YAZARLARIMIZ
Dr. Ufuk ÖZDEMİR
Yeminli Mali Müşavir
ufuk@proymm.com



Konkordato Nedir?

Stagflasyon, resesyon ile enflasyonun aynı anda görüldüğü durumdur. Bu durumda ekonomideki işsizlik oranı artarken fiyatlar da hızla yükselmektedir. 1970 yılında İngilizcede stagnant (durgun) ile inflation (enflasyon, fiyatlar genel düzeyinin sürekli ve hissedilir artışı) kelimelerinin birleşmesinden türetilmiştir.

 Türkiye gibi gelişmekte olan ve hammadde yönünden dışa bağımlı ülkelerde fiyatlar genelde negatif büyüme hızında da artar. Bunun bir sebebi tasarrufa yönlendirici politikaların uygulanıyor olmasından kaynaklı faiz oranlarındaki yükseliştir. Bu kredi maliyetlerini yükseltir. Kredi maliyetlerindeki yükselişte fiyatlara yansır, bir diğer sebep ise bu dönemlerde döviz maliyetinin yükselmesidir ki bu da hammadde maliyetini yükseltmek suretiyle fiyatlara yansır. Kullanılmayan üretim kapasiteleri, işsizliğin ve yetersiz iktisadi büyüme ile yüksek fiyat artışının sonucu işletmelerin sorunları ve ekonomik konjonktürlerden etkilenme dereceleri sanayi işletmelerinin ve ticaret sektörünün iflas olaylarından etkilenme derecelerini belirler.

 Konkordato, hukuki, ekonomik ve mali kavramları içinde barındıran ”borçların yeniden yapılandırılması suretiyle iflasa tabi borçluların mali durumunun düzeltilmesini amaçlayan, alacaklıların da belirli bir tenzilatla veya vadede alacağına kavuşmasını sağlayan ve mahkemenin tasdikiyle taraflar açısından bağlayıcı hale gelen bir anlaşmadır.

 7101 sayılı “İcra ve iflas kanunu ve bazı kanunlardan değişiklik yapılması hakkında kanun’un 13’üncü maddesi ile 2004 sayılı icra iflas kanunun 285’inci maddesi aşağıdaki gibi değiştirilmiştir;

“Borçlarını, vadesi geldiği halde ödeyemeyen veya vadesinde ödeyememe tehlikesi altında bulunan herhangi bir borçlu, vade verilmek veya tenzilat yapılmak suretiyle borçlarını ödeyebilmek veya muhtemel bir iflastan kurtulmak için konkordato talep edebilir.’’

 İflas talebinde bulunabilecek her alacaklı, gerekçeli bir dilekçeyle, borçlu hakkında konkordato işlemlerinin başlatılmasını isteyebilir.

 Yetkili ve görevli mahkeme; iflasa tabi olan borçlu için 154’üncü maddenin birinci veya ikinci fıkralarında yazılı yerdeki, iflasa tabi olmayan borçlu için yerleşim yerindeki asliye ticaret mahkemesidir.

 Konkordato talebinde bulunan, Adalet Bakanlığı tarafından yürürlüğe konulan tarifede belirtilen konkordato gider avansını yatırmaya mecburdur. Bu durumda 12.01.2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kan.114 ve 115’inci maddeleri kıyasen uygulanır.”

 Konkordato mahkeme içi ve mahkeme dışı olmak üzere iki ana türe ayırabiliriz. Mahkeme içi konkordatoyu da, içeriğine göre;

-Vade konkordatosu

-Tenzilat konkordatosu

-Birleşik konkordato

Düzenleniş Biçimine göre;

-Adi konkordato

-Mevcudun Terki suretiyle Konkordato

Yapıldığı zamana göre;

-İflas içi konkordato olarak tanımlayabiliriz.

İflas ertelemesi ile konkordato müessesesinin en önemli farklılıklarından biri tacir olmayanların konkordato talep edebilmesinin kabul edilmiş olmasıdır. Bir diğeri iflas ertelemesinde borca batık olma şartı aranırken, konkordato da borca batık olma şart değildir, sadece borçlarını ödeyemediğinin tespiti yeterlidir.

