BASINDAN YAZILAR
Tekzibe Cevap - MuhasebeTR

Tekzibe Cevap

27.1.2022 günlü DÜNYA gazetesinde yayımlanan "Kamu alacaklarının tahsilinde hukuki sorunlar" başlıklı köşe yazımda kısaca; “6183 sayılı Kanun’un teminat müessesesinin, limitet şirket ortaklarının sorumluluğunun, ödeme emri, haciz, e-haciz gibi müesseselerinin uygulamada sorunlu müesseseler olduğunu, borçluların banka hesaplarına bazen kredi limitleri üzerine de e-hacizler uygulandığını, bazen aynı meblağ için birden fazla bankaya e-haciz bildiriminde bulunulduğunu, buna karşılık mükellefi koruyacak etkin ve hızla çalışacak çözüm mekanizmaları kanunda bulunmadığını, haciz müessesesinin hesaplarda tatbik anında mevcuda uygulanabilecek bir müessese iken hacizden sonra hesaba gelen tutarlarda bankalarca kendiliğinden hacze ve blokaja eklendiğini, borçlunun üçüncü şahıslardaki hak ve alacaklarının tespit ve haczinde de hem borçluların hem idarenin yaşadığı çeşitli sıkıntılar yaşadığını, e-haciz’in net düzenlemelerle ortaya konulmaması sebebiyle bankaların da nasıl uygulama yapacaklarını kestiremediğini, dolayısıyla ortaya çok farklı uygulamaların çıktığını” yazmıştım. Sonuçta olarak da bu sorunların borçluları kayıt dışı çalışmaya, idareden saklayabilecekleri şekilde gelir elde etmeye ittiğini, neticede de hazinenin zararlı çıktığını belirtmiştim.

Bu yazıma karşılık Gelir İdaresi Başkanlığı’ndan (GİB) gelen içerik itibariyle açıklama niteliğinde olan, ancak kendileri “tekzip” diye adlandırdıkları için ben de o şekilde adlandırdığım metni “GİB’in Tekzibi” başlığı ile geçen hafta köşemde aynen yayınladım.

Tekzibin içeriğinde, konuya ilişkin mevzuat ve usul düzenlemelerini aktardıktan sonra kısaca, ödeme emri tebliğ edilmemiş borçlulara haciz uygulanması mümkün olmadığını, haciz kararı alınmış alacak tutarının üzerinde haciz talep edilmesinin de mümkün olmadığını söylemektedir.

Ben de zaten bunun aksini iddia etmedim. Benim söylediğim, aynı borç için aynı borçlu mükellefin tek bankadaki hesabı borcu karşıladığı halde, birden çok bankadaki hesabına haciz uygulanmasını, tek gayrimenkulün borcu karşılamasına karşılık borçlunun tüm gayrimenkulüne haciz uygulanması hadisesidir. Bunun örnekleri çoktur. Ben de de mevcuttur. Basında çıkmış örnekleri de vardır. Lütfedilip Vergi Konseyi’nin eski tutanaklarına bakılırsa oradaki eleştiri ve tartışmalar da görülebilir. Bu gün vergi daireleri, mahsup talebi bulunan mükelleflere dahi, mahsup talebini incelemeden ödeme emri göndermekte, daha sonra mahsup talebini kabul etmesine rağmen mükellef talep etse dahi “ödeme emrini iptal ettik” diye nezaketen yazılı bir cevap dahi vermemektedir. Demek ki Gelir İdaresi gerekli düzenlemeleri yapmakla birlikte uygulamayı izlememekte, sahayı takip etmemekte, bu konudaki şikâyetlere kulak tıkamaktadır.

GİB, bankaların hesaplarına haciz gelmiş müşterilerini yüksek riskli gördüğünü ve bu müşterilerinin bankaya olan kredi veya sair borçlarını garanti altına almak için borçlu müşteri hesaplarını bloke edebildiklerini söylemekte ve kabahati bankalara atmaktadır. Mademki bu konuda yakınmalar vardır, o halde bu sorunu GİB ile BDDK’nın birlikte çözmesi, kamu hacizlerinin risk yönetiminde nasıl ve ne kadar dikkate alınması gerektiğini düzenlemesi gerekmez mi?

