Murat Günhan
Bir eşin ölümü, yalnızca miras hukukuna ilişkin bir intikal sürecini değil, aynı zamanda eşler arasındaki mal rejiminin tasfiyesini de gündeme getirmektedir. Bu iki hukuki sürecin birbirinden ayrılmaması, özellikle yüksek değerli taşınmazlar, şirket payları, banka varlıkları ve diğer malvarlığı unsurlarının bulunduğu terekelerde ciddi vergisel sonuçlar doğurabilmektedir.
Türk Medeni Kanunu'nun edinilmiş mallara katılma rejimine ilişkin hükümleri uyarınca, mal rejiminin ölüm nedeniyle sona ermesi halinde öncelikle eşlerin malvarlıklarının hangi kısmının edinilmiş, hangi kısmının kişisel mal olduğunun belirlenmesi ve buna bağlı olarak katılma alacağının hesaplanması gerekir. Sağ kalan eşin mal rejiminin tasfiyesinden doğan hakkı, miras yoluyla elde edilen bir değer olmayıp mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan bir hak ve alacaktır. Bu ayrım, 7338 sayılı Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu bakımından da önem taşımaktadır. Zira veraset ve intikal vergisinin konusu, murise ait olup ölüm nedeniyle mirasçılara intikal eden değerlerdir. Sağ kalan eşin mal rejiminin tasfiyesi sonucunda kendisine ait olduğu belirlenen değerlerin doğrudan terekeye dahil edilmesi, verginin konusu dışında kalan bir değerin miras yoluyla intikal etmiş gibi vergilendirilmesi sonucunu doğurabilecektir.
Gelir İdaresi Başkanlığının 26.10.2018 tarihli özelgesi ile 10.04.2026 tarihli yeni özelgesi de bu ayrımı ortaya koymaktadır. Özellikle 2026 tarihli özelge, edinilmiş mallara katılma rejiminin şirket payları bakımından uygulanması açısından güncel ve önemli bir idari görüş niteliğindedir.
Bu çalışmada; mal rejiminin tasfiyesi ile mirasın tasfiyesi arasındaki ilişki, 2002 öncesi ve sonrası dönem, sağ kalan eşin katılma alacağının veraset ve intikal vergisi karşısındaki konumu, şirket paylarının değerlemesi, 2026 yılı vergi istisna ve tarifesi ile uygulamada ortaya çıkan sorunlar birlikte incelenmektedir.
Bir kişinin ölümüyle birlikte miras hukuku bakımından bir tereke ve bu terekeye bağlı mirasçılık ilişkisi ortaya çıkar. Ancak evli bir kişinin ölümü söz konusu olduğunda, ölüm anında mevcut bulunan malvarlığının tamamının otomatik olarak mirasın konusu olduğu kabul edilemez.
Çünkü evlilik birliği devam ederken edinilen mallar bakımından, eşler arasındaki mal rejiminin sona ermesiyle birlikte öncelikle mal rejiminin tasfiyesi gündeme gelir.
Bu nedenle ölüm halinde iki farklı hukuki ilişkinin birbirinden ayrılması gerekir:
1) Birinci aşama: Eşler arasındaki mal rejiminin tasfiyesi.
2) İkinci aşama: Tasfiye sonucunda murise ait olduğu belirlenen net terekenin mirasçılar arasında paylaşılması.
Bu ayrım yalnızca medeni hukuk bakımından değil, vergi hukuku bakımından da belirleyicidir.
7338 sayılı Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu'nun 1'inci maddesine göre, Türkiye Cumhuriyeti tabiiyetinde bulunan kişilere ait malların veraset yoluyla veya ivazsız şekilde bir kişiden diğerine intikali veraset ve intikal vergisine tabidir. Kanunun 10'uncu maddesi ise verginin matrahının intikal eden malların Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre bulunan değerleri olduğunu düzenlemektedir.
Dolayısıyla vergilendirilecek ekonomik değer, öncelikle murise ait olan ve ölüm nedeniyle mirasçılara intikal eden değer olmalıdır.
Buradan hareketle temel soru şudur:
“Ölüm tarihinde murisin adına kayıtlı bulunan her mal, veraset ve intikal vergisinin matrahına bütünüyle dahil edilebilir mi?”
