktisadi bir olgudur. Bundan dolayı verginin tasarruf oluşturma, kaynak oluşturma, gelir dağılımı, iktisadi kalkınma, vergi muhatapların üretim ve tüketim hareketlerinin belirlenmesinde en önemli etmendir. Meydana gelen bu etkiler vergilerin sonucu gereği kendiliğinden oluşmaktadır.

Vergilemede iktisadi ilkesine göre, reel ulusal kazancın yükselmesine en çok teşvik eden veya en az mâni olan vergi yapısına sahip en fazla paya sahip olan vergi sistemi olarak ifade edilmektedir. Vergilemede iktisadi gelişmelerin artırılması için, üretimde kullanılan ürünlerin en verimli şekilde kullanarak maliyeti en aza indirmek için vergilerde teşvik indirimleri uygulanması gerekmektedir. Vergi indirimleri sayesinde üretim maliyeti azaltılacak üretim seviye en üst seviyeye çıkartılacaktır. Bunun sonucunda artan üretim sayesinde ülkenin kalkınma hızı artarak dünya ekonomisinde payı her geçen gün daha artmasına neden olacaktır. Vergi indirimleri üretimleri teşvik etmesiyle birlikte dolaylı yoldan istihdam alanı da açmaktadır. Üretim için ayrılan maliyetler vergi indirimleri sayesinde azalacağı için işçi maliyetlerine bütçe açılacak ve yeni işçi alımına neden olacaktır (Demirli, 2011).

Vergide tarafsızlık ilkesine göre, devlet için alınan vergiler piyasası olumsuz etkilemeyecek düzeyde olması gerekmektedir. Tarafsızlık ilkesi sayesinde, vergi dairesi ile muhatapların arasında çatışma olmamalıdır. Muhataplardan alınan vergiler ekonomik güçlerinin üzerinde olmamalı dürüstlük çerçevesi içinde olması gerekmektedir. Aksi halde vergi yükümlülerden alınan fazla vergilerin muhatapları zor durumda bırakabilir ekonomik zorluklar çıkacağı ön görülmektedir. Vergilemede tarafsızlık ilkesi vergilerin düzenli mükelleflerin ekonomik güçlerini çok sarsmadan alınmasını sağlayan sosyal bir araçtır. (Edizdoğan, 2011).

2.2.3. Sosyal İlkeler

Vergilendirmede sosyal ilkenin amacı, vergileme esnasında oluşacak adaletsizliği, haksızlığı ortadan kaldırılmasıdır.  Sosyal ilkeleri sağlıklı işleyebilmesi için adaletli, faydacı, ödeme gücüne göre belirleme, genellik ve eşitlik fonksiyonları düzenli çalışması gerekmektedir. Bu fonksiyonlar birinde eksiklik yaşanması durumunda vergi yükümlüleri ile devlet arasında uyuşmazlıklar çıkmasına neden olabilir. Bu nedenle vergilendirmede sosyal ilkeler bu gibi durumların ortaya çıkmasını engellemek verginin işleyiş düzenini sağlamaya çalışmaktadır.

2.2.4. İdari İlkeler

Ünlü Alman ekonomist Adolf Wagner’in vergide idari ilkeleri olarak belirlediği; belirlilik, kolaylık ve tasarrufluluk ilkeleridir. Aynı zamanda Adam Smith’in vergileme ilkleri ile ortak olan bu ilkeler devletin vergi uygulamalarında temel belirleyici unsur olmaktadır. Adam Smith’in vergileme ilkeleri ek olarak açıklık ilkesi, kanunilik ilkesi, vergide istikrarlılık, vergide uygulanabilirlik, vergide tutarlılık ve sistematik bütünlük ilkeleri yer almaktadır.

Vergide açıklık ilkesi; uygulanan verginin açık, sade, anlaşılır şekilde düzenlenmesini ifade eder. Açık ilkesi vergi ile ilgili tüm karmaşıkları ortadan kaldırmak, verginin ödemek miktarı, yeri, zamanı anlaşılır biçimde sağlamak, iletişim eksikliğini ortadan kaldırma amacı hedeflemiştir. Aynı zamanda yönetmelik, kanun, yasa ve genelgelerde belirtilenleri kolaylıkla anlaşılır hale getirilmesinden sorumludur.

Vergilendirme kanunilik ilkesi ise; vergi ile alınan kararların, çıkartılan kanunların, yayınlanan yönetmelik ve genelgelerin, yapılacak olan değişikliklerin ancak kanunla yapılacağını ifade etmektedir. Kanunilik ilkesinin amacı keyfi ve kişinin tek başına ya da kendine göre değişiklik yapmasını engellemek istemesidir. Günümüzde bazı istisnai durumlarda kanunilik ilkesinden sapmalar görülmektedir. Bu sapmalar ise değişen dünya standartlarına uyum sağlamak amacıyla gerçekleşmiştir (Edizdoğan, 2011).

Vergide istikrarlılık ilkesi ise; vergide yaşanacak değişimlerin, kanunların, vergi oranları, vergi ödeme yeri, vergi ödeme zamanı, vergi hesaplama yöntemlerindeki değişimleri en aza indirerek istikrarlı vergi düzeni sağlamağı hedeflemektedir. Bu ilke sayesinde vergi dairesi ile vergi yükümlüleri arasındaki uyumun bozulmasını engelleyerek vergideki verimliliği ve tasarrufu artırarak devlete olan güveni artırarak vergide istikrarı yakalamaya çalışmaktadır. (Devrim, 1998).

Vergide tedbir ilkesine göre ise; uygulanacak olan vergilere zemin hazırlamak için oluşacak engellere önceden hazırlıklı olmayı ifade etmektedir. Uygulanacak olan vergi, vergi yükümlüsünün duruma göre tedbirler alabilir aynı zamanda verginin tarh, ödeme, denetim birimlerindeki usulsüzlükler yaşanmasını engellemeyi amaçlamaktadır (Eker, 1998).

Vergide tutarlılık ve sistematik bütünlüğü ilkeleri ise sergi istemimi doğru işleyişini sağlamak, vergi politikalarının amaçlarını yerine getirmek çeşitli kolaylık sağlamayı hedeflemektedir (Turhan,1998).

2.3. Vergilendirmeye İlişkin Sınırlılıklar

Vergilendirmede sınırlandırma vergilendirme yükümlülükleri ve imkanlarına göre belirlenmektedir.

2.3.1. Vergilendirme Yetkisi

Vergilendirme yetkisi, devlet elinde bulundurduğu egemenlik gücüyle vergi alma hakkına sahip olmasıdır. Devletin elde ettiği vergilendirmede yetkisi nasıl ve ne amaçla kullanacağını, aldığı vergileri ne kadar verimli ve olumlu kullanacağı hem devlet açısından hem de vergi ödeyen mükellefler açısından oluşacak olumsuzluklar en aza indirilmesi açısından oldukça önemlidir (Çağan, 1982).

Bir ülkede vergi alınabilmesi için vergiyi doğuran olayların gerçekleşmesi gerekir. Ortada alınacak bir vergi kaynağı olmadan vergilendirme olması imkansızdır. Vergiyi doğuran olaylar gerçekleştiğinde, devletin daha önce belirlediği kanunlar çerçevesinde vergi alma yetkisine sahiptir. Kanundan öte vergi alamaz vergi tahsil edemez. Vergilendirme yetkisi kanında belirtilen yasalara göre olduğu için devletin vergi alma yetkisi sınırlı olduğu görülmektedir. Ancak olağanüstü durumlarda devlet kanunda belirtilen haklarına göre vergide ki yetkisini arttırabilmekte veya azaltabilmektedir (Aksoy, 1994)

2.3.2. Vergilendirme Sınırları

Devlet vergilendirme yaparken birtakım sınırlandırmalara tabidir. Bunlar hukuki, siyasal, toplumsal ve kültürel, iktisadi, mali ve psikolojik sınırlardan oluşmaktadır.

2.3.2.1. Hukuki Sınır

Devletler egemenlik gücünü dayalı vergi koyma yetkisine sahip olsa da bu vergi yetkisi kanunlar ile sınırlandırılmıştır.  Modern hukuk devletinde, bir yandan devletin bünyesine bağlı olan toplumların ve aynı zamanda vergi dairesinin uymak zorunda olduğu bir takım hukuki kurallar vardır.  Devletler yönetim sayesinde bünyesinde bulunan toplumlardan hukuki bir karşılığı olmadan vergi isteme yetkileri bulunmamaktadır (Aksoy, 1999).

Vergi alma hakkının kullanılması için devletlerin kendi koydukları yasaya tabidirler. Sosyal hukuk devleti özelliğine sahip devletler ülkenin koymuş olduğu kanunlardaki sınırlarına uymak zorundadırlar. Hukuk devleti ilkesi, vergilerin kanunilik ilkesi ile ilişkili olduğu gibi vergide eşitlik ve genellik ilkeleri ile ilişkilidir.  Devlete bağlı bireylerin de hukuki haklarının sağlanması da hukuki devlet sayesinde olmaktadır. Bunun sonucunda vergide belirliliğin temelleri oluşturulması ve devlete olan güveni artırmasını sağlamaktadır. Sosyal devlet ilkesi ile de vergi yetkisini sosyal ve ekonomik adaletin işleyişini kolaylaştırmak anlaşılmazlıklara engel olmaya çalışmaktadır (Çağan, 1982).

Çağdaş hukuk sistemini benimsemiş modern devletler, vatandaşlarını devlet karşısında haklarını sağlama almak için ilk olarak anayasa maddelerine bu yönde kanunlar koymuşlardır. Bu kanunların en çok öne çıkaranlar ise vergi ile mali yükümlülüklerle ilgili kanunlardır (Erol, 2011).

1982 Anayasası’nın” Temel Haklar ve Ödevler” başlığının ikinci kısmında bahsedilen, “Siyasi Haklar ve Ödevler” ile ilgili dördüncü bölümün “Vergi Ödevi” adı altında 73. Maddesinde “Herkes, kamu harcamalarını karşılamak için, ekonomik gücüne göre vergi vermek ile yükümlüdür. Vergi, resim, harç ve benzeri yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır.” diye bahsedilmiştir. Anayasanın belirlediği bu maddeye göre devlet vergi toplayabiliyordu. Bu maddeye göre;

  • Alınması gereken vergi kamu harcamalarını karşılamak için istenmesi
  • Hesaplanacak olan verginin bireylerin mali gücüne göre belirlenmesi
  • Vergi kanun ile değiştirilmesi
  • Vergi kanun ile kaldırılması
  • Vergi kanun ile konulması
  • Belirlenen yıllık bütçe kanunları ile geçerli vergi kanunları o yıl için uygulanabilmesi için TBMM tarafından onaylanması gerekmektedir.

2.3.2.2. Siyasal Sınır

Demokrasi ile yönetilen ülkelerde siyasi partiler, seçimleri kazanabilmek için halkın büyük bir bölümünün desteğini almak zorundadırlar. Kanunla belirtilen yöntemle alınan vergiler insanların kazançlarının bir bölümü vermek durumunda kaldıklarından dolayı vergi verme işlemine pek sıcak bakmamaktadırlar. Vergi ile alınacak mükellef lehine kararlar siyahi partiler için iyi bir seçim kampanyası haline gelebilmektedirler. Ancak siyasi partiler vergide değişiklik yapmayı kampanya olarak kullanmak istediklerinde verginin hukuki kurallarına göre hareket etmek durumundadırlar. Aksi taktirde kanunun karşı koyduğu yükümlülükleri değiştirmeyi kampanya olarak vaat edilmişse siyasi parti için istenmeyen durumları ortaya çıkarabilir.

2.3.2.3. Toplumsal ve Kültürel Sınır

İktisadi kalkınmanın önemi, insanların ve toplumun yaşam koşullarındaki şartlara yaptığı etkiyi göre belirlenmektedir. Belirli bir refah seviyesine çıktıktan sonra devletlerin daha hızlı iktisadi kalkınma sürecine girdikleri gözlemlenmektedir. İktisadi büyüme ve kalkınmasını tamamlamış ya da istikrarlı bir şekilde kalkınmaya devam eden devletlerin sahip olduğu bazı ekonomik özellikler vardır. Ekonomik yapıda kadın erkek dağılıma, tüketim ve üretim alanında değişimine kadar birçok farklı alanlarda hissedilmektedir. Gelişmekte olan devletler ise gelişmiş devletlere göre birtakım farklılıklar olmaktadır (Işık, 2009).

İktisadi kalkınması üst düzeye çıkarmış gelişmiş devletlerde kişi başına düşen milli hasıla yüksek olması ve gelir dağılımı daha adaletli olması, halk ile iletişimi etkin bir biçimde olan vergi dairesi, vergide bireyler aleyhine değiştirilecek vergi kurallarına bile tepkiler yumuşak olması neden olmaktadır. Bireylerin kazançları ve yaşam şartları yüksek olması vergi ile zorluklar yaşamamalarına neden olmaktadır. Gelişmekte olan devletlerde kişi başına düşen milli hasıla düşük gelir adaleti tam sağlanamadığı için halkın vergiye ayıracak bütçelere olmamaktadır (Nadaroğlu, 1996).

Toplumu oluşturan insanların bulundukları yaşam koşuları, insanların yapısı ve yaşayış tarzına göre vergileme de farklılıklar görülmektedir. Yapılan incelemelerde İngiltere, İskoçya, İrlanda, Galler, İzlanda, Norveç, İsveç, Danimarka gibi ülkelerde yaşayan toplumlar vergiye ılımlı yaklaşmaktadırlar. Ancak Güney Amerika ülkelerinde yaşayan toplumlar vergiye karşı sert tepkiler göstermektedirler (Çiçek, 2006).

