Vedat Erdem
Sermaye taahhüdü sermaye şirketlerinde ortakların üstlendiği asli ve kurucu nitelikte bir borçtur. Bu borcun ifası, şirket malvarlığının oluşturulması ve korunması bakımından merkezi bir öneme sahiptir. Türk Ticaret Kanunu sistematiğinde nakdi sermaye borcunun kural olarak doğrudan şirkete ödenmesi gerektiği kabul edilmekte; bu yaklaşımın temelinde sermayenin korunması ilkesi ve şirket alacaklılarının güvence altına alınması amacı yer almaktadır.
Bununla birlikte uygulamada, sermaye borçlusu ortağın şirketin üçüncü kişilere olan borçlarını şirket adına ödemesi ve bu ödemenin sermaye taahhüdüne mahsup edilip edilemeyeceği tartışma konusu olmaktadır. Özellikle şirketin pasifinde azalma sağlayan bu tür ödemelerin, şirket malvarlığını fiilen güçlendirdiği açıktır. Bu noktada mesele, sermaye borcunun ifasında şekli yaklaşım ile ekonomik gerçeklik yaklaşımı arasında yapılacak tercihte düğümlenmektedir. Bu bağlamda çalışma konumuz ortağın üçüncü kişiye yaptığı ödemenin sermaye borcuna mahsup edilebilme durumu yargı kararı ışığında ele alınmıştır.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 83’üncü maddesinde “Borcun, bizzat borçlu tarafından ifa* edilmesinde alacaklının menfaati bulunmadıkça borçlu, borcunu şahsen ifa etmekle yükümlü değildir.”
-127’nci maddesinde “Alacaklıya ifada bulunan üçüncü kişi, aşağıdaki hâllerde ifası ölçüsünde alacaklının haklarına halef** olur:
1.Başkasının borcu için rehnedilen bir şeyi rehinden kurtardığı ve bu şey üzerinde mülkiyet veya başka bir ayni hakkı bulunduğu takdirde.
2.Alacaklıya ifada bulunan üçüncü kişinin ona halef olacağı, borçlu tarafından ifadan önce alacaklıya bildirildiği takdirde.
Diğer halefiyet hâllerine ilişkin kanun hükümleri saklıdır.”
-139’uncu maddesinde “İki kişi, karşılıklı olarak bir miktar para veya özdeş diğer edimleri birbirine borçlu oldukları takdirde, her iki borç muaccel ise her biri alacağını borcuyla takas edebilir. Alacaklardan biri çekişmeli olsa bile takas ileri sürülebilir. Zamanaşımına uğramış bir alacağın takası, ancak takas edilebileceği anda henüz zamanaşımına uğramamış olması koşuluyla ileri sürülebilir.”
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun;
-127’nci maddesinde “(1) Kanunda aksine hüküm olmadıkça ticaret şirketlerine sermaye olarak;
a) Para, alacak, kıymetli evrak ve sermaye şirketlerine ait paylar,
b) Fikrî mülkiyet hakları,
c) Taşınırlar ve her çeşit taşınmaz,
d) Taşınır ve taşınmazların faydalanma ve kullanma hakları,
e) Kişisel emek,
f) Ticari itibar,
g) Ticari işletmeler,
h) Haklı olarak kullanılan devredilebilir elektronik ortamlar, alanlar, adlar ve işaretler gibi değerler,
i) Maden ruhsatnameleri ve bunun gibi ekonomik değeri olan diğer haklar,
j) Devrolunabilen ve nakden değerlendirilebilen her türlü değer konabilir.”
(2) Kanunun 307’nci maddesinin ikinci, 342’nci maddesinin birinci ve 581’inci maddesinin birinci fıkra hükümleri saklıdır.
-344’üncü maddesinde; “(1) Nakden taahhüt edilen payların itibarî değerlerinin en az yüzde yirmi beşi tescilden önce, gerisi de şirketin tescilini izleyen yirmi dört ay içinde ödenir. Payların çıkarma primlerinin tamamı tescilden önce ödenir.