Cevap her durumda olumlu değildir.
Özellikle 1 Ocak 2002 tarihinden sonra edinilmiş mallara katılma rejimine tabi olan evliliklerde, tapu veya sicil üzerinde muris adına kayıtlı bulunan bir malın tamamının murisin ekonomik olarak münhasır malvarlığı olarak kabul edilmesi, Türk Medeni Kanunu'nun mal rejimine ilişkin hükümleriyle bağdaşmayabilir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu 1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe girmiş ve eşler bakımından yasal mal rejimi olarak edinilmiş mallara katılma rejimini kabul etmiştir.
Bunun sonucu olarak, 2002 öncesi ve sonrası dönemlerin birbirinden ayrılması gerekmektedir.
2002 öncesindeki dönemde, aksi kararlaştırılmadıkça eski yasal mal rejimi olan mal ayrılığı esas alınmıştır. Buna karşılık 1 Ocak 2002'den itibaren edinilmiş mallara katılma rejimi uygulanmaya başlamıştır.
1 Ocak 2002 tarihinden itibaren evlenen veya bu tarihte evli olup başka bir mal rejimi seçmeyen eşler bakımından yasal mal rejimi olarak edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir. Dolayısıyla bir malın hangi tarihte edinildiği, ölüm sonrasında yapılacak tasfiyenin başlangıç noktalarından biridir.
Türk Medeni Kanunu sisteminde edinilmiş mallara katılma rejiminde her eşin edinilmiş malları ile kişisel malları birbirinden ayrılır.
TMK'nın 231'inci maddesine göre artık değer, edinilmiş malların toplam değerinden bu mallara ilişkin borçların çıkarılması sonucunda kalan miktardır.
Kanunun 235'inci maddesi ise mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut edinilmiş malların tasfiye anındaki değerleriyle hesaba katılacağını düzenlemektedir.
En önemli düzenleme ise TMK'nın 236'ncı maddesidir. Buna göre her eş veya mirasçıları, diğer eşe ait artık değerin yarısı üzerinde hak sahibidir.
Ancak burada önemli bir teknik ayrım yapılmalıdır.
Sağ kalan eşin hakkı, her durumda murisin adına kayıtlı bütün malların doğrudan %50'sinin mülkiyeti anlamına gelmez. Hesaplama; malın edinilmiş mal olup olmadığına, kişisel mallara, denkleştirmelere, borçlara, eklenecek değerlere, varsa değer artış paylarına ve mal rejimi sözleşmesine göre yapılır.
Bu nedenle akademik ve hukuki açıdan doğru ifade, “edinilmiş malların tamamının yarısı sağ kalan eşindir” şeklindeki kategorik yaklaşım değil; “tasfiye sonucunda belirlenen artık değerin kanuni rejimde yarısı üzerinde sağ kalan eşin katılma alacağı hakkı bulunmaktadır” şeklindeki ifadedir.
Konunun vergi hukuku bakımından en önemli noktası budur. Sağ kalan eşin katılma alacağı ile miras payı birbirinden farklı hukuki kaynaklara dayanmaktadır. Katılma alacağı, mal rejiminin tasfiyesinden doğar. Miras payı ise miras hukukundan, başka bir ifadeyle murisin ölümüyle birlikte mirasçılık sıfatından doğar. Bu nedenle hesaplama sırasının da buna göre yapılması gerekir:
Toplam malvarlığı → mal rejiminin tasfiyesi → sağ kalan eşin katılma alacağının belirlenmesi → murise ait net terekenin belirlenmesi → miras paylarının hesaplanması → VİV matrahının belirlenmesi.
Gelir İdaresi Başkanlığının 26.10.2018 tarihli özelgesinde bu yaklaşım benimsenmiştir. Özelgede, mal rejiminin tasfiyesinin mirasın tasfiyesinden öncelikli olduğu; tasfiye sonucunda sağ kalan eşe ait olduğu belirlenen malların veraset ve intikal vergisi beyannamesinde beyan edilmemesi, murise ait olduğu belirlenen malların ise miras tasfiyesine konu edilmesi gerektiği belirtilmiştir.
