YAZARLARIMIZ
Vehbi Cankat Güneş
İş Müfettişi
vcankat@gmail.com



7495 Sayılı Kanun Kapsamında Kısa Çalışma Ödeneğinde Yapılan Değişikliklerin İncelenmesi ve Değerlendirilmesi

3 Şubat 2024 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7495 sayılı “İşsizlik Sigortası Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”, çalışma hayatının temel kanunlarından olan 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununda önemli değişiklikler yapmış ve yeni hükümler getirmiştir. Bu yazıda 4447 sayılı Kanunda kısa çalışma ödeneğinde yapılan değişikliklere ve yeniliklere değinildikten sonra bunların çalışma hayatına etkileri üzerindeki değerlendirmesi yapılacaktır.

I. 4447 Sayılı İşsizlik Sigortası Kanununda Yapılan Değişiklikler

  •  4447 sayılı Kanunun ek ikinci maddesinde düzenlenen kısa çalışma uygulaması ile ilgili olarak, kısa çalışmanın şartları arasına “salgın hastalık” durumu da eklenmiştir.  Buna göre; genel ekonomik, sektörel veya bölgesel kriz ve zorlayıcı sebeplerle birlikte artık “salgın hastalık” durumu da kısa çalışmanın koşulları arasında yer almıştır.
  • Kısa çalışma ödeneğine hak kazanma şartı değiştirilmiş, Kanun değişikliğinden önce kısa çalışma ödeneğine hak kazanmanın şartı işsizlik sigortası hak etme şartları ile aynı iken, yapılan değişiklik sonrası, kısa çalışma başlama tarihinden önceki son 120 gün hizmet akdine tabi olmak ve son üç yılda en az 450 gün sigortalı olarak çalışıp işsizlik sigortası primi ödemiş olmak kısa çalışma ödeneği şartı olarak Kanunda belirtilmiştir. Örneğin; yapılan değişiklik öncesi kısa çalışma ödeneğine hak kazanabilmek için son 120 gün hizmet akdine tabi olanlardan, son üç yıl içinde en az 600 gün sigortalı olarak çalışıp işsizlik sigortası primi ödemiş olmak gerekli iken, artık kısa çalışma ödeneğine hak kazanmak açısından prim gün sayısının 450 veya üzerinde olmasının yeterli olduğunu söyleyebiliriz.
  • Kısa çalışma ödeneklerinin ödenme günü noktasında kanuni bir düzenleme yapılmış, buna göre kısa çalışma ödeneklerinin her ayın beşinde sigortalıya ödeneceği hüküm altına alınmıştır. Bu süreyi öne çekmeye Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı yetkilidir. Kısa çalışma ödeneklerinin damga vergisi hariç herhangi bir vergi ve kesintiye tabi tutulamayacağı, nafaka borçları dışında onda birinden fazlasının haczedilemeyeceği veya başkasına devir ve temlik edilemeyeceği de kanuni güvence altına alınmıştır.
  • Kanun değişikliğinden önce, “Kısa çalışma ödeneği olarak yapılan ödemeler başlangıçta belirlenen işsizlik ödeneği süresinden düşülür.” şeklindeki düzenleme “Kısa çalışma ödeneği olarak ödenen süreler, kısa çalışma başlama tarihinden itibaren 3 yıl içindeki hizmet akdi fesihlerine istinaden yapılacak işsizlik ödeneği ödemelerine ilişkin hak sahipliği sürelerinden düşülür.” şeklinde değiştirilmiştir. Bu düzenleme ile kısa çalışma ödeneğinde ödeneğe esas sürelerin işsizlik ödeneği uygulamasında öngörülen azami sürelerden (4447 md.50, 180-240-300 gün) düşülmesi uygulaması, kısa çalışma tarihinden itibaren 3 yıl ile sınırlanmıştır. Bir örnekle açıklamak gerekirse; 01.03.2024 tarihinde kısa çalışma uygulaması kapsamında kısa çalışmaya geçen bir işçi 120 gün kısa çalışma ödeneğinden faydalanırsa, 600 gün işsizlik sigortası primi ödemiş olduğu varsayımıyla, 01.03.2027 tarihine kadarki dönemde işsizlik sigortasına hak edecek şekilde işten ayrılırsa toplam 180 gün işsizlik sigortası ödeneği alma hakkına sahip olmasına rağmen (4447 md. 50) 120 gün kısa çalışma ödeneği aldığı için ancak 60 gün (180-120=60) işsizlik sigortası ödeneğinden yararlanabilecektir. Ancak işçinin 01.03.2027 tarihinden sonra işten ayrılması durumunda kısa çalışma ödeneği aldığı dönem hiç dikkate alınmadan 4447 md. 50’de belirtilen gün sayıları üzerinden işsizlik sigortasına hak kazanabilecektir.
  • Kısa çalışma konusunda yapılan son kanuni değişiklik, işverenin kusurundan kaynaklanan fazla ödemelerin işverenden yasal faiziyle tahsil edileceği hükmüne paralel olarak sigortalının kusurundan kaynaklanan fazla ödemelerin de sigortalıdan yasal faiziyle tahsil edileceği şeklindeki düzenlemedir. Ölen sigortalılara ait fazla ödemelerin tahsil edilmeyeceği de Kanun hükmüne bağlanmıştır.
  • Kısa çalışma konusunda yapılan değişikliklerin tamamının 01.03.2024 tarihinde yürürlüğe gireceği 7495 sayılı Kanun md. 11 ile hüküm altına alınmıştır.

