ÇOK AMAÇLI ARAÇ
ALIMINDA İNDİRİLECEK KDV'NİN DURUMU
Tarih: 24.01.2008
Özellikle yılın son dönemlerinde
işletmeler ihtiyaçları doğrultusunda ve birazda vergi planlamaları kapsamında
araç alımlarına ağırlık vermektedirler. Yılın son günü dahi alınan bir ticari
araç için tam yıl için amortisman hesaplanmakta ve KDV si indirim konusu
yapılabilmektedir. Binek otomobiller için ise ay kesri tam sayılmak suretiyle
kıst amortisman hesaplanmakta, KDV ve ÖTV gibi vergiler ihtiyari olarak gider
yada maliyet olarak dikkate alınmaktadır.
Ticari işletmelerin son dönemlerde en çok tercih ettikleri araçlar, kapalı kasa
kamyonet olarak tescil edilen, piyasada çok amaçlı araç olarak sınıflandırılan
araçlardır. Fıat Doblo, Peugeot Partner, Renault Kangoo, Ford Connect vs. gibi
markalarla anılan bu araçların alımlarında ödenen KDV’nin indirim konusu yapılıp
yapılmayacağı son dönemde tartışılan bir konu haline gelmiştir.
KDVK’ un 30.maddesinde indirilemeyecek vergiler sayılmış ve söz konusu maddenin
b) bendinde “Faaliyetleri kısmen veya tamamen binek otomobillerin
kiralanması veya çeşitli şekillerde işletilmesi olanların bu amaçla
kullandıkları hariç olmak üzere işletmelere ait binek otomobillerin alış
vesikalarında gösterilen KDV” denilmek suretiyle binek otomobil alışlarında
yüklenilen KDV’ in indirim konusu yapılamayacağı belirtilmiştir. Bu hükümden
binek otomobil tanımı dışında kalan taşıtlara ilişkin ödenen KDV’ in indirim
konusu yapılabileceği anlaşılmaktadır.
Ancak 27.07.2005 tarih ve 25888 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan ve yayımı
tarihinde yürürlüğe giren 8 Seri No.lu Gümrük Genel Tebliği’nde çok amaçlı
olarak sınıflandırdığımız araçların 87.03 G.T.İ.P. numarasında binek otomobil
niteliğine haiz olduğuna yer verilmiştir.
Bunun üzerine Gelir İdaresi, ilgili tebliğin yayımını takiben verdiği birçok
muktezada görüş değiştirerek, söz konusu taşıtların alımında yüklenilen KDV’ in
G.T.İ.P.’daki tanım gereği indirim konusu yapılamayacağı yönünde görüş
bildirmiştir.
KDV mükellefleri, vergi konusuna ilişkin işlemlerini 3065 Sayılı KDVK ilgili
maddeleri ve 213 Sayılı VUK uyarınca yerine getirmektedirler. Gerek KDVK,
gerekse VUK ‘un hiçbir maddesinde binek otomobil tanımı yapılmamış ve söz konusu
tanım için G.T.İ.P ‘na bakılması gerekliliği vurgulanmamıştır. Söz konusu
taşıtlar daha önceki yıllarda konfor özellikleri olmadan üretilmekte ve satın
alınmasını müteakip mükellefler tarafından çeşitli uyarlamalara tabii
olmaktaydı. Bu durumda mali idare söz konusu taşıtların ruhsatlarında binek
otomobil olarak tescilini zorunlu kılmakta ve ÖTV vb. vergi yükümlülüklerini
yeniden tanımlamaktaydı. Ancak, mevcut durumda araçlar çeşitli konfor
özellikleri ile üretilmekte ve üreticileri tarafından “ Kapalı Kasa Kamyonet”
olarak sınıflandırılarak, ruhsat tescilleri de bu şekilde yapılmaktadır. Ayrıca
bu araçlar trafik uygulamaları gereği ticari araç uygulamalarına tabii
olmaktadırlar. Söz konusu araçların alımında ÖTV uygulaması açısından binek
otomobil tarifesi değil, ticari araçlara uygulanan indirimli oranlar dikkate
alınmaktadır. Farklı kanunlar gereği, bir aracın hem kamyonet hem binek araç
olduğu kabul edilemez. Bu araçlar eğer binek oto sınıfında ise, öncelikle ruhsat
tescilleri niye “Kapalı Kasa Kamyonet” olarak yapılmaktadır? Ne için indirimli
oranda ÖTV uygulamasına tabi olmaktadırlar? Kaldı ki bu sınıfta yer alan
araçların, söz konusu tebliğ öncesinde kamyonet olarak kabul edilmesi ve bu
tarihten sonra üreticileri tarafından niteliklerinde herhangi bir değişiklik
yapılmamasına rağmen, biranda sınıf değişikliğine uğraması neye
dayandırılmaktadır? KDVK Madde 30 da yer alan “binek otomobil” tanımlamasından
kasıt, sedan araç grubuna giren, insan taşıma amacından şüphe edilmeyen
araçlardır. Kanun koyucunun, şahsi kullanıma müsait araç alım maliyetlerinin
işletme bünyesine ithal edilerek, vergi kaybına yol açılmasının önüne geçmeyi
amaçladığı açıktır. Bu tanımı farklı kurumların kendince açıklamaları ile
genişletmek ve KDVK’ na ithal etmek, hakkaniyet çerçevesinde yapılan bir
uygulama değildir. Kanunda ilgili bir hüküm yokken, bir başka kanun çerçevesinde
yayımlanan genel tebliğ’e istinaden yaratılan bu çelişkili durum kanımca adil
değildir. İdarenin konuyu daha sağlıklı bir şekilde değerlendirmesi ve bir
tebliğ ile açıklığa kavuşturmasının yerinde olacağını düşünmekteyim.