Konunun güncel boyutunu göstermesi bakımından Gelir İdaresi Başkanlığının 10 Nisan 2026 tarihli özelgesi özellikle önemlidir.
E-97895701-160[2026/5.1-19]-493812 sayılı özelgede, murisin bir anonim şirketteki paylarının bir kısmının 2002 öncesinde, bir kısmının ise 2002 sonrasında evlilik birliği içerisinde bedel karşılığı edinildiği bir olay incelenmiştir.
Özelgede 2002 sonrasında edinilen şirket paylarının edinilmiş mal niteliğinde olup olmadığı ve sağ kalan eşe ait hakkın veraset ve intikal vergisi beyannamesinde tereke dışında bırakılıp bırakılamayacağı değerlendirilmiştir.
Bu özelge, uygulama bakımından iki açıdan önemlidir. Birincisi, şirket paylarının da edinilmiş mallara katılma rejiminin kapsamına girebileceğini göstermektedir. İkincisi, mal rejimi tasfiyesi sonucunda sağ kalan eşe ait olduğu belirlenen ekonomik değerin tereke ile aynı şey olmadığını ortaya koymaktadır.
Bu nedenle şirket hissesi bulunan miras dosyalarında yalnızca şirketin ortaklık kayıtlarına bakılması yeterli değildir. Payların edinim tarihi, edinim şekli, mal rejimi ve tasfiye hesabı birlikte değerlendirilmelidir.
Şirket paylarının terekeye dahil olduğunun belirlenmesinden sonraki aşama, bu payların VİV bakımından hangi değer üzerinden beyan edileceğidir.
7338 sayılı Kanun'un 10/a maddesine göre bilanço esasına göre defter tutanlarda ticari sermaye, ölüm tarihinden önceki takvim yılı bilançosuna göre bulunacak öz sermaye üzerinden belirlenir.
Kanun mükellefe önemli bir seçimlik hak tanımaktadır. Mükellef isterse ölüm günü itibarıyla çıkarılacak bilançoyu esas alarak öz sermayesini tespit edebilir.
Bu düzenleme, şirket hissesi bulunan mirasçılar açısından ciddi bir vergisel sonuç doğurabilir.
Örneğin şirketin ölümden önceki yıl sonu öz sermayesi yüksek, ancak ölüm tarihi itibarıyla şirketin mali yapısı bozulmuş ise ölüm günü bilançosunun tercih edilmesi matrahın daha düşük çıkmasına yol açabilir.
Bunun tersine, şirket ölüm tarihine kadar önemli ölçüde büyümüşse önceki yıl sonu bilançosunun tercih edilmesi vergisel açıdan daha avantajlı olabilir.
Ancak burada kritik nokta şudur: Seçimlik hakkın kullanılması ile gerçeğe aykırı bilanço oluşturulması birbirinden tamamen farklıdır.
Mükellefin kanunun kendisine verdiği bir seçimlik hakkı kullanması başka, gerçeğe aykırı muhasebe verileriyle matrahı azaltması başkadır.
7338 sayılı Kanun'un 10/b maddesine göre gayrimenkuller, ticari işletmeye dahil olup olmadığına bakılmaksızın emlak vergisine esas olan değer üzerinden değerlendirilir.
Dolayısıyla ölüm tarihinde murisin adına kayıtlı bulunan bir taşınmaz bakımından da önce şu soru sorulmalıdır:
“Taşınmazın tamamı murisin terekesine mi aittir, yoksa mal rejiminin tasfiyesi sonucunda sağ kalan eşe ait bir hak veya alacak doğmakta mıdır?”
Değerleme aşamasına geçmeden önce bu mülkiyet ve alacak ilişkisinin belirlenmesi gerekir.
Başka bir ifadeyle, “Değer nedir?” sorusundan önce “Hangi değer terekeye aittir?” sorusu cevaplanmalıdır.
2026 yılı bakımından, veraset yoluyla intikallerde çocuklar ve eşten her birine isabet eden miras payının 2.907.136 TL'si vergi dışı bırakılmaktadır. Çocuk bulunmaması halinde eşe isabet eden miras payı bakımından istisna tutarı 5.817.845 TL'dir.