II. Yapılan Kanun Değişikliklerinin Değerlendirilmesi

  •   4447 sayılı Kanunda yapılan değişikliklerin bir kısmı yeni bir hukuki durum yaratmayan veya Kısa Çalışma ve Kısa Çalışma Ödeneği Hakkında Yönetmelik hükümlerinin tekrarından ibarettir. Örneğin; “genel salgın” hali Kanunda kısa çalışma şartları arasında sayılmış olmakla birlikte ilgili Yönetmelikte “Zorlayıcı Sebep”in tanımlandığı md.3/1-h’de de genel salgın halinin zorlayıcı sebep olarak kabul edildiği görülmektedir. Nitekim 2020 yılında yaşanan Covid-19 Pandemisi döneminde de buna bağlı olarak işverenlerin kısa çalışma talepleri kabul edilmiş ve bu uygulamadan yararlanmışlardır.
  • Yönetmelik md.7/11 hükmünde yer alan “işçinin kusurundan kaynaklanan fazla ödemelerin yasal faiziyle birlikte işçiden tahsil edileceği” hükmü bu defa Kanunda kendisine yer bulmuştur. Bu konudaki tek yenilik getiren hüküm ölen sigortalılara ait fazla ödemelerin tahsil edilmeyeceği hükmüdür.
  • Kısa çalışma ödeneğine hak kazanma şartının, kısa çalışma başlama tarihinden önceki son 120 gün hizmet akdine tabi olmak ve son üç yılda en az 600 gün olan işsizlik sigortası primi ödemiş olma şartının 450 gün olarak değiştirilmesi[1] olumlu bir değişiklik olarak görülse de kısa çalışma kapsamına giren işyerlerinde işçilerin herhangi bir şarta bağlı olmadan kısa çalışma ödeneğine hak kazanmaları gerektiği düşüncesindeyim. Bir işyerinde genel ekonomik, sektörel veya bölgesel kriz genel salgın ile zorlayıcı sebeplerle işyerindeki haftalık çalışma sürelerinin azalması veya işin tamamen durması gerek işçi gerekse işveren açısından öngörülemeyecek ve önüne geçilemeyecek bir durumdur. İş sözleşmesinin her iki tarafa borç yükleyen bir sözleşme olduğu düşünüldüğünde, borçlar hukuku tabiriyle bu durum, “kusursuz sonraki imkansızlık”tır. Ancak işçi açısından basit bir alacak hakkının ötesinde işçinin ve ailesinin hayatını idame ettirebilmesi için olmazsa olmaz nitelikte olan “ücret hakkı” söz konusu olduğu için Kanun koyucu sözleşmenin sona ermesini değil, bir haftalık yarım ücret uygulaması ve sonrasında kısa çalışma uygulamasıyla sözleşme askıda kalsa da işçinin ücret hakkını belli oranda ikame ederek iş sözleşmesinin devam etmesi yönünde irade göstermiştir. Bu elbette, çalışma ilişkilerini tamamen piyasa kurallarına terk etmeyi reddeden ve çalışanlar ile ailelerini korumak adına bu alanda kendi kurallarını koymayı tercih eden “sosyal devlet” anlayışının bir gereğidir. Bu nedenle son 120 gün hizmet akdine tabi olmayan veya 450 gün prim şartını yerine getiremeyen işçilerin kısa çalışma ödeneği kapsamının dışına çıkartılmasının, “sosyal devlet” anlayışına uygun bir politika olmadığı düşüncesindeyim. Covid-19 Pandemisi döneminde kısa çalışma uygulaması dışında kalan işçilere yönelik olarak uygulanan “nakdi ücret desteği” uygulamasının ise ödenek noktasında eşitsizliklere neden olduğu düşüncesiyle doğru bir uygulama olmadığı kanaatindeyim. Bu nedenle, nasıl ki iş kazası veya meslek hastalığı durumunda sigortalıya veya yakınlarına sağlanan haklar konusunda herhangi bir prim şartı yer almıyorsa, işçinin kendi kusurundan kaynaklanmayan, öngörülmesi veya önüne geçilmesi mümkün olmayan sebeplerle işyerinde çalışma sürelerinin azalması veya tamamen durması sebebiyle ücretinde yaşanan eksilmenin kısa çalışma uygulamasıyla telafi edilmesi hakkından tüm işçilerin “herhangi bir şarta bağlı olmadan” yararlanmaları gerektiği düşüncesindeyim.