15.03.2018 tarih ve 30361 sayılı resmi gazetede yayınlanan 7101 sayılı icra ve iflas kanunu ve bazı kanunlarda değişiklik yapılması hakkında kanunun 14’üncü maddesi ile 2004 sayılı İ.İ.kanunun 286’ncı maddesinde yapılan değişiklik sonucu konkordato talebine eklenecek belgeler aşağıdaki gibidir;

1-Borçlunun borçlarını hangi oranda veya vadede ödeyeceğini, bu kapsamda alacaklıların alacaklarından hangi oranda vazgeçmiş olacaklarını, ödemelerin yapılması için borçlunun mevcut mallarını satıp satmayacağını, borçlunun faaliyetine devam edebilmesi ve alacaklılara ödemelerini yapabilmesi için gerekli mali kaynağın sermaye artırımı veya kredi temini yoluyla yahut başka bir yöntem kullanılarak sağlanacağını gösteren konkordato ön projesi,

2-Borçlunun malvarlığının durumunu gösterir belgeler; borçlu defter tutmaya mecbur kişilerden ise Türk Ticaret Kanununa göre hazırlanan son bilanço, gelir tablosu, nakit akım tablosu, hem işletmenin devamlılığı esasına göre hem de aktiflerin muhtemel satış fiyatları üzerinden hazırlanan ara bilançolar, ticari defterlerin açılış ve kapanış tasdikleri ile elektronik ortamda oluşturulan defterlere ilişkin berat bilgileri,

3-Borçlunun mali durumunu açıklayıcı diğer bilgi ve belgeler, maddi ve maddi olmayan duran varlıklara ait olup defter değerlerini içeren listeler,

4-Tüm alacak ve borçları vadeleri ile birlikte gösteren liste ve belgeler

5-Alacaklıları, alacak miktarlarını ve alacaklıların imtiyaz durumunu gösteren liste,

6-Konkordato ön projesinde yer alan teklife göre alacaklıların eline geçmesi öngörülen miktar ile borçlunun iflası halinde alacaklıların eline geçebilecek muhtemel miktarı karşılaştırmalı gösteren tablo,

7-Spk ve kamu gözetim kurumunca yetkilendirilen bağımsız denetim kuruluşu tarafından hazırlanan ve de dahil olmak üzere konkordato ön projesinde yer alan teklifin gerçekleşmesinin kuvvetle muhtemel olduğunu gösteren finansal analiz raporları ile dayanakları, mecliste yer alan yeni tasarıda raporu verecek denetim kuruluşları daraltılmakta, kamu yararını ilgilendiren kuruluşların denetimi için yetkilendirilen bağımsız denetim kuruluşları ile sınırlanan Türkiye denetim standartlarına göre makul güvence veren denetim raporu ve dayanakları şeklinde güncellenecektir.

8-Şu kadarki bu şart 03.06.2011 tarihli ve 635 sayılı Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın teşkilat ve görevleri hakkında kanun hükmünde kararnamenin 28’inci maddesi kapsamında küçük işletmeler bakımından uygulanmaz,

Bu madde uyarınca sunulan mali tabloların tarihi, başvuru tarihinden en fazla kırkbeş gün önce olabilir.

 Borçlu, konkordato sürecinde mahkeme veya komiser tarafından istenebilecek diğer belge ve kayıtları da ibraz etmek zorundadır.

 Konkordato talebi üzerine mahkeme,286’ıncı maddede belirtilen yukarda saydığımız belgelerin eksiksiz olarak mevcut olduğunun tespit ettiğinde derhal geçici mühlet kararı verir ve  297’inci maddenin ikinci fıkrasındaki haller de dahil olmak üzere, borçlunun malvarlığının muhafazası için gerekli gördüğü bütün tedbirleri alır. Hakim atadığı komiserlerden özellikle tedbir koyacağı tüm aktifleri talep eder, aslında ülke genelinde Tapu ve Kadastro Bilgi Sisteminin (TAKBİS)mahkemelerin bu husustaki en sağlıklı tedbir koyabileceği sistemi sağlamaktadır, Vedop sisteminden de şirket aktifine kayıtlı araç listesi alınıp tedbir için hızlı hareket kabiliyeti sağlayabilir.

Konkordato işlemlerinin başlatılması alacaklılardan biri tarafından talep edilebilir demiştik, bu durumda borçlunun 286’ıncı maddede belirtilen belgeleri ve kayıtları mahkemenin vereceği makul süre içinde ve eksiksiz olarak sunması halinde geçici mühlet kararı verilir, bu durumda gereken masraflar alacaklı tarafından karşılanır.

