Yakup AVCI
E. Vergi Denetmeni
İç Denetçi
Antalya İl Özel İdaresi
yakupavci@hotmail.com
YENİ FİNANSAL
ÜRÜNLERİN VERGİDEN KAÇINMA ARACI OLARAK KULLANILMASI
Tarih: 03.12.2009
I- GİRİŞ
Teknolojik gelişmelere paralel olarak bilgi
teknolojisindeki gelişmeler ve bilgisayar kullanımının yaygınlaşması finans
teorisindeki gelişmeleri de olumlu yönde etkilemekte ve yeni finansal ürünlerin
ortaya çıkmasına neden olmaktadır(1). Finansal ürünlerdeki
(türev ürünler) çeşitliliğin artması, gelirin vergilendirilmesinde yeni finansal
ürünlerin de dikkate alınmasını gerektirmektedir. Ülkemizde finansal piyasaların
sığ olması bu ürünlerin kullanımını kısıtlamakta iken gelişmiş ülkelerde bu
ürünler hem vergisel açıdan denetiminin zor olması hem de kolayca işleme konu
edilebilmeleri nedeniyle sıkça kullanılmaktadır.
Bu çalışmanın amacı uluslararası düzeyde yeni
finansal ürünlerin kısaca neler olduğunu tanımlamak, bu ürünlerin vergiden
kaçınma aracı olarak kullanılmasının nasıl mümkün olduğunu belirlemek ve
finansal ürünlerdeki bu çeşitlilik karşısında kanun koyucunun vergi yasalarında
ne gibi düzenlemelere gittiğini/gitmesi gerektiğini ortaya koymaktır. Bu suretle
ülkemizde henüz yeni yeni kullanılmaya başlayan finansal ürünlerin hangi
amaçlarla kullanıldığı konusunda ekonomi literatürümüze katkıda bulunmak
amaçlanmıştır.
II- YENİ FİNANSAL ÜRÜNLERİN TANIMI
Yeni finansal ürünler (YFÜ) borçtan ya da hisse
senedinden farklı olan herhangi bir finansal ürün ya da düzenleme anlamına
gelir. Bu cümle şunları içerebilir(2):
1- Türev ürünler (opsiyon, forward ve future
sözleşmeleri gibi).
2- Aktif ve pasif karakteristikte olan
enstrümanlar (tercihli hisse senedi, tahvil edilebilir aktif veya tahvil
edilebilir pasif, kuponsuz bonolar gibi olağanüstü özelliklere sahip borç
enstrümanları).
3- Diğer düzenlemeler (borç verme ve geri alım
teminatı veren anlaşmalar, yani repolar).
Diğer bir tanıma göre YFÜ’ler, değeri bağlı olduğu
varlık, oran ya da endeksin değeri ile tanımlanabilen finansal ürünlerdir(3).
Yukarıda verilen tanımlar çerçevesinde YFÜ’lerin
genel olarak bir borç içerdikleri ve bir akde bağlandıkları anlaşılmaktadır.
YFÜ’lerin çok çeşitli olmaları, gelirin vergilendirmesi açısından her birinin
tek tek değerlendirilmesini gerektirmektedir, çünkü YFÜ’lerin vergilendirilmesi
de farklılıklar arz etmektedir.
İzleyen bölümde önce gelirin tanımı ve elde edilme
şekilleri izah edilecek, sonra da yeni türev ürünlerin gelir vergisi
karşısındaki durumları irdelenecektir.
III- GELİRİN TANIMI
213 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 1. maddesinde
gelir, bir gerçek kişinin bir takvim yılı içinde elde ettiği kazanç ve iratların
safi tutarı olarak tanımlanmıştır. Gelirin elde edilmesi, gelir vergisini
doğuran olay olup farklı gelir unsurları için farklı elde etme şartları
benimsenmiştir. Elde etme, kişinin o gelir üzerinden hukuken tasarrufta
bulunmasını ifade eder. Gelirin vergilendirilmesinde, gelirin ne zaman elde
edildiğini belirlemek dönemsellik ilkesinin bir gereğidir. Bu açıdan YFÜ’ler
yoluyla gelir elde edilip edilmediğinin, elde edilmiş ise ne zaman elde
edildiğinin tespiti büyük önem taşır.
Finansal ürün içindeki her bir gelir tipi için,
dört konu mevcuttur(4):
1- Gelirin tipi ya da karakteri (olağan gelir,
sermaye kazancı, faiz, kar payları, vb.)
2- Gelirin elde edildiği veya stopajın yapıldığı
zaman,
3- Gelirin yerli mi yabancı mı kaynaklı mı olduğu
ve kaynaktan kesintiye tabi olup olmadığı.
4- Yatırımdan elde edilen gelirin ayrıca kurumlar
vergisine tabi olup olmadığı(5).
Aşağıda bu konu çerçevesinde farklı tipteki
YFÜ’ler için ana hatlarıyla gelirin elde edilmesi değerlendirilecektir.
A- SABİT GERİ
ÖDEMELİ ENSTRÜMANLAR
Teoride gelir vergisinin varlıkların
değerlerindeki değişiklikleri temel aldığı yer almasına rağmen, uygulamada bazen
gelirin elde edilmeden önce vergilendirilmesi gerekir. Örneğin sabit geri
ödemeli enstrümanlarda alacak tahsil edilmeden gelirin vergilendirilmesi
zorunludur. Aşağıda bunu bir örnekle açıklayalım.
Örnek 1:
Bir kurum, bonoyu elinde bulundurana 3 yıl içinde 133 $ ödenmesi özelliğini
içeren bir bono ihraç ediyor. Bono karşılığında herhangi bir faiz ödemesi
öngörülmüyor, bu nedenle sıfır kuponlu bono olarak diyebiliriz. Bir yatırımcı
ihraç eden kurumdan bu bonoyu 100 $’a satın alıyor. Bu yatırımcı 3. yılın
sonunda bonoyu ihraç edene sunduğunda karşılığında 133 $ nakit alıyor
(6).
Bu bono faiz öngörmemiş olsa da ihraç edildiğinde
bir iskontoya sahiptir, çünkü vadede borcu sona erdiren fiyat (133 $) ihraç
fiyatından (100 $) fazladır. Fark, vadede elde edilen kazanç olarak bilinir ve
ilk belirlenen faiz oranı doğrultusunda üç yıla yayılmıştır. Bu faiz tutarı
belirlenen borcu sona erdirme fiyatı içine gizlenmiştir. Örneğimizde, vadede
elde edilen kazanç % 10’dur çünkü 100 $ x (1,1) = 133 $, basitçe yıllık bileşik
faiz hesaplaması olduğu varsayılır. Bu kazanç, daha sonra yatırımın değeri
içinde kabul edilerek değerlendirilir, böylece ilk yılda (0.1 x 100 $) = 10 $,
ikinci yılda (0.1 x 110) = 11 $ ve üçüncü yılda (0.1 x 121 $) = 12 $
vergilendirilebilir. Böylece üç yılın sonunda toplam 33 $ faiz kazancı elde
edildiğinden bu kazanç vergilendirilmiş olur. Yukarıda da izah edildiği üzere
faiz ödemesi olmadığı ve/veya gelir henüz elde edilmediğinden hareketle vergi
alınmazsa vergiden kaçınma amacına ulaşılmış olacaktır. O halde böyle bir
durumda gelir elde edilmemiş olsa bile yapısı gereği vergiye konu edilmelidir.
