Hasan Aydın
04.06.2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 7582 sayılı Kanun ile Gelir Vergisi Kanununa eklenen Mükerrer 20/D maddesi, Türkiye’nin uluslararası vergi rekabeti bakımından attığı en önemli adımlardan birini oluşturmaktadır.
Düzenleme ile son üç takvim yılında Türkiye’de yerleşmiş sayılmayan ve vergi mükellefiyeti bulunmayan kişilerin, Türkiye’ye yerleştikten sonra Türkiye dışında elde ettikleri kazanç ve iratları yirmi yıl süreyle gelir vergisinden istisna edilmiştir. Söz konusu istisna 1/1/2026 tarihinden itibaren Türkiye’ye yerleşmiş sayılanlara uygulanmak üzere yürürlüğe girmiştir.
Kanun gerekçesi incelendiğinde, düzenlemenin temel amacının; yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarını, uluslararası ölçekte gelir elde eden gerçek kişileri, yüksek gelirli profesyonelleri, dijital göçebeleri, girişimcileri ve benzeri nitelikli kişileri Türkiye’de yaşamaya teşvik ederek ülkeye döviz girişini artırmak olduğu anlaşılmaktadır.
Dolayısıyla düzenleme, yalnızca bir vergi istisnası değil, ülkeye döviz girişini ve nitelikli insan kaynağını teşvik etmeyi amaçlayan stratejik bir politika aracıdır.
İstisnadan yararlanabilmek için aşağıdaki şartların birlikte sağlanması gerekmektedir.
1. Türkiye’de Yerleşmiş Sayılmak
Öncelikle kişinin Gelir Vergisi Kanununun 4 üncü maddesi kapsamında Türkiye’de yerleşmiş sayılması gerekir.
Bunun için;
yeterlidir.
Dolayısıyla düzenleme Türkiye’de yaşamayan kişilere değil, Türkiye’ye yerleşen kişilere yöneliktir.
2. Son Üç Takvim Yılında Türkiye’de Yerleşmiş Sayılmamak
Kanun, Türkiye’ye yerleşmeden önceki son üç takvim yılında kişinin Türkiye’de yerleşmiş sayılmamış olmasını şart koşmaktadır.
3. Son Üç Takvim Yılında Vergi Mükellefiyetinin Bulunmaması
Aynı dönemde Türkiye’de gelir vergisi mükellefiyetinin bulunmaması gerekmektedir.
Ancak kanun;
nedeniyle oluşan mükellefiyetlerin bu şartı ihlal etmeyeceğini açıkça hükme bağlamıştır.
Bu düzenleme, kanun koyucunun özellikle yatırımcıları kapsam dışında bırakmak istemediğini göstermektedir.
Kanun yalnızca gelir vergisi yönünden istisna sağlamaktadır. Bu nedenle Mükerrer 20/D maddesinden yararlanmak isteyen kişilerin öncelikle Gelir Vergisi Kanununun 3 ve 4 üncü maddeleri kapsamında Türkiye’de yerleşmiş sayılma şartlarını sağlamaları gerekmektedir.
Kanunun 4 üncü maddesine göre; Türkiye’de ikametgâhı bulunanlar veya bir takvim yılı içinde devamlı olarak altı aydan fazla Türkiye’de oturanlar
Türkiye’de yerleşmiş sayılmaktadır.
Bu şartın sağlanması bakımından yurt dışında yaşayan Türk vatandaşları ile yabancı uyruklu kişiler açısından farklı hukuki durumlar söz konusu olabilmektedir.
A- Yurt Dışında Yaşayan Türk Vatandaşları
Yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarının Türkiye’de yerleşmiş sayılabilmeleri için ayrıca bir ikamet izni veya çalışma izni almalarına gerek bulunmamaktadır.
Bu kişilerin Türkiye’ye dönerek yaşam merkezlerini Türkiye’ye taşımaları, Türkiye’de ikametgâh tesis etmeleri veya kanunda belirtilen sürelerle Türkiye’de fiilen bulunmaları halinde Gelir Vergisi Kanununun 4 üncü maddesi kapsamında Türkiye’de yerleşmiş sayılmaları mümkündür.
B- Türk Vatandaşı Olmayan Kişiler
Yabancı uyruklu kişilerin Türkiye’de yerleşmiş sayılabilmeleri için öncelikle Türkiye’de yasal olarak bulunmalarına imkan veren bir hukuki statüye sahip olmaları gerekmektedir.
