BASINDAN YAZILAR
Şirket denetçilerini ancak genel kurul sorgulayabilir / Veysi Seviğ, Bumin Doğrusöz - MuhasebeTR

Şirket denetçilerini ancak genel kurul sorgulayabilir / Veysi Seviğ, Bumin Doğrusöz

Anonim şirketlerin kayıtlarını denetlemek ve incelemekle görevli murakıp hakkında herhangi bir konuda suç duyurusunda bulunulursa denetçi aklanana kadar şirket hisselerinin bir bankada rehin olarak bırakılması gerekiyor.

SORU: Elli ortaklı bir şirketin murakıbı olarak üç dönem üst üste görev aldım. Ortaklar arasında ortaya çıkan bir anlaşmazlık sonucunda bir kısım ortaklar murakıplık görevimi doğru yapmadığımı, bu nedenle ortakların zarar gördüklerini, benim bu konuda sorumlu olduğumu iddia ederek benim hakkımda suç duyurusunda bulundular. Benim kanuni sorumluluğum nedir?
YANIT: Türk Ticaret Yasası'nın 353. maddesinde anonim şirketlerde murakıpların görevleri belirlenmiştir. Buna göre genel olarak şirket murakıplarının vazifeleri (görevleri), şirketin iş ve muamelelerini murakabe etmektir. Yasal düzenleme gereği murakıpların görevleri şunlardır:
* Şirketin yönetim kurulu üyeleri ile işbirliği ederek bilançonun düzenlenme şeklini belirlemek,
* Şirket işlemlerinden bilgi edinmek ve gerektiğinde kayıtların düzenli tutulmasını sağlamak amacıyla hiç olmazsa altı ayda bir defa şirket defterlerini incelemek,
* Üç ayı aşmaksızın şirket veznesini habersiz olarak denetlemek,
* En az ayda bir defa şirketin defterlerini inceleyerek rehin veya teminat, yahut şirketin kasasında muhafaza edilmek üzere emanet olarak bulunan her nev'i kıymetli evrakın mevcut olup olmadığını incelemek ve kayıtlarla mevcutlar arasında mutabakat sağlamak,
* Ana sözleşmede pay sahiplerinin genel kurul toplantılarına katılımları için gerektiği bildirilen koşulların yerine getirilip getirilmediğini incelemek,
* Bütçe ve bilançoyu denetlemek,
* Tasfiye işlemlerine nezaret etmek,
* Yönetim kurulunun ihmali halinde adi ve fevkalade olarak genel kurulu toplantıya davet etmek,
* Genel Kurul toplantılarında hazır bulunmak,
* Yönetim Kurulu üyelerinin yasa ve ana sözleşme hükümlerine tam olarak uygun davranıp davranmadıklarını denetlemek,
Şirket murakıplarının yukarıda belirtilen görev ve yetkilerine ana sözleşme ve genel kurul kararlarıyla sınırlama getirilemez.
Şirket murakıpları zaruri haller ile önem arz eden durumlarda genel kurulu olağanüstü toplantıya davet yetkisine sahiptirler. (Türk Ticaret Yasası madde: 255) Bu bağlamda zaruri hallerde şirkette iki denetçi bulunması halinde denetçilerden herhangi birisinin şirket genel kurulunu olağanüstü toplantıya çağırması genel kurulun toplanması için yeterli olabilmektedir.
Diğer taraftan Türk Ticaret Yasası'nın 356. maddesi uyarınca her ortak, şirketin yönetim kurulu üyesi veya müdürleri aleyhinde murakıplara şikayette bulunabilir. Murakıplar bu başvuruları incelemekle görevlidirler. Bu bağlamda murakıplar tarafından yapılan inceleme sonucunda şikayet konusu yapılan olayın gerçek olduğu anlaşılırsa, bu durum murakıpların yıllık raporunda yer alır.
Eğer şikayet sahibi ortaklar sermayenin onda birini temsil ediyorsa bu durumda, murakıplar yapılan şikayetle ilgili görüşlerini raporlarında beyan etmek ve gerek gördükleri takdirde genel kurulu olağanüstü toplantıya davet etmekle yükümlüdürler.
Böyle bir durumda şikayet sahibi ortaklar hisselerini muteber bir bankaya rehin olarak tevdi etmek zorundadırlar. Bu senetler genel kurul toplantısı sonuna kadar rehin edilen banka nezdinde kalır.
Türk Ticaret Yasası'nın 359. maddesi uyarınca da murakıplar, yasa veya ana sözleşme ile kendilerine yüklenilen görevlerini hiç veya gereği gibi yapmamaları nedeniyle ortaya çıkan zararlardan dolayı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe müteselsilen birlikte sorumludurlar.(V. Seviğ)