2.3.2.4. İktisadi Sınır

Vergi almanın iktisadi sınırı, bir devlete bağlı vergi sistemini ekonomik düzeni bozmayacak şekilde en iyi faydayı sağlamaya çalışır. Bütün vergi kazançlarının toplamı GSYİH’ye bölünerek hesaplanan vergi, elde edilen oranların ekonomiyi olumsuz etkilemeyecek şekilde uygulanmasına vergilemedeki iktisadi sınırı ifade etmektedir. İktisadi sınırın geçilmesinin sonucunda üretim hacmini ve gelir dağılımına olumsuz etkiler yaratmasına neden olur. Ekonomik sorunlar çıkan bir devlette sosyal düzey, hukuki düzey ve en önemlisi bireylerin yaşam düzeyleri olumsuz etkilenmesi kaçınılmaz olmaktadır (Devrim, 1998).

Vergilemenin iktisadi sınırı ile ilgili iki farklı görüş ortaya atılmıştır. İlki fizyokratlar tarafından kabul edilen görü; vergi, vergi sorumluları kişisel kazançlarının %20’i açmayacak şekilde belirlenmesini ifade etmiştirler. İkinci görüş ise modern iktisatçılar tarafından ortaya atılan görüş; vergi, vergi sorumluların kişisel net kazançlarının %25’i geçmeyecek şekilde alınmasını ifade etmektedirler (Aktan, Dileyici ve Saraç, 2001).

Vergilemenin iktisadi sınırı hakkında ortaya çıkan ortak görüş sabit bit oran belirlemek doğru bir vergileme sistemi olmadığını belirlenmiştir.  Vergilendirmede ki bu iktisadi sınır devletlerin gelişmişlik düzeyine, refah seviyesi, kişi başına düşen kazanç seviyesi, insanların yaşayış tarzlarına göre hesaplanmasının daha doğru sonuçlara sebep olacağını belirtilmektedir. 

2.3.2.5. Mali Sınır

Mali sınır, vergide oranlarım artırılmasına, verginin kapmasını genişletilmesine ve miktarın artırılmasına rağmen vergi gelirlerinde beklenen kazancın olmamasını ifade etmektedir. Vergi oranı ile vergi gelirleri arasındaki ilk örnekler 14.yüzyılında İbn-i Haldun tarafından ortaya atılmıştır. İbn-i Haldun alınan vergileri artırılmasına rağmen belli bir noktadan sonra vergiden kazanılan gelirlerin azalmaya başlayacağını ileri sürmüştür. İbn-i Haldun’a göre vergi belirli bir noktaya kadar maksimum getiri sağlarken insanlar o noktaya kadar tepki göstermezler. Verginin gelir sağlayacağı en son nokta insanların tepki göstermeye başladığı yer olduğunu ifade etmiştir (Yıldırım, 2006).

Vergi oranı ile vergi kazançları arasındaki ilişkiyi ünlü iktisatçılardan Arthur Laffer de birtakım görüşler ileri sürmüştür. Laffer Eğrisi diye adlandırılan Şekil 1’de, vergi oranları ile vergi kazançları arasındaki ilişkiyi anlamak için bir eğri oluşturmuştur. Varsayımlar vergi oranı sıfır noktasında ise vergi kazancı sıfır noktasındadır. Vergi oranı yüzde yüz ise, insanların kazançlarının tamamı vergi ödevlerini yerine getirmesinden dolayı elde edilen net kazanç sıfır noktasında olmasına neden olacaktır. Bu durum insanların çalışmasını engelleyecek ve verginin kaynağı olan kazanç sağlanamayacağı için devletin vergi kazancı yine sıfır noktasında kalmasını sağlamaktadır. Vergilendirme oranı belirlenirken her iki taraf için maksimum faydayı sağlayacak şekilde hesaplanması gerekmektedir. Bu oranın yüzde 0-100 arasında olmalıdır. Vergi oranları devletlerin kendi içlerinde bulundukları duruma göre değişmektedir.

Şekil 1.1 Laffer Eğrisi

Kaynak: Mahfi Eğilmez, “Vergi İndirimlerinin Ekonomik Analizi”, www.radikal.com.tr, (03.02.2010).

En uygun vergi oranı, vergi gelirin düşmeye başladığı V2 noktasıdır. Şekil 1’e göre; vergi oranı 0’dan başlayıp artmasıyla V2 noktasından sonra artan vergi oranları üretim yapanlar üzerinde maliyetler artacağından dolayı üretimi azaltacakları için vergi gelirlerinin azalmasına neden olacaktır.

Vergi almada mali sınır ile iktisadi sınır arasında birçok benzer özellikler olmasına rağmen mali sınır iktisadi sınıra nispeten daha esnek yapıya sahiptir. Ancak bu esnek yapı vergi oranları ile doğru orantılı değildir. Vergi oranı yükseltildiğinde ya da vergi kapsamı genişletildiğinde vergi sorumlulukları vergisi artan ürünün veya vergiye yeni dahil olan ürünü tüketmekten vazgeçebilmektedirler. Vergi oranı artırılması ya da vergi kapsamı genişletilmesi üreticiler tarafından da tercih değişikliğine neden olmaktadır (Çiçek, 2006).

2.3.2.6. Psikolojik Sınır

Psikoloji genel tanım olarak, bireylerin yaşamları, hayat şartları, hal ve hareketlerini inceleyen bir bilim dalıdır. Bireylerin dış dünyadaki olaylarla ilişki kurması, olaylarla ilgili davranışlarda bulunması, yaşanılan olay şekline göre bir davranış sergilemesi ile bireylerin psikolojik hakaretleri başlar.  Dış etmenlerden soyut/ somut olarak birçok şeylerden etkilenen bireyler bu durumlar karşısında fiziki ve duygusal tepkiler vermektedir. Psikoloji algı, tutum ve davranış sırası şeklinde bireylerin hal ve hareketlerini yorumlamaktadır (İnceoğlu, 2010). Psikoloji, bireylerin yaşanılan bir olay karşısında nasıl bir algıyla tepki verdiğini, ne gibi tutumlar sergilediğini, algı ve tutumlar sonucunda ne gibi bir davranışta bulunduğunu ifade etmeyi amaçlamaktadır (Kağıtçıbaşı, 1992).

Vergi psikolojisi, cebir yoluyla alınan bir ödeme türü olan vergi karşısında bireyler tarafından nasıl bir algı, tutum ve davranışlar sergilediğini ifade etmektedir. Vergi psikolojisinin amacı vergi ödemekle mükellef olan bireylerin karşılaştığı olaylara psikolojik olarak hangi tepkiler göstereceğini ön görmek ve ona göre vergilendirme yöntemi belirlemeye yardımcı olmaktadır. Vergi psikolojisi bu sayede bireyler üzerinde belli bir vakitte, belli bir vergi bilinci ve vergi ahlakı oluşmasına zemin hazırlanmasına yardımcı olmaktadır.  Vergi bilinci ve vergi ahlakı oluştururken bunlara neden olan sosyal ve ekonomik olayların sonuçlarını da incelemek gerekmektedir. Ödenmesi gereken vergiler kişinin ekonomik gücü üzerinde nasıl bir etki bıraktığını ve bu etki karşısında bireyler nasıl tepki verdiğini incelemek vergi psikolojisinin en önemli hedeflerinden biridir. Tüm bu yapılmak istenenler yerine getirildiğinde vergideki verimlilik en üst seviyede kalmasına yardımcı olmaktadır (Nadaroğlu, 1996).

Vergi psikolojisi, vergi şekli, vergi eşitliği, vergi bilinci, vergi hesaplamaları, vergi denetim olanağı para ve yaptırım cezaları, vergi dairesinin başarısı gibi unsurlar sık sık değişime uğraması bireylerin psikolojilerini derinden etkileyen nedenlerin başında gelmektedir.  Vergi mükelleflerin psikolojilerini etkiler bazı nedenler şunlardır:

  • Vergi özelliği,
  • Vergi oranı,
  • Kamu harcamaların sonuçları,
  • Vergi kanunlarındaki değişimler,
  • Vergi dairesi ve kaliteliği,
  • Vergi bilinci ve vergi ahlakının seviyesi gibi nedenlerden oluşmaktadır (Yeniçeri, 2011).

Bireylerin ödemek zorunda kaldıkları vergi oranları gelir ve harcama ve servetinde ne gibi bir değişiklik meydana getirdiği verginin boyutuna göre değişmektedir. Ödenecek olan vergi tutarının bireylerin kazançlarında veya tüketiminde olumsuz etki oluşturuyorsa bireylerin tüketim tercihlerini ve kazançlarında radikal değişiklikler yapmakta oldukları görülmüştür. Kişilerin ödemekle olduğu vergi yükü ekonomik güçlerinde azalma gelmesinden dolayı duyduğu hislere yani psikolojik olarak maruz kaldığı vergi yüküne vergi psikolojinin nedenlerinden biridir. Vergi psikolojisindeki değişimler verginin oranı, miktarı, büyüklüğü ve servetlerinde yaşanan azalmaları ile doğru orantılıdır (Devrim, 1998).

Vergi mükellefleri, vergi karşısında göstermiş olduğu hal ve hareketlerim düzeyine bağlı olarak ortaya çıkan davranış şekilleri, şekilleri kabul, pasif tepki ve aktif tepki olarak ifade edilmektedir. Kabul esnasında meydana gelen vergiye isteyerek uyumda, yükümlüler vergi ile ilgili sorumluluklarını kendiliğinden ve vaktinde yapmaktadırlar. Pasif tepki esnasında ise, vergi yükümlüleri bilerek uyumdan vazgeçmekte ve vergilere karşı yavaş yavaş tepki göstermeye başlamaktadırlar. Bu nedenle tembelliği seçme, tüketimlerini en alt seviyeye indirme, üretimi azaltmak, yatırımlar ve tasarruflardan vazgeçmek gibi hareketlerinin yanında vergilerim ödemelerini geciktirme, vergide usulsüz yoluna başvurma, vergi kaçırma yolları arayışında olma gibi yasanın uygun görmediği yollara yönelmektedirler. Aktif tepki esnasında ise vergi yükümlüleri, vergiye karşı daha sert tepkiler göstermeye başlaması, vergiyi kabul etmeme, vergi kaçakçılığını rutin hale getirme davranışları yaygın hale getirmektedirler. Vergi kavaklığı kişisel bir olayı ifade ederken verginin kabul edilmemesi topluma karşı bir saygısızlık olarak kabul edilmektedir. (Aktan-Dileyici ve Saraç, 2006)

2.4. Vergilerin Sınıflandırılması

Vergileri farklı çeşitleri olmakla birlikte uygulama esnasında en çok tercih edilen vergi sınıflandırmaları; spesifik-ad valorem vergi, dolaylı-dolaysız vergi, gelir-servet-harcama üzerinden alınan vergi, objektif ve subjektif vergiler olarak sınıflandırılmaktadır

2.4.1. Dolaylı-Dolaysız Vergi

Dolaylı ve dolaysız vergilerde belirtilen temel özellikler yansıma ve verginin sürekliliği ayrımıdır. Yansıma özelliğine göre vergiyle yükümlü kişinin kanuni mükellef vergi yükünü başka birilerine ödetemiyorsa o vergi onun için dolaysız vergidir. Vergi yükümlüsü yansıma yöntemi sayesinde vergi borcunu başka birilerine aktarabiliyorsa dolaylı vergi olmaktadır. Verginin sürekliliği özelliği ise vergi sürekli belli ve muhatabı biliniyorsa dolaysız vergi, vergi belli ancak muhatabı önceden belli değilse dolaylı vergiyi ifade etmektedir. Çağımızda kazan ve servet üzerinden hesaplanan vergiler dolaysız vergilere dahil olurken, mal ve hizmetlere yansıtılan vergiler ise dolaylı vergi sınıfına dahildirler (Devrim, 1998).

2.4.2. Spesifik-Ad Valorem Vergi

Vergilendirme için hesaplanan tutarlarına göre sınıflandırılması spesifik ve ad valorem vergi olarak iki sınıfa ayrılır. Vergi tutarı vergi için belirtilen değerler üzerinden hesaplanıp ve ona göre oran belirleniyorsa, malın miktarına göre değil malın değerine göre hesaplanan vergi ad valorem vergiyi kapsamaktadır. Ad valorem vergi tam tersi olan spesifik vergi hesaplama yöntemi ise malın miktarına göre hesaplama yöntemidir. Malın hacmi, boyu, sayısı ve adetine göre hesaplanarak bulunmaktadır. Gelir vergisi ve kurumlar vergisi ad valorem vergiye MTV ise spesifik vergi sınıflandırmasında yer almaktadır.

2.4.3. Objektif-Sübjektif Vergiler

Subjektif vergiler daha çok gelir vergileri üzerinden alınmaktadır. Gelir vergileri vergi hesaplaması yapılmadan önce birtakım yöntemler kullanarak insanların ekonomik gücünü öğrenmeye çalışmaktadırlar.  Ekonomik gücünü hesaplama kullanılan en basit yöntem artan oranlı hesaplama yöntemidir. Bu yöntem sayesinde insanların gelir düzeyi artmasıyla beraber vergi tutarları artığı için bu şekilde insanların ekonomik gücüne göre vergilendirme yapılabilmektedir. Subjektif vergi yönteminin belirlenmesinin bir başka yöntemi ise emek ile kazanılan gelire uygulanan, ailevi durumuna göre vergilendirmeye tabi tutulan, asgari geçim indirimi gibi sosyal yöntemlerle yönetilen sosyal devlet ülkelerinde görülen vergileme yöntemidir. Subjektif vergi kişilerin aile duruma göre vergileme yapıldığı yöntemdir.

