BASINDAN YAZILAR
Mendilimde gül oya / Resul Kurt - MuhasebeTR

Mendilimde gül oya / Resul Kurt

Önceki gün 5 yaşındaki küçük Bedrettin'in çilesini izleyip/okuyup gözleri dolmayanınız var mı?

Günlerdir uyku tutmadı gözlerimi, ellerimin yazası yok. Dokunsalar ağlayacak gibiyim.

Bu ne çiledir, bu ne insafsızlıktır, bu ne vurdumduymazlıktır.

Vicdanı olan herkesin de benden farklı olmadığını biliyorum. Herkesin sözlerini çok iyi bildiği bir şarkı vardır;

"Mendilimde gül oya,

Gülmedim doya doya

Dertlere kalıyorum

Günleri saya saya" diye devam eden. İşte küçük Bedrettin'in çilesi de böyle...

Günleri saya saya, mendili sata sata doldurmuş çilesini küçük Bedrettin. Kırılmadık kemiği, çekmediği acı kalmamış yavrucağın.

Her gün gazetelerde kaçırılan çocuk haberlerini okuyoruz. Nereye götürülüyor bu çocuklar. Kimler dilendiriyor bunları, kimler hırsızlığa, mendil satıcılığına teşvik ediyor.

Polis mi görevini tam yapmıyor? Sosyal hizmetler mi? Valilikler mi?

Kimse sorumlusu bunun, bir çözüm bulmalı, mutlaka bulunmalı bir çözüm.

Her trafik ışığında onlarca dilenen, mendil, su, sakız satan, cam silen çocuk var.

Kaldırımın öte yakasında bunları izleyen polisler, yukarıda ise MOBESE kameraları.

Ama bunların hiç birisi çaresizce mendil sattırılan, hırsızlık-dilendiricilik yaptırılan küçük Bedrettinlerin "kurtarın beni" diyen haykırışlarını duymuyor, duyamıyor.

Unutmayın ki, sokakta dilendirilen, mendil-sakız sattırılan çocuklara verdiğimiz her kuruş, onları daha çok sokaklara mahkûm ediyor, daha çok kopartıyor hayattan.

Çocuklara verdiğimiz her kuruş, bunları çalıştıran, dilendiren, hırsızlık yaptıran cani ruhlu insanları daha aç gözlü yapıyor, daha çok çocuğu sürüklüyor bu batağa.

Yok mu bunun çözümü. Bu çocukları sokaktan, suçtan nasıl koruyabiliriz. Daha da önemlisi bunları suça iten vicdansızların kökünü nasıl kurutabiliriz.

Bu olayın hemen ertesinde bıçakla kesilmiş gibi, trafik ışıklarında ne dilenen kaldı, ne şeker-sakız-mendil satan. Demek ki, bu işler bir merkezden kontrol edilen organize çetenin/çetelerin işi. Sözün bittiği, onurun kırıldığı, görmekten utandığımız şeyler vardır. Çaresizce kıvrandığımız, elimizden bir şeylerin gelmediği konular olabilir. Ama inanın bu sorun onlardan birisi değil.

İstanbul'da mendil sattırmama gerekçesiyle öldüresiye dövülen 5 yaşındaki Bedrettin'i devlet fark etti. Belki, devlet "baba şefkatini" gösterecek. Küçük Bedrettin ve 4 kardeşi koruma altına alınacak. Ya sokakları mesken tutan, tutmak zorunda bırakılan binlerce çocuk ne olacak?

Yok mu çete kurup, küçük çocukları çalıştıran, dilendiren, hırsızlık yaptıran bu vicdansızları kulağından tutup adaletin şefkatli ellerine teslim edecek polisler. Yok mu bu ülkenin hesap soracak, araştıracak, sorgulayacak çeteleri ortaya çıkaracak yürekli savcıları, hakimleri?

Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf'ın büyük bir sorumluluğu var. Bakan'ın bundan duyduğu acı belki bizlerden daha fazla. Ama çözüm makamı olarak mutlaka bir proje geliştirmesi gerekiyor.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer'in de mutlaka sokakta çalıştırılan çocuklara yönelik çözüm getirmesi lazım.

Bu sorumluluğun hepimizin sırtında bir kambur olduğunu unutmayın. Yoksa bu küçük çocuklar bir gün büyüdüğünde, şimdi duyamadığımız seslerinin, tutamadığımız ellerinin hesabını bizlerden soracak.

Büyük usta Yahya Kemal Beyatlı'nın yazdığı gibi; "Artık demir almak günü gelmişse zamandan,

Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.

Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;

Sallanmaz o kalkışta ne mendil, ne de bir kol." Ben uyuyamıyorum, her gözümü kapadığımda küçük Bedrettin'in haykırışları gözümün önünden gitmiyor, vicdanım benden hesap soruyor. Ya siz?

(Kaynak: Star Gazetesi | 14.01.2010)

GÜNDEM