ORTAKLARA DAĞITILAN
KÂR PAYLARININ BEYANI
SORU: Şirketler ortaklarına kâr dağıttıkları vakit yüzde 15 oranında stopaja tabi tutulmaktadır. Ancak söz konusu kâr paylarının brüt tutarlarının yarısı 2008 yılında 19.800, 2009 yılında ise 22.000 TL'yi aşmıyorsa beyan dışı kalmaktadır. Halbuki beyan dışı kalan kâr paylarının beyan edilmesi halinde beyanı yapan mükelleflerin vergi alacağı çıkacaktır. Bu durum uygulamada neden eleştiri konusu yapılmıyor?
YANIT: 2008 yılında gerçek kişilerin kurumlardan almış oldukları brüt kârların yarısı 19.800 TL'yi aşmayanlar 2009 yılında bu kâr payları için beyanname vermemişler, diğer gelirleri için vermiş bulundukları beyannamelere ise bu gelirlerini dahil etmemişlerdir.
Bu durumda örneğin 2008 yılında brüt 35.294,12 TL brüt kâr payı elde eden bir Anonim Şirket veyahut da limited şirket ortağı bu gelirinin yarısı (35.294,12 /2 =) 17.647,06 TL olduğu için 2009 yılında Mart ayında bu geliri için yıllık beyanname vermemiştir. Ancak bu şahıs eğer söz konusu gelirini beyan etmiş olsa idi 17.647,06 TL üzerinden 3.139,41 TL gelir vergisi hesaplanacaktı. Oysa söz konusu kişi toplam 35.294,12 kâr payı üzerinden bu kâr payını alırken stopaj yoluyla (35.294,12 x 0.15=) 5.294,12 TL gelir vergisi ödemiş olduğundan, söz konusu stopajdan dolayı (5.214,12-3.139,41=) 2.154,71 TL vergi idaresinden alacaklı olacaktı.
Gelir Vergisi Yasası'nın konuya ilişkin 86/1-c maddesi uyarınca şirketlerden alınan kâr paylarının brüt tutarlarının yarısı eğer gelir vergisi tarifesinin 103. maddesinde yazılı tarifenin ikinci gelir diliminde yer alan tutarı aşmıyorsa söz konusu gelirlerin beyan konusu yapılamayacağı hükme bağlanmış olduğundan söz konusu gelirler beyan edilmemekte buna göre de yukarıda açıkladığımız ve hesapladığımız gibi belli bir miktar vergi alacağını geri almaktan yoksun kalmaktadır. Söz konusu alacağın geri alınabilmesi için ilgili yasa maddesinde değişiklik yapılması gerekmektedir. (V. Seviğ)


ŞİRKET TASFİYELERİNDE DEFTER TASDİKİ
SORU: Tasfiye memuru, almış olduğu tasfiye görevini yerine getirirken defter tasdik ettirmek zorunda mıdır?
YANIT: Tasfiye döneminin başlangıcı hukuki açıdan yeni bir vergilendirme döneminin de başlangıcıdır. Bu nedenle tasfiye dönemi için tasfiye memurlarınca kullanılması zorunlu defterlerin tasdiki gerekmektedir. Bu bağlamda da tasfiyenin başladığı tarih ve bu tarih ile aynı takvim yılı sonuna kadar olan süre ve bu dönemden sonraki her takvim yılının ayrı bir dönem olarak kabul edilmesi nedeniyle her döneme ait kanunen tutulması zorunlu defterlerin tasdiki gerekmektedir. Bu görev tasfiye memurlarına aittir. Dolayısıyla tasfiye ile görevlendirilmiş tasfiye memurlarının süresi içerisinde tasdik ettirilmeyen defterlerden sorumlu tutulması gerekmektedir. (V. Seviğ)



YARGI KARARLARINDA

Hata ve düzeltme

Danıştay 7. Dairesi E.2000/10117 K.2001/3444 T.7.11.2001
Davacı, ilgili yıllara ilişkin katma değer vergisi, gecikme faizi ve gecikme zammı borcunun kaldırılması istemiyle yaptığı şikayet başvurusunu cevap vermemek suretiyle reddeden Maliye Bakanlığının işleminin iptali için dava açmışsa da; Vergi indirimlerinin Katma Değer Vergisi Kanununun 29 ve 34. maddeleri uyarınca belgelendirilmemiş olmasından kaynaklanan, haksız indirim nedeniyle idarece tarh olunan ve dava konusu edilmeksizin kesinleşen katma değer vergisinin, indirime esas teşkil eden defter ve belgelerinin işyerinde çıkan yangında yandığından bahisle düzeltme yoluyla kaldırılmasının istenilemeyecek olması, zira vergi hatalarının ayrıca yorumu gerektirmeyecek açıklıktaki hatalar olması ve vergi tarh işlemlerine yasal süresinde açılan davalarda ileri sürülmesi ve incelenmesi mümkün olan bu iddianın, dava açma süresi geçtikten sonra Vergi Usul Kanununun 124. maddesi uyarınca yapılan düzeltme ve şikayet başvurusunun reddi üzerine açılan davada ileri sürülmesi ve incelenmesi olanağının bulunmaması sebepleriyle, davayı reddeden mahkeme kararında hukuka aykırılık yoktur.