Kamu alacaklarının tahsil uygulamasında mükellefi koruyucu düzenlemelerin yer almadığı savıma karşılık GİB, mükellefin yargıya başvuru hakkının olduğunu ve bu şekilde korunma sağladığını söylemektedir. Maalesef bu konuda da haklı değildir. Çünkü yargıya müracaat bir mükellef hakkı değil, her vatandaşın her idari işleme karşı sahip olduğu bir genel Anayasal Haktır (Anayasa md. 36, 125) 1954 yılında yürürlüğe giren 6183 sayılı Kanun’da, bu güne kadar mükellef hakları yönünden hiçbir gözden geçirme yapılmamış, yapılan değişiklikler ise sadece alacaklı idarenin işini kolaylaştırmak ve elini güçlendirmek yönünde olmuştur. 6183 sayılı Kanun’da yargıya gitmek bile haksız çıkma zammı gibi müesseselerle caydırılmaya dahi çalışılmıştır. Tahsilat işlemleri karşısında mükellefin hata ve düzeltme yoluna başvuru hakkı, idari başvuru yolları yoktur. Bunlar eklenemez mi? Kamu alacağını güvence altına alınan önlem olarak kabul edilen müesseseler içerisinde mükellefi koruyan hiçbir düzenleme olmadığı gibi kusursuz mükelleften tahsilatı amaçlayan müesseseler dahi vardır.

Yargının tahsilat işlemleri karşısında, borçluyu elbette ki koruma işlevi vardır. Ancak ülkemizde adaletin, “gecikmiş adalet” olduğu,  Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruların büyük çoğunluğunun konusunun “makul sürede yargılanma hakkının ihlali” olduğu unutulmaktadır.

Yürütmeyi durdurma müessesinin uygulamada mükellefi korumadığı ise açıktır. Bilindiği gibi mahkemelerin yürütmeyi durdurma kararı vermeleri, işlemin açıkça hukuka aykırı olması ve işlemin uygulanmasının önlenemeyecek zarara yol açma tehlikesinin bulunmasına, bu koşullar bulunsa dahi, idarenin birinci savunma dilekçesinin alınması şartına bağlanmıştır (İYUK. md. 27). Bu koşullarda bir yürütmeyi durdurma kararı ortalama üç ayda oluşmaktadır. Bu arada mükellef haklı olsa dahi idare haczini uygulamaktadır. Mahkeme yürütmeyi durdurma kararı verirse, idare haczi kaldırmamaktadır. Çünkü idare yürütmeyi durdurma kararını “burada dur” şeklinde anlamakta, idare hukuku ve idari yargı ilkelerine göre işlemin (ödeme emrinin) yürütülmesinin tanzim tarihi itibariyle durduğunu ve haczin dayanağını yitirmesi sebebiyle kaldırılması gerektiğini kabul etmemektedir. Demek ki bu müessese de yeterli ve tam bir koruma sağlamamaktadır. Eğer idare mükellef haklarına saygıya önem veriyorsa, borçlu mükelleflerin açtıkları davalarda yürütmeyi durdurma taleplerinin bulunması halinde, mahkemece bu talep karara bağlanmadıkça cebri takip işlemine devam edilmeyeceği yönünde bir iç genelge pekâla çıkartabilir. Böylece yürütmeyi durdurma kararlarının etkinleşmesi de sağlanabilir.

Neyse; benim gerek asıl yazımdaki ve bu yazımdaki amacım GİB’i eleştirmek, GİB’de yoğun iş yükü altında fedakârca çalışan değerli bürokratları eleştirmek değildir. Benim kişilerle veya kurumlarla alıp-veremediğim bir şey yoktur. Benim amacım, uygulamada gördüğüm veya bana intikal eden saha uygulamalarındaki aksamaları yahut mevzuattaki eksiklik veya yanlışlıkları vurgulayarak, bu konulara dikkat çekerek daha adil, hukuka dayalı ve mükellef haklarına daha saygılı bir vergi düzeninin kurulmasına hizmet etmektir. Bu nedenle yazılarımın alınganlıkla değil, bu amacım doğrultusunda değerlendirilmesini rica ederim.  

GİB’in göndereceği açıklamalara köşem her zaman açıktır. Bilakis memnun olurum, yazılarımın okunduğu ve değer verildiğinin kanıtını oluşturur. Tekzibe de gerek yoktur. Çünkü maksadım sadece doğruyu bulmaktır, hatam varsa zaten düzeltirim.

(Kaynak: Bumin Doğrusöz / Dünya Gazetesi | 08.02.2022)

GÜNDEM