 Mahkeme, geçici mühlet kararıyla birlikte konkordatonun başarıya ulaşmasının mümkün olup olmadığının yakından incelenmesi amacıyla geçici konkordato komiseri görevlendirir. Alacaklı sayısı ve alacaklı miktarı dikkate alınarak gerektiğinde üç komiser görevlendirilebilir. Bu üç komiserden biri şu an mecliste yer alan tasarıda kamu gözetim kurumunca sorumlu ortak denetçi olarak lisans verilmiş bağımsız denetçi atanması zorunluluğu getirilecektir. Ancak bulunan il kapsamında bu özelliği olan denetçi yok ise zorunluluk da yoktur. İlgili denetçilerin bilirkişi kurulunda sicile işlenmesi ve zaruri eğitimleri de yeni tasarıda yazmaktadır.

Geçici mühlet süresi 3 aydır, bu üç aylık süre dolmadan borçlunun veya geçici komiserin yapacağı talep üzerine geçici mühlet en fazla iki ay uzar, uzatmayı borçlu talep etmişse geçici komiserinde görüşü alınır.

 Geçici mühlet kesin müddetin sonuçlarını doğurur. Mahkemece geçici mühlet kararı, ticaret sicili gazetesinde ve basın-ilan kurumunun resmi ilan portalında ilan olunur ve derhal tapu müdürlüğüne, Türkiye Bankalar Birliğine, Türkiye Katılım Bankalar Birliğine, mahalli ticaret odalarına, sanayi odalarına, taşınır kıymet borsalarına, sermaye piyasası kuruluna ve diğer lazım gelen yerlere bildirilir.

 İlanda ayrıca alacaklıların, ilandan itibaren yedi günlük kesin süre içinde dilekçeyle itiraz ederek konkordato mühleti verilmesini gerektiren bir halin bulunmadığını delilleriyle birlikte ileri sürebilecekleri ve bu çerçevede mahkemeden konkordato talebinin reddini isteyebilecekleri belirtilir.

 Mahkeme, kesin mühlet hakkındaki kararını geçici mühlet içinde verir. Kesin mühlet hakkında karar verilebilmesi için, mahkeme borçluyu ve konkordato talep eden alacaklıyı duruşmaya davet eder. Geçici komiser, duruşmadan önce yazılı rapor sunar ve mahkemece gerekli görülürse, beyanı alınmak üzere duruşmada hazır bulunur. Mahkeme yapacağı değerlendirmede konkordatonun başarıya ulaşmasının mümkün olduğunun anlaşılması durumunda bir yıllık kesin mühlet süresi verilir, bu durumda yeni bir görevlendirme yapılmasını gerektiren bir durum olmadığı takdirde geçici komiser veya komiserlerin görevine devam etmesine karar verir ve dosyayı komisere tevdi eder.

Mahkemece, kesin mühlet kararıyla beraber veya kesin mühlet içinde, tek sayıları aşmayacak şeklinde yani bir, üç, beş, yedi gibi sayılarda Alacaklılar kurulu oluşturabilir, birbirinden farklı hukuki niteliği farklı alacaklardan, rehinli alacaklılar, imtiyazlı alacaklılar, adi konkordato alacakları vb. alacaklılar kurulunda hakkaniyete göre temsil edilir. Alacaklılar kurulu oluşturulurken komiserin de görüşü alınır.

 Güçlük arz eden özel durumlarda kesin mühlet, komiserin bu durumu açıklayan gerekçeli raporu ve talebi üzerine mahkemece altı aya kadar uzatabilir, bu nedenle uzayan sürelerle beraber 23 ay gibi bir konkordato mühlet süresi mevcuttur.

 7101 sayılı kanun ile İ.İ.K.’nın 308/g maddesinde yapılan değişiklik ile, ”tasdik edilen konkordato projesi kapsamında”

-Yapılacak işlemler,492 sayılı harçlar kanununa tabi harçlardan; bu işlemler nedeniyle düzenlenecek kâğıtlar, damga vergisinden,

-Alacaklılar tarafından her ne nam altında olursa olsun tahsil edilecek tutarlar,6802 sayılı gider vergileri kanunu gereği ödenecek banka sigorta muameleleri vergisinden,

-Borçluya kullandırılacak krediler, kaynak kullanımı destekleme fonundan istisna edilmiştir. Bu istisna proje kapsamındaki borçlu ve alacaklılara özgüdür üçüncü kişiler yararlanamaz.