  • Kanunda yapılan önemli bir diğer değişiklik kısa çalışma ödeneğinden vergi ve prim kesilmesi ve bu ödeneklere haciz uygulanması ile ilgilidir. Kısa Çalışma ve Kısa Çalışma Ödeneği Hakkında Yönetmelik md.7/10 “Kısa çalışma ödeneği nafaka borçları dışında haciz veya başkasına devir veya temlik edilemez.” hükmünde iken Kanuna eklenen hüküm “Kısa çalışma ödeneği, damga vergisi hariç herhangi bir vergi ve kesintiye tabi tutulmaz, nafaka borçları dışında onda birinden fazlası haczedilemez veya başkasına devir ve temlik edilemez.” hükmündedir. Bu şekilde kısa çalışma ödeneklerinden sadece damga vergisi kesintisi yapılabileceği kanuni hükme dayandırılmıştır. Ancak kısa çalışma ödeneklerine haciz konulamayacağı kuralı terkedilerek nafaka borçları dışında onda birinin haczedilebileceği hüküm altına alınmıştır. Bu durumun, asgari ücret seviyesinde ücret alan işçilerin haciz sonrası elde ettikleri tutarla hayatlarını idame ettirmeleri noktasında var olan sorunu daha da büyüteceği kanaatindeyim. Şöyle ki; bilindiği üzere nafaka borçları dışında işçi ücretlerinin en fazla dörtte biri haczedilebilmektedir. Bu kural işçinin asgari ücret seviyesinde veya üstünde ücret almasına bakılmaksızın aynı şekilde uygulanmaktadır. Oysa Asgari Ücret Yönetmeliğinde asgari ücret; “İşçilere normal bir çalışma günü karşılığı ödenen ve işçinin gıda, konut, giyim, sağlık, ulaşım ve kültür gibi zorunlu ihtiyaçlarını günün fiyatları üzerinden asgari düzeyde karşılamaya yetecek ücret” şeklinde tanımlanmıştır. Bu demek oluyor ki; asgari ücretin altında bir ücretle işçinin zorunlu ihtiyaçlarını karşılaması mümkün değildir. Ücretinin dörtte birine haciz konulan ve asgari ücret alan bir işçi kendisinin ve ailesinin zorunlu ihtiyaçlarını karşılayamadan yaşamını devam ettirmek mecburiyetinde bırakılmaktadır. Kısa çalışma ödeneği söz konusu olduğunda bu sorun daha da ciddi bir hal almaktadır. Bilindiği üzere kısa çalışma ödeneği; sigortalının son on iki aylık prime esas kazançları dikkate alınarak hesaplanan günlük ortalama brüt kazancının % 60’ıdır. Günlük ortalama kazancında %40 düşüş yaşayan işçinin ücretinden ayrıca %10’haciz kesintisi yapılması işçiyi çok daha az bir tutarla hayatını idame ettirmek mecburiyetinde bırakacaktır. Bir örnekle anlatmak gerekirse; bilindiği üzere 2024 yılı brüt asgari ücreti 20.002,5 TL, net asgari ücret ise 17.002,12 TL’dir. Asgari ücret alan bir işçinin net ücretine uygulanan haciz sonrası eline geçen tutar 12.751,59 TL olacaktır. Asgari ücretle çalışan işçi kısa çalışma kapsamına girdiğinde brüt ücretinin %60’ı üzerinden kısa çalışma ödeneğine hak kazandığı için (damga vergisi dikkate alınmadığında) yaklaşık 12.001,5 kısa çalışma ödeneğine hak kazanacak, bu tutara da %10 oranında haciz uygulandığında 10.801,35 TL ile kendisinin ve ailesinin geçimini sağlamaya çalışacaktır. Oysa bu tutar net asgari ücretin yaklaşık %63’üne denk gelmektedir. İcra hukuku alacaklının haklarının mutlak şekilde korunduğu bir hukuk dalı değildir. Haciz uygularken borçlunun ve ailesinin yaşamını devam ettirebilmesi için gerekli önlemlerin alınması da gerekmektedir. Bu nedenle kısa çalışma ödeneklerine haciz uygulanamayacağı şeklindeki uygulamaya dönmeye yönelik gerekli kanuni değişikliklerin yanında, kanaatimce, başta İş Kanunu ve çalışma hayatını düzenleyen diğer kanunlarda ve hatta 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununda gerekli değişiklikler yapılarak işçi ücretlerinin ancak asgari ücretin üzerinde kalan kısmının haczedilebileceğine yönelik yasal düzenlemeler yapılmalıdır.[2] 
  • Son olarak; kısa çalışma ödeneği olarak ödenen sürelerin hizmet akdi fesihlerine istinaden yapılacak işsizlik ödeneği ödemelerine ilişkin hak sahipliği sürelerinden düşmesi şeklindeki uygulamanın kısa çalışma başlama tarihinden itibaren 3 yıl ile sınırlanması da işçi lehine bir uygulama olarak değerlendirilmesi mümkünse de kanaatimce kısa çalışma ödeneği ödenen günlerin hiçbir şekilde işsizlik ödeneği ödeme sürelerinden düşülmemesi gerekmektedir. Yukarıda izah edildiği üzere, işçinin kendi kusurundan kaynaklanmayan, öngörülmesi veya önüne geçilmesi mümkün olmayan sebeplerle kısa çalışma uygulamasına geçmek zorunda kalması nedeniyle, kanuni hakkı olan (4447 md. 50) işsizlik sigortasından faydalanma süresinin azaltılmasının hukuka uygun olmadığı düşüncesindeyim.