Bu kapsamda ilgili kişinin; ikamet izni, çalışma izni veya benzeri bir hukuki statü aracılığıyla Türkiye’de yasal olarak bulunması ve Gelir Vergisi Kanununun 4 üncü maddesinde yer alan yerleşmiş sayılma şartlarını sağlaması gerekmektedir.
Ancak Mükerrer 20/D maddesinin uygulanmasında esas alınması gereken kriter kişinin vatandaşlığı veya yabancılar mevzuatı kapsamındaki hukuki statüsü değil, Gelir Vergisi Kanunu hükümleri çerçevesinde Türkiye’de yerleşmiş sayılıp sayılmadığıdır. Bu nedenle yabancı uyruklu kişilerin de Gelir Vergisi Kanununun 4 üncü maddesinde düzenlenen yerleşmiş sayılma şartlarını sağlamaları halinde tam mükellefiyet statüsü kazanmaları ve kanundaki diğer şartları taşımaları kaydıyla söz konusu istisnadan yararlanmaları mümkündür.
Mükerrer 20/D maddesinde istisnanın kapsamı kadar, istisnanın uygulanmasına ilişkin bazı özel kurallara da yer verilmiştir.
Buna göre, istisna kapsamındaki kazanç ve iratlar için yıllık gelir vergisi beyannamesi verilmeyecek, mükellefin başka gelirleri nedeniyle beyanname vermesi halinde ise söz konusu kazanç ve iratlar beyannameye dahil edilmeyecektir.
Diğer taraftan, istisna kapsamındaki kazanç ve iratlara ilişkin gider ve maliyetlerin vergiye tabi kazanç ve iratların tespitinde dikkate alınması mümkün değildir. Böylece bir taraftan gelirlerin vergiden istisna edilip diğer taraftan bu gelirlerle ilgili giderlerin vergiye tabi gelirlerden indirilmesi engellenmiştir.
Kanun ayrıca, istisna kapsamındaki kazanç ve iratlar nedeniyle yabancı ülkelerde ödenen vergilerin Türkiye’de hesaplanan gelir vergisinden mahsup edilemeyeceğini hüküm altına almıştır. Bu düzenleme de istisna kapsamındaki gelirlerin Türk gelir vergisi sisteminin dışında tutulmasının doğal bir sonucudur.
Son olarak, kanunda ayrıca, istisnadan yararlanma şartlarının taşınmadığının sonradan tespit edilmesi halinde tahakkuk ettirilmeyen vergilerin vergi ziyaına uğramış sayılacağı hüküm altına alınmıştır.Bu nedenle istisnanın uygulanmasında, kanunda öngörülen son üç takvim yılında Türkiye’de yerleşik olmama ve vergi mükellefiyetinin bulunmaması şartların eksiksiz olarak sağlanması gerekmektedir.
GVK Mükerrer 20/D maddesinde istisna kapsamına giren gelirler bakımından herhangi bir gelir unsuru, faaliyet türü veya kazanç çeşidi yönünden sınırlamaya yer verilmemiştir.
Maddede;
“Türkiye dışında elde ettiği kazanç ve iratları”
ifadesi kullanılmış olup, belirli gelir türleri sayılmak suretiyle sınırlayıcı bir düzenleme yapılmamıştır.
Bu nedenle kanun lafzı esas alındığında, istisnanın kapsamına;
dahil olmak üzere, Gelir Vergisi Kanununda düzenlenen tüm gelir unsurlarının girebilmesi mümkündür.
Nitekim kanun koyucu, istisna kapsamını belirlerken herhangi bir gelir unsuruna veya faaliyete özel atıf yapmamış; yalnızca kazanç veya iradın “Türkiye dışında elde edilmiş olması” şartını öngörmüştür.
Bu nedenle madde metni, ilk bakışta, yurt dışında elde edilen her türlü kazanç ve iradı kapsayacak şekilde kaleme alınmış görünmektedir.
Ayrıca Türkiye’de yürütülen faaliyetlerden veya Türkiye kaynaklı gelir unsurlarından elde edilen kazançlar istisna kapsamında değildir. Bu nedenle Türkiye’de bulunan bir işletmeden, işyerinden veya Türkiye’deki müşterilere sunulan hizmetlerden elde edilen gelirler genel hükümlere göre vergilendirilmeye devam edecektir.
