YAZARLARIMIZ
Vedat Nair
Serbest Muhasebeci Mali Müşavir
Bağımsız Denetçi
vedatnair@hotmail.com



Emisyon Priminin TTK. ve Vergi Düzenlemelerindeki Yeri

Emisyon geniş anlamıyla çıkarmak, yaymak anlamı taşırken sermaye piyasalarında para, tahvil ya da pay senedi tedavüle çıkarmak anlamına gelir. Anonim şirketlerde sermayenin ortaklarca karşılanması, halka arzda payların itibari değeriyle çıkarılmasıdır. Şayet itibari değerin üzerinde bir bedelle paylar çıkarılırsa primli pay söz konusu olur ve bu durumda agiodan bahsedilir. Yani agio, emisyon primi anlamına gelmektedir. İster primli olsun isterse nominal bedelle elde edilmiş olsun nihayetinde yatırımcı elinde bulunan para ile hisse emisyonuna iştirak ederek bir şirkete ortak olmaktadır.

Emisyon primi, anonim şirketlerle ilgili olarak primli paylar ifadesiyle TTK.’nun 347. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre bu paylar itibari değerinden düşük bedelle çıkarılamazken, itibari değerinden yüksek bedelle çıkarılabilir. Bu durumda esas sözleşmede hüküm olmalı veya genel kurul kararı gerekmektedir. Eğer anonim şirket kayıtlı sermaye sistemindeyse esas sözleşme ile yönetim kuruluna verilecek yetkiyle primli pay çıkartabilir. İtibari değerin altında pay ihracının olması halinde bu durumda şirket yaptırımlarla karşılaşabilir. Bu aykırılığın sonucu olarak sicil memurluğunca şirketin kuruluşunun veya sermaye artırımının tescilinin reddi söz konusu olabilir. Buna rağmen tescil geçekleşmişse şirketin fesih davasıyla karşılaşması muhtemeldir. Limited şirketlerle ilgili olarak, gerek sermaye şirketi olması gerekse anonim şirketlerle ilgili TTK.’nun bazı maddelerinin bu şirketler için de uygulanabilir olması bakımından emisyon priminin uygulanabilir olduğu yönünde görüşler mevcuttur. Ancak esas itibariyle bu düzenleme anonim şirketlerle ilgili olarak ihdas edilmiştir. Bu arada KVK.’nda konuyla ilgili olarak istisnalar kısmında anonim şirketlerden bahsedildiğini söylemek yerinde olacaktır.

TTK.’nun 476. maddesi en az pay bedeli asgari değerini düzenlemektedir ki o da bir kuruş ve katları olarak ifade edilmiştir. Örneğin 1 kuruş itibari değerle 500.000.000 pay söz konusu ise bu 5.000.000 TL.’lik sermaye ye denk düşer. 1 Türk Lirası itibari değerle 5.000.000 pay yine 5.000.000 TL.’lik sermaye ye denk gelir. İtibari değeri 1 TL. olarak belirlenen 1 pay 90 kuruşa halka arz yada kuruluş anında karşılanırsa bu durumda itibari değerin altında pay çıkarılması söz konusu olur. Yukarıdaki örnekteki pay sayısına göre 90 kuruştan sermayenin itibari değeri 4.500.000 TL. olarak gerçekleşir. Tescil edilen sermayenin 5.000.000 TL. olmasına karşılık toplanan tutar 500.000 TL. daha düşük olacaktır. Ancak TTK. düzenlemelerine aykırı bu durumun uygulanabilirliği mümkün değildir ve fesih davasına sebebiyet verecek hatalı bir işlemdir. Kaldı ki TTK.’nu düzenlemelerinde anonim şirketin temel yapısını bozan veya sermayenin korunması hükümlerine aykırı olan kararlar butlan yani batıl sayılmıştır. TTK.’nu hükümlerine aykırılık bahsiyle açılacak fesih davalarında eksikliklerin giderilebilmesi, esas sözleşmeye veya kanuna aykırı hususların düzeltilebilmesi için mahkemenin süre vermesi ile ilgili kanunda ayrıca düzenlemeler yer almaktadır. Aynı örnekteki 5.000.000 adet payın itibari değeri 5.000.000 TL ve birim payın itibari değeri 1 TL. olmasına karşın satışının 2 TL.’den primli olarak gerçekleşmesi durumunda toplanacak tutar 10.000.000 TL.’ye ulaşacaktır. Aradaki farktan bu işlemler sırasında yapılacak çıkarılma giderleri, itfa karşılıkları ve hayır amaçlı ödemelerin düşülmesi sonucu kalan tutarı emisyon primi olarak kabul edebiliriz.

