YAZARLARIMIZ
İbrahim Karaduman
Vergi Müfettişi
E. Gelirler Kontrolörü
karaduman1983@yahoo.com



Kaçak CEO Carlos Ghosn Türkiye’de Çalışsaydı Ne Olurdu?

Geçtiğimiz haftanın en önemli gündem maddelerinden birisi; Mitsubishi, Renault ve Nissan’ın eski CEO’su Carlos Ghosn’un Japonya’dan kaçışıydı. Elbette kaçış hikâyesinin ülkemizde de gündem olmasının en önemli sebebi, duraklarından bir tanesinin İstanbul olması ve kaçış yapılan jetlerin bir Türk şirketine ait olmasıydı.

65 yaşındaki Lübnan asıllı Ghosn, aynı zamanda Brezilya ve Fransa pasaportlarına da sahip. Ghosn’un Japonya’da halen soruşturması devam etmekte ve Tokyo’da ev hapsinde tutulmaktaydı. Ev hapsinde tutulmakta olan Ghosn, filmleri aratmayacak bir şekilde Tokyo’dan özel uçakla İstanbul’a, oradan da Lübnan’ın başkenti Beyrut’a kaçtı. Lübnan’ın tercih edilmesinin nedeni ise çok net. Japonya ile Lübnan arasında suçluların iadesi anlaşması bulunmuyor. Haberlere göre; evinde bir parti düzenliyormuş gibi davranan Ghosn’un adamları, müzisyen olarak eve girdi ve evden kontrbas taşıma çantasının içinde Ghosn’u kaçırdı. Kara yoluyla Tokyo’dan 6 saatlik mesafedeki Osaka kentine gelen Ghosn, burada bulunan Kansai Uluslararası Havalimanından bir Türk şirketine ait özel jetle hareket etti. Rus hava sahasına da giren özel jet, İstanbul Atatürk Havalimanına iniş yaptı. Daha sonra aynı Türk şirketine ait daha küçük bir jeti kullanarak İstanbul’dan Beyrut’a geçti. Ghosn’un Atatürk Havalimanında yaklaşık 1,5 saat kaldığı, sonra da Beyrut için yola çıktığı düşünülüyor. Atatürk Havalimanında gümrükten geçip geçmediği ise henüz bilinmiyor. Ghosn, kaçışıyla ilgili Bloomberg’e bir de açıklama yaptı. Açıklamasında; “ailesinin kaçışta bir rolü olmadığını, ayrımcılığın yaygın olduğu ve temel insan haklarının yok sayıldığı hileli Japon adalet sistemi tarafından rehin tutulduğunu, adaletten kaçmadığını, adaletsizlik ve politik eziyetten kaçtığını” ifade etti.

Kaçış hikâyesi kısaca böyle. Konuya daha detaylı olarak vakıf olmak isteyenler haberleri dikkatle inceleyip takip edebilir veya bir süre sonra gösterime girmesi muhtemel filmi bekleyebilirler.

Ben de, söz konusu kaçış serüvenine ilişkin haberleri okuyunca, mesleki olarak, aklıma gelen ilk konu Ghosn’un soruşturmaya konu suçları oldu. Konuyla ilgili yaptığım araştırmalarda, Ghosn’a atfedilen suçların temel olarak aşağıdaki gibi olduğunu ve bu suçlar için yaklaşık 10 yıla kadar hapis cezası istendiğini gördüm. Siz yine de suç dediğime bakmayın, ülkemiz açısından aslında bunlar oldukça sık karşılaşılan, sıradan, suç oluşturmayan şeyler. Okuyunca anlayacaksınız. Bakalım neymiş bu suçlar?

1- Aldığı ücreti düşük göstermek: Carlos Ghosn’a yöneltilen temel suçlama; aldığı ücreti düşük göstermek. 2010-2014 yılları arasında, CEO olarak toplam ücret geliri 88.6 milyon dolar olan Ghosn, bu geliri 44.2 milyon dolar olarak beyan etmekle suçlanıyor.

2- Çocuklarının okul masraflarını şirkete ödetmek: Ghosn’a yöneltilen bir diğer suçlama, Stanford Üniversitesine gönderdiği dört çocuğunun okul masraflarını Nissan şirketine ödetmek. 2004-2015 yılları arasında, toplam 601 bin dolar tutan okul masraflarının şirket tarafından ödendiği belirtiliyor. Ghosn’un savunması ise bu durumun şirketle yaptığı iş sözleşmesinin bir parçası olduğunu yönünde.

3- Hollandalı bir ortak girişimle ilgili iddialar: Ghosn’un 2017’de ücret gelirinin yanında Hollandalı bir ortak girişimden de tazminat aldığı, bu tazminatı beyan ettiği, ancak bu ortak girişimin Ghosn’un, eşinin ve dostları olan sekiz çiftin Rio karnavalındaki bir hafta sonunu finanse ettiği iddia ediliyor.

Yöneltilen suçları ve 10 yıla kadar hapis cezası istendiğini okuyunca ne kadar şaşırdığınızı görür gibiyim. Eğer Ghosn, yukarıdaki eylemleri Türkiye’de gerçekleştirseydi neler olurdu, gelin yine aynı sırayla bakalım.