İstisna Şirketlere Değil, Gerçek Kişilere Tanınmıştır.
Burada önemle belirtmek gerekir ki, Mükerrer 20/D maddesi kapsamında getirilen istisna, gerçek kişilerin Türkiye dışında elde edilen kazanç ve iratlara yöneliktir. Bu nedenle yurt dışında faaliyet gösteren bir işletmenin, şirketin veya ticari organizasyonun Türkiye’ye taşınması ya da faaliyetlerinin Türkiye’den yürütülmeye başlanması halinde elde edilen gelirlerin otomatik olarak istisna kapsamında değerlendirileceği sonucuna ulaşılması mümkün değildir.
Nitekim düzenlemenin amacı, Türkiye’ye yerleşen kişilerin yurt dışı kaynaklı gelirlerinin vergilendirilmemesini sağlamak olup, yurt dışındaki işletme faaliyetlerinin veya şirket merkezlerinin Türkiye’ye taşınması suretiyle söz konusu gelirlerin istisna kapsamına alınmasını öngören bir hüküm içermemektedir.
Bu yönüyle Mükerrer 20/D maddesi, yurt dışındaki şirket veya işletmelerin Türkiye’ye taşınmasını teşvik eden bir kurumlar vergisi istisnası değil, Türkiye’ye yerleşen gerçek kişilerin yurt dışı kaynaklı gelirlerine yönelik bir gelir vergisi istisnasıdır. Bu nedenle düzenlemenin uygulanmasında, gelirin gerçek kişiye mi yoksa yurt dışındaki şirket veya işletmeye mi ait olduğunun ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir.
Mükerrer 20/D maddesinin uygulanmasında dikkat edilmesi gereken hususlardan biri, kişinin Türkiye’de yerleşmiş sayılmasına rağmen başka bir devletin iç mevzuatı uyarınca da vergi mukimi kabul edilebilmesidir. Nitekim birçok ülkenin vergi mevzuatında; daimi konutun bulunması, ekonomik ve kişisel menfaatlerin devam etmesi, belirli sürelerle ülkede bulunulması veya vatandaşlık gibi nedenlerle vergi mukimliği statüsü devam edebilmektedir. Bu nedenle Türkiye’ye yerleşen bir kişinin Türk vergi mevzuatı bakımından tam mükellef hale gelmesi, her zaman diğer ülkedeki vergi mukimliğinin sona erdiği anlamına gelmemektedir.
Bu gibi durumlarda Türkiye’nin ilgili devlet ile imzaladığı Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmalarında yer alan mukimlik hükümlerinin ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir. Türkiye’nin taraf olduğu ÇVÖA’ların büyük bölümü OECD Model Vergi Anlaşması Tavsiye Kararı esas alınarak hazırlanmış olup, bu anlaşmalarda yer alan daimi mesken, hayati menfaatlerin merkezi, mutad mesken ve vatandaşlık kriterleri dikkate alınarak kişinin anlaşma bakımından hangi devletin mukimi olduğu belirlenmektedir.
Mükerrer 20/D maddesinin uygulanabilmesi bakımından esas olan husus, kişinin Türk iç hukuku çerçevesinde Türkiye’de yerleşmiş sayılarak tam mükellefiyet statüsünü kazanmasıdır. Bununla birlikte çifte mukimlik durumlarında, ilgili devletin iç mevzuatı ve Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşması hükümleri çerçevesinde söz konusu gelirlerin diğer devlette de vergilendirilmesi mümkün olabilecektir.
Kanaatimizce, Mükerrer 20/D kapsamında sağlanan vergisel avantajlardan etkin şekilde yararlanılabilmesi ve ileride ortaya çıkabilecek mukimlik ihtilaflarının önlenebilmesi için, Türkiye’ye yerleşen kişilerin geldikleri ülkedeki daimi mesken, mutad mesken ve ekonomik menfaat bağlarının çifte mukimlik sonucunu doğurup doğurmadığını ayrıca değerlendirmeleri önem arz etmektedir.
7582 sayılı Kanun ile yalnızca gelir vergisi yönünden bir istisna getirilmemiş, aynı zamanda veraset yoluyla gerçekleşen mal intikalleri bakımından da önemli bir vergisel avantaj öngörülmüştür.