Vadede elde edilen kazancın vergilendirilmesi
sistemi bononun alım sonrasındaki değerindeki değişiklikleri dikkate
almayacağından bu tür bonolarda elde etme esası yerine henüz gelir elde
edilmeden vergilendirme esasının benimsenmelidir.
B- GERİ
ÖDEMESİ BELİRSİZ ENSTRÜMANLAR
Sabit geri ödemeli enstrümanlarda gelirin elde
edilmeden vergilendirilmesi uygulaması geri ödemesi belirsiz olan enstrümanlarda
söz konusu olmayacaktır. Örneğin bir firma hisse senedinin hissedarlara herhangi
bir ödeme yapmadan alınması, bu hisse senedi satılana ya da elden çıkarıldığı
zamana kadar gelir vergisi konusuna girmez. Bunun altında yatan rasyonel
açıktır: tahsil edilen herhangi bir ödeme olup olmadığı kesin değildir. Bütün
varlıkların yıllık olarak yeniden değerlenmesinin yapılmadığı durumda, vergi
koymak için, satış ya da herhangi bir şekilde elden çıkarma suretiyle kazanç
veya kaybın ortaya çıktığı zamana kadar beklemek gerekecektir. Bu bekle-ve-gör
yaklaşımı genelde sabit ödemeli varlıklara nazaran, forward ve opsiyon
sözleşmelerini de geri ödemesi belirsiz enstrümanlara uygulanır(7).
Forward sözleşmesi, belli bir varlığı, gelecekte
belirlenen bir tarihte, üzerinde anlaşılan belirli bir fiyattan satılmasını
öngören hak tesis edici özel bir sözleşmedir.
Genelde, forward sözleşmeleri imzalandığı zaman
herhangi bir para akışı söz konusu değildir ve sözleşmede belirtilen tarihteki
ifa zamanına ya da sözleşmenin elden çıkarılması anına kadar kayıp ya da kazanç
gerçekleşmediğinden ortada vergilendirmeye konu olacak bir durum yoktur.
Örnek 2:
Bir kurumun bir yıl içinde 1 adet IBM hissesi almasını öngören bir anlaşma
düşünelim. IBM’nin cari fiyatının 100 $ ve yıllık faiz oranının %10 olduğunu
farz edelim. IBM’nin hissedarlara kar payı ödemediğini varsayalım. Bir yatırımcı
ekonomik olarak birbirine eşit 2 alternatif yolu seçebilecektir: (a)100 $’ı ile
bir adet IBM hissesi satın alma ve bir yıl boyunca hisseyi elinde tutma veya (b)
bir yıl içinde 1 adet IBM hissesi almak üzere forward sözleşmesi imzalama.
Forward faiz oranı belirli olduğundan sözleşmenin ilk değeri sıfır olacaktır.
Sözleşme maliyeti sıfır olmasına rağmen, 100 $, burada 10 $’lık faiz elde etmek
üzere yatırıma konu edilmiş olmaktadır. Bir yıl sonra yukarıda verilen her iki
alternatifte aynı kapıya çıkar: Bir adet IBM hissesi. Bu nedenle bunların ilk
maliyetleri de eşit olmalıdır, yani IBM’nin forward sözleşmesindeki fiyatının
110 $ olması gerekirdi. Bir yılın sonunda IBM hissesinin 115 $’dan satıldığını
varsayalım. Bu durumda (a) alternatifini seçen yatırımcı 15 $ sermaye kazancı
elde edecektir.(a) alternatifindeki 15 $’lık kazanç 2 işlemi birlikte içerir: 10
$’lık faiz geliri ve forward sözleşmesinin satılmasından elde edilen
(115$-110$)= 5 $’lık kazanç. Vergi düşünülmeden ekonomik yönden bakıldığında 15
$’ın nasıl elde edildiğinin bir önemi yoktur. Lakin vergi yasaları faiz geliri
ve sermaye kazançları için farklı vergi uygulamalarını içeriyorsa, bu durum
ekonomik eşitlikte bozulmaya yol açacaktır. Dahası, IBM hissesi yıl sonunda
satılmamışsa, (b) alternatifini seçen yatırımcının elde ettiği faiz geliri
vergilendirilirken (a) alternatifini seçen yatırımcı herhangi bir vergiye tabi
tutulmayacaktır(8).
Future sözleşmesi ise, forward sözleşmesinin
standart bir durumu ve ticarette değişime konu olmuş halidir. Tarafların
ihtiyaçlarına göre uyarlanabilen forward sözleşmelerinin aksine, future
sözleşmelerinin vade tarihleri kısıtlıdır ve sabit sözleşmelerle belirlenen bir
ticaret söz konusudur.
Swap sözleşmeleri, iki firmanın önceden ayarlanmış
bir formüle uygun olarak gelecekte nakit akımlarını değiştirmelerini öngören
sözleşmelerdir. Faiz oranı swap sözleşmelerinde, sabit faiz oranlı borç dalgalı
faiz oranlı borç ile değiştirilirken, döviz swap sözleşmelerinde bir döviz
diğeri ile değiştirilmektedir. Bankaların “vadeli döviz alım satım genel
sözleşmesi” ile vade tarihinde uygulayacağı kuru ilgili gündeki cari kurun
oldukça üstünde tespit etmesi ve bu yolla faiz ödemesini kur farkı adı altında
gizleme işlemi, vergisel yükümlülükten kurtulmak amacıyla yapılmış muvazaalı bir
işlemdir. Vergi peçelemesi olarak adlandırılan bu sözleşmelerle, mükellef veya
vergi sorumlularının özel hukuk biçimlerini ve kurumlarını olağan kullanımları
dışında kullanarak, vergi ziyaı söz konusu olmaktadır(9).
Bir
opsiyon sözleşmesinde bir tarafın belirli bir malı gelecekte sözleşme tarihinde
belirlenen sabit fiyattan alma ya da satma hakkı vardır, ama bu bir zorunluluk
değildir. Yani bu tarafların bu sözleşmeye uymaları ihtiyaridir. Alım ya da
satım yükümlülüğüne giren taraf, yani opsiyon sözleşmesini düzenleyen taraf,
genelde bu yükümlülüğe girme karşılığında, prim olarak bilinen bir ödeme alır.