1- Ghosn’un, 2010 ile 2014 yıllarında, 88.6 milyon dolar olan toplam ücretini 44.2 milyon dolar olarak beyan ettiği tespit edilseydi, Ghosn hakkında hiçbir işlem yapılmayacaktı. Çünkü (ilgili yıllarda) 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 86’ncı maddesi uyarınca tek işverenden elde edilen ve tevkifata tabi tutulan ücretlerin tutarı ne olursa olsun beyan edilmesi gerekmiyor. Dolayısıyla, Ghosn’un da beyan yükümlülüğü bulunmayacaktı. Böyle bir durumun tespiti halinde, Gelir Vergisi Kanununun 94’üncü maddesi uyarınca tevkifat yapmak ve muhtasar beyanname ile bunu beyan etmekle yükümlü olan şirkete vergi sorumlusu sıfatıyla, artan oranlı tarifeye göre gelir vergisi (stopaj) tarhiyatı yapılacak, bir kat vergi ziyaı cezası kesilecekti. Şirket ile Ghosn arasındaki durum ise tamamen özel hukuk ilişkisi kapsamında değerlendirilecek ve şirket isterse parasal olarak Ghosn’a rücu edebilecekti.

2- Stanford Üniversitesine gönderdiği dört çocuğunun okul masraflarının şirket tarafından ödendiğinin tespiti halinde ise söz konusu giderler 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 40’ıncı maddesinin 1’inci fıkrasına göre, ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için yapılan genel gider mahiyetinde olmadığından, kanunen kabul edilmeyen gider kapsamında değerlendirilecek, şirket adına kurumlar vergisi tarhiyatı yapılacak ve bir kat vergi ziyaı cezası kesilecekti.

Ayrıca, Ghosn’un çocukları için yapılan harcamalar 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 13’üncü maddesi kapsamında transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımı kapsamında da değerlendirilerek, söz konusu tutarlar Ghosn’a yapılan kar dağıtımı olarak kabul edilecekti. Ancak yine Gelir Vergisi Kanununun 94’üncü maddesi uyarınca tevkifat yapmak ve muhtasar beyanname ile bunu beyan etmekle yükümlü olan şirkete vergi sorumlusu sıfatıyla gelir vergisi (stopaj) tarhiyatı yapılacak (net kar payı brüte iblağ edilerek bu tutar üzerinden % 15 oranında tevkifat yapılacaktır) ve bir kat vergi ziyaı cezası kesilecekti.

Ayrıca, Ghosn açısından menkul sermaye iradı (kar payı) niteliğinde olan bu tutarın Gelir Vergisi Kanununun 86’ncı maddesi uyarınca beyanı gerektiğinden, aynı Kanunun 22’nci maddesi uyarınca yarısı istisna kabul edilerek artan oranlı gelir vergisi tarifesine göre gelir vergisi tarhiyatı yapılacaktı. Şirkete yapılan tarhiyat nedeniyle ödenen vergi mahsup edilerek, ziyaa uğratılan verginin bir katı tutarında vergi ziyaı cezası kesilecekti.

Yine eğer durum Ghosn’un savunmasında belirttiği gibi şirketle yaptığı iş sözleşmesinin bir parçası ise, gelir ücret olarak değerlendirilerek 1’inci maddede belirttiğimiz gibi vergilendirilecekti.

3- Ortak girişimin, Ghosn’un eşinin ve dostları olan sekiz çiftin Rio karnavalındaki bir hafta sonunu finanse ettiği ettiğinin tespiti halinde ise (eğer tespit edilebilirse), Ghosn’a sağlanan bu ayni menfaatlerin (aldığı tazminatı beyan ettiği ancak tazminatın mahiyeti belli olmadığından, mevzuatımız açısından hangi gelir unsuru olduğu anlaşılmıyor) parasal karşılığı tespit edilecek ve bu tutar üzerinden ilgili gelir unsuruna göre gelir vergisi tarhiyatı yapılarak bir kat vergi ziyaı cezası kesilecekti.

Yukarıda belirtilen tarhiyat ve cezalarla ilgili olarak kanun yollarına yapılan başvurular (uzlaşma, cezalarda indirim vb.) sonucunda muhtemelen toplam tutarlar üzerinden belli oranlarda indirimler de yapılacaktı.

Yapılan açıklamalardan da anlaşılacağı üzere; söz konusu eylemlerin hiçbiri kaçakçılık suçu kapsamında olmadığı ve hapis cezasını gerektirmediği gibi, tarhiyatların ve cezaların çok büyük bir kısmı da şirket adına yapılacaktı. Dolayısıyla Ghosn; özgürce, elini kolunu sallayarak yaşamına devam edecek ve bu kaçışa hiç ihtiyacı olmayacaktı. Bunlar olmadığı gibi; prestijini ve saygınlığını koruyarak (muhtemelen artırarak) görevine devam edecek, yükselişini sürdürecekti. Japonya’daki uygulama ile ülkemizdeki uygulama karşılaştırıldığında ortada çok büyük farklılıklar olduğu net olarak görünüyor. Bu konuda bizce iki yaklaşımın da doğru olma ihtimali yok. Ya Japonlar yanlış yapıyor, ya da biz. Hangisi doğru, hangisi yanlış? Siz karar verin…

06.01.2020

Kaynak: www.MuhasebeTR.com
(Bu makale kaynak göstermeden yayınlanamaz. Kaynak gösterilse dahi, makale aktif link verilerek yayınlanabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayınlayanlar hakkında yasal işlem yapılacaktır.)

GÜNDEM