Objektif vergiler ise kişileri vergilemeden önce maddi durumlarına bakılmaksızın herkese eşit ve herkese eşit oranda uygulanacak biçimde olmasıdır. Buna en iyi örneklerden birisi KDV vergileme yöntemidir. KDV yöntemiyle alınan vergi bireyin aile ve ekonomik durumuna bakmaksızın herkesi aynı şekilde muhataba almasıdır.

2.4.4. Gelir, Servet ve Harcamalara Göre Alınan Vergiler

Vergiler gelir şekillerine göre ayrılması gelir, servet ve harcama üzerine göre sınıflandırmasına neden olmaktadır. Gelir vergisi yapılan bir iş karşılığı emeğin karşılığı olarak alındığı gibi yapılan üretim sonucunda alınan parasal değerler sonucunda vergiyle yükümlü hale gelmeleri durumuna denir. Servet üzerinden alınan vergiler ise kişilerin üzerine kayıtlı olan bina, arsa, araba gibi değerli gayrimenkul kıymetler üzerinden tabi oldukları vergi yöntemidir. Harcama üzerinden alınan vergiler ise kişilerin ihtiyaçlarını karşılamak için satın aldıkları veya tükettikleri ürünler üzerinden alınan vergi yöntemidir. KDV, ÖTV gibi vergiler harcama üzerinden alınan vergilerdir.

2.5. Beyan Esasına Göre Vergi

Beyan esasına göre vergileme yöntemi günümüzde en yaygın olarak kullanılan vergi yöntemidir. Beyan esasına göre vergi kişi kendi vergi matrahını en iyi bilen olduğundan dolayı kendisi vergi dairesine gidip hesaplanmasını ifade eder. Bu şekilde vergi ile yükümlü olanlar ekonomik gücü üstünde vergiyle muhatap olmamakla ve en adaletli vergileme sağlanmış olmaktadır.

Vergileme yöntemleri birden fazla olması ve vergi yükümlülerinin sayısındaki sürekli artış yaşanması vergi dairesinin vergi tutarını doğru tespit edebilmesi, objektif ve eşit bir vergileme yöntemi yapılamayacağı için bu şekilde bir vergileme yöntemine geçilmiştir. Bundan dolayı günümüzde vergi tutarları beyan esasına göre belirlenmekte ve istisnai durumlarda götürü usulünden ve vergi dairesi tarafından tespit usulünden faydalanılmaktadır. Gelir vergisi, kurumlar vergisi, KDV, ÖTV, BSMV, Emlak vergisi ve VİV beyan esasına göre vergileme yöntemidir (Pehlivan, 2006).

Beyan esasına göre vergileme yönteminin en iyi özelliği, vergi dairesi tarafından oluşacak haksızlıkların önüne geçilmesini sağlamasıdır. Bir diğer önemli özelliği de beyanların dürüstlük çerçevesi adı altında yapıldığını varsayarak vergideki verimliliğin artmasına neden olmasıdır (Nadaroğlu, 1996).

Beyan esasına göre vergilemenin başarılı bir şekilde uygulanabilmesi için vergi yükümlüleri üzerlerine düşen görevleri eksiksiz ve doğru bir şekilde yerime getirmesiyle olmaktadır. Beyan esasına göre vergilemede vergi yükümlüleri ödeme konusunda istekli, vergi alanında yeterli bilgi sahibi olması ve vergi idaresinin etkinliği iyi seviyede olmasına bağlıdır. Beyan esasına göre yapılan tarh vergi yükümlülerin güvenirliğine göre süreci devam ettirmektedirler. Ancak vergi yükümlüleri her zaman dürüstlük çerçevesi içerisinde hareket etmemektedirler. Bunun sonucunda vergi dairesinin üzerine düşen görevler vergi yükümlülerini takip etmesi, yükümlüler hakkında bilgiler toplaması, denetime tabi tutması ve hukuka aykırı davranışları ortadan kaldırılmasını sağlamaktır (Akdoğan, 2011).

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

VERGİ AHLAKI VE KAYIT DIŞI EKONOMİ

3.1. Vergi Ahlakı ve Bilincini

Beyan esasına göre günümüz vergileme yöntemlerinde vergi bilinci ve vergi ahlakı terimleri daha anlam kazanmaktadır. Allah bir bireyin iyi davranışlarda bulunması, belirtilen hukuki kuralları ve örf, adetlere göre hareket etmesini ifade etmektedir. Vergi bilinci ve vergi ahlakı vergilerin ödeme süresi geldiğinde ödeme yapan vergi ödevlerini eksiksiz bir şekilde yerine getirenleri kapsamaktadır. Bu özelliklere sahip olmayan insanlar vergide usulsüzlük, vergide kaçakçılık, hukuka aykırı davranışları sergilemektedirler.

Prof. Dr. Abdurrahman Akdoğan’a göre vergi bilinci kamu faaliyetlerinin yerine getirilebilmesi açısından verginin devlet için ne denli önemli olduğunu bilen insanlar vergi görevlerini yerine getirmek konusunda zorluklar çıkarmamaktadır diye ifade etmektedir. (Akdoğan, 2011).

Vergi bilinci sadece vergi ile ilgili görevlerini yerine getirmek olarak yorumlanmamalıdır. Vergi bilinci, vergiyle yükümlülerin ödediği vergilerin nerelere harcandığını takip ve denetimi yapılmasını da kapsamaktadır. Bir devlet vergi almak ile sorumlu ise vergi ile ne gibi faaliyetlerde bulunduğunu vergi yükümlülerine öğrenmesini sağlamakla da sorumludur. Beyan esasına göre vergilemede mükellefler gönüllü ve dürüst olarak görevlerini getirmeleri de vergi bilincinin kapsamına girmektedir.

Prof. Dr. Abdurrahman Akdoğan’a göre vergi ahlakı, vergi yükümlüleri vergi kanunlarından doğan görevlerini, eksiksiz bir şekilde tamamlamaları, aidiyet duygusu içerisinde olmalarını ifade etmektedir. Vergi bilinci ile vergi ahlakı birbirini tamamlayan yapı taşlardır. Bu iki özellik aktif olan devletlerde vergilerde verimlilik üst düzeyde olmaktadır (Akdoğan, 2011).

Vergi ahlakı bireylerin içlerinden geldiği gibi, zorlukla değil gönüllük ile vergi görevlerini yerine getirmesini kısacası vergi konusunda içsel motivasyonu sahip olmasını ifade etmektedir. Vergi yükümlüleri vergileri gönüllü ödeme yolunu seçerek uygulanacak yaptırımlarla mahfuz kalmamaktadırlar.

3.1.1. Vergi Ahlakı ve Bilincini Etkileyen Faktörler

Vergi hesaplama esnasında devlet ve vergi sorumlusu şeklinde iki muhatap bulunmaktadır. Vergi sorumlusu durumundaki kişiler, vergiye karşı tepkilerini belirlerken sosyal, psikolojik, siyasal, kültürel etkiler, mali gibi birçok unsurların etkisinde kalmaktadırlar. Vergi bilinci ve vergi ahlakının oluşması için bu unsurların incelenmesi gerekmektedir.

3.1.1.1. Algılanma Şekli

Vergi sorumluların ekonomik rant ve ekonomik sömürü olaylarından oluşan algılamalar sonucunda vergi ahlakı ve bilinci etkilenmektedir.  Devlet tarafından sağlanan hizmetler için insanlar tarafından ödenen vergi, devletin yapmış olduğu hizmetlerin faydasından daha fazla ya da daha az hizmet görebilmektedir. Ödenen vergi kadar hizmet alınır diye bir durum yoktur. İnsanların ödediği verginin faydasının, insanların yararlandığı hizmetin karşısında az olması durumunda, insanlar net gelir elde etmekte ve bu gelir vergilemede ekonomik rant olarak ifade edilmektedir. Kamu hizmetleri insanlara sağlamış olduğu yararların, insanların vermiş olduğu vergi ücretlerinden daha az olduğunda ise insanlar net bir ekonomik zarar etmektedir. Bu zarara ekonomik sömürü denilmektedir (Demir, 2009).

Devlet harcamaları ile vergi arasında oluşan ekonomik bağın insanlarda vergi bilincin gelişmesini ve yerleşmesini sağlamaktadır.

3.1.1.2. Devlete Güven ve Bağlılık

Toplumlarda vergi bilinci ve vergi ahlakının oluşmasında en büyük rol devlete düşmektedir. Devlet ile halk arasında sağlanan güvenin vergiler üzerinde olumlu etkiler oluşturmaktadır. Devlete güvenen halk vergiler konusunda tepkiler yerine gönüllü bir şeklinde ödemek istemektedirler (Torgler, 2004).

Vergi yükümlüleri, vergi bilinci ve ahlakına sahip oldukları için ödedikleri vergilerin karşılığında hizmetler alacaklarını bilmektedirler. Vergi ödedikleri devlet tarafından her zaman her an kendilerinin güvenliklerini sağlayacağını, yapılan harcamaların ekonomik kalkınma ve refah seviyesini yükseltmek için yaptığını görmek istemektedirler. Devletten beklenen bu istekler vergi ahlakını ve bilincin de artmasını sağlamaktadır (Tosuner-Demir, 2009).

Devlet tarafından güvenin oluşturulması için birçok unsurların meydana gelmesi gerekmektedir. Devletin karar alma aşamasına bireylerinde katılması, kurumlar ile kurallar arasındaki ilişkilerin iyi belirtilmesi, etkili iletişimin sağlanması, devlet dairelerinde güvenirliği sağlanmasına olumlu etkiler sağlamaktadır (Aktan ve Çoban, 2010).

Bireyler politik olaylara dahil edilmesi, devlete olan güvenin sağlanmasında önemli rol oynadığı ve bunun sonucunda bireylerin gönüllü olarak vergi vermelerine olumlu etkiler yaratmaktadır. Bu alanda yapılan bazı araştırmalar sonucunda doğrudan demokrasi ile yönetilen ülkelerde vergiye olan güvenin üst düzeyde olduğu ortaya çıkmıştır (Çiçek, 2006).

Mükellefler verdikleri vergilerin karşılığını devlet tarafından verilip verilemeyeceğini ölçmek istemektedirler. Ünlü mükellefler verginin faydalı olup olmadığını teyit etme isteğin kaynaklanmaktadır. Ancak verilen vergilerin karşılığında fayda sağlanamıyorsa devletin kötü yönetime sahip olduğu ve israfta bulunduğunu düşünülecek bunun sonucunda vergi vermekten çekimser hale gelmiş olacaklardır.

20.yy. yapılan araştırmalarda ülkeye olan güvenin azalması, mükelleflerin vergi vermeyi kabul etmemeyi yöneltmesi, verginin israf edildiği düşüncesine kapılmasına, vergide hukuka aykırı davranışlarda bulunmasına neden olduğu belirtilmiştir. Bunun sonucunda devlete olan düşmanlığa dönüşeceği, vergiye karşı tepkilerin yaygınlaşacağı savunulmaktadır.

Araştırmalar sonucunda insanların, verdikleri vergi ücretleri ile kaynak oluşturulan kamu harcamalarının toplumun yararına olduğunu kabul etmeleri için başka vergi sorumluların da kamu harcamalarına kaynak oluşturmasında yardımcı olduğunu bilmeleri halinde vergiye olan güvenleri artmaktadır. Yükümlülerin ödediği vergilerin ne amaçla ne için kullanıldığından haberdar olmaları vergi bilincinin gelişmesini sağlamaktadır. Bireyler vergilerim toplanma sebebinden çok nereye katlı sağladığına önem vermektedirler. Halkın elde edilen vergi gelirlerin israf edilmemesi, yanlış alanda kullanılmamasını istemektedirler.

3.1.1.3. Mükellefin Vergi Ödeme Kapasitesi

İnsanların vergileri ödeyip ödememe durumun psikolojik hal ve hareketlerinin oluşmasında etkili olan unsurlardan birisi vergilerin hangi durumlara göre alındığı ekonomik gücüne bakılıp bakılmadığını ile ifade edilmektedir. Verginin türleri olan gelir, servet ve harcamalar üzerinden hesaplanan vergi belli olduğunda ödemeler asıl önemli olan verimi sorumlusunun ekonomik gücünün ne düzeyde olduğudur. Vergide ödeme kapasitesinin belirlenebilmesi için tercih edilen iktisadi göstergeler içinde gelenekselleşmiş vergileme yöntemi yönünden en çok uygulanan kazanç olmuştur. Kazanç öncelikle” kişilik” özelliği ile kullanılmak istenmektedir. Kazanç üzerinden hesaplanan vergileme artan oranlı tarifi olarak uygulanmaktadır. Kişinin ödeme kapasitesine göre en uygun vergileme yöntemidir (Aktan ve Çoban, 2006).