Opsiyon primi alma, sermaye harcaması gibi işlem görür ve kullanma ya da elden
çıkarma zamanına kadar her iki taraf için de vergilendirme söz konusu değildir.
Eğer opsiyon kullanılmadan sözleşmede belirlenen zaman geçerse, opsiyonu
düzenleyen taraf, bu opsiyonu satmış gibi işlem görür.
IV- YENİ FİNANSAL ÜRÜNLER VASITASIYLA VERGİDEN
KAÇINMA TEKNİKLERİ
Vergiden kaçınma, mükelleflerin vergi kanunlarının
sağladığı birtakım imkanlardan ya da vergi kanunlarındaki boşluklardan
yararlanarak vergiyi ödememe olarak tanımlanabilir. Vergi kanunlarına göre vergi
kaçırma suç sayılırken vergiden kaçınmanın herhangi bir cezai müeyyidesi
bulunmamaktadır. Yeni finansal ürünlerin yapısı karmaşıklaştıkça, bu ürünlerin
vergiden kaçınma motifi ile kullanımının tespiti zorlaşmaktadır.
Vergiden kaçınma her ülkede büyük miktarda vergi
kayıplarına yol açmaktadır. Örneğin sadece İngiltere’nin her yıl ortalama kaybı
100 milyar £ olarak hesaplanmaktadır. Amerika’da firma içi işlemlerde fiyatların
manipüle edilmesi veya eksik açıklanan ithalat ya da ihracat rakamları gelirde
yıllık 53 Milyar $ gelir kaybına yol açmaktadır(10). Vergi
cennetlerindeki sermaye trafiği de yine vergiden kaçınmanın en güzel örneğidir.
Vergi cennetlerine aktarılan para hangi ülkede kazanılmış olursa olsun, dikkat
edilmesi gereken bir tek gerçek vardır: Kazanıldığı ülkede vergilendirilmeyen
gelir kamunun gelir cüzdanını çalmakta, kaynakların kamudan özele ve zenginden
fakire aktarılmasına neden olmaktadır. Dahası vergi cennetlerini kullanarak
vergiden kaçınma motifi gelişmekte olan ülkelerde daha derin krizlere yol
açmaktadır(11). Uluslararası platformda vergi kaçırma ve
vergiden kaçınmayı önlemek amacıyla OECD, ülkelerle ortak çalışmalar
yapmaktadır. Aşağıdaki tabloda OECD’nin bu konuda yayımladığı eylem planı yer
almaktadır.
|
Konu |
Amaçlar |
Ayrıntılı Bilgi |
Standartlar Rehberler |
Faydalar |
|
Uluslararası Vergiden Kaçınma ve Vergi Kaçırma |
Uluslararası İşlemlerde Vergiden Kaçınma ve Vergi Kaçırma Problemlerinin
Araştırılması ve Muhtemel Çözümlerin Üretilmesi |
Vergiden Kaçınma Ve Vergi Kaçırma Yöntemlerinin Bilinen Yapılarının
Araştırılması Ve Vergi İdaresinin Bu Yapıları Önlemek İçin Geliştirmesi
Gereken Stratejilerin Araştırılması |
Etkili
Bilgi Değişimi’ne OECD Yaklaşımları; Banka Bilgilerine Vergi Amaçları
Açısından Ulaşımın Geliştirilmesi Hakkındaki OECD Raporu |
Bankaya Ulaşarak Ülkenin Vergi Tabanını Koruma Yollarının
Geliştirilmesi, Etkili Bilgi Değişimi Ve Diğer Uluslararası En İyi
Uygulama Örnekleri Çalışmaları |
|
Bilgi
Değişimi |
Ülkelerarası Mükellef Bilgilerinin Yasal Zemininin Oluşturulması ve
Operasyonel Yönlerinin Araştırılması |
Etkili
Bilgi
Değişiminin Nasıl Geliştirilmesi Gerektiği Konusunda Pratik Rehberin
Sağlanması ve Bu Amaçla Geliştirilen Yeni Teknolojilerin Bilinmesinin
Sağlanması |
OECD
Bilgi Değişimi Enstrümanları ve ilgili rehberler |
Vergi
Kaçırma ve Vergiden Kaçınma İle Mücadelede Uluslararası İşbirliğinin
Geliştirilmesi |
Tablo: 1 El Kitabı – OECD
Dışındaki Ekonomilerle İşbirliğinin Geliştirilmesi, 2003
(12)
Gelir vergisinde YFÜ kullanılarak vergiden
kaçınma, X finansal ürünü Y ile Z ürünlerinin toplamına iken, X’e uygulanan
vergi, Y ve Z ürünlerinin kombinasyonuna uygulanan vergiden az olması durumunda,
tarafların A ürünü oluşturacak şekilde sözleşme yapmaları suretiyle gerçekleşir.
Bu durumda vergi idaresinin vergiden kaçınmayı mutlak manada önleyebilmesi
farklı tipteki türev ürünleri için vergilendirme teknikleri geliştirmesi
(gerçekleşen gelirin vergilendirilmesinde gelirin gecikmesinden kaynaklanan
avantajların azaltılması amacıyla yatırıma konu kıymetlerin geri getiri oranını
belirlemek suretiyle vergilemenin bu orana göre yapılması vb.) ve vergiden
kaçınmayı önleyici birtakım düzenlemelere gitmesi gerekmektedir. Vergiden
kaçınma teknikleri şöyle sıralanabilir:
A- GELİRİN BİR BÖLÜMÜNÜN SATILMASI
Uzun vadede elde edilecek gelirin şimdiden
satılması durumunda vergiden kaçınma söz konusu olabilir.
Örnek 3:
Gelir getirici varlık sahibi kişi, bu varlığın gelirinin tahsil edilme hakkını
10 yıllığına üçüncü bir tarafa satıyor(13).
Yukarıdaki örneğe iki farklı vergisel yaklaşım
getirilebilir: Bir yaklaşıma göre, satıcı maliyetini, satılan değerle alınan
faize göre ayarlıyor ve satış anında kazanç ya da kaybı biliyor. Bu durumda
vergilendirmenin satış anındaki kazanca göre yapılması gerekir. Diğer bir
yaklaşıma göre ise örnekteki satış borç verme yani bir finansman işlemidir ve
buna göre gelirin faizini satan kişi mülküne ait gelirden dolayı
vergilendirilmelidir. Geliri tahsil etme hakkını elde eden taraf ise geliri
tahsil etme hakkının satışı karşılığında satıcıya bir bedel ödediğinden alacak
hakkını elde etmiş olmaktadır.
B- HAYALİ SERMAYE TRANSFERİNİ ÖNGÖREN SÖZLEŞMELER
Hayali sermaye sözleşmesi ödemelerin belli bir
hayali tutara göre yapıldığı ve tutarın kendisinin asla el değiştirmediği
düzenlemelerdir.
