YAZARLARIMIZ
Ufuk Ünal
Sosyal Güvenlik Denetmeni
ufuk-unal@hotmail.com



Ölüm Aylığı, Hak Sahipliği ve Muvazaalı Boşanma

1. Ölüm Aylığı ve Aylığa Hak Kazanma Şartları

Aylık kavramı 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 3. maddesinin 1. fıkrasının 17. bendine göre “malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları ile vazife malûllüğü halinde yapılan sürekli ödemeyi” ifade etmektedir.

Ölüm aylığı ise ölüm sigortasından sağlanan haklardan biri olup Kanunun 32. maddesinin 2. fıkrasına göre:

“a) En az 1800 gün malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi bildirilmiş veya 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı sayılanlar için, her türlü borçlanma süreleri hariç en az 5 yıldan beri sigortalı bulunup, toplam 900 gün malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi bildirilmiş,

b) 47 nci maddede yazılı sebeplerle kazaya uğramış, malûllük, vazife malûllüğü veya yaşlılık aylığı almakta iken veya malûllük, vazife malûllüğü veya yaşlılık aylığı bağlanmasına hak kazanmış olup henüz işlemi tamamlanmamış,

c) Bağlanmış bulunan malûllük, vazife malûllüğü veya yaşlılık aylığı, sigortalı olarak çalışmaya başlamaları sebebiyle kesilmiş,

durumda iken ölen sigortalının hak sahiplerine, yazılı istekte bulunmaları halinde bağlanır.

Ancak, 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (b) bendine göre sigortalı sayılanların hak sahiplerine aylık bağlanabilmesi için ölen sigortalının genel sağlık sigortası primi dahil kendi sigortalılığından dolayı prim ve prime ilişkin her türlü borcunun olmaması veya ödenmesi şarttır.”

2. Ölüm Aylığının Hesaplanması

Ölüm aylığının hesaplanması 5510 sayılı Kanunun 33. maddesinde ele alınmış olup maddeye göre:

 “a) Sigortalının almakta olduğu veya bağlanmasına hak kazandığı malûllük, vazife malûllüğü veya yaşlılık aylığı,

b) Malûllük veya yaşlılık aylığı bağlandıktan sonra sigortalı olarak çalışmaya başlaması sebebiyle aylığı kesilen sigortalının ölüm tarihi esas alınarak 27 nci veya 30 uncu maddelere göre tespit edilecek aylığı,

c) 32 nci maddenin ikinci fıkrasının (a) bendi kapsamında malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemiş olan sigortalının prim ödeme gün sayısı, 9000 günden az ise 9000 gün üzerinden, 9000 gün ve daha fazla ise toplam prim ödeme gün sayısı üzerinden, 29 uncu madde hükümlerine göre hesaplanan aylığı,

esas alınır. Ancak, 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı sayılanlar için 9000 prim gün sayısı 7200 gün olarak uygulanır.”

3. Hak Sahipliği, Ölüm Aylığının Paylaştırılması, Aylığın Başlangıcı ve Kesilmesi

Hak sahibi, sigortalının veya sürekli iş göremezlik geliri ile malûllük, vazife malûllüğü veya yaşlılık aylığı almakta olanların ölümü halinde, gelir veya aylık bağlanmasına veya toptan ödeme yapılmasına hak kazanan eş, çocuk, ana ve babasını ifade etmektedir.

Ölüm aylığının hak sahiplerine paylaştırılması 5510 sayılı Kanunun 34. maddesinde detaylı olarak ele alınmıştır. Maddeye göre:

“a) Dul eşine % 50'si; aylık bağlanmış çocuğu bulunmayan dul eşine ise bu Kanunun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (a), (b) ve (e) bentleri hariç bu Kanun kapsamında veya yabancı bir ülke mevzuatı kapsamında çalışmaması veya kendi sigortalılığı nedeniyle gelir veya aylık bağlanmamış olması halinde % 75'i,

b) Bu Kanunun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (a), (b) ve (e) bentleri hariç bu Kanun kapsamında veya yabancı bir ülke mevzuatı kapsamında çalışmayan veya kendi sigortalılığı nedeniyle gelir veya aylık bağlanmamış çocuklardan;

1) 18 yaşını, lise ve dengi öğrenim görmesi halinde 20 yaşını, yüksek öğrenim yapması halinde 25 yaşını doldurmayanların veya,

2) Kurum Sağlık Kurulu kararı ile çalışma gücünü en az % 60 oranında yitirip malûl olduğu anlaşılanların veya,

3) Yaşları ne olursa olsun evli olmayan, evli olmakla beraber sonradan boşanan veya dul kalan kızlarının, her birine % 25'i,

c) (b) bendinde belirtilen çocuklardan sigortalının ölümü ile anasız ve babasız kalan veya sonradan bu duruma düşenlerle, ana ve babaları arasında evlilik bağı bulunmayan veya sigortalının ölümü tarihinde evlilik bağı bulunmakla beraber ana veya babaları sonradan evlenenler ile kendisinden başka aylık alan hak sahibi bulunmayanların her birine % 50'si,

d) Hak sahibi eş ve çocuklardan artan hisse bulunması halinde her türlü kazanç ve irattan elde etmiş olduğu gelirinin asgari ücretin net tutarından daha az olması ve diğer çocuklarından hak kazanılan gelir ve aylıklar hariç olmak üzere gelir ve/veya aylık bağlanmamış olması şartıyla ana ve babaya toplam % 25'i oranında; ana ve babanın 65 yaşın üstünde olması halinde ise artan hisseye bakılmaksızın yukarıdaki şartlarla toplam % 25'i, oranında aylık bağlanır.