İnsanların iktisadi hareketlerini yönlendirme biçimi olan kazanç düzeyi ile vergi ödeme arasında uyumun olması gerekmektedir. Az kazançlı insanlar kazançlarının büyük bir bölümü yaşamlarını idame ettirmek için kullanmaktadırlar. Yüksek kazançlılar ise kazançlarının bir bölümünü lüks harcamalara ve yatırımlara yer vermektedirler. Vergi ödemesi, düşük kazançlı insanlar için kazançlarının azalması anlamına gelmekte yüksek kazançlı insanların vergi ödemesi durumunda lüks tüketimleri ve yatırımlarından vazgeçme anlamına gelmektedir. Bu durumda düşük kazançlı insanların yüksek kazançlı insanlara göre vergi ödeme istekleri daha az olduğu görülmektedir.

Yapılan araştırmalar sonucunda kazancın artmasıyla beraber vergiye olan tutumun değiştiğini gözlemlenmiştir. Amerika Birleşik Devletleri’nde yapılan bir araştırmada orta ve yüksek kazançlı vergi yükümlüleri vergiden kaçınma eğilimi daha fazla olduğu belirtilmektedir.  İnsanlar kazançları artıkça daha çok kazanma hırslarından dolayı yatırımlarını artırmak istemektedirler. Ancak artan kazançla beraber vergi tutarıda artmaktadır. Bunun sonucunda vergi ödemek için yatırımlarından kısmak durumunda kalmaktadırlar.

3.1.1.4. Vergi Oranları

Vergi yükümlülerinin vergi karşısındaki hareketlerinin değişimlere sebep olan vergi ödemesidir. Vergi ödemesinin değişimine neden olan unsur ise vergi oranlarıdır. Vergi oranları yükseldikçe vergi yükümlülerin vergi karşısındaki hareketlerinde değişimler gözlemlenmektedir. Vergi oranların yükselmesi sonucunda vergi ödeyecek kişilerin ödeyeceği miktarda yükselmekte ve vergiye karşı tepkiler oluşmasına neden olmaktadır. Vergi oranlarının artması düşük kazançlı insanların tüketim için harcayacağı miktar azaltmakta ve tüketimleri kısmak tasarruflarını azaltmak zorunda kalmaktadırlar. Vergi yükümlüleri ödemesi gereken vergi borçları yüzünden tasarruflarını kısmak ya da ertelemek zorunda kaldıkları için daha çok çalışması gerektiğinden bu duruma tepki göstermeye başlamaktadırlar.

Vergilerde yaşanan değişimler insanların çalışma arzularını yükseltici veya azaltıcı bakımından etkilemektedir. Vergisiz bir hayata kıyasla, yeni bir vergi uygulandığında ya da olan vergilerinin kapsamı genişletildiğinde harcanabilir kazancın düşmesiyle vergi sorumluları daha emek sarf edip daha fazla kazanç elde etmeye çalışmasına verginin gelir etkisi olarak ifade edilmektedir. Vergi sorumluları daha fazla emek sarf edip vergileri ödemek yerine çalışmamaya başlarsa verginin ikame etkisini oluşturmaktadır.

Vergi oranları iktisadi olaylara birçok etkisi olduğu yönünde araştırmalar yapılmıştır. Ancak bu araştırmalar sonucunda, Arthur Laffer’in ifade ettiği ve az yanlı iktisadın en belirleyicisi unsurunu oluşturan vergi oranları ile vergi kazançları arasındaki bağlamı gösteren araştırmalar ortaya çıkmıştır. Bu araştırmaların analizlerine göre vergi oranlarındaki belli bir değişimden sonra vergiden gelen kazançların azalacağımı gözlemlenmiştir. Vergi oranları olması gereken oranların üstüne çıktıklarında insanların üzerine düşen vergi yükü artacaktır. Bunun sonucunda insanlar çok çalışıp çok vergi vermek istemediklerinden dolayı yasal olmayan yollardan para kazanmaya, hukuki yollara aykırı şekilde davranmaya, vergisiz kazançlar sağlamanın yollarını aramaya başlarlar. Böylelikle artan vergi oranları yüzünden insanların hukuki kuralların dışında kazanç elde etme arayışına ittiği için vergi gelirlerinde azalma meydana gelmektedir.

Devletin artan vergi oranların etkisi azaltmak için bazı yöntemlere başvurmaktadırlar. Devlet bireylere muafiyet, indirim ve istisnai haklar tanıyarak bireylerin kazançlarını olumsuz etkilenmesi önlemen için alınmaya çalışmaktadır. Ancak uygulanacak olan istisna, muafiyetler ve indirimler halk arasında ayrımcılığa neden olacağı için halk arasında devlete olan güven azalacak, vergideki istikrar bozularak verimlilik düşmesine neden olmaktadır. Aynı zamanda uygulanacak olan muafiyetler, istisnalar ve indirim işletmeler arasında haksız rekabete neden olabilmektedir.

3.1.1.5. Sosyal ve Demografik Değişkenler

Sosyal ve demografik özellikler ile vergi ödeme eğilimi ile ilgili araştırmalarda farklı sonuçlar ortaya çıkmaktadır. Bunun sonucunda sosyal ve demografik değişimlerin niteliklerin vergi ödeme isteği bakımından etkisi hakkında genel bir yargıya ulaşmak pek mümkün olmamaktadır.

Amerika Birleşik Devletleri’nde yapılan bir çalışmada erkeklerin kadınlara göre, evlilerin bekarlara oranla daha fazla vergi kaçırma girişiminde bulunduğu ortaya konulmaktadır. Yapılan aynı araştırma, 65 yaşından büyük kişilerde yanlış beyanda bulunma eğilimi daha az görülmektedir. Araştırmalar sonucunda genç vergi sorumluları yaşlı vergi sorumlarına oranla daha çok vergi kaçırma eğiliminde bulunduğu gözlemlenmektedir. Torgler yaptığı araştırmalar neticesinde yaşlar büyüdükçe ekonomik birikim ve doyum sağlandığından vergi bilinci ve vergi ahlakı daha yüksek seviyelerinde olduğu, kadınların erkeklere göre daha az vergi kaçırma eğiliminde bulunduğunu, bekarlar evli kişilere oranla daha fazla vergi kaçırdığı ve vergi bilinci ve ahlakı daha az geliştiği gözlemlenmektedir (Torgler, 2007).

Vergi sorumluların inanmış olduğu dini inançlar da ekonomik alanda etkisi oldukça fazla olduğu görülmektedir. Dini inanışlar insanların iyi ahlaklı, çevresine faydacı, alçak gönüllü, belirlenen hukuki ve dini kurallara göre uygun davranması gerekmektedir. Dini inanışlar vergi ödemleri konusunda olumlu etkiler oluşturmaktadır. Bu etkilerin temellerine inecek olursan iyi bir inançlı insan iyi bir birey olmaktan geçtiği ifade edilmektedir. Aynı şekilde bulunduğu devletin hukuki kurallarına göre uygun davranmalıdır. Tüm bu dini özelliklere belli ölçüde davranış sergilendiğinde devletin vergi alma konusunda işleri kolaylaştığı görülmektedir. Din vergi ödeme isteği üzerinde olumlu etki yaratmaktadır. Devlete karşı vergi konusunda tepkilerin azalmasında yardımcı olmaktadır (Şenyüz, 1995).

Torgler’in 1995 ile 1997 yıllarında Dünya Değerler Araştırması (World Values Survey WVS) sonuçlarını dikkate alarak yaptığı araştırmalarında, dini inanışlar ile vergi bilinci ve ahlakı arasında güçlü bir bağ olduğunu koymaktadır.  Katolik, Protestan, Ortodoks, Yahudilik, İslamiyet, Hindu, Budistler olmak üzere tüm dinler iyi bir birey olmayı ona göre belirtilen kurallara uymayı amaçladığı için vergi ahlakı ve bilincini doğrudan etkilemektedir. Katolik ve Hindu ve Budistlerin vergi bilinci ve ahlakı, Ortodoks ve Protestan inanışlara göre vergi ahlakı daha fazla olduğu görülmektedir. Müslümanlar ve Yahudilerin vergi ahlakı ve bilinci hakkında net veriler elde edilememiştir (Torgler, 2003).

Eğitim, yükümlülerin vergi kanunları hakkında yeterli bilginin öğretilmesi olarak ifade edilmektedir. Eğitim düzeyi yüksek olan vergi sorumlusu vergi kanunları ve mali işler hakkında yeterli düzeyde bilgi birikimine sahip olmasıdır. Vergi sorumlusu eğitimli olması, vergi ile ilgili kuralları ve verginin uzun sürede avantajlarını daha rahat öğrenebilmeleri yönünden gönüllü uyumu artırıcı etki sağlanabilmektedir. Eğitim düzeyleri yüksek vergi sorumluları devletin gereksiz harcamalarının farkında olabilirler. Eğitim seviyesinin yükselmesiyle beraber kanunlarda oluşan açıklıkların olduğunu daha kolay anlayabilirler. Bunun dezavantaj olarak vergi sorumları kötü niyetli olarak vergide usulsüzlükler yapabilmektedir (Torgler, 2005).

2002 yılında İngiltere’de yapılan çalışmalar sonucunda eğitim seviyesinin artması vergi ahlakı ve bilinci açısından olumlu etkiler oluşturabilmesi için vergi sorumlusunun kişiliğine göre bağlı olarak yansımaktadır. İyi bir birey iyi bir vatandaş anlamına gelmektedir (Çiçek, 2006).

3.1.1.6. Vergi Denetimi ve Vergi Cezası

Devlet, vergileme esnasında beyanda bulunan vergi mükelleflerin beyanını doğrululuğunu tespit etmek ve incelemek zorundadır. Devletin vergileme sistemleri mükellefler tarafından bildirilen beyan usulüne göre belirlenmesidir. Vergi mükellefi bizzat kendi vergi tutarını hesaplayıp vergi dairesine sunmaktadır. Ancak beyan usulüne göre vergilemede mükellefler beyanı eksik ya da hatalı bildirmesi muhtemeldir. Vergileme de beyanın bazı mükellefler tarafından bilerek eksik hesaplamaktadırlar.  Mükelleflerin bu girişimde bulunma amacı yüksek vergi tutarından kaçınmak istemesidir. Yapılan bu davranışın hem devlete hem de devletin bünyesinde yaşayan toplumlar için haksız sonuçlara neden olmaktadır. Devlet bu haksızlığın önüne geçebilmesi için beyan edilen vergi tutarını incelemeli, vergi mükellefin asıl ödeme gücünü bulması gerekmektedir. Devlet uygulayacağı sıkı bir denetim ve inceleme ile vergide yaşanacak usulsüzlükleri ortadan kaldırarak daha adil ve etkin bir vergileme sistemi olacaktır (Aktan ve Çoban, 2010).

Vergide yaşanan usulsüzlüklerin sebebini tespit etmek amacıyla yapılan araştırmaların sonuçları net bilgi veremese de vergi de yapılan usulsüzlükleri caydıracak yüksek cezalar ve yaptırımların uygulanması usulsüzleri engelleyeceği, denetimlerdeki verimliliği artıracağı ifade edilmektedir. Alm ve Jackson ve Mckee yapıtları deneysel araştırmada, gönüllü uyumların denetim oranları ile yükseldiği fakat yaptırım oranlarındaki değişimin gönüllü uyum üzerindeki etkisi istenilen düzeyde olmadığı gözlemlenmiştir. Yaptırımlar denetim ile destek sağlanmaması durumda çok önemli bir değişme yaşanmaz. Bundan dolayı vergi kanunlarında bazı düzenlemeler oluşturmak gerekmektedir. Öğreğin ceza oranlarının yaptırım gücü artırılması gibi düzenlemeler yapılması ile caydırıcılığı üzerinde olumlu etki yaratabilir. Ayrıca önceden yapılmış olan denetimlerin tekrar denetlenmesi vergideki güvenirliği ve verimini artmasında etkili olmaktadır (Öz ve Çubukçu, 2012). Ancak denetimlerin düzenli bir şekilde yapılamaması, güvenilir vergi sorumlularında vergide usulsüzlük yapanların tespit edilmedi düşüncesine kapılmasına neden olmaktadır.

3.1.1.7. Vergi Affı

Vergi affı ülkenin yönetim hakkını kullanarak kamu harcamalarına kaynak oluşturmak için bireylerden aldığı vergi, resim ve harçların tahsilinden ve vergileme ödevinin tam şekilde yerine getirilmesi sonucunda uyguladığı yaptırımları kaldırılmasını anlamına gelmektedir. Vergi afları insanlar arasında farkla şekilde yorumlanmaktadır. Bunun sonucunda insanlar üzerinde farklı etkiler bırakmaktadır. Bunlar şu şekildedir;

  • İnsanların kamu hizmetlerine bakış açısı bakımından,
  • Üzerine yükümlü ödevlere verdiği davranışlarına,
  • Bireyin eğitim düzeyine göre değişen vergi algısında farklı algılar oluşmaktadır.

Vergi aflarının vergi sorumlularının vergi uyumu açısından etkisi, vergi aflarının özelliği, düzenlemelerinden önce ve sonra alınan tedbirlere ve bu tedbirlerin başarısına göre değişiklik göstermektedir. Bundan dolayı vergi aflarının olumlu veya olumlu değişik farklı görüşlerin ortaya çıktığı belirtilmektedir. Vergi afları ileri süren bazı görüşlere göre; bir kere olmak koşuluyla ve kamuoyundaki algının bu yönde belirtildiği af yasaları vergi kazançlarında bir yükselme sağlayacaktır. Vergi afları uygulamaları uygulanma aşamasında denetimlerin sıklaştırılması, yaptırımların etkin ve caydırıcı özelliğine göre düzenlenmesi vergideki uyumu artırılacağını ifade edilmektedir.