Örnek 4:
Vergi mükellefleri A ve B, A’yı B’yi yıllık % 10 oranında ve 100 $ hayali
tutarda sabit faiz ödeme yükümlülüğü altına sokan 5 yıllık sözleşme
imzalıyorlar, B ise A’ya 100 $ hayali sermaye tutarından dalgalı faiz oranında
yıllık olarak faiz ödemekle yükümlü oluyor. Gerçekte el değiştiren nakit, her
yıl yapılan net ödemedir(14).
Yukarıdaki örnekte olduğu gibi bir sözleşme
imzalandığında bir yıl ya da daha az sürede yapılan periyodik ödemelerin vergi
açısından ilgili oldukları yıllarda değerlendirilmeleri gerekir. Bu nedenle bu
ödemelere hayali tutarı dengeleyen borçlar açısından kabaca faiz ödemeleri gibi
işlem yapılmalıdır.
C- BİLEŞİK ENSTRÜMANLAR
Bileşik enstrümanlar, geleneksel enstrümanların
bileşiminden oluşurlar ve bu yeni enstrümanların bileşenlerine ayrıştırılarak
sanki bu ürünler ayrı ayrı piyasaya sürülmüşler gibi vergilendirilmeleri
gerekir. Bu enstrümanların kullanıldığı ülkelerde (örneğin Amerika Birleşik
Devletleri) vergi yasaları bunları ayrıştırmada hayli zorluklarla karşılaşmıştır
ve bunda kısmen farklı ayrıştırmaların farklı vergisel sonuçlara yol açmasının
da etkisi vardır.
Örnek 5:
Bir kurum 1000 $ olarak belirlenen borç miktarı karşılığı 5 yıllık endeks
oranında büyüyen hisse senedi ihraç ediyor. 5 yıl içinde, bunu elinde bulunduran
1000 $ yatırımını geri alacak ve artı olarak 1000 $’ın Standard&Poors’un 500
hisse senedinde açıkladığı endeks (S&P 500) ile çarpımı sonucunda bulunan tutarı
da alacak. Buna göre endeks 2 olursa hisse senedini elinde tutan toplam 2000 $
alacak. Elinde tutanın en az ödeme tutarı olarak 1000 $ alması konusunda garanti
ediliyor, endeks düşse bile. Bu borç miktarında ödenebilir herhangi bir faiz
bulunmuyor(15).
1991’de Amerikan Hazinesi, indekse bağlı hisse
senedinin, “alım opsiyonu + sıfır kuponlu bono” şeklinde ayrıştırılmasını
ve sıfır kuponlu bono üzerinden 5 yıl boyunca elde edilen faizin
vergilendirilmesini önerdi. Faiz oranının % 10 olduğunu varsayarsak, ihraç
tarihinde sıfır kuponlu bononun ihraç tarihindeki değeri 1000 $ / (1,1)5
yani 621 $ olacaktır. Hisse senedini elinde bulunduran tarafından ödenen 1000 $
- 621 $ = 379 $ opsiyon sözleşmesine gömülü bir prim olarak
değerlendirilecektir. Bu ayrıştırma sonucunda, ilgili dönem sonunda opsiyon
bileşeninin kazanç veya kayıplarıyla beraber bononun 379 $’lık iskontosu 5 yıl
için vadede elde edilen kazanç temeline dayanarak ilave ediliyor.
Örnek 5’teki enstrümanı ayrıştırmanın birden fazla
yolu var. Mesela 1000 $’lık borca bağlı indeks esaslı hisse senedini, “piyasa
faiz oranında faiz+ forward sözleşmesi” olarak kavramlaştırmak olabilir.
Buradaki forward sözleşmesinin borç verene 5 yılın sonunda S&P 500 indeksini
aşan (aşıyorsa) bileşik faizi takas etme zorunluluğu getirmektedir. Bu yaklaşıma
göre, 5 yıl üzerinden toplam 1000 $’a tekabül eden faiz dönem sonunda muhtemel
kazanç ve kayıpla beraber 1000 $’a ekleniyor.
Nakit + S&P 500 indeksine bağlı forward sözleşmesi
vergi uygulamaları açısından yukarıda belirlendiği şekilde çözüme kavuşturulsa
da, bu yaklaşım opsiyon ve sıfır kuponlu bonoyu birbirinden bağımsız satın alan
vergi mükellefi için eşitsizliğe yol açmaktadır, çünkü opsiyon alış fiyatının
içinde faiz bulunmamaktadır.
“Sıfır faizli kupon + alım opsiyonu”,
“varlık + satım opsiyonu” elde tutmakla kazanç açısından aynı sonuçları
verecektir. Bu da örnek 5’teki 1000 $ değerinde S&P 500 endeksli hisseler ve
endeksin ilk fiyatına eşit fiyattan 5 yıllık satım opsiyonları almakla aynı
sonucu verecektir. Ayrı ayrı gözlemlendiğinde, bu varlıkların hiçbiri vadede
elde edilen kazancın vergilendirilmesine konu olacak sabit ödemeler değildir.
Ayrıştırma usullerindeki farklılıktan dolayı uygulamada çıkan sorunlar nedeniyle
bu tür bileşik enstrümanlarda ayrıştırma yöntemi terk edilmiş, yerine bunlar
için belirli bir oranda vergi uygulama esası belirlenmiştir.
D- BAĞLI POZİSYONLAR
Bağlı pozisyonlar, yeni enstrümanların
bileşenlerine ayrıştırılmaları yerine toplulaştırılarak geleneksel yani
yasalarda tarif edilen ürünün elde edilmesi ve sonrasında pozisyonun toplamının
vergilendirilmesi anlayışını ifade eder.
Örnek 6:
1 Aralık 1985’te E gelecekte (uzun pozisyon) belirlenen bir tarihte çok miktarda
buğday almak üzere bir sözleşmeye giriyor. E aynı zamanda aynı tarihte aynı
miktarda buğday satmak üzere başka bir sözleşmeye giriyor (kısa pozisyon). 10
Aralık 1985’te kısa pozisyonu 11 $ kayıpla satıyor, aynı tarihte aslında bunu
dengeleyen uzun pozisyonda 11 $ gerçekleşmemiş gelir vardır. 1981 öncesinde
Amerikan vergi yasaları, vergi mükelleflerinin diğer geliri dengeleyebilmek için
11 $’lık kaybı kullanabilmelerine izin veriyordu, aslında 11 $ gelirin
gerçekleşmemiş olduğu görmezden geliniyordu. Günümüz Amerikan gelir yasasına
göre, 11 $’lık kayıp 1985’ten beri kabul edilmiyor, çünkü ortada uzun dönemi
dengeleyecek olan 11 $’lık tanınmamış gelir vardır(16).
Yukarıda görüleceği üzere ileri tarihli alım ve
ileri tarihli satımı içeren iki ayrı opsiyon ayrı ayrı değerlendirilmek yerine
bir bütün olarak toplulaştırılmakta, vergilendirme toplam kazanca göre
yapılmaktadır.