* Bu makale Lebib Yalkın Mevzuat Dergisi 2024/Mart sayısında yayınlanmış makalenin kısaltılmış halidir.

** Yazıda yer verilen görüş ve düşünceler yazarın kendi görüş ve düşünceleri olup hiçbir şekilde çalıştığı Kuruma atfedilemez.


[1][1] Bu noktada işsizlik sigortasına hak kazanma şartlarında bir değişiklik olmadığını, yapılan değişikliğin sadece kısa çalışma ödeneğine hak kazanma şartlarıyla ilgili olduğunu belirtelim.

[2] Çalışma hayatını düzenleyen temel kanunların yeniden yazıldığı bu dönemde bu konunun da dikkate alınması gerektiğini düşünüyorum.

13.03.2024

Kaynak: www.MuhasebeTR.com
(Bu makale kaynak göstermeden yayınlanamaz. Kaynak gösterilse dahi, makale aktif link verilerek yayınlanabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayınlayanlar hakkında yasal işlem yapılacaktır.)

>> Duyurulardan haberdar olmak için E-Posta Listemize kayıt olun.

>> Uygulamalı Enflasyon Muhasebesi (171 Sayfa) Ücretsiz E-Kitap: hemen indir.

>> SGK Teşvikleri (156 Sayfa) Ücretsiz E-Kitap: hemen indir.

>> MuhasebeTR mobil uygulamasını Apple Store 'dan hemen indir.

>> MuhasebeTR mobil uygulamasını Google Play 'den hemen indir.


GÜNDEM