Yaşar Çatalkaya
Nakdi sermaye indirimi uygulamasındaki pasif gelir sınırlamasında “gelir” kavramının neyi ifade ettiği kadar, hangi gelirlerin pasif nitelikli kabul edileceği de uygulamada önemli tartışmalara yol açmaktadır. Çünkü düzenleme, pasif gelirleri sınırlı sayıda saymamış; faiz, kâr payı, kira, lisans ücreti, menkul kıymet satış geliri gibi bir ifade kullanmıştır. Bu “gibi” ibaresi düzenlemenin kapsamını genişletmekte, ancak aynı zamanda her gelir kaleminin otomatik biçimde pasif gelir sayılması gibi hatalı bir yoruma da kapı aralayabilmektedir.
2015/7910 sayılı Karar’da pasif nitelikli gelirlere örnek olarak faiz, kâr payı, kira, lisans ücreti ve menkul kıymet satış geliri sayılmıştır. Fakat bu sayım sınırlı değildir. Bu nedenle maddede açıkça yer almayan bazı gelirlerin de olayın özelliğine göre pasif gelir kapsamında değerlendirilmesi mümkündür. Bununla birlikte “gibi” ifadesi, her türlü finansal, arızi veya olağan dışı gelirin otomatik olarak pasif gelir sayılacağı anlamına gelmez.
Düzenlemenin asıl ölçütü, gelirin şirketin faaliyetiyle orantılı sermaye, organizasyon ve personel istihdamı suretiyle yürütülen gerçek ticari, zirai veya mesleki faaliyet kapsamında elde edilip edilmediğidir. Başka bir ifadeyle sadece gelir kaleminin adına bakmak yeterli değildir. Gelirin şirketin esas faaliyetiyle, bu faaliyeti yürütmek için oluşturduğu organizasyonla ve istihdam ettiği personelle bağlantısı araştırılmalıdır.
Bu tartışmanın en belirgin örneklerinden biri kur farkı gelirleridir. Düzenlemede faiz, kâr payı, kira, lisans ücreti ve menkul kıymet satış geliri sayılmış; ancak kur farkı veya kambiyo kârı ifadesine açıkça yer verilmemiştir. Bu nedenle kur farkı gelirlerinin doğrudan ve kategorik biçimde pasif gelir sayılması kanaatimce doğru değildir. Ancak metindeki “gibi” ifadesi nedeniyle kur farkı gelirlerinin hiçbir şekilde pasif gelir kapsamında değerlendirilemeyeceği de söylenemez.
Kur farkı gelirlerinde asıl bakılması gereken husus, bu gelirin hangi ekonomik ilişkiden doğduğudur. İhracat alacaklarından doğan kur farkları, ticari borç ve alacak ilişkilerinden kaynaklanan kur farkları veya şirketin esas faaliyeti için zorunlu olarak tuttuğu dövizli varlıklardan doğan kur farkları, çoğu zaman ticari faaliyetin doğal uzantısıdır. Buna karşılık atıl nakdin dövizde değerlendirilmesinden, esas faaliyetle bağlantısı olmayan döviz pozisyonlarından veya spekülatif döviz işlemlerinden doğan gelirlerin pasif gelir olarak tartışılması mümkündür.
Aynı yaklaşım faiz ve kira gelirleri bakımından da geçerlidir. Bir üretim şirketinin atıl nakdini vadeli mevduatta değerlendirmesinden doğan faiz geliri, kural olarak pasif gelir niteliğindedir. Buna karşılık finansman sağlama işi şirketin esas faaliyeti veya ticari organizasyonunun doğal parçası ise, aynı faiz gelirinin ekonomik mahiyeti farklılaşabilir. Benzer şekilde, bir üretim şirketinin kullanmadığı deposundan elde ettiği kira geliri pasif nitelikte değerlendirilebilirken, esas faaliyeti gayrimenkul kiralama, ekipman kiralama veya filo kiralama olan bir şirket bakımından kira geliri doğrudan ticari faaliyet geliridir.
Uygulamada bu ayrımın ne kadar önemli olduğunu Kamu Özel İşbirliği projeleri çarpıcı biçimde göstermiştir. Hastane veya havalimanı yapıp işleten şirketlerin elde ettikleri bazı gelirler, başlangıçta “kira geliri” olarak değerlendirilmiş ve bu nedenle pasif gelir kapsamında görülmüştür. Böyle bir yaklaşım, bu şirketlerin gelirlerinin önemli kısmının pasif nitelikli olduğu gerekçesiyle nakdi sermaye indirimi teşvikinden yararlanamaması sonucunu doğurabilmiştir.