E- KURUM HİSSE PAYINA DÖNÜŞEBİLİR BORÇ
Son yıllarda, elinde başka bir şirkete ait önemli
miktarda yeniden değerlenmiş hisse payı tutan kuruluşlar vergi açısından kazanç
ortaya çıkarmamak için yeni finansal ürünler geliştirdiler.
Örnek 7:
Bir kamu firması olan P, % 5 faizli kuponla 100 $ borç ihraç ediyor ki bu borç
vadede P’nin yüklü miktarda sahibi olduğu yeniden değerlenmiş A hisselerine
dönüşebiliyor. (Burada A firması kamu firması değildir). Borç ihraç edildiğinde
ortaklarına ödemeyi öngörmeyen bir adet A hissesi 100 $’lık ticarete konu
oluyor. Vadede 100 $’lık dönüşebilir borcu elinde tutan, bu hisse 100 $ ya da
daha az bedelle ticarete konu olmuşsa 1 adet A hissesi alıyor. Bu hisse 100 $-
120 $ arasında ticarete konu olmuşsa 100 $ bedelinde A hissesi alıyor. Bu hisse
120 $’dan fazla bedelle ticarete konu olmuşsa 5/6 oranında A hissesi alıyor(17).
Bu örnekteki dönüşebilir borç, A hissesinin P
tarafından satışı olarak analiz edilebilir.
1- Bu borç A hissesinin gelecekteki satışının ön
ödemesi sayılabilir.
2- Ya da bu borç bağlı borç sayılabilir ki %5
kupon faizine ek olarak ihraç eden tarafından yapılan iskonto indirimi de
içerir.
3- Ya da bu borç, “ödemesiz forward sözleşmesi
+ menkul kıymet teminat akçesinin” kombinasyonu olarak sayılabilir.
Amerikan yasalarında dönüşebilir borca ilişkin
herhangi bir düzenleme yoktur, bu nedenle buna ilişkin yapılacak vergilendirme
yukarıda bahsedilen maddelerin uygulanabilirliğine bağlı olacaktır. Dönüşebilir
borcun borç olarak karakterize edilmesi gerekiyorsa, buna sabit geri ödeme de
denilebilir. Bu tip enstrümanın bir başka şekli de bağlı kuruluşa ait hisselere
dönüşebilir borçtur.
F- GELİRİN SERMAYE KAZANCINA DÖNÜŞÜMÜ
Sermaye kazançları ile normal gelirlerin
vergilendirilmesindeki farklı uygulamalar uzun yıllardır vergi mükelleflerinin,
gelirlerini sermaye kazancına dönüştürmelerini teşvik etti, bu da bu konuda özel
yasal düzenlemeler yapılmasında artışa neden oldu. Örneğin, Amerikan İç Gelir
Vergisi kısa dönemli satım hakkı veren opsiyon alışları veya satışlarının kısa
dönem sermaye kazancının elde tutma süresine yaklaşmasını sağladı, bu nedenle
kısa dönem sermaye kazançlarının uzun dönemli kazançlara dönüştürülmesi önlenmiş
oldu. 1993’te yürürlüğe giren yasa, bazı sermaye kazançlarının, dönüşüm
işlemlerinde normal gelir olarak yeniden karakterize edilmesini sağladı. Bu
işlemler aynı ya da benzer mülkiyete bağlı birden fazla pozisyonu
ilgilendiriyor, bu pozisyonlar vergi mükelleflerinin net yatırımının zaman
değeri ile ilişkilendirilebilen yatırımdan beklenen getiri olarak sonuçlandı.
Böyle bir durumda bileşik uygulanabilir federal faiz oranının % 120’sine kadar
olan gelir normal gelir olarak düşünülür. İzleyen örnek yasal düzenlemelere göre
uyarlanmıştır:
Örnek 8:
X’in 1 Ocak 1994’te 100 $’a hisse payı aldığını varsayalım. Aynı tarihte X bu
hisseleri 1 Ocak 1996’da 115 $’a Y’ye satacağına dair sözleşme yapıyor.
Uygulanabilir federal faiz oranının % 5 olduğunu varsayalım. 1 Ocak 1996’da X
hisse payını anlaşmaları doğrultusunda 115 $ karşılığında Y’ye veriyor. 1993
öncesi yasaya göre X 15 $ sermaye kazancı elde ettiğini kabul edebilirdi. 1993
sonrası yeni düzenlemeye göre, bu 15 $’ın 12,36 $’lık kısmı normal gelir olarak
addedilebilecek ve faiz geliri olarak vergilendirilecektir. ( 100 $’lık yatırıma
2 yıllığına uygulanan %5 bileşik faiz oranının % 120’si bu rakama tekabül eder).
Kalan 2,64 $’ın sermaye kazancı olduğu varsayılacaktır(18).
G- KURUMLARIN KENDİ HİSSELERİNDE YER ALAN TÜREV
ÜRÜNLER
Kurumlar genelde kendi sahip oldukları hisselerle
ilgili işlemleri kar/zarar olarak değerlendirmez. Hisseyi geri almanın ya da
geri satmanın getiri ya da zararlarının bunu ihraç eden firma için vergilendirme
açısından bir yönü bulunmasa da, kurumun gelecekte elde edeceği kendi hissesine
ait şimdiki satışa bağlı olarak doğan faiz vergilendirilebilir. Bir kurum kendi
hissesinden forward satışı yaparsa daha dikkat çekici sonuçlara rastlanabilir:
Örnek 9:
C Kurumu, yılık % 10’u vergilendirilebilir olan 1000 $ nakit parayı, kendine ait
10 hisseyi 1000 $’a satın almak için kullanıyor. Aynı zamanda C, kendine ait bu
10 hisseyi bir yıl sonra 1100 $a satacak şekilde forward anlaşmasına giriyor(19).
Bu işlemin etkisi, 100 $ vergilendirilebilir kurum
kazancının vergilendirilmeyen kazanç haline dönüştürülmesidir. 1000 $’ı 9.
örnekteki hisseleri satın almak üzere borç alan başka bir kurumun forward
sözleşmesine göre borcu geri öderken faiz ödemesinde 100 $ eksilme olacaktı.
Bir görüş kurumun kendi hisseleri üzerinden alım
opsiyonu satın alan ve satım opsiyonu satan firmaların aynı sonucu doğuracak
işlemlerdeki faiz indiriminden doğan avantajı elde edemeyeceklerini ileri sürer(20).
Örnek 10:
X Şirketi 2 muhtemel eylem planı uygulamayı düşünmektedir.
a) İlk alternatife göre, X ilk yılda % 10 faizle
1000 $ parayı, kendi hissesini satın almak için ödünç alıyor. X şirketi ödünç
aldığı para borcunu, ikinci yılda kendi hisselerini satarak ödüyor.
b) İkinci alternatife göre X, ilk yılda, kendi
hisselerini 2. yılda 1100 $’a satın almayı öngören bir forward sözleşmesine
giriyor (X ikinci yılda 1100 $ fiyatla, kendi hisseleri üzerine kurulu alım
opsiyonlarını satın alırsa, ya da satım opsiyonlarını satarsa aynı etkiyi
yapacaktır)(21).