Danıştay Vergi Dava Daireleri Genel Kurulu E.1999/466 K.2000/165 T.21.4.2000
İlgili yıla ilişkin kurumlar vergisi borcunun vadesinde ödenmemesi nedeniyle hesaplanarak ödeme emriyle istenen, daha sonra hakkında haciz varakası düzenlenen davacının, gecikme zammının düzeltilmesi amacıyla yaptığı şikayet başvurusunun reddine ilişkin işleme karşı açtığı dava yerel mahkemece reddedilmişse de; Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkındaki Kanunun 41. maddesinde amme alacaklarının Maliye Bakanlığınca belirlenecek usul ve esaslar dahilinde bankalar veya postaneler vasıta kılınmak suretiyle ödenebileceği, 44. maddesinde de 41. maddeye göre yapılan ödemelerde ödemenin; çekin tahsil dairesine veya bankaya verildiği, paranın bankaya veya postaneye yatırıldığı gün yapılmış sayılacağı kurala bağlanmış olup, davacı kurumun tahakkuk eden vergi borçlarını ödemek üzere vade tarihinde çek düzenleyerek çek bedelini vergi dairesi namına bloke ettirdiği ve aynı tarihte posta yoluyla çeki, ekindeki dilekçeyle birlikte tahsil dairesine gönderdiği olayda, vergi dairesi adına bloke edilerek davacının tasarrufundan çıkan çek bedelinin vade tarihinde vergi dairesinin tasarrufuna girdiğinin kabulü gerektiğinden, davanın reddi yolundaki kararda hukuka uygunluk yoktur.

Danıştay 4. Daiesi E.1999/1620 K.2000/4277 T.23.10.2000
Davacı şirketin düzenlemiş olduğu sevk irsaliyesine fiili sevk tarihini yazmaması nedeniyle kesilen özel usulsüzlük cezasına karşı yaptığı düzeltme ve şikayet başvurusunun reddine ilişkin işlemin iptali için açtığı davada, Vergi Mahkemesi, düzeltme ve şikayet yoluna başvurulabilmesi için vergilendirme işleminde Vergi Usul kanununda tanımlanan bir hatanın olması gerektiği, bu yasa maddelerinin sadece vergi ve vergiye bağlı olarak kesilen cezaları kapsadığı, özel usulsüzlük cezasının bu kapsamda ele alınıp çözümlenmesine olanak bulunmadığı gerekçesiyle davayı reddetmişse de; anılan Kanunun 375. maddesindeki vergi cezalarında yapılan hataların da, bu kanunda vergi hataları için belli edilen usul ve şartlara göre düzeltileceğine ilişkin açık hükmü uyarınca, bir vergi cezası olduğu tartışmasız olan özel usulsüzlük cezasının da vergi hataları için belli edilen usul ve şartlara göre incelenip, uyuşmazlık konusu vergi cezasında bir hatanın söz konusu olup olmadığı araştırılarak buna göre karar verilmesi gerekir.


ÖZELGELERDE

Kurumlar vergisinde istisnalar

1. İzmir Vergi Dairesi Başkanlığı'nın 1.4.2008 tarih ve 2846 sayılı özelgesi;
"Doğrudan ve dolaylı iştirake verilen borçların, iştirakin dönem başı öz sermayesinin üç katını aşması üzerine, borcun öz sermayenin üç katını aşan kısmı borç veren şirket tarafından KVK'nın 12. maddesi kapsamında nitelendirilerek, söz konusu borç için hesaplanan faiz ve katma değer vergisi iştirake fatura edilerek gelir kaydedilmiştir. İştirak ise söz konusu fatura tutarlarını kanunen kabul edilmeyen gider olarak dikkate almıştır. Bu durumda, söz konusu ortağa verilen borçlarla ilişkili olarak alınan faiz gelirlerinin, borç alan şirket tarafından düzeltme beyannamesi ile düzeltme işlemleri yapılarak tahakkuk eden vergilerin kesinleşmiş ve ödenmiş olması şartıyla, örtülü sermayeye isabet eden kısımlarının kâr payı olarak dikkate alınması ve KVK 5/1-a maddesinde yazılı şartların varlığı halinde iştirak kazançları istisnasından yararlandırılması mümkündür. Bu arada, elde edilmiş olan faiz gelirlerinin Türk Ticaret Kanunu kapsamında bir kâr dağıtımı olarak değil, sadece vergisel yükümlülükler bakımından kâr dağıtımı olarak dikkate alınması gerekir. Bu nedenle zararlı durumlarda da örtülü sermaye faizi ödenmesi durumu ile karşılaşılabilir. Bu takdirde, ilerde elde edilecek kazanca mahsuben yapılan bir dağıtım söz konusu olup, borç alan kurumun zarar etmesi veya kâr dağıtımı olarak dikkate alındığında faiz gelirinden daha az kâr elde etmesi istisna uygulamasına engel teşkil etmeyecektir."