Vergi aflarına yöneltilen en dikkat çekici eleştiriler ise, vergi tarafından sorumlu tutulan görevlerin eksiksiz ve vaktinde yerine getiren mükelleflerin üzerinde haksızlık duygusu hissine kapılmasına yol açmaktadır. Vergi aflarının sıkı bir denetimle uygulanması halinde, güvenilir vergi sorumluları af bekleyen vergi sorumlular haline dönüşmelerine neden olabilmektedir. Bunun sonucunda, uzun zamanda vergi kazançlarında düşüler meydana gelmeye başlamaktadır. Diğer taraftan sıklıkla düzenlenen vergi afları, vergi ödeme konusunda insanları tembelliğe, usulsüzlüğe ve sorumsuzluğuna yol açmaktadır. Çıkarılan afların toplumdaki vergi ahlakı ve bilincinin yok olmasına sebep olmaktadır. Vergi afları gerekli durumlar dışında sık sık çıkarılması vergi ahlakı ve bilinci yüksek insanların haksızlık ve kayırma yapıldığı düşüncesine kapılmalarına neden olmaktadır. Vergi afları vergi suçluların suçlarına teşvik edici hatta akıllıca bir hamle olarak görmelerine bunu devamlılık haline getirmelerini sağlamaktadır. Vergide usulsüzlüğün ve kaçakçılığından artmasının yanında vergi bilincinde olan insanların azalmasına sebep olmaktadır.

Vergi afları, vergi görevlerini eksiksiz ve vaktinde yerine getirmeyenler için avantaj sağladığından kanun dışı ekonomik faaliyetleri özendirmektedir. Bu sonuçla, “ Kayıt Dışı Ekonomik Mücadele Stratejisi Eylem Planı (2008-2010)’da : Vergi affı beklentisi olan yükümlüler, vergi görevlerini yerine getirme konusunda daha sorumsuz davranmaya başlamasına neden olmaktadır. Bundan dolayı kriz zamanları dışında vergi affı uygulamaları insanları kanun dışı davranışlar sergilemesine neden olmaktadır diye ifade etmektedir.

3.1.1.8. Vergi Sistemine İlişkin Sorunlar

Vergi kanununda, mükelleflerin ödemekle sorumlu olduğu vergi tutarlarını, usulleri ve vergi dairesinin vergi tahsil ederken bağlı olacağı durumları içeren son derce önemli bir kanuni bir olaydır. Vergilendirmelerde yasal dayanak olmadan vergi alınması kanuna aykırı bir suç olmaktadır. Vergi sorumlarının yapacağı kanuna aykırı davranışlar olduğu gibi vergi dairelerinde kanun açısından usulsüzlükler yapabileceği görmek mümkündür. Kanun dışında vergi toplanamaz, alınamaz ve hesaplanamaz. Verginin fonksiyonlarını oluşturan vergi mevzuatların basit, açık ve anlaşılırlığı vergi yükümlülerin vergiye bakış açısının olumlu yönde bilmeleri oranla, devletin belirlediği yasalara uymaktadır (Laufenburger, 2010).

Vergi mevzuatların karmaşık olması, vergide usulsüzlük ve vergide kanunların çiğnenmesi daha çok yaşanmasına neden olmaktadır. Vergi sitemimin anlaşılır olmasının en önemli neticeleri, vergi uygulama maliyetlerin fazla, yükümlünün uyumunun az olmasıdır. Vergi yasalarının sık sık farklı şekillerde uygulanması ve düzenlenmesi yükümlülerin uyum sorunu yaşamalarına neden olabilmektedir (Biberoğlu, 2006).

Vergi sisteminde yaşanan karmaşıklığın birçok nedenlere dayanmaktadır. Bunların başında ülkenin ekonomik, sosyal, siyasi ve kültürel seviyelerine göre belirlenmesidir. Az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerde bu tür yasal karmaşıklıklar sıklıkla görülmektedir. Bu karmaşıklıklar arasında vergi sisteminde yaşanan kanunlar arası uyum ve uygulama düzensizliği olarak ifade edilmektedir. Az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkeler gelişme süreçlerini hızlandırmak adına hızlı kanun, yasa ve mevzuat değişikliğine gitmekte olmalarıdır. Kanunlar, yasalar ve mevzuatların hızlı ve sık sık değişlere uğraması birçok uyumsuzluk ve kanunda boşluğa neden olmaktadır. Vergi açısından yaşanan uyumsuzluk ve kanun boşlukları ülkede bulunan toplumlar tarafından fark edilip vergideki bu açıklıktan faydalabilmektedir. Vergi tahsil edilme aşamasında yaşanan bu gelişmeler devletlerin gelişme amacıyla belirlenen hedeflere ulaşmasına engel olmaktadır.

3.1.1.9. Mali Müşavirlere İlişkin Sorunlar ve Etki

Vergi kanunlarının karışıklığı, uygulanması ile ilgi düzensizlikler ve vergi yasalarında çok sık değişiklerin yapılması sebebiyle yükümlülerin vergi ödevlerini yerine getirmesine engellemektedir. Yükümlüler bu durumda bilir kişiler tarafından yardıma ihtiyaç duymaktadır. Bu yardımların sağlanması için mali müşavir ve vergi danışmanları bulunmaktadır. Mali müşavir ve vergi danışmanları bu yardımları belirli bir ücret karşılığında mükelleflere öğretilmektedir. Mali müşavir ve vergi danışmanları vergi alanında oldukça uzman kişilerdir. Bazı durumlarda mükelleflerin üzerine düşen görevleri onlar adına kendileri yapabilmektedir. Ayrıca mali müşavir ve vergi danışmanları vergi ahlakı ve bilinci oluşmasında oldukça fazla katkıda bulundukları gibi bazı olumsuz durumlarda meydana gelmektedir.

Mali müşavir ve vergi danışmanları, kendilerine gerekli yetki ve donanım verildiğinde vergi mükellefi ve vergi dairesi arasındaki ilişkiyi iyi yönde ilerlemesini sağlamak amacıyla aracılık hizmeti vermektedirler. Değişen vergi sistemlerindeki mevzuatların anlaşır düzeyde anlatmak, bilinçlendirmek için mali müşavirler ve vergi danışmanlarından yardım alınmaktadır. Çünkü gerçek bilgi ve kanunların uygulanabilmesi için bu yardımcıların faaliyetlerine ihtiyaç bulunmaktadır. Vergi kanunlarında yaşanan değişimlerin açıklanması, uygulanabilir kolaylığı sağlanması vergi verimliliği açısından oldukça önemli husustur. Yardımcıların bilgi düzeyi, yüksek ve sayılarının vergi yükümlülerine göre az olması, vergi dairesinde sürekli iletişim halinde olmaları, vergide yapılması hedeflenen değişikliklerin uygulama kolaylığı sağlanmasında etkileri oldukça yüksektir. Mali müşavirler ve vergi yardımcıları mükellefler ile vergi dairesi arasında bir köprü görevi görmektedir. İki taraf arasındaki iletişimi sağlamak, iki tarafın birbirlerini anlama kolaylığı oluşturmak açısından oldukça faydalıdır (Tunçer, 2005).

Mali müşavirlik ve vergi danışmanlığı faaliyetlerini yapanların kanuna aykırı davranışlarda bulunarak yükümlülerin ödemesi gereken vergilerin ödenmemesi ya da kanuna aykırı davranışlarda olmalarına sebep olmaları durumunda vergi ahlakı ve bilinci açısından olumsuz etkilemektedir. Görev yetkilerini kötü amaçla kullanan mali müşavir ve vergi danışmanları ülke içerisinde usulsüzlüğün yaygınlaşmasında ve bunu olağan bir durum haline getirmelerine neden olmaktadır. Bu durum dolaylı yoldan ülkenin vergi kazançlarına olumsuzluklar yaratmaya, vergilendirme sistemini sekteye uğratması muhtemeldir.

3.1.1.10. Vergi İdaresinin Etkinliği

Günümüzde beyan esasına dayalı çağdaş vergileme sistemi uygulanmaktadır. Beyan esasına dayalı vergi sisteminin başarılı olması için anlaşılır, adil ve verimli olması tek başları için yeterli gelmemektedir. Bu kanunları düzenleyecek olan vergi idaresi de güçlü otoriter bir yapı içinde olması gerekmektedir. Otoriter sistemli bir vergi idaresi yapısı oluşturulduğunda vergi ödeme gönüllülüğüne olumlu etkiler yansıttığı görülmektedir. Vergi idaresi ile mükellef arasında ilişki vergi idaresinin etkinliği ile doru orantılıdır. Vergi yükümlüleri kendilerine ılımlı ve hoş görülü ile davranıldığında onlarda aynı şekilde karşılık vermektedirler. Vergi yükümlülerin vergiye yaklaşımları vergi idaresinin kendilerine karşı olan tutuma göre şekillenmektedir. Bu şekilde mükelleflerin vergiye bakış açısı olumlu hale gelmektedir. Aynı şartlara sahip kişi ve kurumlara farklı muamele ve ayrıcalıklar verildiğinde vergi mükellefleri, vergiye karşı tepki göstermek ve ödeme konusunda tereddütler yaşamasına neden olmaktadır. Bunun gören vergi mükellefleri de diğer vergide usulsüzlük yapanlar gibi kendileri de o yola başvurmaya başlamaktadırlar (Devrim ve Turgay, 2004).

Vergi mükellefleri de dikkat alan bir vergi idari düzenlenmesinin oluşması için, güven verici bir düzenleme, işleri hemen sonuca götürme, tarafsızlık sağlama, düşük masraflarla vergi toplama hakkında vergi idaresinin farklı yöntemleri de deneyerek fonksiyonlarını geliştirme sağlanmaktadır. Bununla beraber mükelleflerin vergi idaresinin tarafsız ve etkili faaliyetlerde bulunduğuna olan görüşleri güçlenerek ve vergi idaresinden gelen istekleri daha iyi bir şekilde ve faydalı olarak görmelerini sağlayacaktır (Çataloluk, 2008).

Vergi idaresinin fonksiyonlarına uygun bir şekilde örgütlenirken, personellerin bilgi ve çalışma koşulları önemli bir sorun yaratmaktadır. Vergi kanunlarını uygulayacak idari çalışanların nitelik ve niceliksel özelikleri yanında çalışarak elde ettiği kazançları ve çalışma koşulları da iyi bir vergi idaresi için uygun olmalıdır. Kendi, çalıştığı işlerde yeteri kadar kazanamayan bireylerin, vergi sorumlusuna karşı iyi tepkiler gösterdiği görülemez. Bununda beraber toplanmasına yardımcılık ettiği vergi kazançlarının faydalı yerlere harcanmadığı ve devletin bazı kişileri ve kurumları kayırdığı hissine kapılan bir vergi çalışanın verimli bir şekilde performans göstermesi beklenemez. Vergi çalışanların bu psikoloji ile çalıştığını varsaydığımızda mükelleflere karşı iyi davranmalarını, vergi ile yasal işleri etkin bir biçimde aktardığını beklenmemektedir. Vergi çalışanı ile vergi sorumlusu arsındaki iletişim büyük zararlar görmektedir. Vergi idaresi etkin bir biçimde hizmet verebilmesi için şu şartların sağlanması gerekmektedir (Çataloluk, 2008);

  • Vergi idaresinin konumu vatandaşlar tarafından bulunabilir yerde olması,
  • Vergi çalışanların gerekli bilgi donanıma sahip olması,
  • Vergi idaresi ile mükellefler arasındaki iletişim yalın ve sade olmalı,
  • Vergi çalışanların konfor alanı rahat ve stressiz olması ve daha rahat performans verecek olanaklar sağlanmalı,
  • Vergi çalışanın çalışma ücreti tatmin edici düzeyde olması,
  • Ver idaresi sağlık açısından gerekli tedbirlerin alınmış olması,
  • Vergi kanununda yaşanan değişikliklerin mükellefin kafası karıştırılmadan iletilmesi gibi şartların sağlanması vergi idaresinin etkinliği ve verimliliği yüksek seviyelere çıkması sağlamaktadır.

3.2. Beyan Esaslı Vergilere İlişkin Toplumsal Bilinç, Ahlak ve Verimlilik

Vergi ahlakı ve bilincin soyut kavramlar olması, araştırılmalarını ve hakkında bilgi edinilmesini zorlaştırmaktadır. Vergi ahlakı ile ilgili birçok kuruluşlar tarafından incelenmiştir. Bu kuruluşlar;

  • Dünya Değerler Araştırması (World Value Survey- WVS),
  • Avrupa Değerler Araştırması (European Value Survey- EVS) veya Uluslararası Sosyal Araştırma Programı (International Social Survey- ISSP) gibi kuruluşlardan oluşmaktadır.

Yukarı saydığımız kuruluşların araştırma sonuçlarına bakıldığı vergi ahlakını derinlemesine incelemişlerdir. Bazı Güney Amerika devletleri ile ilgili çalışmalarda Latinobarómetro veya ABD ile ilgili çalışmalarda IRS tarafından Taxpayer Opinion Survey sonuçların da kullanıldığı görülmektedir. Dünya Değerler Araştırması (WVS) ve Avrupa Değerler Araştırması (EVS) sonuçlarına göre, Türkiye’de vergi usulsüzlüğünü doğru görmeyenlerin oranı %80-90 oranında olduğu ifade edilmektedir. Bu çalışmalarla tek soruya bulunan yanıtlarla vergi ahlak seviyesinin gerçek sonuçlarını yansıttığını söylenemez. Ayrıca yapılan araştırmalarda mükellefler vergi ile ilgili gerçek düşüncelerini belirtmemiş olabilirler. Bundan dolayı, Türkiye’de vergi ahlakı ve vergi bilinci hakkındaki tahminleri, kanun dışı ekonomi ile vergi kaçakçılığın ve vergi kayıp potansiyeline dayandırılmaktadır. Sonuçta yapılan araştırmalar, kayıt dışı ekonominin hacmi ile vergi bilinci ve ahlakı arasında kuvvetli bir olumsuz korelasyonun olduğu ifade edilmektedir. Vergide yapılan usulsüzlükler verginin verimliliğini düşürmektedir (Torgler ve Schneider, 2007).

