YAZARLARIMIZ
Dr. Koray Ateş
korayates@muhasebetr.com



Maddi Duran Varlıkları Değerleyerek Özsermayeyi Artırmak Mümkün Mü?

Değerli okurlar, son dönemlerde döviz kurundaki artıştan dolayı kambiyo zararı neticesinde birçok şirket Teknik İflas halini yaşamaktadır. Kredibilitesini kaybeden ve kredi bulamayan şirketler en son çare olarak aktiflerinde yer alan maddi duran varlıkları değerlemek suretiyle ortaya çıkan değerleme farkını Öz sermaye hesaplarına almaktadırlar.

Bu işlem neticesinde Öz sermayesi artan şirket çok daha kolay kredi kaynaklarına ulaşabilmektedir. Aslına bakılacak olursa şirketler için çok cazip bir işlem gibi durmaktadır. Peki bu durumun vergi yasalarımız açısından riski nedir? Aradaki değerleme farkı vergiye tabi kazancın tespitinde gelir olarak mı dikkate alınacaktır?

Öncelikle konu ile ilgili verilmiş bir Özelgeye bakalım. İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı Tarafından Verilen 17.09.2013 Tarih Ve 11395140-105[262-2012/Vuk-1- . . .]-1505 Sayılı Özelgesinin sonuç cümlesi aşağıdaki gibidir;

…….

Öte yandan, şirketinizin aktifinde yer alan arsa ve fabrika binasının değerinin Asliye Ticaret Mahkemesi veya gayrimenkul değerleme şirketlerince vb. şekilde yeniden tespit edilmesi halinde ortaya çıkan farkların bilançonun dipnotlarında sadece bilgi amaçlı gösterilmesi mümkün bulunmaktadır.

Yukarıdaki açıklamalara göre, iktisadi işletmelere dahil gayrimenkullerin maliyet bedeli ile değerlenmesi esas olup, piyasa fiyatıyla değerleme yapılamayacağından, değerleme sonucu sermayeye ilavesi gereken bir fonun ortaya çıkması da söz konusu olamayacaktır. Ancak sonraki yıllarda enflasyon düzeltmesi şartlarının tekrar oluşması durumunda parasal olmayan kıymetlerden olan söz konusu arsa ve fabrika binası enflasyon düzeltmesine tabi tutulabilecektir.” demiştir.

Dikkat edilirse özelgenin sonuç bölümünde aradaki değerleme farkının vergiye tabi tutulması şeklinde açık bir ibare yer almamaktadır.

193 SAYILI GELİR VERGİSİ KANUNU’NUN 38.MADDESİ KONUYA TAM NETLİK KAZANDIRAMAMAKTADIR

193 sayılı Kanunun 38. Maddesi hükmüne göre;

Bilanço esasına göre ticari kazanç, teşebbüsteki öz sermayenin hesap dönemi sonunda ve başındaki değerleri arasındaki müspet farktır. Bu dönem zarfında sahip veya sahiplerce: 

1. İşletmeye ilave olunan değerler bu farktan indirilir; 

2. İşletmeden çekilen değerler ise farka ilave olunur. 

Ticari kazancın bu suretle tespit edilmesi sırasında, Vergi Usul Kanunu'nun değerlemeye ait hükümleri ile bu kanunun 40 ve 41'inci maddeleri hükümlerine uyulur. 

Söz konusu maddenin birinci paragrafına göre öz sermayeye eklenecek olan yeniden değerleme farkının ticari kazanca dahil edilmesi gerektiği anlamı çıkabilir. Ancak devamındaki bentte işletmeye ilave olunan değerler bu farktan indirilir deniliyor. Ancak burada, Kanun metninde İLAVE’nin tanımı yapılmamıştır. Bu ilave sermaye artırımı mı, yenileme fonu mu, enflasyon düzeltmesinden gelen fark mı? Bunlar net değil.