X’in her iki alternatifi uygulaması durumunda
vergi dışında kazanç ve kayıplar aynı olacaktır. Örneğin 2. yılda hisse değeri
1.500 $ ise, X her iki alternatiften birini seçse de 400 $ kazanacaktır. Örneğin
2. yılda hisse değeri 700 $ ise, X her iki alternatiften birini seçse de 400 $
kaybedecektir. Vergilendirme sonuçları her birinde farklı olacaktır, çünkü (a)
alternatifinde 100 $’lık faiz indirimi mümkünken, (b) alternatifinde yoktur.
H- YABANCI YATIRIMCILARA YAPILAN ÖDEMELER
Yabancı yatırımcıların ellerinde tuttukları yerli
firmalara ait hisselerden elde ettikleri gelirler uygulamada o ülke tarafından
vergi kesintisine tabi tutulmaktadır. Ancak pratikte finansal türev ürünler
kullanmak suretiyle yerli firmalarca yabancı yatırımcı hissedarlara vergi
kesintisi yapmadan ödeme yapılabilmektedir.
Örnek 11:
Her hissedarın yılda 4 $ almayı beklediği USCo Amerikan firmasının hisse senedi
halen payı 100 $’dan ticarete konu olmaktadır.İlk yılda, yabancı yatırımcı F,
risksiz % 6 oranında getirisi olan 100 $’lık Amerikan Hazine Bonosu satın alıyor
ve aynı zamanda forward sözleşmesine giriyor. Forward sözleşmesine göre 2. yılda
102 $’dan 100 pay USCo hissesi alınması öngörülüyor (Forward sözleşmesindeki
fiyat, mevcut hisse bedeli (100 $) ile risksiz getirinin toplanması (+6 $) ve
beklenen hisse ödemesinin çıkarılması (-2 $) sonucunda bulunuyor)(22).
USCo firmasının beklenen hisse kar payı ödemesi
varsayımı altında örnek 11’de F’nin 2. yıldaki pozisyonu, F birinci yılda 100
pay USCo payı almış olsaydı elde edeceği değerle aynı olacaktır. Her iki durumda
da, toplam değer USCo’nun ikinci yıldaki hisse değeri bedeli ile 4 $’ın
toplamından oluşacaktır. USCo hisse senetlerinin fiilen satın alınması
hissedarlara vergi kesintisi uygulamayı gerektirmesine rağmen, forward
sözleşmesi ile birleştirilmiş (sentetik) hissede vergilendirilme söz konusu
olmayacaktır. Bonodaki faiz vergiden muaf portföy faizi iken, forwarddan elde
edilen kazanç yabancı kaynaklı olduğundan vergilendirilmeyecektir.
İ- YABANCI DÖVİZ KURU İŞLEMLERİ
Döviz kurundan kaynaklanan kayıp ve kazançların
vergisel açıdan değerlendirilmesinde bağlı pozisyonlarda olduğu gibi birleştirme
yapılması gerekir. Yani döviz cinsinden alınan borçlar, nakit akımlarına yapılan
farklı uygulamaları önlemek amacıyla türev ürün kullanılarak kur yoluyla yapılan
korunma ile birleştirilir. Bu tür gelirler genelde sermaye kazancı yerine normal
gelir olarak ve gelirin gerçekleştiği tarihe göre vergilendirilmelidir.
Örnek 12:
Amerikan vergi mükellefi A, 100 İngiliz Pound tutarındaki parayı, 3 yıl boyunca
yıllık sabit faiz ödemeli ve anaparanın 3. yıl sonunda ödeneceğini öngörülmüş
şekilde borç alıyor. Aynı anda döviz swap anlaşmasına giriyor. Bu anlaşmaya göre
A ödünç aldığı poundları $ ile takas ediyor ve gelecek ödemelerin pounddan
yapılmasını sağlamak üzere dolarların poundlara dönüştürülmesinin sabit bir
takvime bağlanmasını kabul ediyor. Pound üzerinden borç alma ile swap anlaşması
birleştirilmek suretiyle sentetik (birleştirilmiş) dolar borç alma işlemine
dönüştürülüyor.
J- ÇOK ULUSLU GRUP ŞİRKETLERİNİN KENDİ BÜNYELERİ
İÇİNDE FARKLI ÜLKELERDEKİ YAN KURULUŞLARIYLA YAPTIKLARI İŞLEMLER
YFÜ’lerin bir diğer özellikleri de, çok uluslu
grup şirketlerinin bağlı kuruluşu olan vergi mükelleflerinin faaliyet
gösterdikleri ülkelerde vergiden kaçınma amacıyla kullanılmalarıdır(23).
Bileşik enstrümanlar ödeme yapan kişinin elindeyse vergisel açıdan borç olarak
değerlendirilirken, kendine ödeme yapılan kişinin elindeyse hisse senedi olarak
değerlendirilir. Böyle bir borç-hisse senedi bileşiminden oluşan enstrüman yasal
olarak bir borç enstrümanına dönüşebilir.
Örnek 13:
X Cola Co. Firması 500.000 YTL bedelinde bir hisse senedi-borç bileşik
enstrümanı ihraç ediyor. Bu firmanın Türkiye’de bulunan yan kuruluşu bu
enstrümanı satın alıyor. Böyle bir enstrümanı ihraç eden X Cola Co. Firmasının
bu enstrümanın içeriğinde faiz azaltma yetkisi varsa, ana firmanın enstrüman
için ödeyeceği faiz, faiz azaltımı nedeniyle azalır, bu da aynı firmanın yerli
yan kuruluşunun elde edeceği faiz gelirinin azalması anlamına gelir ki vergiden
kaçınma durumu söz konusudur. Geliri elde eden yan kuruluşun ülkesinde bu
enstrüman hisse senedi olarak addediliyorsa, bu yan kuruluş ayrıca bir fayda
sağlayabilir (örneğin bu enstrümanın bir ortaklık payını ifade ettiğinden
bahisle iştirak kazançları istisnasından yararlandırılması).
Çok uluslu şirketlerin kullandıkları bir başka
yöntem döviz işlemleridir. Ödünç para almak isteyen firma, yüksek faizin olduğu
bir ortamda zayıf nitelikte yerli paradan borçlanmak yerine, düşük faiz oranında
kuvvetli döviz üzerinden borçlanır ve vadedeki döviz borcunu geri ödemek için bu
dövizi satın almak üzere forward sözleşmesi imzalar.