Araştırmaların bir bölümünde; vergide yapılan usulsüzlükler, kayıp ve kaçakçılıklar ve kayıt dışı ekonomiler verginin etkinliğini azaltmakta yapılan harcamalara bütçe oluşturmaya olumsuz etkimektedir.

3.2.1. Kayıt Dışı Ekonomi ve Vergi Kayıp-Kaçakları

Devlet kamu harcamaları için sağladığı en büyük kaynak vergilerdir. Vergiler gerçek ve tüzel olan her kişiden ekonomik faaliyetler sonucunda aldığı bir ödeme türüdür. Devlet topladığı vergiler ile yapacağı harcamalar için bütçe oluşturmayı hedeflemektedir. Vergi toplama esnasında gerek idare gerekte mükellefler tarafından zorluklara maruz bırakıldığı olmuştur. Mükellefler en çok zorluğu çeşitli nedenlerden ötürü kazançlarının bir miktarını devlete vermek istememektedirler. Mükellefler vergi vermemek için legal ve illegal birçok yollara başvurmaktadır. Yasal yollar ile vergi yükünden kurtulamayan mükellefler kanun dışı yollara yöneldiği görülmektedir. Kanuna aykırı şekilde yapılanlardan biri kayıt dışı ekonomi faaliyetlerinde bulunduklarıdır. Kayıt dışı ekonomi ile vergi ile muhatap olmamaya çalışmaktadırlar. Kayıt dışı ekonomi, vergi sisteminin işleyişini bozan vergi ödeme düzenini engelleyen en büyük etmen olmaktadır.

M.A. Sarılı’ya göre kayıt dışı ekonomi, resmi kayıtlarda yer almayan, yasal belgelere dayandırılmayan, yetkili yasal organlarınca ideal kurallar çerçevesinde kontrol edilmesi mümkün olmayan ve milli hasıla hesaplamalarında gözden kaçırılan ekonomik faaliyetlerin tamamı olarak ifade edilmektedir (Sarılı, 2002).

Gelir İdaresi Başkanlığı’nın 2008-2010 yıllarını kapsayan “Kayıt Dışı Ekonomi ile Mücadele Stratejisi Eylem Planı”nda ise; “Kayıt dışı ekonomi, devletten habersiz, kayda işlenmeyen ve bundan dolayı tespit edilemeyen ekonomik faaliyetler olarak ifade etmektedir.” denilmektedir. Y. Kıldiş kayıt dışı ekonomi, resmi kayıtlarla belgelendirilmemiş ya da içeriği gerçeği ifade etmeyen belgelerle oluşturulan ekonomik işlemlere devletin bilgisi dışında tutulmasıdır şeklinde ifade etmektedir.

Vergisel manada kayıt dışı ekonomi ise, vergide usulsüzlük, vergi kaçırma ya da vergiden kaçma davranışlarıyla veri idaresinin bilgi alanı dışında tutulmuş işlemlerin tümüdür. Kayıt dışı ekonomilerde detay olarak karmaşık ve oldukça geniş kapsamlı bir işlem olduğundan farklı tanımlar farklı yorumlamalar da karşımıza çıkmaktadır. Kayıt dışı ekonomilerin bazı farklı tanımları şunlardır;

  • Gölge ekonomi,
  • Gizli ekonomi,
  • Saklı ekonomi,
  • Yeraltı ekonomisi,
  • Kara ekonomi,
  • Gri ekonomi,
  • Gayri resmi ekonomi,
  • Enformel ekonomi
  • Marjinal ekonomi
  • İkinci ekonomi gibi farklı adlarla ifade edilmektedir.

Kayıt dışı ekonomilerin bazıları bilerek yapıldığı bazılarının ise yapıldığı bilindiği halde bazı vergi dairelerinde çalışanların bilerek kayıt etmemesi ile oluşmaktadır.

Tablo 1’de 2003-2012 yılları arasında OECD ülkelerindeki kayıt dışı ekonominin tahmini oranları verilmiştir.

Tablo 1. OECD Ülkeleri ile Türkiye’de Kayıt Dışı Ekonominin Boyutları

Ülkeler

(Gayrisafi Yurtiçi Hasılanın %) Parasal Yaklaşım ve MIMIC Yöntemi ile Kayıt Dışı Ekonomi

 

2003

2004

2005

2006

2007

2008

2009

2010

2011

2012

Ort.

ABD

8,5

8,4

8,2

7,5

7,2

7,0

7,6

7,2

7,0

7,0

7,5

Almanya

17,1

16,1

15,4

15,0

14,7

14,2

14,6

13,9

13,7

13,3

14,8

Avustralya

13,7

13,2

12,6

11,4

11,7

10,6

10,9

10,3

10,1

9,8

11,4

Avusturya

10,8

11,0

10,3

9,7

9,4

8,1

8,4

8,2

7,9

7,6

9,1

Belçika

21,4

20,7

20,1

19,2

18,3

17,5

17,8

17,4

17,1

16,8

18,6

B.Krallık

12,2

12,3

12,0

11,1

10,6

10,1

10,9

10,7

10,5

10,1

11,0

Çek Cum.

19,5

19,1

18,5

18,1

17,0

16,6

16,9

16,7

16,4

16,0

17,5

Danimarka

17,4

17,1

16,5

15,4

14,8

13,9

14,3

14,0

13,8

13,4

15,0

Estonya

30,7

30,8

30,2

29,6

29,5

29,0

29,6

29,3

28,6

28,3

29,5

Finlandiya

17,6

17,2

16,6

15,3

14,5

13,8

14,2

14,0

13,7

13,3

15,0

Fransa

14,7

14,3

13,8

12,4

11,8

11,1

11,6

11,4

11,0

10,8

12,3

Hollanda

12,7

12,5

12,0

10,9

10,1

9,6

10,2

10,0

9,8

9,5

10,7

İrlanda

15,4

15,2

14,8

13,4

12,7

12,2

13,1

13,0

12,8

12,7

13,5

İspanya

22,2

21,9

21,3

20,2

19,3

18,7

19,5

19,4

19,2

19,2

20,1

İsveç

18,6

18,1

17,5

16,2

15,6

14,9

15,4

15,0

14,7

14,3

16,0

İsviçre

9,5

9,4

9,0

8,5

8,2

7,9

8,3

8,1

7,8

7,6

8,4

İtalya

26,1

25,2

24,4

23,2

22,3

21,4

22,0

21,8

21,2

21,6

22,9

Japonya

11,0

10,7

10,3

9,4

9,0

8,8

9,5

9,2

9,0

8,8

9,6

Kanada

15,3

15,1

14,3

13,2

12,6

12,0

12,6

12,2

11,9

11,5

13,1

Lüksemburg

9,8

9,8

9,9

10,0

9,4

8,5

8,8

8,4

8,2

8,2

9,1

Macaristan

25,0

24,7

24,5

24,4

23,7

23,0

23,5

23,3

22,8

22,5

23,7

Norveç

18,6

18,2

17,6

16,1

15,4

14,7

15,3

15,1

14,8

14,2

16,0

Polonya

27,7

27,4

27,1

26,8

26,0

25,3

25,9

25,4

25,0

24,4

26,1

Portekiz

22,2

21,7

21,2

20,1

19,2

18,7

19,5

19,2

19,4

19,4

20,1

Slovakya

18,4

18,2

17,6

17,3

16,8

16,0

16,8

16,4

16,0

15,5

16,9

Slovenya

26,7

26,5

26,0

25,8

24,7

24,0

24,6

24,3

24,1

23,6

25,0

Türkiye

32,2

31,5

30,7

30,4

29,1

28,4

28,9

28,3

27,7

27,2

29,4

Y. Zelanda

12,3

12,2

11,7

10,4

9,8

9,4

9,9

9,6

9,3

8,8

10,3

Yunanistan

28,2

28,1

27,6

26,2

25,1

24,3

25,0

25,4

24,0

24,0

25,8

Ortalama

18,5

18,1

17,6

16,8

16,1

15,5

16,0

15,7

15,4

15,1

 

Kaynak: Friedrich Schneider, “ Size and Development of the Shadow Economy of 31 European and 5 other OECD Countries from 2003 to 2012: Some New Facts”, March 2012, s. 5-7.

29 OECD ülkesinde son 10 yılın ortalaması incelendiğinde kayıt dışı ekonominin en fazla olduğu ülkeler şu şekildedir;

  • Estonya (%29,5),
  • Türkiye (%29,4),
  •  Kore (%26,2),
  •  Polonya (%26,1)
  • Yunanistan (%25,8),
  • ABD (%7,5),
  •  İsviçre (%8,4),
  • Avusturya (%9,1),
  • Lüksemburg (%9,1)
  • Japonya (%9,6) ise kayıt dışı ekonominin boyutunun en düşük olduğu ülkelerdir.

Yıllara göre karşılaştırılarak analizler yapıldığında, 2003 yılı ile 2008 yılı arasına kadar tüm devletlerde kayıt dışı ekonominin GSMH’ye göre büyük bir düşüşün yaşandığı, 2009 yılında ise kayıt dışı ekonominin hacminde gözle görülür bir artma yaşandığı gözlemlenmektedir. Bunun sonucunda tüm dünya genelinde ekonomik ve finansal krizler yaşanmasına neden olmaktadır.

F. Schneider vd.’nin 162 ülke üzerinde kayıt dışı ekonominin hacmine ilişkin varsayımlarına göre, kayıt dışı ekonomi sayısı artmakta, gelişmekte olan Afrika ve Güney Amerika devletlerinde ortalama % 40-41, Asya ülkelerinde % 30, geçiş ekonomilerinde % 32-36, gelişmiş 25 OECD ülkesinde ise % 16-17 rakamları arasındadır. Türkiye % 28-29 kayıt dışı ekonominin sayısı ile OECD ortalamasından oldukça fazladır.

Kayıt dışı ekonominin eksiksiz ve düzgün olarak belirlenmesinin imkân olmaması sebebiyle Türkiye’de kayıt dışı ekonominin hacminin varsayımı hakkındaki araştırtmalar birbirlerinden değişik sonuçlar açıklamaktadırlar. Tablo 2’de net bir şeklide anlaşıldığı üzere Türkiye’deki kayıt dışı ekonomi hakkında yapılan araştırmalar kayıt dışı ekonominin GSMH’ ye oranı % 1,9 ile % 67 arasında değişlik gösterdiği belirtilmektedir. Araştırmaların sonuçları birbirlerinden bu kadar yüksek olması kayıt dışı ekonominin varsayım yöntemlerinin değişik olmalarından kaynaklanmaktadır.

Tablo 2. Kayıt Dışı Ekonominin Büyüklüğü ile İlgili Tahminler

Araştırmacı

Yıl

Yöntem

Kayıt     Dışı              Ekonomi (GSMH’ye Oran %)

Ilgın

2001

Basit Parasal Oran

66,2

1993

Basit Parasal Oran

55,3

1992

Ekonometrik Oran

47,2

Altuğ

1992

Kayıt Dışı İstihdam Yaklaşımı

35

Derdiyok

1989

Vergi Yaklaşımı

46,9

Temel, Şimşek, Yazıcı

1992

Ekonometrik Yaklaşım

8,1

1992

İşlem Hacmi

1,9

1991

Vergi Yaklaşımı(Farklı Varsayımlarla)

29,9-16,4

Çetintaş, Vergil

1992

Ekonometrik Parasal Tahmin

23

2000

Ekonometrik Parasal Tahmin

24,7

Schneider

2001

Karma Yöntem

33,2

Kasnakoğlu

1997

Nakit Oranı

30-61

Ekonometrik

9-13

İşlem Hacmi

31

Özsoylu

1990

Nakit Oranı

11,7

Kaynak: Kayıt Dışı Ekonomiyle Mücadele Stratejisi Eylem Planı (2008-2010), GİB Strateji Geliştirme Daire Başkanlığı, Yayın No:87, Ankara, 2009, s. 6.

 

Türk vergi sisteminin en büyük sorunlarının başında, kayıt dışı ekonomiyi denetlemede yetersiz olmasıdır. Türkiye’de orta yaşlı seçmenlerin beyan usulüne göre vergilendirilmemesi, ekonomik hacmi küçük işletmelerin ağırlıklı yer almasından oluşmaktadır. Seçmenlerin özellikleri bu yönde olması ise vergi sisteminde oluşan boşlukların düzeltilmesine engel olmaktadır. İnsanlar ve firmalar arasında haksız rekabetin oluşmasına neden olan kayıt dışı ekonomi, tasarruf birikiminin miras yoluyla nesiller arasında bir adaletsizliğe neden olmaktadır. Güvenilir yükümlülerin aleyhine olan bu işlev insanlarda vergiye karşı tepkisini artırmakla ve yeni nesillerde oluşması beklenen vergi ahlakı ve bilincine engel olacaktır (DPT, 2007).