-Konkordato projesine göre borçları yeni bir itfa planına bağlanan borçlulara ait olan teşvik belgelerinin süreleri ile ihracat taahhüt süreleri geçici mühlet kararının verildiği tarihten konkordatonun bağlayıcı hale geldiği tarihe kadar işlemez.

-Geçici ve kesin mühlet kararı üzerine borçlu aleyhine 6183 sayılı kanuna göre yapılan takipler de dâhil olmak üzere hiçbir takip yapılamaz ve evvelce başlamış takipler durur; bir takip muamelesi ile kesilebilen zamanaşımı ve hak düşüren müddetler işlemez.

-Bir diğer husus şüpheli alacak karşılığı ayrılmış alacaklarda veya mühletler nedeniyle sonradan karşılık ayrılması durumunda ne yapılacağı belirtilmemekle beraber, Alacağın teminatsız olması veya teminatın yetersiz kalması yorumuna ters düşen konkordato tasdiki ile alacağın teminatlı alacak hale gelmesinin karşılık ayrılmasını riskli duruma sokmaktadır, ancak


T.C.
GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI
İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı
Mükellef Hizmetleri Usul Grup Müdürlüğü

 

 

 

TARİH

:

03.05.2011

SAYI

:

B.07.1.GİB.4.34.19.02-019.01-419

KONU

:

İflas erteleme durumunda şüpheli alacak uygulaması Hk.

İLGİ: …

İlgide kayıtlı özelge talep formunuzun incelenmesinden, ticari faaliyetinize ilişkin olarak gelir kaydedilen alacaklarınızdan bir kısmının tahsil edilemediğinden bahisle 2009 yılında dava konusu edilen, aynı yıl icra takibine başlanarak ödeme emrine bağlanan, icra takibine başlanmış ancak borçlunun iflasın ertelenmesi talebinde bulunma hakkının olduğu ve borçlu hakkında iflasın ertelenmesi kararı verilen alacaklarınız için şüpheli alacak karşılığı ayrılmasının mümkün olup olmadığı ve hangi tarih itibariyle karşılık ayrılabileceği, ciroya konu çeklere ilişkin olarak şüpheli alacak karşılığı ayrılması için tüm cirantalar adına dava veya icra takibinde bulunulmasının gerekip gerekmediği, icra takibine başlanarak ödeme emrine bağlanan ve tarafınızca kısmi haciz ile güvence altına alınan alacağınıza ilişkin olarak haczin alacağınızı karşılamayan kısmı için şüpheli alacak karşılığı ayrılıp ayrılamayacağı hususlarında görüş talep edildiği anlaşılmıştır.

İcra İflas Kanununun "Erteleme Tedbirleri" başlıklı, 179/a maddesi ile;

"İflasın ertelenmesine karar veren mahkemenin, şirketin veya kooperatifin malvarlığının korunması için gerekli her türlü tedbiri iyileştirme projesini de göz önünde tutarak alacağı, mahkemenin erteleme kararı ile birlikte kayyım atanmasına karar vereceği, mahkemenin, yönetim organının yetkilerini tümüyle elinden alıp kayyıma verebileceği gibi yönetim organının karar ve işlemlerinin geçerliliğini kayyımın onayına bağlı kılmakla da yetinebileceği, iflasın ertelenmesi kararında kayyımın görev ve yetkilerinin ayrıntılı olarak gösterileceği, mahkemenin erteleme kararının hüküm fıkrasını 166. maddenin ikinci fıkrasındaki usulle ilan edeceği ve gerekli bildirimleri yapacağı",

Aynı Kanunun "Erteleme Kararının Etkileri" başlıklı 179/b (Ek: 17.07.2003 - 4949/50 md.) maddesi ile de;

"Erteleme kararı üzerine borçlu aleyhine 6183 sayılı Kanuna göre yapılan takipler de dahil olmak üzere hiçbir takibin yapılamayacağı ve evvelce başlamış takiplerin duracağı; bir takip muamelesi ile kesilebilen zamanaşımı ve hak düşüren müddetlerin işlemeyeceği" hüküm altına alınmıştır.

Yukarıda yer alan hükümlerden, iflasın ertelenmesinin, pasifleri aktiflerinden fazla olan, diğer bir deyişle borca batık durumda olan bir işletmenin belli şartlarla geçici olarak iflasına karar verilmesini önlemek, diğer bir deyişle iflas kararı verilmesini gerektiren borca batıklığı ortadan kaldırmak, şirketin durumunun ıslahı ve varlığını ve faaliyetini sürdürmesini sağlamak amacıyla getirilmiş bir müessese olduğu, bir görev ya da sorumluluk değil, hak olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.