(2) Sermaye Piyasası Kanununun pay bedellerinin ödenmelerine ilişkin hükümleri saklıdır.”
-345’inci maddesinde “(1) Nakdî ödemeler, 19/10/2005 tarihli ve 5411 sayılı Bankacılık Kanununa bağlı bir bankada, kurulmakta olan şirket adına açılacak özel bir hesaba, sadece şirketin kullanabileceği şekilde yatırılır. Taahhüt edilen payların, kanunda veya esas sözleşmede öngörülmüş bulunan ve kanunda yazılı olandan daha yüksek olan tutarlarının ödendiği, ticaret siciline yöneltilecek bir banka mektubu ile ispatlanır. Banka, bu tutarı, şirketin tüzel kişilik kazandığını bildiren bir sicil müdürlüğü yazısının sunulması üzerine, sadece şirkete öder.
(2) Şirket, 335 inci maddenin birinci fıkrasında öngörülen noter onayı veya şirket sözleşmesinin ticaret sicili müdürü yahut yardımcısı huzurunda imzalanma tarihinden itibaren, üç ay içinde tüzel kişilik kazanamadığı takdirde, bu hususu doğrulayan bir sicil müdürlüğü yazısının sunulması üzerine, bedeller banka tarafından sahiplerine geri verilir.”
-585’inci maddesinde “(1) Şirket, kurucuların, kanuna uygun olarak düzenlenmiş bulunan, sermayenin tamamını ödemeyi şartsız olarak taahhüt ettikleri, ticaret sicili müdürlüğünde yetkilendirilmiş personelin huzurunda imzaladığı şirket sözleşmesinde limited şirket kurma iradelerini açıklamalarıyla kurulur. Esas sermaye pay bedellerinin ödenmesi, ödeme yeri, ifa borcu, ifa etmemenin sonuçları, bedelleri tamamen ödenmemiş payların devri hususlarında bu Kanunun anonim şirketlere ilişkin hükümleri kıyasen uygulanır. Ancak nakden taahhüt edilen payların itibari değerlerinin en az yüzde yirmi beşinin tescilden önce ödenmesi şartı limited şirketler bakımından uygulanmaz. 588 inci maddenin birinci fıkra hükümleri saklıdır.”
Örnek yargı kararı:
Taraflar arasında görülen davada ... 8. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 19/02/2015 tarih ve 2011/324-2015/118 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Asıl davada davacı vekili, müvekkilinin davalı şirketin ortağı olduğunu, şirketin 22/02/2011 tarihine kadar müvekkili ile davalı ...’den oluşan iki ortaklı bir şirket iken, ortakların mevcut hisselerinin bir kısmını diğer davalı ...'e devretmeleri ile işbu davalının da şirkete ortak olduğunu, şirketin müdürlerinin ise, müvekkili ile davalı ... olup, şirketi her konuda münferiden temsil ve ilzama yetkili olduklarını, davalı ...'ın kayınbiraderi olan dava dışı ...’e her biri 15/12/2010 tanzim tarihli ve 1.500.000,00 TL bedelli toplam 3.000.000,00 TL’lik 2 adet bonoyu şirket adına tanzim ederek verdiğini, borcun ise şirket kayıtlarında bulunmadığını ve bonoların düzenlenme sebebinin bilinmediğini, bonoları alan dava dışı şahsın davalı şirket ve senetlerde aval veren konumunda olan davalı ... aleyhine ihtiyati haciz kararı alarak şirketin mallarını haczettirdiğini, daha sonra esas takibe geçildiğini, davalıların 18/05/2011 tarihinde müvekkilinin bilgisi dışında toplanarak şirketin temsil şeklini değiştiren yeni bir karar aldıklarını, başta davalı ... olmak üzere davalı ortakların yetkilerini kötüye kullandıklarını, davalı ...’