Çıkarma primi malvarlığını zenginleştirerek şirketlerin finansmanının güçlenmesine olanak sağlar. Ayrıca çıkarma primi TTK.’nun 519/2-a maddesine göre kanuni yedek akçe olarak kabul edilmektedir. Görüldüğü üzere Türk Ticaret Kanununda sermayenin çıkartılması, korunması buna ilişkin yapılacak hilelerin önüne geçilmesi konusunda kapsamlı düzenlemeler yapılmıştır. Ayrıca ayni sermayenin değerlenmesiyle ilgili yapılacak yolsuzluklara dair sorumluluktan da bahsedilmiştir. Kanun ve nizama uygun biçimde alınan kararlar neticesinde meydana gelen sermaye arzıyla, payların itibari değerinden yüksek bedelle satılmasına TTK.’nu müsaade etmektedir. Ortaya çıkacak prim ise kanuni yedek akçe olarak tanımlanmıştır. Dolayısı ile ticari bilançoda emisyon primini göreceğimiz yer öz sermaye hesap grubu olacaktır.

Yasal yedek akçe olarak değerlendirilen ve öz sermaye grubunda yer alan emisyon priminin şirketlerin finansmanına olanak sağlayacağından bahsetmiştik. Bu tutarlar yasal yedeklerde bekletilebileceği gibi gerekli şartların yerine getirilmesi durumunda sermayeye ilave edilebilir. Yine TTK.’na uygun biçimde ortaklar tarafından tasarruf edilmesi de mümkündür. Ancak burada dikkat edilmesi gerek nokta serbest yedek akçe tutarının belirlenmesidir. TTK.’nun 519/3. maddesinde “Genel kanuni yedek akçe sermayenin veya çıkarılmış sermayenin yarısını aşmadığı takdirde, sadece zararların kapatılmasına, işlerin iyi gitmediği zamanlarda işletmeyi devam ettirmeye veya işsizliğin önüne geçmeye ve sonuçlarını hafifletmeye elverişli önlemler alınması için kullanılabilir.” düzenlemesine yer verilmiştir.

Dolayısı ile sermayenin yarısını aşan genel kanuni yedek akçe tutarı serbest yedek akçe olarak kabul edilebilir. Tespit edilen serbest yedek akçeyi doğrudan sermayeye ilave edebiliriz ki bu durum kar dağıtımına konu edilmez. Ortaklara kar payı olarak dağıtılabilir fakat bu durumda kar dağıtımına ilişkin stopaj uygulanması söz konusu olacaktır. Maliyenin verdiği muktezada, 5520 sayılı KVK.’nun 5/1-ç maddesinde anonim şirketlerin kuruluşlarında veya sermayelerini artırdıkları sırada çıkardıkları payların bedelinin itibari değerini aşan kısmının kurumlar vergisinden istisna olduğunu belirtilmiştir. Ayrıca emisyon primlerinin Türk Ticaret Kanunu hükümleri uyarınca ortaklara dağıtılması halinde, bu işlemin kar payı dağıtımı sayılacağı ve dağıtılan emisyon primi üzerinden GVK.’nun 94. maddesi ile KVK.’nun 15. ve 30. maddelerinde yer alan hükümler çerçevesinde kar dağıtımına bağlı vergi kesintisi yapılacağı ifade edilmiştir.  

TTK.’da emisyon priminin yasal yedek akçe olarak kabul edilmesine karşılık KVK. bunu istisna kazanç olarak kabul etmiştir. Hatta kurumlar beyannamesinde bu istisnanın kurum kazancından düşülmesine yönelik uygulama vardır. Bu durumda istisnanın beyannamede gösterilebilmesi için tutarın şirket kazancına dahil olması gerekmektedir. Bu hususun izahı mali müşavir arkadaşların marifetiyle beyanname üzerinde yapılacak işlemle sağlanacaktır. Fakat genel uygulamayı söylemeden geçemeyeceğim; İstisna tutarı beyannamede KKEG. olarak kazanca ilave, istisna olarak indirilme şeklinde nötrleştirilerek uygulanmaktadır.

