Dr. Mustafa ALPASLAN
Serbest Muhasebeci Mali Müşavir
m.alpaslan@windowslive.com
VERGİ İCRA HUKUKU UYGULAMASINDA: ACİZ HALİ NEDİR?
KİMLERE ACİZ BELGESİ VERİLEBİLİR?
Tarih:
07.12.2007
6183 sayılı
kanunun 75. maddesine göre, “yapılan takip sonunda,
borçlunun haczi caiz malı olmadığı veya bulunan malların
satış bedeli borcunu karşılamadığı takdirde borçlu aciz
halinde sayılır. Yapılan takip safhalarıyla bakiye borç
miktarı bir aciz fişinde gösterilerek aciz hali tespit
olunur.”
Yapılan takip sonucunda borçlunun haczedilebilen malı
olmadığı veya mevcut menkul ve gayrimenkul mallarının
borcunu karşılamaya yetmeyeceğinin anlaşılması durumunda
“aciz hali” olarak kabul edilmektedir. Yasa hükmünde,
malların değerlemesi sonucuna göre borcun
karşılanmamasından değil, bulunan malların satış
bedelinin borcu karşılamadığı durumunda borçlunun aciz
durumunda olduğunun kabul edileceği hükme
bağlanmıştır(1). Buradan anlaşılması gereken husus,
haczedilecek mal varsa bunlar haczedilip satılmadan
borçlunun aciz durumunda sayılmayacağıdır. Malın borcu
karşılayıp karşılamayacağı konusunun tartışma götürür
durumunda olması, yani malın değerinin yaklaşık olarak
borç tutarı kadar olması durumunda satış gerçekleştirip
satış bedeli kesinleşmeden, satış bedelinin borcu
karşılayıp karşılamayacağı belli değildir. Bu nedenle
satış gerçeklemeden borçlunun aciz durumunda olduğunun
kabul edilmesi mümkün bulunmamaktadır.
Diğer taraftan, haczedilen malların değeri satıştan önce
belli olabilmektedir. Taşınır mallarda haciz memuru
değer biçmekte, borçlu bu bedeli düşük bulursa bilirkişi
vasıtasıyla yeniden değer takdir edebilmektedir.
Taşınmazlarda ise satıştan önce bilirkişiden
değerlendirme alınarak komisyon tarafından değer
biçilmektedir. Uygulamada vergi idaresi bu tür
değerlemelerde gayrimenkullere çok düşük bir değer
takdir ettiğini görmekteyiz. Bu nedenle biçilen değerler
yaklaşık olmakla birlikte piyasa değerinin altında
olduğundan satışa gerçekleşmesi de söz konusu değildir.
Öncelikle bu değerleme işleminin piyasa koşullarına
uygun ve piyasadaki uzman değerleme şirketlerine
yaptırılması uygun olacaktır. Bu şekilde biçilen değerin
borcun karşısında oldukça düşük kalması durumunda, borcu
karşılamayacağının anlaşılması için satışın
gerçeklemesini beklemeye gerek yoktur. Bu gibi
durumlarda satış beklenmeden de borçlu aciz durumunda
sayılabilir.
Aciz durumunun olması, gecikme zammının durması sonucunu
doğurmaktadır. Diğer taraftan aciz durumunda borçlu
borcunu ödeyebileceği beklentisi içinde ise borç tecil
faizi alınmadan ve teminat aranmadan tecil
edebilecektir.
Dolayısıyla aciz durumunun varlığının kabul edilmesi,
borcunu ödeyemeyecek durumunda olan borçlunun borç
miktarının donmasına ve bloke edilmesine yol açan borçlu
lehine bir durumdur.
Yasa hükmünde, yapılan takip aşamalarıyla bakiye borç
miktarının bir “aciz fişinde” gösterilerek aciz halinin
tespit edileceği hükme bağlanmıştır. Aciz fişi
uygulamada basılı form, evrak olarak kullanılmaktadır.
Aciz fişinin düzenlenmesinin usulü 237 seri numaralı
Tahsilat Genel Tebliğinde belirlenmiştir. Aciz fişinin
düzenlenme şeklinden çok zaman aşımı süresi içinde
borçlunun mal edinmelerinin sürekli izlenmesi açısından
saklanması göz önünde bulundurulması önem taşıyacaktır.
Aciz durumunun varlığı 24. ve izleyen maddelerde
düzenlenen iptal davasının açılmasının yolunu
açmaktadır. Aciz fişinin düzenlenmesiyle birlikte idare
anılan maddelerde düzenlenen işlemlerin iptalini
isteyebilir. Daha sonra da yeniden ödeme emri
düzenlenmesi gerekmemektedir(2). Aciz durumundaki borçlu
mal edinmelerini ve gelirlerini tahsil dairesine
bildirmek zorundadır. Aciz belgesi düzenlenmiş olması
mal edinmelerini ve gelirindeki artmaları bildirme
zorunluluğunu ortadan kaldırmayacağı gibi bu zorunluluğa
uymamanın sonucunda 112. madde uyarınca bir aydan bir
yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmaktan da
kurtaramaz.
DİPNOTLAR:
(1) 6183 sayılı 75 md.
(2) Bkz. Yılmaz Kazım, “Kamu Alacaklarının Tahsil Usulü
Hakkında Yasa”, Açıklama Yorum Yargı Kararları, Ce-Ka
Yayınları, Aralık 2006, Ankara, S. 844-845