ın şirket kayıtlarında herhangi bir borç bulunmamasına rağmen müvekkilinin haberi olmadan 2 adet bono keşide ederek şirketi zarara uğrattığını, diğer davalının da davalı ... ile birlikte hareket ederek 18/05/2011 tarihli kararı aldıklarını, müvekkilinin tek başına temsil yetkisini kaldırarak icra takibine karşı açılan menfi tespit davasının şirket adına takip ve devamını engellemeye çalıştıklarını, kararın yok hükmünde olduğunu, şirketin devamında bir yarar görülmemesi nedeniyle fesih ve tasfiyesine karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek, davalı şirket ortaklarının yönetim yetkilerini kötüye kullanmaları nedeniyle tedbiren yönetim yetkilerinin kaldırılmasına, bilahare azillerine, hisse devrinin durdurulmasına ve iptaline, davalıların ortaklıktan çıkarılmalarına, şirkete dava sonuna kadar kayyım tayinine, şirketin feshine karar verilmesini talep ve dava etmiş, yargılama sırasında şirketin feshi isteminden vazgeçtiklerini beyan etmiş, birleşen davanın ise, reddini istemiştir.
Asıl davada davalılar ... ve ... vekili, müvekkillerinin şirket aleyhine işlem yaptıkları iddiasının gerçek dışı olduğu, tam tersine davacının şirketi zarara uğrattığını, davacının halen şirkete nakdi sermaye koyma borcunun olduğunu, şirkete karşı muvazaalı eylemlerde bulunup, mal kaçırınca temsil yetkisini değiştirmek zorunda kaldıklarını, davacının müvekkili ...'ün hangi işlemi ile ihlalde bulunduğunu açıklamadığını, karşı tarafın tüm dayanağının bonoya dayalı icra takibi olduğunu, davacının sadece varsayımlara dayalı olarak iddialarda bulunduğunu, iddialarını da ispat edemediğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Asıl davada davalı-birleşen davada davacı vekili, davacının iddialarının asılsız olduğunu, davacının müvekkili şirketin imkanlarını kendi çıkarlarına alet ettiğini ve muvazaalı, hileli iş ve eylemlerde bulunduğunu savunarak, asıl davanın reddini istemiş, birleşen davada ise, davalının sermaye ödeme borcunu yapılan ihtarlara rağmen yerine getirmediğini ayrıca, müvekkili şirket eli ile o tarihte davalı üzerine kayıtlı taşınmaz üzerine balık üretim tesisi inşa edilmesinin planlandığını, işin bir kısmının dava dışı ... İnş. Taah. San. Tic. Ltd. Şti’ne verildiğini, davalının müvekkili şirkete ödemesi gereken inşaat bedelini hiç ödemediği gibi, üzerine tesis inşa edilen taşınmazı da muvazaalı olarak yakın arkadaşlarına devrettiğini, davacının müvekkili şirketi zarara uğrattığını ileri sürerek, davalının esas sermayenin azaltılması hakkındaki hükümlere riayet edilerek veya payı esas sermayenin itibari miktarını geçen mallardan ödenerek şirket ortaklığından çıkartılmasını talep ve dava etmiştir.