Düzenlemeye göre, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun mükerrer 20/D maddesi kapsamında gelir vergisi istisnasından yararlanan kişilerden, söz konusu istisna süresi içerisinde gerçekleşen veraset yoluyla mal intikallerinde veraset ve intikal vergisi oranı %1 olarak uygulanacaktır.
Oysa Veraset ve İntikal Vergisi Kanununda veraset yoluyla gerçekleşen intikaller bakımından uygulanacak vergi oranları matrah dilimlerine göre artan oranlı şekilde belirlenmiş olup, genel sistemde oranlar %1 ila %10 arasında değişmektedir. Buna karşılık Mükerrer 20/D kapsamındaki kişiler için veraset yoluyla gerçekleşen intikallerde doğrudan %1 oranının uygulanacak olması, özellikle yüksek tutarlı servetlerin kuşaklar arası aktarımında önemli bir vergi avantajı sağlamaktadır.
Bu düzenleme, kanun koyucunun yalnızca kişilerin Türkiye’ye yerleşmesini değil, aynı zamanda uzun vadeli olarak servetlerini Türkiye ile ilişkilendirmelerini ve bu servetlerin sonraki nesillere aktarımında Türkiye’yi tercih etmelerini teşvik etmeyi amaçladığını göstermektedir. Bu yönüyle Mükerrer 20/D maddesi, gelir vergisi istisnasının ötesine geçen ve servet transferlerini de kapsayan bütüncül bir teşvik mekanizması niteliği taşımaktadır.
7582 sayılı Kanun ile Gelir Vergisi Kanununa eklenen Mükerrer 20/D maddesi, Türkiye’ye yerleşen belirli kişilerin Türkiye dışında elde ettikleri kazanç ve iratların yirmi yıl süreyle gelir vergisinden istisna edilmesini öngörmektedir. Düzenleme ile uluslararası ölçekte gelir elde eden kişilerin, girişimcilerin ve yatırımcıların Türkiye’ye çekilmesi ve ülkeye döviz girişinin artırılması amaçlanmaktadır.
Maddede gelir unsurları bakımından herhangi bir sınırlamaya yer verilmemiş olması, istisnanın uygulama alanını oldukça genişletmektedir. Bununla birlikte söz konusu istisna şirketlere değil, gerçek kişilere tanınmış olup, uygulamada çifte mukimlik halleri ve Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmalarının etkisinin ayrıca değerlendirilmesi gerekecektir.
Öte yandan düzenleme yalnızca gelir vergisi avantajı sağlamakla kalmamakta, istisnadan yararlanan kişilerin istisna süresi içerisinde gerçekleşen veraset yoluyla mal intikallerinde %1 oranında veraset ve intikal vergisine tabi tutulmalarını da öngörmektedir. Bu yönüyle düzenleme, gelir vergisi istisnasının ötesine geçerek servet transferlerini de kapsayan bütüncül bir teşvik mekanizması niteliği taşımaktadır.
Sonuç olarak Mükerrer 20/D maddesi, Türk vergi sisteminde uluslararası vergi rekabetini artırmaya yönelik en önemli düzenlemelerden biri olup, Türkiye’nin yatırım, sermaye ve nitelikli insan kaynağı çekme kapasitesini güçlendirmeyi amaçlayan stratejik bir vergi politikası aracı olarak öne çıkmaktadır.
KAYNAKÇA
1. 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu,?
2. 7582 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun,?
3. 7338 sayılı Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu,
4. OECD Konseyi 30 Temmuz 1963 Tarihli Çifte Vergilendirmenin Önlenmesine İlişkin Tabsiye Kararı
16.06.2026
Kaynak: www.MuhasebeTR.com
(Bu makale kaynak göstermeden yayınlanamaz. Kaynak gösterilse dahi, makale aktif link verilerek yayınlanabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayınlayanlar hakkında yasal işlem yapılacaktır.)
>> Duyurulardan haberdar olmak için E-Posta Listemize kayıt olun.
>> SGK Teşvikleri (150 Sayfa) Ücretsiz E-Kitap: hemen indir.
>> MuhasebeTR mobil uygulamasını Apple Store 'dan hemen indir.
>> MuhasebeTR mobil uygulamasını Google Play 'den hemen indir.
>> YILIN KAMPANYASI: Muhasebecilere Özel Web Sitesi 1.666 TL + KDV Ayrıntılar için tıklayın.