Oysa bu tür şirketlerde sermayenin konulma nedeni, organizasyonun kurulma amacı ve personel istihdamı doğrudan ilgili yatırımın yapımı, işletilmesi ve hizmetlerin yürütülmesine yöneliktir. Burada elde edilen gelir, yalnızca atıl bir taşınmazın kiraya verilmesinden değil, büyük ölçekli bir yatırım ve işletme faaliyetinden doğmaktadır. Nitekim bu tartışmaların idari başvurulara ve yargı süreçlerine konu olması sonrasında Mali İdare’nin de bazı olaylarda daha ekonomik mahiyete dayalı bir yaklaşım benimsediği; şirketin asıl faaliyetinin ve sermaye koyma amacının söz konusu yatırım ve işletme faaliyetiyle bağlantılı olduğu durumlarda, bu gelirlerin pasif gelir olarak değerlendirilmemesi gerektiği yönünde özelgeler verdiği görülmektedir.
Bu örnek bize önemli bir ders vermektedir. Gelirin “kira”, “faiz”, “kur farkı” veya başka bir ad altında muhasebeleştirilmiş olması tek başına yeterli değildir. Özellikle nakdi sermaye indirimi gibi sonuçları ağır olabilen bir düzenlemede, şekli nitelendirme ile yetinmek yerine ekonomik mahiyete bakmak gerekir. Gelirin şirketin gerçek faaliyetiyle olan bağı, pasif gelir testinin merkezine yerleştirilmelidir.
Türk vergi mevzuatında pasif gelir kavramına ilişkin açık ve genel bir tanım bulunmaması da bu yaklaşımı zorunlu kılmaktadır. Muhsin Atçı’nın konuya ilişkin değerlendirmesinde de işletmenin esas faaliyeti kapsamında faiz, kâr payı, kira gibi gelirleri elde etmek üzere organizasyon ve emek istihdamı söz konusuysa, bu tür gelirler bakımından dahi pasif gelirden söz edilemeyebileceği ifade edilmektedir. Bu görüş, düzenlemenin lafzıyla da uyumludur; çünkü metin yalnızca faiz, kâr payı veya kira gibi gelirleri saymakla kalmamış, bu gelirlerin şirket faaliyetiyle orantılı sermaye, organizasyon ve personel istihdamı suretiyle yürütülen faaliyet dışında elde edilmesini esas almıştır.
İncelemelerde gördüğümüz temel sorunlardan biri, gelir türünün adından hareketle hızlı bir sonuca gidilmesidir. Oysa aynı gelir türü, bir şirkette pasif gelir sayılabilirken, başka bir şirkette esas faaliyetin doğal sonucu olabilir. Bu nedenle her olayda şu değerlendirme yapılmalıdır: Gelir, şirketin faaliyetiyle orantılı sermaye, organizasyon ve personel istihdamı suretiyle yürütülen gerçek bir ticari faaliyet kapsamında mı doğmuştur, yoksa atıl sermaye veya varlık getirisi niteliğinde midir?
Sonuç olarak, nakdi sermaye indirimi uygulamasında pasif gelir testi yapılırken sadece gelir kaleminin adına bakılmamalıdır. Doğru yaklaşım, gelirin ekonomik mahiyetini ve şirketin gerçek faaliyetiyle ilişkisini esas almaktır. Bu ayrım yapılmadan pasif gelir oranının hesaplanması, özellikle sınırda kalan şirketler bakımından hatalı ve oldukça ağır sonuçlar doğurabilir.
21.05.2026
Kaynak: www.MuhasebeTR.com
(Bu makale kaynak göstermeden yayınlanamaz. Kaynak gösterilse dahi, makale aktif link verilerek yayınlanabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayınlayanlar hakkında yasal işlem yapılacaktır.)
>> Duyurulardan haberdar olmak için E-Posta Listemize kayıt olun.
>> SGK Teşvikleri (150 Sayfa) Ücretsiz E-Kitap: hemen indir.
>> MuhasebeTR mobil uygulamasını Apple Store 'dan hemen indir.
>> MuhasebeTR mobil uygulamasını Google Play 'den hemen indir.
>> YILIN KAMPANYASI: Muhasebecilere Özel Web Sitesi 1.666 TL + KDV Ayrıntılar için tıklayın.