Mahkemece iddia, savunma, toplanılan deliller, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, asıl davada davacının, davalılar ... ve ...’ün şirket ortaklığından çıkarılmalarına ilişkin talebi bakımından 6762 sayılı TTK’nın 551/3 m. uyarınca aktif husumet ehliyetinin bulunmadığı zira, ortağın şirketten çıkarılması istemiyle dava açma hakkının münhasıran şirket tüzel kişiliğine ait olduğu, şirketin fesih ve tasfiyesine dair talebin asıl davada davacı tarafça geri alındığı ve buna davalı tarafın da bir itirazının bulunmadığı, 18/05/2011 tarihli ortaklar kurulu toplantısına davalılar ... ve ...'ün katıldığı, davacının toplantıda hazır bulunmadığı, kararda toplantıya davetin kanun ve ana sözleşmede ön görüldüğü gibi ve gündemi de ihtiva edecek şekilde ortaklara ... PTT'sinden 11/05/2011 tarihinde taahhütlü mektupla toplantı gün ve gündeminin bildirilmesi suretiyle süresi içerisinde yapıldığı ibaresi yer alsa da, ... PTT Merkez Müdürlüğü'nün 16/10/2012 tarih ve 337 sayılı yazılarında, ortaklar kurulu kararında bahsi geçen 11/05/2011 tarihinde ... PTT'si tarafından davacı ortağa iletilmek üzere kabul edilen bir taahhütlü ya da iadeli taahhütlü gönderinin bulunmadığı belirtildiğinden toplantıya çağrı bildiriminin davalı şirket tarafından usulüne uygun şekilde davacıya taahhütlü mektupla yapıldığı yönünde bir delil mevcut olmamakla, 6762 sayılı TTK’nın 538/4 maddesindeki emredici nitelikteki yasal çağrı şartlarının yerine getirilmemiş olması karşısında 18/05/2011 tarihli ortaklar kurulu kararının batıl olduğunun kabulü gerektiği, birleşen davadaki talep yönünden ise, her ne kadar davalının yapılan ihtarlara rağmen sermaye koyma borcunu yerine getirmediği ileri sürülmüş ise de, davalının Finansbank .... Şubesi’ndeki hesabından 29/06/2012, 31/07/2012 ve 31/08/2012 tarihli, 100.000,00’er TL bedelli ve 29/09/2012 tarihli ve 71.256,38 TL bedelli olmak üzere toplam 371.256,38 TL tutarında 4 adet çeki şirket borcu için dava dışı ... İnşaat Ltd. Şti. lehine tanzim ettiği, kural olarak sermaye borcunun doğrudan şirkete ödeme yapılarak ifası gerekmekle birlikte sermaye borçlusu ortak tarafından şirketin borcu için 3. kişiye yapılan ödemenin ortağın sermaye borcu ile takas edilmesinde herhangi bir engel bulunmadığı, başlangıçta temerrüt söz konusu olmakla birlikte daha sonra anılan çeklerle ve sermaye borcunu aşan miktarda dava dışı 3. kişiye şirket borcu için ödemede bulunulduğu, bu ödemelerin şirket kayıtlarına da intikal ettirilip, davalı hesabına alacak, dava dışı ... İnşaat Ltd. Şti'ne borç kaydedilmek suretiyle .... İnşaat Ltd. Şti’nin cari hesabının kapatıldığı ayrıca, diğer sebep olarak ileri sürelen arazinin satın alınması aşamasında, alım bedeli ve maliki konumunda davalı ile şirket arasında, inşa edilecek tesisin maliyetinin karşılanması ve sonrasında tesisin şirket tarafından belirli bir süre kullanılması hususları bakımından bir sözleşme veya yazılı başkaca bir belge bulunmadığı ancak, tesisi inşa eden dava dışı ... İnşaat Ltd. Şti'nin şirket kayıtlarında cari hesabının bulunduğu ve bu kayıtlara göre de davalı tarafından şirket hesabına, dava dışı ... İnşaat Ltd. Şti’ne 371.256,38 TL ödeme yapıldığı, kalan 1.143.881,38 TL inşaat bedelinin 772.625,00 TL'lik kısmının da şirket tarafından karşılandığı, şirket ticari defterlerinin sahibi lehine