BASINDAN YAZILAR
Türkiye İçin İdeal Kur Ne Olmalı? / Osman Arıoğlu - MuhasebeTR

Türkiye İçin İdeal Kur Ne Olmalı? / Osman Arıoğlu

 

Merkez Bankası, PPK toplantısı sonrasında faiz koridoru üst sınırında uygulanmakta olan faiz oranlarında bir puanlık bir indirime gitmiş...

Merkez Bankası, PPK toplantısı sonrasında faiz koridoru üst sınırında uygulanmakta olan faiz oranlarında bir puanlık bir indirime gitmiş, bunun dışında uluslararası piyasadaki belirsizliğin devam ettiği vurgusunu yapmış, iç talep ve enflasyon konusundaki mevcut gidişattan memnun olunduğunu ifade etmiştir. 

Şu anda önemli olan, dünya ekonomisindeki iyileşme sürecinin kalıcı mı, yoksa arızi mi olduğu konusudur. Geçen yılın son aylarında birçok ekonomi yorumcusu bu yılın ilk yarısının zorlu geçeceği dünya ekonomisinde yeni dip olabileceği beklentisi taşıyordu. Oysa gerçekleşen, beklenenden daha hızlı bir iyileşme eğilimi oldu. 
Piyasalar daha ziyade geleceğe yönelik beklentilere göre hareket eder. Bu nedenle de piyasa hareketleri, olması gerekenden daha sert bir şekilde gerçekleşiyor. Kötü beklentilerde dozajı biraz daha sert olsa da olumlu yöndeki beklentilerde de hareket normalin biraz üzerinde gerçekleşiyor. 

Türkiye ne yapmalı? 

Son günlerde dünya ve Türkiye piyasalarında yaşanan gelişmeleri değerlendirdiğimizde, Yunanistan'a yardım kararı sonrasında piyasalarda beklentilerin gerçekleşmesinin sağladığı bir bekleme dönemi oluştuysa da olumlu yöndeki gidişatın devam edeceğini belirtebiliriz. 

Bu durumda ABD ve AB Merkez bankalarınca sağlanan likidite bolluğunun gelişmekte olan ve nispeten daha kârlı piyasalara yönelmesinin giderek hızlanacağını öngörebiliriz. Bu durum gelişmekte olan ekonomilerin büyüme hızlarının biraz daha yükselmesine yardımcı olacaktır. 

Dünya ekonomik krizi, gelişmiş ülkelerdeki büyüme hızının sıfıra yakın gerçekleşmesi ve gelişmekte olan ülkelerin daha hızlı büyümesiyle bir anlamda gelir dağılımının gelişmekte olan ülkeler lehine düzeltilmesine neden olmuştur. Elbette ekonomik kriz az ya da çok bütün ülkeleri etkilemiştir. Sonuçta sağlanan gelişmeler her ülke açısından önemli dersler çıkarılacak niteliktedir. 

Türkiye açısından hemfikir olunan birinci tespit, gelişmekte olan ülkeler içerisinde, krizden en az etkilenen ülkelerden birisi olunmasıdır. Bunun ana nedeni başta Merkez Bankası olmak üzere ekonomi yönetiminin proaktif tutumu ve 2003 sonrasında "kültür" haline gelen mali disiplin anlayışıdır. Geçen yıl bunlara bir de cari açıkla mücadelenin önemi ve gereği eklenmiştir. Şimdi önemli olan kontrollü bir cari açıkla düzenli %5 civarında ekonomik büyüme sağlayan bir yapının kalıcı hale getirilmesidir. 

Kur ne olmalı? 

Dünyadaki likidite bolluğu henüz enflasyon yaratma noktasına gelmeden ekonomideki büyüme sürecinin devamı için düşük veya yüksek kur değil, gerçekçi kur politikasının önemli olduğunu bir kez daha belirtmeliyiz. Kurun şu an geldiği seviye itibarıyla %7,5 civarında değer kazandığını ama Merkez Bankası Başkanı'nın dolar kuru 1,90'lı seviyelerdeyken belirttiği reel efektif kur endeksine göre, TL'nin olması gerekene göre %15 düşük değerli hale geldiği tespitini dikkate aldığımızda, dolar kurunun 1,65'lere kadar gerilemesinin normal olduğunu söylemeliyiz. Ancak bu seviyelerin aşılacağının görülmesi durumunda Merkez güçlü döviz alımlarıyla duruma müdahale edebilecektir. 

İhracatın özendirilmesi bakımından TL'nin olması gerekene göre %5'i geçmeyen bir düşük değerli seyri yeterli olabilecektir. Bu da 1,74 civarında bir dolar kuruna tekabül etmektedir. Gerçekçi kurun daha doğru olduğunu söylememizin temel nedeni; cari açığı önleyici tedbirleri ne kadar güçlü alsak da yıllık yaklaşık 55 milyar dolar civarındaki enerji faturamızın fazla değişmeyeceğini, yüksek kurun yerli kaynakların daha fazla dışarıya transferi anlamına gelebileceği, buna karşılık iç talebin kontrolüne yönelik politikaların daha etkili olacağını belirtmeliyiz. İthalat yapısını değiştirmeye yönelik yapısal önlemler elbette konunun olmazsa olmazı olmaya devam edecektir. 

(Bugün Gazetesi | 24.02.2012)

GÜNDEM