BASINDAN YAZILAR
Bir yargı kararı ve üç netleşmeyen konu - MuhasebeTR

Bir yargı kararı ve üç netleşmeyen konu

Önemli bulduğum güncel yargı kararlarını, zaman zaman bu köşede paylaşıyorum. Bugün Danıştay Üçüncü Dairesinin 20 Kasım 2025 tarihli ve E:2023/9967 K:2025/4769 sayılı kararını paylaşıp konular itibarıyla kısa değerlendirmeler yapacağım.

 İştirak satışından doğan zarar

Son yıllarda yapılan birden fazla düzenleme sonrasında taşınmaz satış kazancı istisnası eski önemini kaybetti. İştirak satış kazancı istisnasında istisna kazanç oranı düşürüldü ama hâlâ önemini koruyor.

Taşınmaz veya iştirak hissesi satışının zararla sonuçlanması hâlinde, zararın istisnaya isabet eden kısmının kurum kazancının tespitinde dikkate alınıp alınmayacağı, uzun uygulama süresine rağmen hâlâ tartışmalı.

Gelir İdaresi Başkanlığının görüşü belli ve değişen bir şey yok. İştirak satışından doğan zararın istisna oranı dikkate alınarak hesaplanan kısmının diğer faaliyetlerden elde edilen kazançtan indirilemeyeceği, indirim konusu yapılabilecek zarar tutarının kalan zarar tutarıyla sınırlı olduğu yönünde.

Yargı kararları aynı yönde değil. Konuyla ilgili onlarca yargı kararı var. Son yıllarda verilen kararlara baktığımda, Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu kararları ile Dördüncü ve Dokuzuncu Daire kararlarının Gelir İdaresi görüşüyle paralel olduğunu, Üçüncü Daire kararlarının ise satış zararının tamamının kurum kazancının tespitinde dikkate alınabileceği yönünde olduğunu söyleyebilirim.

 

 

Bugünün konusu olan Danıştay Üçüncü Dairesinin 20 Kasım 2025 tarihli kararı da, Üçüncü Dairenin diğer kararlarında olduğu gibi, satış zararının tamamının matrahın tespitinde dikkate alınabileceği şeklinde.

Danıştay Üçüncü Dairesinin bu kararında özetle:

- Zarar kavramının gider kavramından farklı olduğu, davacı şirketin iki yıldan fazla aktifinde bulunan iştirak hissesi satışının işletme faaliyeti niteliğini taşımadığı da dikkate alındığında, söz konusu satıştan kaynaklanan zararın ne istisna edilmiş bir kazanca ilişkin gider ne de istisna kapsamındaki faaliyetten doğan zarar olarak kabul edilebileceği,

- İştirak hissesi satışından doğan zararın indirim olarak kabul edilmemesi hâlinde, kurumların söz konusu teşvik mekanizmasından yararlanmasının engelleneceği ve mükelleflere ek vergi yükü getirilerek düzenlemenin ruhuna aykırı durum yaratılacağı,

- Bu çerçevede, iki yıldan fazla süreyle davacının aktifinde bulunan iştirak hissesi satışından doğan zararın %75’inin kurum kazancından indirilebilmesinin mümkün olduğu belirtilerek Bölge İdare Mahkemesinin aksi yöndeki kararı bozulmuş.

Ben de kişisel olarak bu Danıştay kararına katılıyorum. Hem madde lafzının hem de gerekçesinin bunu gerektirdiğini düşünüyorum.

Ancak yine de tekrar hatırlatayım. Konuyla ilgili çok sayıda yargı kararı var ve Danıştay Üçüncü Dairesi kararları dışında bütün kararlar, istisna kazanca ilişkin zararın (iştirak hissesi satış kazancının mevcut durumda yüzde 50’si istisna olduğundan, zararın yüzde ellisinin) kurum kazancının tespitinde dikkate alınamayacağı yönünde.

 Özel iletişim vergisinin gider yazılması

Gider Vergileri Kanunu’nun 39. maddesinde özel iletişim vergisinin, gelir ve kurumlar vergisi uygulamasında gider kaydedilemeyeceği hükmü yer alıyor.

Düzenleme açık gibi gözüküyor olabilir. Ancak 25 yılı aşkın süredir özel iletişim vergisi mükellefi olmayan kurumlar tarafından ödenen verginin gider yazılıp yazılamayacağı tartışmalı.

Gelir İdaresi önce, özel iletişim vergisinin mükellefi olmayan kurumların yüklendiği verginin gider olarak dikkate alınması gerektiği yönünde özelgeler de verdi (örneğin 02.08.2005 tarih ve 037965 sayılı özelge), ancak daha sonra yayımladığı sirkülerle, verginin mükellefi olsun veya olmasın, düzenlenen faturalarda yer alan verginin gider olarak dikkate alınamayacağı açıklaması yaptı (5422 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’yla ilgili 14.10.2005 tarih ve 19 sayılı sirküler). İdare bu görüşünü hâlen sürdürüyor.

Konuyla ilgili yargı kararları çoğalıyor ama henüz istikrar kazandığını söylemek zor. Bu yazının konusu olan Danıştay Üçüncü Dairesinin 20 Kasım 2025 tarihli kararında, özel iletişim vergisinin, bu verginin mükellefi olunup olunmadığına bakılmaksızın gelir ve kurumlar vergisi uygulamasında gider olarak dikkate alınmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle aksi yöndeki Bölge İdare Mahkemesi kararı bozulmuş.