delil vasfı bulunmaması karşısında ancak aleyhe delil olarak değerlendirilebilecek oluşu da dikkate alınarak, şirketin, davalıdan alacağının ispatına yeterli olmadığı, şirketin ödenen inşaat giderleri tutarında vekaletsiz iş görme ve sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca arazi üzerine yapılan tesisin maliyetini karşıladığı nispette talepte bulunma hakkına sahip olduğu açık olmakla birlikte, şirketin bu alacağının lehine delil vasfı bulunmayan defter kayıtları dışında yukarıda belirtilen şekilde talep imkanının bulunduğu da dikkate alınarak, davalının ortaklıktan çıkarılmasına ilişkin istemin yerinde olmadığı, keza davalı ortağın çıkarılmasına yönelik bir genel kurul kararının da mevcut bulunmadığı, 18/05/2011 tarihli ortaklar kurulu kararının iptaline karar verilmiş olması da dikkate alınarak bu durum karşısında ayrıca yönetim yetkilerinden azle dair talep şartlarının mevcut olmadığı gerekçesiyle, asıl davada, davalı şirketin 18/05/2011 tarihli ortaklar kurulu kararının butlanının tespiti ile bu nedenle kararın iptaline, karar kesinleştiğinde iptal kararının tescil ve ilanına, davalıların ortaklıktan çıkarılmasına dair talebin aktif husumet yokluğu nedeniyle reddine, şirketin fesih ve tasfiyesine dair talep geri alınmış olmakla esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına, davalıların yönetim yetkilerinden azillerine dair talep yerinde görülmediğinden reddine, birleşen davanın da, reddine karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
…
3-Birleşen davada davacı ... Ltd. Şti. vekilinin birleşen davaya yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine gelince ise; Dava, davalı şirket ortağının şirketten çıkartılması istemine ilişkin olup, mahkemenin de kabulünde olduğu üzere bu talep iki ana sebebe dayanmaktadır. Bunlardan biri, ortağın sermaye borcunu ödememesidir. Şirketin 15/11/2009 tarihli sermaye artırımı kararı gereğince şirket sermayesinin 5.000,00 TL’den 600.000,00 TL’ye çıkartıldığı ve artırılan nakit sermayenin 1/4’ünün 07/04/2010 tarihine kadar, kalanının ise, 31/12/2011 tarihine kadar ödenmesinin kararlaştırıldığı, artırılan sermayenin davacı tarafından ödenmemesi üzerine şirketin 20/05/2011 ve 20/06/2011 tarihlerinde ödeme ihtarında bulunduğu iddia edilmiş ve davacı tarafça sermaye borcunun ödenmemesinin şirketten çıkartılması için haklı sebep olduğu ileri sürülmüş ve mahkemece de, davalı ortağın Finansbank ... Şubesi’ndeki hesabından 371.256,38 TL bedelli 4 adet çeki şirket borcu için dava dışı ... İnşaat Ltd. Şti. lehine tanzim ettiği, kural olarak sermaye borcunun doğrudan şirkete ödeme yapılarak ifası gerekmekle birlikte sermaye borçlusu ortak tarafından şirketin borcu için 3. kişiye yapılan ödemenin ortağın sermaye borcu ile takas edilmesinde herhangi bir engel bulunmadığı, başlangıçta ilk 1/4'lük bölümün ödenmesinde temerrüt söz konusu olmasına rağmen daha sonra anılan çeklerle sermaye borcunu aşan miktarda dava dışı 3. kişiye şirket borcu için ödemede bulunulduğu, bu ödemelerin şirket kayıtlarına da intikal ettirilip, davalı hesabına alacak ve dava dışı ... İnşaat Ltd. Şti'ne borç kaydedilmek suretiyle ... İnşaat Ltd. Şti'nin cari hesabının kapatıldığı, dava dışı ... İnşaat Ltd. Şti'ne yapılan ödemenin 3. şahsın borcunu ifa mahiyetinde olduğunun kabul edildiği anlaşılmıştır.