2. İzmir Vergi Dairesi Başkanlığı'nın 9.3.2009 tarih ve 3171 sayılı özelgesi;
"KVK'nın 5/1-ı bendinde belli konularda eğitim faaliyeti veren kurumlara faaliyete başlanması tarihinden itibaren beş hesap dönemi için tanınmış olan vergi istisnası, söz konusu özel okulların işletilmesinden elde edilen eğitim-öğretim kazançlarına tanınmış bir istisnadır. Bu sebeple, şirket merkezinde açılan, öğrenci ve velilere görsel eğitim vermek, hareketli ve sesli sunumlar yapmak, ayrıca diğer okullara da talep halinde kiralama ve bilet satışı karşılığında sunumlar yapmak suretiyle işletilen planetoryumdan (dijital teknolojik gökevi) elde edilen kazancın bu bent kapsamında kurumlar vergisinden istisna edilmesi mümkün değildir."

3. Konya Vergi Dairesi Başkanlığı'nın 23.1.2008 Ve 169 Sayılı Özelgesi;
"KVK'nın istisnalara ilişkin 5. maddesinin (f) bendi ile bankalara borçları nedeniyle kanuni takibe alınmış veya Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna borçlu durumda olan kurumlar ile bunların kefillerinin ve ipotek verenlerin sahip oldukları taşınmazlar, iştirak hisseleri, kurucu senetleri, intifa senetleri ile rüçhan haklarının, bu borçlara karşılık bankalara veya bu fona devrinden sağlanan hâsılatın bu borçların tasfiyesinde kullanılan kısmına isabet eden kazançların tamamı ile bankaların bu şekilde elde ettikleri söz konusu kıymetlerin satışından doğan kazançlarının % 75 ‘lik kısmı vergiden istisna edilmiştir. Aynı maddenin (e) bendi ile gayrimenkul satış kazancı istisnası düzenlenmiş ise de, bu iki istisnanın birlikte uygulanması mümkün değildir. Bu hüküm ve açıklamalar gereğince, bankaya olan kredi borçlarınız nedeniyle gayrimenkullerin bu borçlara karşılık bankaya devrinden sağlanan hâsılatın, sadece bu borçların tasfiyesinde kullanılan kısmına isabet eden kazanç tutarı KVK'nın 5/f maddesi hükmü gereği kurumlar vergisinden istisnadır."

4. İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı'nın 13.3.2009 tarih ve 5901 sayılı özelgesi;
"KVK'nın 5/1-e maddesi hükümlerine göre, kurumların, en az iki tam yıl süreyle aktiflerinde yer alan taşınmazlar ve iştirak hisseleri ile aynı süreyle sahip oldukları kurucu senetleri, intifa senetleri ve rüçhan haklarının satışından doğan kazançların % 75'lik kısmı maddede sayılan şartları taşımak kaydıyla kurumlar vergisinden müstesna olup, menkul kıymet veya taşınmaz ticareti ve kiralanmasıyla uğraşan kurumların bu amaçla ellerinde bulundurdukları değerlerin satılmasından elde edilen kazançların bu hükme göre istisna uygulamasından yararlanması mümkün değildir. Ancak, taşınmaz ticareti ile uğraşan mükelleflerin faaliyetlerinin yürütülmesine tahsis ettikleri taşınmazların satışından elde ettikleri kazançlara istisna uygulanabilecektir. Bu durumda, Finansal Kiralama Kanunu kapsamında faaliyet gösteren mükellefin finansal kiralamaya konu gayrimenkulü elden çıkarılmasından elde edeceği kazancın diğer şartlara haiz olsa dahi Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 5/1.e kapsamında kurumlar vergisi istisnasına konu edilmesi mümkün değildir."

(Kaynak: Referans Gazetesi | 29.04.2009)

GÜNDEM