Vergi ve benzeri olayların yüklerinden kaçma isteği bazen vergide usulsüzlüğe ve kanun dışı ekonomik faaliyetlerde bulunmasına neden olsa da ve ne amaçla meydana gelirse gelsin kayıt dışı ekonomi faaliyetleri her bakımdan vergi bilincine ve vergi ahlakın oluşmasına engel olmaktadır. Çoğu zaman kamuoyunda vergi zararlarının vergide yapılan usulsüzlükler ve kayıt dışı ekonomik faaliyetlere bağlansa da vergi mevzuatların düzenlenmesine hâkim olan hukuki anlayış ile vergi idaresindeki yetersizlik de vergideki zararların oluşmasına enden olmaktadır.

 Vergide yaşanan zararlar ekonomik ve hukuki zararlar olmak üzere iki şekildedir. Ekonomik alanda vergi zararı, kayıt dışı ekonomik olayların gerçekleşmediği, bütün olayların kayıtlı olarak gerçekleştiği durumda GSMH’den hareketle şu an ki vergi mevzuatları da hesaba katılarak hesaplanan vergi tutarı, vergi geliri ile oluşan vergi kazancı arasındaki farklılıklar olarak ifade edilmektedir. Ekonomik alanda yaşanan vergi zararları, vergi kaçakçılığı, vergiden kaçma, vergi mevzuatların uygulamadaki siyasi yaklaşım ve vergi boşlukları olmak üzere dört başlık altında yer almaktadırlar. Hukuki alanda yaşanan vergi zararları ise, vergi mevzuatların göre vergilendirilmesi onaylanmış gelir, servet ve harcamaların vergilendirilmenin dışında tutulması nedeniyle devletin uğradığı vergi zararıdır. Bu açıdan vergi mevzuatlarındaki hükümlere uygun şekilde davranmamak dolayısıyla meydana gelen vergi zararı hukuki alanda vergi zararı olarak kabul görürken, vergi istisna ve muafiyetleri ile vergiden kaçınma hukuki alanda vergi zararları çıkarmazlar, suç olarak görülmedikleri için bir yaptırıma da gerek kalmamaktadır (Yılmaz, 2006).

Kayıt dışı gerçekleştirilen ekonomik faaliyetler neticesinde elde edilen kazançların beyan edilmemesi durumunda devlete vergi gelirleri açısından büyük zararlar verirken aynı şekilde kayıt dışı ekonomik faaliyetlere konu olan mal ver hizmetlerin alınıp satılması esnasında KDV ve ÖTV gibi dolaylı vergi gelirleri de engellenmiş olmaktadır.

1985 ile 2004 yılları arasına kadar olan dönemlerde Gelir ve Kurumlar Vergisi zararlarının gösterildiği Grafik 1’de kayıt dışı gerçekleştirilen ekonomik faaliyetlerin gelir vergilerine verdiği zararlar 1990 yıllarına d-kadar az, 1990 yılından itibaren verdiği zarar boyutları artmaktadır.

Grafik 1. Gelir ve Kurumlar Vergisi Kayıplarının Gerçekleşen Hasılata Oranı (%)

Kaynak: Yılmaz, 2006.

Hakan Erkuş ve Kadir Karagöz’ün Tanzi’nin para talebi yaklaşımından faydalanarak yaptıkları incelemede, 1970-2005 dönemi arasında Türkiye’de kayıt dışı ekonominin etkisiyle meydana gelen vergi zararları miktarı hesaplanmıştır. Bu incelemeye göre; bu iki zaman aralığında kayıt dışı ekonominin GSYH’ ye oranı %1,82 ile % 86,73 arasında, kayıt dışı ekonominin tahmininde bulunulan büyüklüğüne bağlı olarak hesaplanan vergi zararının GSYH’ ye oranı ise % 1,22 ile % 35,37 arasında olduğu ifade edilmektedir.

İngiliz Tackle Tax Havens Örgütü’nün dünyadaki en çok vergi kaçırılan devletleri olarak yaptığı araştırtmalarına göre, Türkiye’de kayıt dışının ekonomideki payı % 31, kayıt dışı ekonomi toplam tutarı 230 milyar USD ve yıllık vergi zararı 54 milyar USD olarak hesaplandığı belirtilmektedir.

Hesap Uzmanları Kurulu’nun “Kayıt Dışı Ekonomi Mali ve Ekonomik Raporu” nda 2002-2009 yılları arasında kayıt dışı ekonomik faaliyetler iki farklı şekilde hesaplanmıştır. Birinci yöntem ilk olarak her bir sektörün toplam satışlarını gösteren, toplam arzları hesaplanmıştır. Bu ortaya çıkan rakamsal ifadeler ihracata dahil olan bölüm çıkarıldıktan sonra yurtiçi toplam arz miktarı bulunmuştur. Bu rakamdan da, KDV bakımından muaf veya istisnaya dahil olan kısım çıkarttırılarak vergi tabanı belirlenmiştir. Bu şekilde belirtilen hesaplamada 8 yıllık dönem arasında beyan edenle, edilmesi gereken KDV arasında 104 milyar 26 milyon 642 bin liralık bir fark ortaya çıktığı söylenmektedir. Girdi-Çıktı tabloları üzerinden yapılan ikinci şekilde yapılan hesaplamada, 2002 yılında Türkiye’de beyan etmesi gereken ile tahakkuk eden KDV arasında 21 milyar 833,2 milyon lira açık ortaya çıkmışken, bu sonuçlar 2009 yılında 56 milyar 631 milyon liraya çıkmıştır. Fakat bulunan fark, ret ve iadelerle birlikte 2002 yılında 13 milyar 380 milyon liraya, 2009 yılında ise 20 milyar 792 milyon liraya düşmüştür.

Kayıt dışı ekonomi ile vergi zararları ve büyüklüğünü hesaplamada kullanılan yöntemlerden bir diğeri ise, vergi denetim çalışanlarınca uygulanan denetimlerdir. Vergi hesaplamalarının sonuçlarına göre, beyan dışı kalan tutarın olması gereken tutar oranları aşağıdaki şekilde gösterilmiştir.

Tablo 3. Beyan Dışı Kalan Matrahın Potansiyel Matraha Oranı (1992-2009, %)

Yıllar

Oranlar (%)

1992

37

1993

26

1994

53

1995

30

1996

21

1997

28

1998

28

1999

45

2000

35

2001

65

2002

37

2003

42

2004

46

2005

54

2006

50

2007

32

2008

73

2009

44

Kaynak: GİB, Faaliyet Raporlarından derlenmiştir.

Tablo 3’te 1992-2009 dönemleri arasında vergi araştırma sonuçlarına göre, vergi zararları ve kaçakları %21 ile % 73 arasında değişiklik göstermektedir. Vergi zararları ve kaçağının %21 oranı ile en az meydana geldiği dönem 1996 yılında görülmüştür. 1992-2009dönemleri arasındaki 18 yılın denetim hesaplamaların ortalamasına bakıldığında, bu sonuçlar %41 olarak hesaplanmaktadır. Vergi araştırma sonuçlarından, en çok ekonomik krizlerin görüldüğü 1994, 2001 ve 2008 dönemlerinde vergi zararların ve vergide usulsüzlüğün fazlalaştığı görülmektedir. 2008 yılında %73 oranı ile vergi zarar ve kaçağı en yüksek seviyeye yükselmiştir.

3.2.2. Vergi Harcamaları

Bir ülkede vergi uygulamasının en temel amacı kamu için yapmış olduğu ya da yapacağı harcamalara kaynak oluşturmak için uygulamaktadır. Vergi toplamasına neden olan kamu harcamaları şunlar;

  • Sosyal nedenler,
  • Ekonomik nedenler,
  • Siyasi nedenler,
  • İdari ve yönetimsel nedenler,
  • Mali giderler,
  • Yatırım amaçlı nedenler gibi alanlar için vergi toplanmaktadır.

Bunlar arasında sosyal, ekonomik idari ve mali nedenlere sağlanan muafiyet, istisna ve indirim gibi uygulamalar verginin esaslarını oluşturan “genellik ilkesine” uyulmamaktadır. Bazı insanlar tarafından kendilerine bunu haksızlık olarak görmekte ve vergi gelirleri açısından kayıplar meydana çıkmasına yol açmaktadır.

Vergi harcaması bir diğer tanımı olan alacağı gelirden vazgeçmesi kamu maliyesi literatüründe “vergi harcaması” olarak ifade edilmektedir.

Vergide muafiyetin, yürüklükte olan kanunlara göre vergi borcu çıkmasına rağmen belirli kişiler veya işletmelerin bu vergi sorumluluğu dışında bırakılmasına denir. Vergide istisna ise, yürüklükte olan kanunlar çerçevesinde kendileri vergi yükü doğması gerekirken birtakım nedenlerden dolayı kişiler veya işletmelerin bu vergi yükünden süreli veya süresiz muhatap olmamasını ifade etmektedir (Devrim, 1998).

Dünyada ilk vergiden son vergi harcamaları raporlamaları şu şekilde kronolojiye göre sıralanmıştır (Maliye Bakanlığı, 2007);

  • Almanya (1959),
  • ABD (1968),
  • İspanya (1978),
  • İngiltere (1979),
  • Kanada (1979),
  • Fransa (1980),
  • Hollanda (1997) gibi OECD üye devletlerinde de harcama raporları oluşturulmaya başlanmıştır.

Türkiye’de vergi harcamaları, VIII. Beş Yıllık Kalkınma Planı’nın makroekonomik politikaları arasında;

istisna, muafiyet ve vergi indirimi gibi vergi harcamaları ekonomik ve sosyal politikalar çerçevesinde yeniden düzenlenecek, vergi harcamaları yoluyla alınmasından vazgeçilen tutarlar bütçe kanunu kapsamında ayrıntılı bir şekilde raporlanacaktır.” şeklinde yer almıştır.

Türkiye’de vergileme raporları ilk kez 2001 yılında Maliye Bakanlığı tarafından yapılmıştır. Fakat bu raporlama yetersiz kalmıştır. Bu raporlamada yer alan ifadeler, vergi harcamalarının vergi türüne sıralanma ile geçiştirilmiş ve rakamsal analiz eklenmemiştir. 2007 yılında Maliye Bakanlığı tarafından hazırlanan raporda vergi harcama tahminlerine ver verilmiştir.

5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun 18. maddesi ile, “Merkezi yönetim bütçe kanun tasarısına, Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülmesi sırasında dikkate alınmak üzere, …vergi muafiyeti, istisnası ve indirimleri ile benzeri uygulamalar nedeniyle vazgeçilen kamu gelirleri cetveli eklenir” şeklinde bir düzenleme yapılarak vergi harcamaları raporlarının kamuoyuna yayınlanmasına hukuki bir ortam hazırlanmıştır

Gelir Vergisi Kanunu’nda 48, Kurumlar Vergisi Kanunu’nda 24 ayrı madde uygulama dışı bırakılan maddeler olmaktadır (EK-1). Tablo 4’te 2012 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu ekinde belirtilen 2012, 2013 ve 2014 dönemlerine ilişkin toplam vergi harcamaları tahminleri yer almaktadır.

Tablo 4. Vergi Türleri İtibariyle Toplam Vergi Harcaması (TL)

KANUN ADI

2012

2013

2014

Gelir Vergisi Kanunu

12.714.760.086

14.017.381.922

15.453.743.937

Kurumlar Vergisi Kanunu

2.156.117.728

2.318.525.289

2.517.819.354

Katma Değer Vergisi Kanunu

896.579.106

988.478.464

1.089.797.507

Özel Tüketim Vergisi Kanunu

339.419.712

374.210.233

412.566.782

Diğer Kanunlar

1.810.861.709

1.996.475.034

2.201.113.725

TOPLAM

17.917.738.341

19.695.070.942

21.675.041.304

Kaynak: Maliye Bakanlığı Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürlüğü, www.bumko.gov.tr.

Tabloda yer alan ifadelere Türkiye’nin vergi kanunlarına göre vergi harcamaları her geçen yıllara göre artış olduğu anlaşılmaktadır. Aynı zamanda vergi harcamaların içeriğinde bulunan gelir vergisi en büyük paya sahip olduğu görülmektedir. OECD tarafından 2010 yılında yayınlanan “Vergi Harcamaları Raporu”nda OECD ülkelerin raporlamalarına yer verilmiştir. Bu araştırmaların neticesine göre; Kanada, Kore ve İspanya’da gelir vergisi bakımından vergi harcamaların GSMH içerisinde bulunan paylarının artış görüldüğü, Almanya, Hollanda, İngiltere ve ABD gibi devletlerde azalış görülmektedir (OECD, 2010).

3.2.3. Vergi Oranları

Vergi oranlarının yüksek olması, vergideki usulsüzlüğü tetikleyen en büyük unsurların başında gelmektedir. Vergi oranların yükseltilmesi devletin vergi gelirini belli yere kadar artırırken bir noktadan sonra azalış yaşamasına neden olmaktadır. Bunun nedeni artan vergi oranları vergi mükellefin kazançlarına ağır gelmesinden kaynaklanmaktadır.

Türkiye’de vergi oranları yüksek olduğu ifade edilmektedir. Yapılan incelemelerin neticesine göre de çoğu mükellefler vergi oranlarını fazla bulmaktadır (Cansız, 2006).

Tablo 5’te ülkemizdeki gelir ve kurumlar vergisi oranlarının yıllara göre değişimleri yer almaktadır.