Davalı ortağın ortaklıktan çıkartılması için ikinci ana gerekçe olarak davalı adına kayıtlı taşınmaz üzerinde şirket eli ile balık üretim tesisi inşa edilmesinin planlandığı, tesisin yapım işinin bir kısmının şirket tarafından ... İnşaat Ltd. Şti.'ne verildiği ve taraflar arasında sözleşme imzalandığı, inşaatın bittiği ve yapı kullanma izin belgesi alındığı ancak, davalının inşaattan doğan davalı şirket alacağını ödemediği, başta ticari amaçlarla davalı üzerine arazinin alındığı, şirketin kullanımına bırakılmak üzere arazi üzerinde tesis yapılması istendiği, davalının kendi arazisi üzerine şirket kaynaklarından tesis inşa ettirdiği, alt taşeronun parasını ödeme işinin şirkete yüklendiği, davalının ise, şirkete ödemesi gereken inşaat bedelini hiç ödemediği gibi, üzerine tesis inşa edilen taşınmazı yakın arkadaşına, düşük bedelle muvazaalı olarak devrettiği iddiasına dayandırıldığı, mahkemece işbu iddia yönünden ise; arazinin satın alınması aşamasında alım bedeli ve arazinin maliki konumunda olan davalı ortak ile şirket arasında, arazi üzerinde inşa edilecek tesisin maliyetinin karşılanması ve sonrasında tesisin şirket tarafından belirli bir süre kullanılması hususları bakımından taraflar arasında bir sözleşme ve yazılı bir başkaca belge bulunmadığı ancak, tesisi inşa eden dava dışı ... İnşaat Ltd. Şti.'nin şirket kayıtlarında cari hesabının olduğu ve bu kayıtlara göre de davalı tarafından şirket hesabına dava dışı ... İnşaat Ltd. Şti.'ne 371.256,38 TL tutarında ödeme yapıldığı, kalan 1.143.881,38 TL tutarındaki inşaat bedelinin 772.625,00 TL'lik kısmının da şirket tarafından karşılandığı, şirket ticari defterlerinin sahibi lehine delil vasfı bulunmaması karşısında ancak aleyhe delil olarak değerlendirilebileceğinden şirketin davalıdan alacağının ispata yeterli olmadığı, şirketin ödenen inşaat giderleri tutarında vekaletsiz iş görme ve sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca arazi üzerine yapılan tesisin maliyetini karşıladığı nispette talepte bulunma hakkına sahip olduğu açık olmakla birlikte, şirketin bu alacağının lehine delil vasfı bulunmayan defter kayıtları dışında talep imkanının bulunduğu da dikkate alınarak, davalının ortaklıktan çıkarılmasına ilişkin istemin yerinde olmadığı, keza davalı karşı davacı ortağın çıkarılmasına yönelik bir genel kurul kararının da mevcut bulunmadığı gerekçelerine yer verildiği görülmektedir.