Ancak, hak sahibi çocuklardan 18 yaşını, lise ve dengi öğrenim görmesi halinde 20 yaşını, yükseköğrenim yapması halinde 25 yaşını doldurmayanların, bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı sayılmaları, bunlara aylık bağlanmasına engel oluşturmaz.”

Ölüm sigortasından sigortalının hak sahiplerine bağlanacak aylıklar; sigortalının ölüm tarihini, hak sahibi olma niteliğinin ölüm tarihinden sonra kazanılması halinde, bu niteliğin kazanıldığı tarihi, takip eden ay başından itibaren başlatılır. Hak sahiplerine bağlanan aylıklar 34 üncü maddede belirtilen şartların ortadan kalktığı tarihi takip eden ödeme dönemi başından itibaren kesilir. Ancak Kanunun 4 üncü maddesinin dördüncü fıkrasının (d), (e) ve (f) bentlerinde belirtilenlerden öğrenci olanların sigortalı sayılmaları, bağlanan aylıkların kesilmesini gerektirmez.

4. Muvazaalı Boşanma

Yaşları ne olursa olsun evli olmayan, evli olmakla beraber sonradan boşanan veya dul kalan kızlar, ölüm aylığı hak sahipleri arasında sayılmışlardır. Ancak bu noktada kanun koyucu 56. maddenin son fıkrasına göre kız çocuklar için bir sınırlama da getirmiştir. Maddeye göre “eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocukların, bağlanmış olan gelir ve aylıkları kesilir. Bu kişilere ödenmiş olan tutarlar, 96 ncı madde hükümlerine göre geri alınır.”

Kanuna koyulan sınırlamanın Anayasada sayılan temel hak ve özgürlüklere aykırı olduğu iddiasıyla kamuoyunda bir çok tartışmaya neden olmuş, 5510 sayılı Kanunu’nun 56. maddesinin Anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle iptal istemi ile açılan davada Anayasa Mahkemesi, 15.12.2011 tarih ve 28143 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 2011/70 sayılı kararıyla istemi reddetmiş ve Kurumun bu konudaki işlem hakkını korumuştur.

Kurum tarafından şikayet ve rutin tarama yoluyla boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşayan eş ve kız çocuklarına ilişkin araştırmalar yapılmaktadır. Yapılan araştırmalar neticesinde boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşayan hak sahiplerinin aylıkları kesilmekte ve almış oldukları aylıklar da 96. madde hükümlerine göre kişilerden faizi ile geri alınmaktadır.

Sosyal Güvenlik Denetmenleri tarafından yapılan araştırmalar sonucunda, boşandığı eski eşi ile birlikte yaşamaya devam edenler hakkında Kurumca yapılan işlemler dava konusu olmakta, açılan davalar çoğunlukla, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı Kurumca tespit edilen eş ve kız çocuklarının, haklarında eksik araştırma yapıldığı iddiasına veya yapılan tespitlerin “eylemli birliktelik” anlamına gelmeyeceği gerekçesine dayanmaktadır.

5. Çözüm Önerisi

Ölüm aylığı almak için boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşayan eş ve kız çocuklarının temel nedeni ekonomik geçim kaygısına dayanmaktadır. Kişiler Kurumdan aylık alabilmek adına kağıt üzerinde boşanmakta; ancak eşleri ile fiilen birlikte yaşamaya devam etmektedirler. Sosyal Güvenlik Denetmenlerince yapılan incelemeler sonucunda muvazaalı boşanmalar tespit edilmekte, kişilerin aylıkları kesilip, verilen aylıklar geri alınmakta, dolayısıyla yaşanan ekonomik kaygılar daha vahim bir hal almaktadır.

Yapılan incelemeler sırasında çoğunlukla muvazaalı boşanma yoluna başvuran kişilerin çoğunun ekonomik olarak zor durumda oldukları görülmektedir. Bunun yanı sıra bağlanan aylığa ekonomik olarak hiç ihtiyacı olmayan kişilerin de olduğu tespit edilmektedir. Refah seviyesi iyi durumda olan hak sahiplerinde muvazaalı boşanma oranı çok düşükken, ekonomik seviyesi düşük olan kişilerde oran çok yüksektir. Bu noktada hak sahiplerinin kanundan doğan hakları elde etmeleri açısından eşitlik sağlanmışken, refah yönünden adalet sağlanamamakta, ekonomik durumu kötü olan kişilerin muvazaalı boşanma yoluna başvurmalarına neden olmaktadır.

Sonuç olarak muvazaalı boşanmanın temelinde ekonomik durum yatmaktadır. Bu noktadan hareketle hali hazırda Kurum ve diğer bakanlıklar tarafından yapılan gelir testlerinin daha aktif kullanması önemli bir rol oynayabilir. Hak sahiplerine direkt aylık bağlamak yerine önce gelir testi uygulaması yapılması, yapılan gelir testi sonucuna göre belirlenecek gelir dilimlerine göre farklı oranlarda aylık bağlanması yolu tercih edilebilir. Ölüm aylığına evli olmaları nedeniyle hak sahibi olamayan kız çocukları için de gelir tespiti yapılarak ekonomik olarak zor durumda olduğu tespit edilenlere sosyal yardım ödemesi yapılarak kişilerin muvazaalı boşanma yoluna başvurmaları engellenebilir. Bu sayede Kurumun, mahkemelerin iş gücü azaldığı gibi ekonomik olarak zor durumunda olan kişiler için adalet sağlanmış olur.

24.11.2021

Kaynak: www.MuhasebeTR.com
(Bu makale kaynak göstermeden yayınlanamaz. Kaynak gösterilse dahi, makale aktif link verilerek yayınlanabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayınlayanlar hakkında yasal işlem yapılacaktır.)

GÜNDEM