2026 yılı bakımından ayrıca ivazsız intikaller için 66.935 TL istisna uygulanmaktadır.
|
İstisna |
2026 Tutarı |
|
Çocuk ve eşten her birine düşen miras payı |
2.907.136 TL |
|
Çocuk bulunmaması halinde eşin miras payı |
5.817.845 TL |
|
İvazsız intikaller |
66.935 TL |
2026 yılında veraset yoluyla gerçekleşen intikaller bakımından uygulanacak tarife aşağıdaki gibidir:
|
Matrah Dilimi |
Vergi Oranı |
|
İlk 3.000.000 TL |
%1 |
|
Sonraki 7.000.000 TL |
%3 |
|
Sonraki 15.000.000 TL |
%5 |
|
Sonraki 30.000.000 TL |
%7 |
|
55.000.000 TL'yi aşan bölüm |
%10 |
Bir eşin ölümü tarihinde edinilmiş mal niteliğinde 20.000.000 TL değerinde taşınmaz, 10.000.000 TL değerinde şirket payı ve 4.000.000 TL banka mevduatı bulunduğunu varsayalım. Toplam malvarlığı 34.000.000 TL'dir.
Ancak mal rejimi tasfiyesi sonucunda sağ kalan eşin katılma alacağının 15.000.000 TL olarak belirlendiği varsayılsın.
Bu durumda, basitleştirilmiş örnekte murise ait net tereke:
34.000.000 TL – 15.000.000 TL = 19.000.000 TL
olacaktır.
Eğer sağ kalan eş ile çocukların mirasçı olduğu varsayılırsa, miras payları bu 19.000.000 TL'lik tereke üzerinden hesaplanacaktır. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, sağ kalan eşin bu aşamada iki farklı sıfatla karşımıza çıkabileceğidir: mal rejiminin tasfiyesinden doğan 15.000.000 TL'lik katılma alacağı sahibi sıfatıyla ve ayrıca 19.000.000 TL'lik net tereke üzerinden pay alan mirasçı sıfatıyla.
Buradaki temel sonuç şudur: Verginin konusu başlangıçtaki 34.000.000 TL değil, mal rejimi tasfiyesi sonrasında murise ait olduğu belirlenen ve miras yoluyla intikal eden değerdir.
Uygulamada veraset dosyalarının tamamının aynı yoğunlukta incelenmediği; özellikle yüksek değerli taşınmazlar, şirket payları, karmaşık bilanço yapıları ve değerleme farklılıklarının bulunduğu dosyalarda idari inceleme ihtiyacının ortaya çıkabildiği görülmektedir. Ancak burada önemli bir ayrım yapılmalıdır: İnceleme yapılması ile mükellefin kanuni hakkının reddedilmesi aynı şey değildir.
Örneğin mirasçıların 7338 sayılı Kanun'un 10/a maddesindeki seçimlik hakkı kullanarak ölüm günü bilançosunu esas alması, tek başına matrahın gerçeğe aykırı olduğu anlamına gelmez.
İdarenin inceleme yetkisi bulunması, mükellefin kanundan doğan hakkını ortadan kaldırmaz.
Bu nedenle inceleme sürecinde temel ölçüt, mükellefin kanundan doğan hakkını kullanıp kullanmadığı değil, bu hakkı kullanırken gerçek ve doğrulanabilir ekonomik verilerle hareket edip etmediği olmalıdır.
Veraset işlemlerinde beyanname verilmesi ve verginin tahakkuku, her durumda idarenin sonraki denetim imkanlarının tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmemektedir.
7338 sayılı Kanun sisteminde ilk tarhiyat ile nihai tarhiyat arasında ayrım bulunmaktadır. İlk tarhiyat, mükellefin beyan ettiği ve kanunda öngörülen değerleme ölçülerine göre belirlenen değerler üzerinden yapılmakta; gerekli hallerde verginin tamamlanması mümkün olmaktadır.
Bu nedenle mirasçıların mal rejimi tasfiyesine ilişkin belgeleri, edinim tarihlerini, tapu kayıtlarını, şirket ortaklık kayıtlarını, bilanço ve muhasebe kayıtlarını, borç belgelerini, varsa avukatlık tutanağını ve mirasçılık belgesini dosyada bütünlük oluşturacak şekilde muhafaza etmeleri önemlidir.