Oysa, öncelikle davalının şirket ortaklığından çıkarılmasına ilişkin alınmış bir genel kurul kararı bulunmasa da, davalı dışındaki diğer ortaklar tarafından, şirketin açtığı davaya muvafakat verildiği ve bu itibarla 6762 sayılı TTK’nın 551/3 maddesi uyarınca esas sermayenin yarısından fazlasına sahip ortakların mutlak çoğunluğunun muvafakat vermesi şartının somut olayda gerçekleştiği, davalı adına kayıtlı taşınmaz üzerine kurulan tesisin şirket adına yapıldığı hususunda taraflar arasında yazılı bir sözleşme ya da herhangi bir belge bulunmamakla birlikte davalının taşınmazı üzerindeki tesis ile birlikte kendi adına devrettiği, bu nedenle tesis için ... İnşaat Ltd. Şti’ne verildiği iddia edilen çeklerin apel*** borcuna mahsup edilmesinin doğru olmadığı kaldı ki, çeklerin karşılıksız olduğu gibi, çeklerle yapılan ödemelerin şirket kayıtlarına da işlendiği .../... ve kayıtlarda sermaye borcuna mahsup edildiği kabul edilmiş ise de, şirket kayıtlarına davalı tarafından yazıldığı ve diğer ortağın ihtarıyla kayıtlardan çıkartıldığına dair itirazlar da bulunduğu ve bu itirazlar üzerinde de hiç durulmadığı ayrıca, şirket ile dava dışı ... İnşaat Ltd. Şti. arasında tesis inşaatı için sözleşme yapılması ve asıl davada davacı-birleşen davada davalı ...’ın da dava dışı bu firmaya şirket adına ödeme yaptığını ileri sürerek apel borcundan mahsubunu talep etmesi karşısında, taşınmaz üzerindeki tesisin şirket adına yapıldığı da uyuşmazlık konusu olmaktan çıkmakla, davalının taşınmaz üzerindeki tesisi kendi adına devredip devretmediği, şirket adına devir yapılmış ise ortaklıktan çıkarma için haklı sebep teşkil edeceği değerlendirilmeksizin, davacı tarafça davalının ortaklıktan çıkartılması için haklı sebep olarak ileri sürülen tüm iddialar incelenip, açıldığı iddia edilen hukuk ve ceza dava dosyaları da getirtilmeksizin, eksik incelemeye dayalı, yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle de bozulması gerekmiştir.
…
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, asıl davada davacı-birleşen davada davalı ... vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, asıl davada davalı ..., ... ile Teknik Sualtı Ltd. Şti. vekillerinin asıl davaya yönelik temyiz itirazlarının kabulü ile kararın asıl davada davalı ..., ... ile Teknik Sualtı Ltd. Şti. yararına BOZULMASINA, (3) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, birleşen davada davacı ... Ltd. Şti. vekilinin birleşen davaya yönelik temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı ... Ltd. Şti. yararına BOZULMASINA, (4) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, asıl davada davacı-birleşen davada davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın asıl davada davacı-birleşen davada davalı ... yararına BOZULMASINA, (5) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, asıl davada davacı- birleşen davada davalı ..., asıl davada davalı ... ile asıl davada davalı-birleşen davada davacı ... Ltd. Şti. vekillerinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, ödedikleri temyiz peşin harcın istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 20/12/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Özetle kural olarak sermaye borcu şirkete ödenmelidir. Ancak şirket borcu için üçüncü kişiye çek ile ödeme yapıldığında bu çeklerin karşılığının olması, işlemin tüm taraflarca kabul edilmesi ve kayıtların taraf defterlerinde yer alması halinde sermaye borcunun üçüncü kişiye ödeme yoluyla ifası mümkündür.
KAYNAKLAR
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu
11. Hukuk Dairesi 2015/12831 E., 2016/9741 K.
*ifa: “Bir işi yapma, yerine getirme.” (Güncel Türkçe Sözlük)
**halef: “Birinin ardından gelip onun makamına geçen kimse; arda, ardıl, selef karşıtı.” (Güncel Türkçe Sözlük)
***apel: “Anonim ortaklıklarda sermaye artırımı için yapılan ödeme çağrısı.” ((Güncel Türkçe Sözlük)
23.02.2026
Kaynak: www.MuhasebeTR.com
(Bu makale kaynak göstermeden yayınlanamaz. Kaynak gösterilse dahi, makale aktif link verilerek yayınlanabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayınlayanlar hakkında yasal işlem yapılacaktır.)
>> Duyurulardan haberdar olmak için E-Posta Listemize kayıt olun.
>> SGK Teşvikleri (150 Sayfa) Ücretsiz E-Kitap: hemen indir.
>> MuhasebeTR mobil uygulamasını Apple Store 'dan hemen indir.
>> MuhasebeTR mobil uygulamasını Google Play 'den hemen indir.
>> YILIN KAMPANYASI: Muhasebecilere Özel Web Sitesi 1.666 TL + KDV Ayrıntılar için tıklayın.