Emisyon primlerinin nakdi sermaye artışı indirimi ve sermaye azaltımı uygulamaları karşısındaki durumu;

Maliyenin verdiği görüşe göre sermaye olarak tescil edilmeyen emisyon primleri üzerinden 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun "Diğer indirimler" başlıklı 10/1-ı maddesi uyarınca nakdi sermaye indirimi hesaplanmaz. Ayrıca şirket tarafından emisyon primlerinin daha sonra sermayeye ilave edilmesi durumunda da sermayeye eklenmesi işlemi, bilançoda yer alan öz sermaye kalemlerinin sermayeye eklenmesi niteliğinde olacağından bu artış sebebiyle nakdi sermaye artışı indiriminden faydalanılması söz konusu olmayacaktır.

Sermaye azaltımıyla ilgili olarak vergileme konusunda ayrıntılı düzenlemeler bulunmamakla birlikte konu hakkında maliyenin görüşleri mevcuttur. Konu oldukça kapsamlı ve yoruma dayalı olduğu için çok ayrıntısına girmeyeceğim. Kısaca belirtmek gerekirse sermayenin TTK.’nun 376 ve 473 ila 475. maddelerinin hükümleri doğrultusunda azaltılabilmesi mümkündür. Maliye tarafından verilen görüşte ise; ……sermaye hesabını oluşturan kalemler şirketlerin sermaye azaltımında vergilendirmeyi belirleyen temel unsur olup, yapılacak sermaye azaltımının;

– Öncelikle, kurumlar vergisine ve vergi sonrası dağıtılan kazancın ise kâr dağıtımına bağlı vergi kesintisine tabi tutulacak hesaplardan karşılanması,

– Devamında, sadece kâr dağıtımına bağlı vergi kesintisine tabi tutulacak hesapların kullanılması,

– Son olarak ise, işletmeden çekilmesi halinde vergilendirilmeyecek olan ayni ve nakdi sermayenin işletmeden çekildiğinin kabulü gerekmektedir.

Dolayısıyla, sermaye azaltımında, yukarıda belirtilen sıraya göre sermaye hesaplarının işletmeden çekildiği kabul edileceğinden öncelikle 6113 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin yedinci fıkrası uyarınca ilgili dönemde kurum kazancının tespitinde dikkate alınmaksızın sermayeye eklenmiş olan tutarlar, pasif kalemlere ait enflasyon fark hesapları, yeniden değerleme değer artış fonu veya maliyet artış fonu gibi hesaplar işletmeden çekilmiş sayılacak ve bu tutarlar öncelikle kurumlar vergisine tabi tutulacak, sonrasında ise ortakların statüsüne göre kâr dağıtımına bağlı vergi kesintisi yapılacaktır. Yukarıda belirtilen nitelikteki hesapların ardından geçmiş yıl karları, emisyon primi satış kazancı gibi sadece vergi kesintisine tabi tutulacak hesapların işletmeden çekildiği kabul edilecek; son olarak da ortaklar tarafından nakden veya aynen yapılan ödemeler sermaye azaltımına konu edilebileceğinden, ortakların esas olarak işletmeye koydukları sermayeyi Türk Ticaret Kanunu hükümleri çerçevesinde geri almış olmaları halinde mükellefiyet statüsüne bakılmaksızın vergilendirme işlemi yapılmayacaktır.” Açıklamalarına yer verilmiştir. Yani içsel fonlardan karşılanan sermayenin azaltıma konu edilmesi durumunda niteliğine göre vergisel ödevlerin yerine getirilmesi ve sermaye azaltımında açıklamadaki kalemlere öncelik verilmesi kabul edilen görüştür. Ayrıca ortaklar tarafından ayni ve nakdi olarak karşılanan sermayenin azaltıma konu edilmesi durumunda vergileme işleminin olmayacağına muktezada yer verilmiştir.

Kaynak;

-Konuya ilişkin muktezalar

-KVK. genel tebliğ

-TTK. düzenlemeleri

21.12.2022

Kaynak: www.MuhasebeTR.com
(Bu makale kaynak göstermeden yayınlanamaz. Kaynak gösterilse dahi, makale aktif link verilerek yayınlanabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayınlayanlar hakkında yasal işlem yapılacaktır.)

GÜNDEM