Uygulamada mal rejiminin tasfiyesinin mahkeme yoluna gidilmeden tarafların anlaşmasıyla gerçekleştirilmesi de gündeme gelebilmektedir.
1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 35/A maddesi, avukatlara uyuşmazlığın taraflarını uzlaştırarak belirli şartlar altında bir tutanak düzenleme imkanı tanımaktadır.
Bununla birlikte, böyle bir tutanağın varlığı tek başına vergi idaresini bağlayan bağımsız bir değerleme belgesi olarak görülmemelidir.
Tutanağın gerçek bir hukuki ilişkiye dayanması, tarafların iradesini yansıtması, mal rejiminin hukuki esaslarına uygun olması ve malvarlığının edinim ve finansman durumuyla desteklenmesi gerekir.
Dolayısıyla tutanak, diğer hukuki ve mali belgelerle birlikte değerlendirilmelidir.
Uygulamada ortaya çıkabilecek en önemli sorunlardan biri, murisin adına kayıtlı malvarlığı ile murisin miras yoluyla intikal eden net malvarlığının aynı kabul edilmesidir.
Örneğin murisin adına kayıtlı 30 milyon TL değerindeki bir taşınmazın tamamının doğrudan VİV beyannamesine yazılması ilk bakışta doğal görünebilir.
Ancak taşınmaz edinilmiş mal niteliğindeyse ve mal rejiminin tasfiyesi sonucunda sağ kalan eş lehine katılma alacağı doğuyorsa, vergilendirme bakımından önce bu hukuki ilişkinin ortaya konulması gerekir.
GİB'in 2018 tarihli özelgesi tam da bu noktaya işaret etmektedir. İdare, mal rejimi tasfiyesi sonucunda sağ kalan eşe ait olduğu tespit edilen malların VİV beyannamesinde beyan edilmemesi gerektiğini belirtmiştir.
2026 tarihli özelge ise aynı yaklaşımın şirket paylarına da uygulanabildiğini göstermesi bakımından ayrıca önem taşımaktadır.
Ölüm nedeniyle veraset ve intikal vergisi hesaplanacak bir dosyada aşağıdaki sıralamanın izlenmesi hukuki ve vergisel açıdan daha sağlıklı olacaktır:
i. Mal rejiminin belirlenmesi: Eşler arasında mal rejimi sözleşmesi bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır.
ii. Malların edinim tarihlerinin belirlenmesi: Özellikle 1 Ocak 2002 öncesi ve sonrası edinimler ayrıştırılmalıdır.
iii. Kişisel malların ayrılması: TMK hükümleri uyarınca kişisel mal niteliğindeki değerler belirlenmelidir.
iv. Edinilmiş malların belirlenmesi: Edinilmiş mal kapsamındaki varlıklar tespit edilmelidir.
v. Borç ve denkleştirmelerin dikkate alınması: Artık değer hesabı yapılmalıdır.
vi. Katılma alacağının hesaplanması: Sağ kalan eşin mal rejiminden doğan hakkı belirlenmelidir.
vii. Murise ait net terekenin belirlenmesi: Mal rejimi tasfiyesinden sonra murise ait olduğu belirlenen değerler ortaya konulmalıdır.
viii. Miras paylarının hesaplanması: TMK'nın miras hükümleri çerçevesinde mirasçılara düşen paylar belirlenmelidir.
ix. VİV istisnalarının uygulanması: 2026 yılı için geçerli istisna tutarları dikkate alınmalıdır.
x. VİV matrahının ve vergisinin hesaplanması: 7338 sayılı Kanun'un ilgili hükümleri uygulanmalıdır.
Mal rejimi tasfiyesi ile veraset ve intikal vergisi arasında doğrudan bir çatışma bulunmadığı, aksine iki farklı hukuki alanın aynı ekonomik olay üzerinde farklı aşamalarda devreye girdiği kabul edilmelidir.
Mal rejimi hukuku şu soruya cevap verir: Eşler arasındaki malvarlığının tasfiyesi sonucunda hangi değer kime aittir?
Miras hukuku ise murise ait olduğu belirlenen değerlerin hangi mirasçıya, hangi oranda intikal edeceğini belirler.