TÜRK TİCARET KANUNU AÇISINDAN HİÇBİR YASAL ENGEL YOK

Ayrıca, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) anonim şirketlerde yönetim kurulunun görevleri ile ilgili düzenlemelerin yapıldığı bölümde yer alan 376 ncı maddesinde;

“(1) Son yıllık bilançodan, sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının yarısının zarar sebebiyle karşılıksız kaldığı anlaşılırsa, yönetim kurulu, genel kurulu hemen toplantıya çağırır ve bu genel kurula uygun gördüğü iyileştirici önlemleri sunar.

(2) Son yıllık bilançoya göre, sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının üçte ikisinin zarar sebebiyle karşılıksız kaldığı anlaşıldığı takdirde, derhâl toplantıya çağrılan genel kurul, sermayenin üçte biri ile yetinme veya sermayenin tamamlanmasına karar vermediği takdirde şirket kendiliğinden sona erer.  

Dolayısıyla kredibilitesi azalan şirket tarafından yapılan bu işlem TTK’nun 376. maddesine göre alınmış zaruri bir işlem olup bu işlemin 213 sayılı VUK’da yer almaması TTK’da da yer almayacağı ve kabul edilmeyeceği anlamına gelmeyecektir.

Yine 6102 sayılı TTK’nın 64. Maddesinin 5. fıkrasında;

Bu Kanunun defter tutma, envanter, mali tabloların düzenlenmesi, aktifleştirme, karşılıklar, hesaplar, değerleme, saklama ve ibraz hükümleri 213 sayılı Kanun ile diğer vergi kanunlarının aynı hususları düzenleyen hükümlerinin uygulanmasına, vergi kanunlarına uygun olarak vergi matrahının tespit edilmesine ve buna yönelik mali tabloların hazırlanmasına engel teşkil etmez.”

Denilmektedir.

Yine 6102 sayılı TTK’nın 79. maddesinde;

Duran ve dönen varlıklar Türkiye Muhasebe Standartları uyarınca bu standartlarda gösterilen ölçülere göre değerlenir. Borçlar ve diğer kalemler için de aynı standartlar uygulanır.

Denilmektedir.

Dolayısıyla, TTK’nın 64 ve 79. Maddelerine göre, defter ve belgelerin VUK hükümlerine göre tutulacak olması ve anılan kanun uyarınca da gayrimenkullerin maliyet bedeli ile değerlenecek olması, yukarıda belirtilen şekilde işlem yapılmasına engel değildir. Yapılan işlem ve kaydın, VUK hükümlerine uygun olmamasının müeyyidesinin yine aynı Kanunda belirtildiği ve bunun yaptırımının özel usulsüzlük cezası kesilmesi olduğu, dolayısıyla bu düzenlemelerin, anılan fonların vergisiz olarak sermayeye eklenmesine engel olmaması gerekmektedir.

Tüm bunlar ışığında değerleme yapılmaya karar verildiği takdirde;

a) Amortismanlar eski mukayyet değerleri üzerinden ayrılmaya devam edilmelidir.

b) Değerlemeden oluşan farkın özsermaye hesaplarından başka bir hesaba aktarılmaması veya şirketten çekilmemesi gerekmektedir.

c) Duran varlıkların satılması halinde muhasebe kayıtlarında yeni değerleri değil eski kayıtlı değerleri üzerinden satışa konu edilmeli ve aradaki fark vergiye tabi olmalıdır.

d) Duran varlıkların değerleme öncesi değeri ayrı bir hesapta takip edilmeye devam edilmeli, yeniden değerleme sonucu oluşan fark ise ayrı bir hesapta takip edilmelidir.

18.12.2018

Kaynak: www.MuhasebeTR.com
(Bu makale kaynak göstermeden yayınlanamaz. Kaynak gösterilse dahi, makale aktif link verilerek yayınlanabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayınlayanlar hakkında yasal işlem yapılacaktır.)

GÜNDEM