BASINDAN YAZILAR
Finansal Gider Kısıtlaması ve Olası Sorunları (2) - MuhasebeTR

Finansal Gider Kısıtlaması ve Olası Sorunları (2)

Geçen yazımda; Gelir Vergisi Kanunu’nun 41/1-9 ve Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 11/1-i maddelerinde düzenlenen ve ancak 3490 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile yaşama geçebilen Finansman Giderlerinde Kısıtlama (FGK) müessesesinin sorunlarla birlikte doğduğundan söz ederek “netleştirme” sorununu ele almıştım. Bu yazımda da diğer olası sorunlara değineceğim.

FGK konusundaki düzenlemeler, OECD’nin BEPS şeklinde kısaltılmış eylem planı içerisinde yer alan ve pek çok ülke mevzuatında yer almaktadır. Bu konuda en öne çıkan düzenleme, Alman modeli içerisinde yer alan faiz bariyeri (interest barrier) ile Amerikan mevzuatında yer alan kazanç üzerindeki örtüyü aralama kurallarıdır (earning stripping rules).

Müessesenin amacı, hem finansman giderlerini enflasyondan ayıklamak hem de işletmeleri öz kaynak ile çalışmaya teşviktir. Bu teşvik amacına yönelik müesseselerden biri de “örtülü sermaye faizi” müessesesidir. (Nakdi sermaye artırımına faiz teşviki de bu kapsamda olmakla birlikte konumuz dışıdır).

İlişkili kişiden sağlanan yabancı kaynağın örtülü sermaye müessesesine takılması ve ödenen faizin/kur farkının KKEG olarak kabul edilmesi durumunda, zaten gider yazılmayan faiz/kur farkı giderinin, FGK müessesesi uyarınca KKEG yazılacak kısmın hesabında nazara alınmaması gerekmektedir. Örneğin, toplam 500 TL faiz ödemesi yapan bir firmanın, bunun 100 lira kısmını borcun ilişkili kişiden alınmış olması ve örtülü sermaye faizi kapsamında bulunması nedeniyle KKEG yapmış olması halinde, FGK düzenlemesi uyarınca % 10 kısmın hesabında faiz yükünü 400 TL olarak dikkate alması gerekmektedir. Toplam faiz üzerinden yapılacak hesaplama 10 TL gibi mükerrer KKEG’ye yol açacaktır.

FKG uygulamasında, her türlü yabancı kaynak kapsama alınmış olması dolayısıyla ticari borçlar/alacaklar da kapsama girecektir. Bu nedenle vadeli satışlarda, alıcıya tanınan vade de, KDV’deki ifade ile alıcıya verilen bir finansman hizmetidir. Alıcının bu vade farkını da FGK müessesesi kapsamında değerlendirmesi gerekmektedir. Bu noktada da iki sorun karşımıza çıkmaktadır. Birincisi, faturada vade farkının ayrıştırılması yapılmaksızın mal bedeline dahil edilmiş olunmasıdır. Burada vade farkının nasıl ayrıştırılacağının belirlenmesi gerekmektedir. İkinci sorun ise FKG uygulaması başlamadan önce düzenlenmiş faturaların da kapsama dahil olup olmayacağıdır. Bu noktada karşımıza çıkan sorun, uygulamanın geçmişe etkili şekilde yapılıp yapılmayacağıdır.

 

Ve nihayet KDV sorunu. FKG uyarınca KKEG yapılan faiz veya kur farkı üzerinden ödenen KDV’nin indirilecek KDV olarak kabul edilip edilmeyeceği de önemli bir sorundur. Bana göre, FKG düzenlemesi, gerçek anlamda bir KKEG yaratmamaktadır. Eğer söz konusu KDV’nin indirilmesi kabul edilmeyecek olursa, işletmenin gerçekten yaptığı giderlerin KDV’sinin, nihai tüketiciymiş gibi üzerinde kalmasına yol açacak ve KDV’nin temel felsefesi ihlal edilmiş olacaktır. Nitekim Gelir İdaresi, önceki uygulama döneminde, FKG uygulaması dolayısıyla KKEG yapılan kısım üzerinden ödenen KDV’nin de indirim konusu yapılabileceğini kabul etmişti (55 sayılı Kurumlar Vergisi mülga Genel Tebliği md.10).

Bütün bu sorular ve sorunlar, uygulamayı yakından ilgilendiren konulardır. Ben bu sorunlarla ilgili görüşlerimi açıkladım. Ancak tabii ki önemli olan önce idari anlayışın Genel Tebliğ bazında ortaya konulması, sonra da yargının görüşü.

Ancak belirtmeliyim, kanun düzenlemesinin yetersiz olması, ayrıntıları dikkate almaması dolayısıyla Gelir İdaresinin işi zor.

FGK uygulaması, ilk geçici vergi dönemi için de yapılacağından, idari anlayışın 31 Marta kadar ortaya konulması gerekmektedir.

(Kaynak: Bumin Doğrusöz / Dünya Gazetesi | 11.02.2021)

GÜNDEM