Vergi hukuku ise miras yoluyla hangi ekonomik değerin intikal ettiğini ve bunun vergi matrahının ne olduğunu belirler.
Bu nedenle üç aşamanın birbirine karıştırılması, yanlış matrah doğurabilecektir.
Bir kişinin ölümü halinde adına kayıtlı bulunan bütün malvarlığının doğrudan tereke kabul edilmesi, özellikle edinilmiş mallara katılma rejimine tabi evliliklerde hukuki ve vergisel açıdan eksik bir yaklaşım olabilir.
Çünkü ölüm, aynı zamanda mal rejimini sona erdiren hukuki olaylardan biridir. Bu nedenle mirasın paylaşımından önce, eşler arasındaki mal rejiminin tasfiye edilmesi ve sağ kalan eşin mal rejiminden doğan hakkının belirlenmesi gerekir.
Türk Medeni Kanunu'nun 231 ve 236'ncı maddeleri çerçevesinde hesaplanan katılma alacağı, miras payından farklı bir hukuki niteliğe sahiptir.
Gelir İdaresi Başkanlığının 2018 tarihli özelgesi, mal rejimi tasfiyesinin miras tasfiyesinden öncelikli olduğunu kabul etmiş; tasfiye sonucunda sağ kalan eşe ait olduğu belirlenen değerlerin VİV beyannamesine dahil edilmemesi gerektiği yönünde görüş bildirmiştir.
2026 tarihli E-97895701-160[2026/5.1-19]-493812 sayılı özelge ise bu yaklaşımın şirket hisseleri bakımından da güncel olarak sürdüğünü göstermektedir.
Şirket payları bakımından ayrıca 7338 sayılı Kanun'un 10/a maddesindeki bilanço seçimlik hakkının doğru kullanılması önem taşımaktadır. Mükellefin ölümden önceki takvim yılı bilançosunu veya kanunda öngörülen şartlar çerçevesinde ölüm günü itibarıyla çıkarılacak bilançoyu esas alabilmesi, kanunun tanıdığı bir imkandır.
2026 yılı açısından kişi başına miras istisnasının 2.907.136 TL, çocuk bulunmaması halinde eş için istisnanın 5.817.845 TL olduğu; veraset yoluyla intikallerde tarifenin %1 ile %10 arasında değiştiği dikkate alınmalıdır.
Sonuç olarak, veraset ve intikal vergisinin sağlıklı biçimde hesaplanmasının ilk şartı vergi hesabına geçmek değil, vergiye tabi gerçek terekeyi doğru belirlemektir.
Başka bir ifadeyle:
“Mirasın vergisi, mirasın tamamından değil; hukuken murise ait olduğu ve miras yoluyla intikal ettiği belirlenen net değerden doğmalıdır.”
Bu nedenle uygulamada doğru yöntem;
“Önce mal rejimi, sonra tereke, ardından miras payı ve en son vergi”
şeklinde özetlenebilir.
1) 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu,
2) 7338 sayılı Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu,
3) 1136 sayılı Avukatlık Kanunu,
4) 57 Seri No'lu Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu Genel Tebliği,
5) Gelir İdaresi Başkanlığı, 46480499-160.02[2018/1210]-E.93851 sayılı Özelge,
6) Gelir İdaresi Başkanlığı, E-97895701-160[2026/5.1-19]-493812 sayılı Özelge,
7) Gelir İdaresi Başkanlığı, 2026 yılı Veraset ve İntikal Vergisi istisna ve tarife bilgileri.
08.09.2026
Kaynak: www.MuhasebeTR.com
(Telif Uyarısı: Bu makalenin en fazla %20'si, kaynak gösterilip aktif link verilerek paylaşılabilir. Aksi takdirde yasal işlem başlatılacaktır.)
>> Duyurulardan haberdar olmak için E-Posta Listemize kayıt olun.
>> SGK Teşvikleri (150 Sayfa) Ücretsiz E-Kitap: hemen indir.
>> MuhasebeTR mobil uygulamasını Apple Store 'dan hemen indir.
>> MuhasebeTR mobil uygulamasını Google Play 'den hemen indir.
>> YILIN KAMPANYASI: Muhasebecilere Özel Web Sitesi 1.250 TL + KDV Ayrıntılar için tıklayın.