Kararda, özel iletişim vergisinin mükelleflerinin 6802 sayılı Kanun’da sayılan işletmeciler olarak belirtilmiş ise de bu işletmecilerin sadece vergiyi tahsil ederek vergi dairesine yatırmakla yükümlü tutularak vergi yükünün hizmetten yararlananlar üzerinde kalmasının amaçlandığı ve özel iletişim vergisinin gider olarak kaydedilemeyeceği kuralıyla ilgili olarak herhangi bir istisna da öngörülmediği belirtiliyor.

Özetlenen karar yanında aynı yönde daha eski tarihli kararlar da var. (Danıştay Üçüncü Dairesinin 12.06.2025 tarihli E:2024/1156, K:2025/2782 ve E:2024/2901, K:2025/2783 sayılı kararları; Danıştay Dördüncü Dairesinin 14.10.2008 tarihli E:2007/5979, K:2008/3576; 24.05.2013 tarihli E:2010/8102, K:2013/3710 ve 19.10.2010 tarihli E:2008/9547, K:2010/5065 sayılı kararları; Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunun 27.03.2013 tarihli E:2011/553, K:2013/112 sayılı kararı.)

Öte yandan, Danıştay Üçüncü Dairesine ait farklı yönde iki karar var. Söz konusu kararlarda, Gider Vergileri Kanunu’nun 39. maddesinin muhataplarının telekomünikasyon altyapısı kurup işleten veya telekomünikasyon hizmeti sunan işletmeciler olduğu, bu nedenle özel iletişim vergisi mükellefleri tarafından verilen telekomünikasyon hizmeti nedeniyle diğer kurumlara düzenlenen faturalarda yer alan hizmet bedeli üzerinden hesaplanan özel iletişim vergisinin kurumlar vergisi matrahının tespitinde gider olarak dikkate alınması gerektiği gerekçeleriyle yapılan tarhiyatları kaldıran Vergi Mahkemesi kararlarının onandığı görülüyor. (Danıştay Üçüncü Dairesinin 22.10.2020 tarihli E:2019/7253, K:2020/4086 ve E:2020/211, K:2020/4088 sayılı kararları.)

Muhtemelen başka kararlar da vardır ama benim tespit edebildiğim yargı kararları bunlar. Danıştay Dokuzuncu Dairesine ait görebildiğim bir karar da yok.

Görüldüğü gibi mevcut durum, özellikle daha yeni tarihli kararlar dikkate alındığında, özel iletişim vergisinin mükellefi olsun veya olmasın, ödenen verginin gider kabul edilmediği yönünde.

Benim düşüncem, özel iletişim vergisi mükellefi olmayan kurumlar tarafından aldıkları hizmetler nedeniyle adlarına düzenlenen faturada gösterilen verginin kurum kazancının tespitinde dikkate alınması gerektiği yönünde. Bu kurumlar verginin mükellefi olmadığı gibi katlandıkları bir vergi gideri de yok. Telekomünikasyon hizmeti alıyorlar ve vergi tutarı da bu hizmet maliyetinin bir parçası diye düşünüyorum.

Kurum kazancının belli bir yüzdesiyle sınırlı olan bağışlarda hesaplamaya esas olacak kurum kazancı, 1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliği’ne göre, [Ticari Bilanço Kârı – (İştirak Kazançları + Geçmiş Yıl Zararları)] formülüyle hesaplanıyor.

Formülde kanunen kabul edilmeyen giderlere yer verilmemiş. Gelir İdaresinin, indirilecek bağış ve yardımların bazının belirlenmesinde esas alınan kurum kazancının tespitinde kanunen kabul edilmeyen giderlerin kurum kazancına eklenmeyeceği görüşünde olduğu anlaşılıyor.

Yargı kararları Gelir İdaresi görüşüyle paralel değil. Makaleye konu Danıştay kararı da aynı yönde. Kararda, davalı İdare tarafından temyiz istemine konu edilen Bölge İdare Mahkemesi kararının konuya ilişkin kısmı aynı gerekçelerle uygun bulunarak onanmış, ancak kararda gerekçelere yer verilmemiş.

Konuyla ilgili daha önce verilmiş aynı yönde başka Danıştay kararları da var (Danıştay Dördüncü Dairesinin 04.02.2021 tarihli ve E:2016/14325, K:2021/753 sayılı kararı; Danıştay Üçüncü Dairesinin 12.06.2025 tarihli E:2024/1156, K:2025/2782 ve E:2024/2901, K:2025/2783 sayılı kararları). Söz konusu kararlarda özetle, mali bilanço kârına göre üzerinden kurumlar vergisi hesaplanan kurum kazancı içinde kanunen kabul edilmeyen giderlerin de yer aldığı, Kurumlar Vergisi Kanunu’nda yapılacak bağışın kurum kazancından indirilmesinin öngörülmesi karşısında yapılan bağış ve yardımın tespitinde üzerinden kurumlar vergisi hesaplanan kurum kazancının esas alınması gerektiği gerekçesi yer alıyordu. Bugünkü makaleye konu Danıştay kararının gerekçesinin de aynı olduğunu tahmin ediyorum.

Danıştay kararına ben de katılıyorum. Genel Tebliğ’de yapılan tanımın Kanun’a uygun olmadığını düşünüyorum.

(Kaynak: YMM Recep Bıyık / www.ekonomim.com | 02.09.2026)


>> Duyurulardan haberdar olmak için E-Posta Listemize kayıt olun.

>> SGK Teşvikleri (150 Sayfa) Ücretsiz E-Kitap: hemen indir.

>> MuhasebeTR mobil uygulamasını Apple Store 'dan hemen indir.

>> MuhasebeTR mobil uygulamasını Google Play 'den hemen indir.

>> YILIN KAMPANYASI: Muhasebecilere Özel Web Sitesi 1.250 TL + KDV  Ayrıntılar için tıklayın.

GÜNDEM