Örnek 14:
Arjantin’de faiz oranının %80 olduğunu ve döviz kurunda yerli para biriminin
sürekli değer kaybettiğini düşünelim. Çokuluslu Y Co. Firmasının Arjantin’deki
yan kuruluşu olan Z A.Ş. böyle bir ortamda yerli bir firmadan borç alıp da yüklü
miktarda faiz ödemek yerine, Y Co. ana firmasına döviz cinsinden borçlanıyor ve
ileride ödemesi gereken bu dövizi satın almak üzere forward anlaşması imzalıyor.
Bu durumda ana kurumdan aldığı borcu öderken dikkate alınması gereken faiz
ödemesi bu şekilde forward sözleşmesi adı altında forward ödemesi şekline
dönüştüğünden vergi kesintisine konu edilmeyeceği gibi, forward ödemesinde ana
firmanın faiz oranında azaltım yapması durumunda yine vergiden tasarruf edilmiş
olacaktır.
Ulusal para otoritelerine otonomi sağlamak, ulusal
para otoritelerini para piyasalarının uluslararasılaşmasına karşı korumak, döviz
kurlarında istikrarı sağlamak ve gelir elde etmek amacıyla önerilen Tobin
vergisi bile çok uluslu şirketlerin yukarıda bahsedilen şekilde vergiden
kaçınmalarını önleyememektedir. Tobin, sermaye giriş ve çıkışlarının % 0,1-0,2
gibi cüz’i bir vergiye tabi tutulması halinde uzun vadeli yatırımlar ve dış
ticaret üzerinde ihmal edilebilir olumsuz etkiler meydana gelse bile, ekonomik
krizlere yol açan kısa vadeli spekülatif sermaye akımları üzerinde önemli bir
vergi yükü oluşturularak bu tip akımların cezalandırılabileceğini önermiştir(24).
Lakin bu vergiye tabi tutulacak işlemleri yapan vergi mükelleflerinin hemen her
zaman vergi dışı kalacak yeni türev ürünler yaratabilmelerindeki serbesti ya da
vergi cennetlerini kullanarak vergiden kaçınabilme imkanı bu verginin etkisini
azaltmaktadır. Bunun önüne geçmek üzere uluslar arası platformda ülkelerin vergi
anlaşmaları imzalamaları gerekmektedir.
K- TRANSFER FİYATLANDIRMASI YOLUYLA VERGİDEN
KAÇINMA
Transfer fiyatlandırmasında firmaların ilişkili
kişilerle yaptıkları ticari işlemlerden elde ettikleri gelirin piyasada benzer
ticari işlemlerle aynı bedelde olup olmadığı sorgulanır. Benzer faaliyetlere
göre daha ucuz fiyat ya da daha pahalı fiyat uygulanmışsa, gelirin bir taraftan
diğer tarafa aktarılmak suretiyle vergiden kaçınılmış olabilir. İlişkili kişi,
aynı firmaya sahip olan mükellefler olabileceği gibi, şirket sahibinin
yakınlarının kurduğu şirketler de olabilir. Çok uluslu grup şirketlerinin bağlı
kuruluşu olan vergi mükelleflerine ilişkin yukarıdaki açıklamamızda firmaların
faiz azaltımı yetkisi vergiden kaçınma sağlarken, transfer fiyatlandırmasında
ülkelerden birinde vergi konusu olan bir işlemin, vergi alınmayan bir ülkeye
kanalize edilmesini ifade eder.
Örnek 15:Yabancı
ülke menşeli A Co firması, başka bir ülkede bulunan B Co firmasının tüm
hisselerine sahiptir. A Co, X ülkesinde ticari faaliyet göstermediğinden bu
ülkede vergiye tabi değildir. B Co ise X ülkesinde vergi mükellefi bir kurumdur.
A Co, Y ülkesinde mallarını B Co’ya satıyor. B Co bu malları X ülkesinde A Co’ya
tekrar satıyor. X ve Y ülkeleri arasındaki vergi anlaşmasına göre X ülkesi A
Co’yu satış gelirinden dolayı vergilendiremiyor, fakat B Co’yu
vergilendirebiliyor. A Co, mallarını B Co’ya dalgalı fiyattan satma iznine sahip
bir sözleşme imzalıyorsa, B Co’nun X ülkesinde vergiye tabi çok az geliri
olacaktır ya da hiç geliri olmayacaktır. Bu sonucu önlemek üzere, X ülkesi B
Co’ya, A Co’dan aldığı malların fiyatlarını piyasada benzer mal fiyatları ile
karşılaştırmak üzere transfer fiyatlandırması kurallarını uygulamaya koymalıdır(25).
L- VERGİ CENNETLERİNDE OFF-SHORE HESAPLARININ
KULLANILMASI
Vergi cennetlerinde vergiden kaçınmanın ana
esasları çok basittir. Uluslararası yatırımdan ya da ticari faaliyetlerden elde
edilen gelirin kanalize etmek üzere yasal olarak kurulmuş bir ya da birden çok
tüzel kişilikten (şirket, tröst ya da ortaklık) oluşur. Dağınık şekildeki aracı
kuruluşların kombinasyonu, gerek kaynak ülkede, gerekse aracı kuruluşun faaliyet
gösterdiği vergilendirme hakkına sahip olan ülkede, bundan yararlananları vergi
mükellefiyetinden izole etmek suretiyle vergilendirmeyi azaltabilir ya da
ortadan kaldırabilir(26). Böyle bir durumu, banka
kayıtlarının gizliliği nedeniyle çok zordur.
Örnek 16:
1988’de, Amerika faaliyet gösteren C firması 100
milyon $ sermaye kazancı beyan ediyor. 1989’da bir yatırım bankası olan M’nin
tavsiyesiyle yabancı A firması, C firması ve M yatırım bankası P adı altında
offshore ortaklığı kuruyor. Bu firmaların kendi hisse oranlarını sırasıyla %81,
%18 ve %1’dir. Ortakların mali desteği ile P ortaklığı 200 milyon $’a hisse
alıyor ve bunların tamamını kısa bir süre sonra 150 milyon $’a nakit olarak ve
50 milyon $’ını da izleyen 3 yıl içinde ödenecek şekilde satıyor. P ortaklığı bu
işlemle maksimum satış fiyatının gerçekleşmediğini maliyet bedelinin işlem
süresine yayılması gerektiğini beyan ediyor. Buna bağlı olarak, ilk yılda 100
milyon $’lık sermaye kazancı ( 150 milyon $’lık alındı makbuz bedeli – 50 milyon
$’lık tahsis) açıklanıyor ve çoğunlukla A firmasına tahsis ediliyor. A ise
Amerikan yasalarına göre vergiye tabi değil. A’nın P’deki ortaklıktan elde
ettiği faiz geliri sonradan ondan geri alınıyor. İzleyen 3 yılda P ortaklığı 100
milyon $ sermaye zararı beyan ediyor (50 milyon $ nakit – 150 milyon $ A’ya
tahsis edilen tutar)ve bu zarar C’ye tahsis ediliyor böylece C’nin başlangıçtaki
sermaye kazancı bu zarar ile dengelenmiş oluyor(27).