Tablo 5. Türkiye’de Gelir ve Kurumlar Vergisi Oranlarındaki Değişimler

Yıllar

Gelir Vergisi Tarifeleri

Yıllar

Kurumlar Vergisi Oranları

En Düşük Oran (%)

En Yüksek Oran (%)

Dilim Sayısı

Sermaye Şirketleri ve Kooperatifler

KV Oranı

KV Oranı

GV Stopajı

1961-1962

10

70

7

1950-1959

10

10

35

1963-1980

10

68

10

1960-1967

20

20

35

1981

40

66

7

1968-1979

25

20

35

1982

39

65

7

1980-1981

50

½ vergi alacağı

35

1983

36

65

7

1984

30

60

7

1982-1984

40

1/3 vergi alacağı

40

1985

25

55

7

1986-1993

25

50

6

1985-1993

-

-

46

1994-1998

25

55

7

1994-1998

-

-

25

1999-2004

20

45

6

1999-2004

-

-

30

2005

20

40

5

2005

-

-

30

2006- …

15

35

4

2006- …

-

-

20

Kaynak: Demirli, 2011

1961-1962 döneminde uygulanan gelir vergisi tarifesinde en düşük oran % 10iken, en fazla oran % 70 olarak görülmüştür, vergi tarifesindeki yükseklik farkı 60 olarak uygulanmıştır.1981 yılında ilk çeyreğinde uygulanan oranın % 40’a yükseltilmesiyle vergi tarifesindeki yükseklik farkı 26’ya kadar azalmıştır. İlk çeyrekte uygulanan bu oran, 1985 yılına kadar kademeli bir şekilde % 25’e, 1999 yılında % 20’ye, 2006 yılında da % 15’e azaltılmıştır. En yüksek dilime uygulanan oranlarda da, 1990’ların son çeyreğinden itibaren gözle görülür indirimlerin yapıldığı gözlemlenmektedir. 2006 yılında en yüksek dilime uygulanan oran % 35’e, dilim sayısı da dörde düşürülmüştür. Gelir vergisi oranlarındaki indirimlere eş değer olarak ve dünyadaki yaşanan olaylar 2006 yılından itibaren geçerli olmak üzere kurumlar vergisi oranı da % 20’ye indirilmiştir.

SONUÇ

Vergi, geçmişten günümüze kadar ülkelerin en önemli gelir kaynağı olmuştur. Devlet egemenliğinin bir göstergesi olan vergi, artan kamu harcamalarının finansmanının yanı sıra sosyal ve iktisadi hayata müdahalede kullanılan bir maliye politikası aracı olma özelliği de taşımaktadır. Beyan esasına dayalı çağdaş vergileme sistemlerinde verginin zamanında, tam ve doğru olarak toplanması vergiden beklenen amaçların yerine getirilmesi bakımından önem kazanmaktadır. Verginin zamanında, tam ve doğru olarak toplanması ise vergi bilinci ve vergi ahlakı ile yakından ilgilidir.

Vergi ahlakı ve bilinci oluşturulmak için çıkarılan mevzuatlar, yasalar, kanunlar mükellef yanlı olmaları gerekmektedir. Mükellefin lehine olan vergileme sistemi ödemelerde vergi bilinci ve ahlakı oluşmasına katlı sağlamasın yanında teşvik edici davranışlarda bulunmasına neden olmaktadır.

Vergi bilinci ve ahlakına sahip olan bireyler vergilerini zamanında ödeyerek vergi gelirlerini artırıcı yönde etkide bulunurken, vergi bilinci ve ahlakına sahip olmayan bireyler ise vergi kaçakçılığına veya vergiden kaçınma yollarına başvurarak vergi gelirlerinin azalmasına neden olmaktadır. Bu nedenle, bir ülkede vergi bilinci ve vergi ahlakının yerleştirilmesi, başarılı bir vergilemenin temel şartıdır.

Vergi bilinci ve ahlakını artırıcı düzenlemeler yapmak için ilk önce mükelleflerin hoşuna gideceği kanunlar, yasalar çıkartılması gerektiği savunulmuştur. Aksi halde oluşan olaylarda vergi mükellefleri vergiden rahatsız oldukları için hukuka aykırı yöntemlere yöneldiğinden bahsedilmiştir.

Vergi ahlakı yüksek olan ülkelerde vergiden kaçınma ya da vergi kaçakçılığı gibi ülkelerin vergi gelirlerini olumsuz etkilemesi ve kayıt dışı ekonominin artmasına neden olan unsurlar azalma eğilimine girmektedir. Vergi ile ilgili yükümlülüklerini hiçbir baskı olmaksızın yerine getiren ülkelerde kayıt dışı ekonomi çok düşük seviyede kalmaktadır.

Vergi mali, sosyal ve hukuki olduğu kadar aynı zamanda mükellefler için psikolojik bir olgudur. Vergi mükellefleri; ekonomik, sosyal ve psikolojik nedenlerle genellikle vergi vermeme eğilimindedirler. Vergi vermeme eğilimi, ödenen vergiler ile kamu hizmetleri arasında doğrudan ve aynı zaman diliminde bağlantı kurulamamasından ve verginin kişilerin iktisadi gücünü azaltması ve benzeri ekonomik nedenlerden kaynaklanabileceği gibi, içinde bulunulan toplumda vergi kaçırmanın ahlaka aykırı sayılmasına ya da vergi kaçıranların denetlenip cezalandırılacaklarına ilişkin inancın az olması gibi sosyal ve psikolojik nedenlerden de kaynaklanabilmektedir.

Diğer yandan vergi mevzuatının geniş bir alanı kapsaması ve sık sık değişikliğe uğraması, her zaman kolay anlaşılamaması vb. nedenlerle vergiye uyum zorlaşmaktadır. Ayrıca, vergi aflarına çok sık başvurulması da mükelleflerin vergi ödeme bilinci ve alışkanlıklarını olumsuz yönde etkileyebilmektedir.

Gelir idaresi-mükellef ilişkileri, devlet-vatandaş ilişkilerinin mali alandaki yansıması olarak nitelendirilebilir. Bu ilişkinin iş birliği içinde yürümesi ise yükümlüyü esas alan etkin bir vergi idaresi ile mümkündür. Atatürk, “Maliye memurları da içişleri memurları gibi halkla daimî teması olan teşkilattır. Bunların da halk ile temaslarında, halk için çalışan bir halk hükümetin tabii niteliği olan azami dikkat ve ihtimam göstermek ve azami emniyet ve inan vermek özelliklerinin ortaya çıkmasına bilhassa özen göstermeleri lazımdır” diyerek konunun önemine işaret etmiştir.

KAYNAKÇA

Akdoğan, Abdurrahman, Vergi Hukuku ve Türk Vergi Sistemi, Gazi Kitabevi, 10. Baskı, Ankara, 2011.

Aksoy, Şerafettin, Kamu Maliyesi, 2. Baskı, Filiz Kitabevi, İstanbul, 1994.

Aksoy, Şerafettin, Vergi Hukuku ve Türk Vergi Sistemi, 5. Baskı, Filiz Kitabevi, İstanbul, 1999.

Aktan, Coşkun Can - Çoban, Hilmi, “Vergileme Ekonomisi ve Vergileme Psikolojisi Perspektiflerinden Vergiye Karşı Tutum ve Davranışları Belirleyen Faktörler” içinde: Aktan, Coşkun Can - Dileyici, Dilek - Vural, İstiklal Y., Vergileme Ekonomisi ve Vergileme Psikolojisi, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2006.

Aktan, Coşkun Can - Dileyici, Dilek - Saraç, Özgür, “Anayasal Perspektiften Vergi Reformu ve Vergi Anayasası Önerisi,” Kamu Tercihi ve Anayasal İktisat Dergisi, Cilt 1, Sayı 3, 2001.

Biberoğlu, Elif, “Türkiye’de Gönüllü Vergi Uyumu”, Dokuz Eylül Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi), İzmir, 2006.

Cansız, Harun, “Vergi Mükelleflerinin Vergiyi Algılama Hakkındaki Görüşleri: Afyonkarahisar İli Örneği”, Afyon Kocatepe Üniversitesi İ.İ.B.F. Dergisi, C.VIII, S.2, 2006, ss. 115-138.

Çağan, Nami, Vergilendirme Yetkisi, Kazancı Hukuk Yayınları, İstanbul, 1982.

Çataloluk, Cuma, “Vergi Karşısında Mükelleflerin Tutum ve Davranışları”, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 20, 2008, ss. 213-228.

Çiçek, Halit, Psikolojik ve Sosyal Yönden Yükümlülerin Vergiye Karşı Tutum ve Tepkileri (İstanbul İli Anket Çalışması), İSMMMO Yayınları, Yayın No:65, İstanbul, 2006

Demir, İhsan Cemil, “Kamusal Harcamaların Toplumsal Algısı: Ampirik Bir Araştırma”, Maliye Dergisi, Sayı:157, Temmuz-Aralık 2009, ss. 210-226.

Demirli, Yunus. Gelişmekte Olan Ülkelerde Vergi Reformları ve Türkiye’de Gelir Üzerinden Alınan Vergiler Açısından Değerlendirme, Maliye Bakanlığı Strateji Geliştirme Başkanlığı Yayın No: 2011/412, Ankara, 2011, s. 22-23.

Devrim, Fevzi - Turgay, Timur, “Türkiye’de Vergi Kayıp ve Kaçaklarının Önlenmesinde İdare-Mükellef Etkileşimi ve Bağlı Etkileşenlerinin Rolü”, 19. Türkiye Maliye Sempozyumu, 10-14 Mayıs 2004, Belek-Antalya.

Devrim, Fevzi, Kamu Maliyesine Giriş, Gözden Geçirilmiş ve Genişletilmiş 3. Baskı, İzmir, 1998.

Edizdoğan, Nihat - Çetinkaya, Özhan - Gümüş, Erhan, Kamu Maliyesi, Ekin Yayınevi, 2. Baskı, Bursa, 2011.

Eker, Aytaç - Altay, Asuman - Sakal, Mustafa, Maliye Politikası (Teori, İlkeler ve Yöntemler), Anadolu Matbaası, İzmir, 1997.

Erol, Ahmet, Vergi Felsefesi (Devlet ve Vergi), İSMMMO Yayınları, Yayın No:140, İstanbul, 2011.

Işık, Abdulkadir, “Kültür ve Kalkınma: Vergi Kültürü Örneği”, Ege Akademik Bakış Dergisi, 9 (2) 2009, ss. 851-865.

Laufenburger, Henry, Maliyenin Ekonomik ve Psikolojik Teorisi, çev. İsmail Hakkı Ülkmen, Sevinç Matbaası, Ankara, 1967.

Nadaroğlu, Halil, Kamu Maliyesi Teorisi, Gözden Geçirilmiş ve Düzeltilmiş 9. Baskı, İstanbul, 1996.

Orhaner, Emine, Kamu Maliyesi, 3. Baskı, Gazi Kitabevi, Ankara, 2000.

Öz, Semih - Çubukçu Özkök, Dilek, “Af ya da Adalet: Yeni Mali Af Yasası”, Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, 66-2, ss. 247-254.

Pehlivan, Osman, Kamu Maliyesi, Derya Kitabevi, Trabzon, 2006.

Sarılı, Mustafa Ali,“Türkiye’de Kayıt Dışı Ekonominin Boyutları, Nedenleri, Etkileri ve Alınması Gereken Tedbirler”, Bankacılar Dergisi, Yıl:13, Sayı:41, Haziran 2002, ss. 32-50.

Şenyüz, Doğan, Vergilendirmede Yükümlü Psikolojisi, Bursa, 1995.

Torgler, Benno - Schneider, Friedrich, “The Impact of Tax Morale and Institutional Quality on the Shadow Economy”, CESifo Working Paper No:1899, Category 1: Public Finance, January 2007.

Torgler, Benno - Schneider, Friedrich, “The Impact of Tax Morale and Institutional Quality on the Shadow Economy”, CESifo Working Paper No:1899, Category 1: Public Finance, January 2007.

Tosuner, Mehmet - Demir, İhsan Cemil, “Toplumsal Bir Olgu Olarak Vergi Ahlakı”, Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi 9/3 (2007), ss.1-20.

Tunçer, Mehmet, “Vergi Yardımcılarının Vergi Uyumuna Etkisi”, Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 7/1(2005), ss. 217-228.

Turhan, Salih, Vergi Teorisi ve Politikası, Filiz Kitabevi, İstanbul, 1998.

Türk, İsmail, Kamu Maliyesi, Turhan Kitabevi, Ankara, 1999.

Yılmaz, Gülay Akgül, Kayıt Dışı Ekonomi ve Çözüm Yolları, İSMMMO Yayınları, İstanbul, 2006.

12.08.2026

Kaynak: www.MuhasebeTR.com
(Bu makale kaynak göstermeden yayınlanamaz. Kaynak gösterilse dahi, makale aktif link verilerek yayınlanabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayınlayanlar hakkında yasal işlem yapılacaktır.)


>> Duyurulardan haberdar olmak için E-Posta Listemize kayıt olun.

>> SGK Teşvikleri (150 Sayfa) Ücretsiz E-Kitap: hemen indir.

>> MuhasebeTR mobil uygulamasını Apple Store 'dan hemen indir.

>> MuhasebeTR mobil uygulamasını Google Play 'den hemen indir.

>> YILIN KAMPANYASI: Muhasebecilere Özel Web Sitesi 1.666 TL + KDV  Ayrıntılar için tıklayın.

GÜNDEM