Görüleceği üzere yukarıda bir kısmı taksit ödemeli
satış işlemi vardır, P off-shore ortaklığı yaptığı hisse senedi ticaretinde elde
edilen kazancın bir kısmını zarar beyan eden alt firmasına aktarmakta, diğer
kısmını da yasaya göre vergiye tabi olmayan ortağa aktarmaktadır. Böylece
alınması gereken vergi ile gelir arasındaki illiyet bağı koparılmaktadır. Bunu
önlemek üzere gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler off-shore işlemi yapılan vergi
cenneti ülkelerle karşılıklı vergi anlaşmaları ile sıkı düzenlemelere gitmekte,
ya da off-shore yapılan ülkeleri kara listeye almak suretiyle o ülkelerle
ticari-mali ekonomik ilişkilere yasak getirmektedirler.
V- DEĞERLENDİRME VE SONUÇ
Vergiden kaçınma yeni bir fenomen değildir. Ancak
son yıllarda bu dikkat çekici boyutlara ulaşmıştır. Bazı gelir artırıcı vergiden
kaçınmayı önleyici düzenlemelere mevcut vergi kayıplarının daha da büyümesini
önlemek için gerek duyulmaktadır(28). Finansal yeniliklerdeki
hızlı artış beraberinde vergisel düzenlemelere gidilmesini gerekli kılmaktadır.
Bu çalışmada kısaca yeni
finansal ürünlerin vergiden kaçınma aracı olarak nasıl kullanıldıkları ele
alınmaya çalışılmıştır. Forward, swap ve opsiyon sözleşmeleri yanı sıra bu
ürünlerin birleştirilmesinden doğan yeni türev ürünler karmaşık yapıları ile
kavranmayı zorlaştırmaktadır Vergiyi doğuran olayın tespiti açısından gelirin
elde edilmesinin ne zaman olduğunun tespitindeki sıkıntıların YFÜ’lerin
vergilendirilmesini güçleştirdiği, teknolojideki gelişmeler doğrultusunda hemen
her gün yeni bir türev ürünün geliştirildiği bu ortamda hükümetlerin yasal
düzenlemelere gitmeleri gerektiği açıktır.
KAYNAKLAR:
)
Cafer KAPLAN (1999, Nisan) Finansal Yenilikler Ve Piyasalar Üzerine Etkileri:
Türkiye Örneği, TCMB Araştırma Genel Müdürlüğü, Tartışma Tebliği No: 9910,
s. 2; Erişim:
http://212.174.145.11/research/discus/dpaper42.pdf
)
Victor THURONYI, International Monetary Found Senior
Counsel (2001,Eylül) Taxation of New
Financial Instruments, Ad Hoc Group
of Experts on International Cooperation in Tax Matters Tenth meeting, s. 4;
Erişim:
http://unpan1.un.org/intradoc/groups/public/documents/UN/UNPAN004463.pdf
)
Brian B. STANKO, Dangerous Derivatives, Why are these financial instruments
so risky? Erişim:
http://mooreschool.sc.edu/moore/research/Publications/BandE/bande42/42n4/derive.html
)
THURONYI, agm., s.1.
)
C.Warren ALVIN, Harvard Law School (1993) , U.S. Income Taxation of
NewFinancial Products, s. 10; Erişim:
http://elsa.berkeley.edu/~burch/Warren.pdf
)
ALVIN, agm., s. 3.
)
ALVIN, agm., s. 5.
)
Prof. Philippe JORION, Department for Development Support and Management
Services of the United Nations Secretariat, s. 11; Erişim:
http://unpan1.un.org/intradoc/groups/public/documents/UN/UNPAN004134.pdf
)
Halil SÖYLER, “Swap İşlemlerinin VUK Karşısındaki Durumu”, Erişim:
http://www.alomaliye.com/halil_soyler_swap.htm
(10)
Jens MARTENS, What If Developing Countries Could Finance Poverty Eradication
from Their Own Public Resources?, Global Policy Forum, 2006 Erişim:
http://www.globalpolicy.org/socecon/ffd/domestic/2006/jensmartens.htm
)
Aid Christian, The Shirts Off Their Backs, How Tax Policies Fleece The Poor,
September 2005, s. 10, Erişim:
http://www.concordeurope.org/Files/media/internetdocumentsENG/3_Topics/Topics/9_Financing_for_development/2_Other_documents/09shirts.pdf
)
OECD, Handbook - Developing Partnerships with Non-OECD Economies - Section 1.3,
Partnership Activities, s. 7; Erişim:
http://www.oecd.org/dataoecd/11/4/32002992.pdf
)
ALVIN, agm., s. 11.
)
ALVIN, agm., s. 12.
)
ALVIN, agm., s. 14.
(16)
ALVIN, agm., s. 17.
)
ALVIN, agm., s. 19.
)
ALVIN, agm., s. 21.
)
ALVIN, agm., s. 23.
)
R. L. McDONALD, 2001. The Tax (dis)-advantage of firms issuing options
on their stock.
)
ALVIN, agm., s. 24.
)
ALVIN, agm., s. 26.
)
Victor THURONYI, International Monetary Found Senior
Counsel (2001,Eylül) International Tax Aspects of New Financial
Instruments, Ad Hoc Group of Experts on
International Cooperation in Tax Matters Tenth meeting, s. 4; Erişim:
http://unpan1.un.org/intradoc/groups/public/documents/UN/UNPAN004193.pdf
)
Ahmet TEKİN-İstiklal Y. VURAL, Global Kamusal Malların Finansman Aracı Olarak
Global Vergi Önerileri, s. 10; Erişim:
http://www.sosyalbil.selcuk.edu.tr/sos_mak/makaleler%5CAhmet%20TEK%C4%B0N%20-%20%C4%B0stiklal%20Y.%20VURAL%5C323-337.pdf
)
William F. FOX-Michael J. McINTYRE, Globalization
and Tax Design in Developing Countries, s.35, 26.03.2003; Erişim:
http://siteresources.worldbank.org/INTTPA/Resources/FoxMcIntyrePaper.pdf
)
Sol PICCIOTTO, Lancaster University Law School,
Tackling Tax Havens and ‘Offshore’ Finance, 2007, Amsterdam;
Erişim:
http://www.tni.org/crime-docs/picciotto.pdf
)
ALVIN, agm., s. 41.
)
Steve BOND (IFS)-Malcolm GAMMIE (TLRC)-John WHITING (TLRC),Tax Avoidance,
s. 2; Erişim:
www.ifs.org.uk/budgets/gb2006/06chap10.pdf
Kaynak:
www.MuhasebeTR.com
(Bu makale yazılı veya
elektronik ortamda kaynak
göstermeden yayınlanamaz.
Kaynak göstermeden yayınlayanlar hakkında yasal
işlem yapılacaktır .)