İflasın ertelenmesi kurumunun temel amacı, mali durumu bozulmuş ve iflası istenmiş olan bir sermaye şirketinin mali durumunun düzelmesi ihtimali bulunuyorsa gerekli tedbirleri alarak şirkete toparlanma ve yeniden üretim ve istihdam yaratma imkânı vermektir. Süreç sırasında iyileştirme projesine uygun olarak ticari faaliyete devam edilmektedir. Süreç sonunda başarıya ulaşılabilir, ödemeler yapılabilir ve ticari hayata devam edilebilir ya da başarı sağlanamayarak iflas veya konkordato sürecine gidilebilir.

Diğer taraftan, 213 sayılı VUK.nun "Şüpheli Alacaklar" başlıklı 323. maddesinde;

"Ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olmak şartıyla;

      1. Dava veya icra safhasında bulunan alacaklar;
      2. Yapılan protestoya veya yazı ile bir defadan fazla istenilmesine rağmen borçlu tarafından ödenmemiş bulunan dava ve icra takibine değmeyecek derecede küçük alacaklar; şüpheli alacak sayılır.

Yukarıda yazılı şüpheli alacaklar için değerleme gününün tasarruf değerine göre pasifte karşılık ayrılabilir.

Bu karşılığın hangi alacaklara ait olduğu karşılık hesabında gösterilir. Teminatlı alacaklarda bu karşılık teminattan geri kalan miktara inhisar eder.

Şüpheli alacakların sonradan tahsil edilen miktarları tahsil edildikleri dönemde kar-zarar hesabına intikal ettirilir." hükmü yer almaktadır.

Bu hükme göre, ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olmak şartıyla; dava veya icra safhasında bulunan alacaklarla, yapılan protestoya veya yazı ile bir defadan fazla istenilmesine rağmen borçlu tarafından ödenmemiş olan dava ve icra takibine değmeyecek derecede küçük alacaklar şüpheli alacak sayılmakta, bu şartlardan herhangi birinin mevcut olmaması durumunda ise şüpheli alacak kaydına imkân bulunmamaktadır. Diğer yandan şüpheli alacaklar için dava veya icra takibine başlanıldığı yılda karşılık ayrılması gerekmekte olup, şüpheli hale geldiği hesap döneminde karşılık ayrılmayan alacaklar için daha sonraki dönemlerde şüpheli alacak karşılığı ayrılması mümkün olmamaktadır. Bir alacağın dava safhasında olduğunun kabulü için, mahkemeye dava, icraya takip için dilekçe verilmiş olması, ancak gerek mahkemeye gerek icraya yapılan başvuruların ciddiyetle takip edilmesi gerekmektedir.

Pasifleri aktiflerinden fazla olan, diğer bir deyişle borca batık olan bir işletmenin belli koşullarda geçici olarak iflasına karar verilmesini önlemek, varlığını ve faaliyetlerini sürdürmesini sağlamak amacıyla şirketi idare veya temsille görevlendirilmiş olanlar veya alacaklılar tarafından iyileştirme projesi hazırlanıp mahkemeye ibrazı ve mahkemenin de bu projeyi inandırıcı bulması halinde iflasın ertelenmesi söz konusu olmakta, bu kararın verilmesi ise firmadan alacağı olanların alacaklarını tahsil etme imkanını ortadan kaldırmamakta, sadece icra takiplerini engellemektedir. İcra ve İflas Kanunu hükümleri uyarınca iflasın ertelenmesi kararı dava açsın açmasın tüm alacaklılar bakımından sonuç doğurmaktadır.

Bu itibarla, gerek alacaklı olunan şirket hakkında iflasın ertelemesi kararının verilmesi ile iflasa ilişkin şartların varlığının tamamen ortadan kalktığından söz edilemeyecek olması, gerekse iflası ertelenen borçlu şirketin takibi İcra ve İflas Kanunu hükümleri uyarınca engellendiği hususları birlikte değerlendirildiğinde iflası ertelenen şirketten tahsil edilemeyen ve kanuni takibe de imkan olmayan alacaklar için mahkemece iflasın ertelenmesine ilişkin kararın verildiği hesap döneminde şüpheli alacak karşılığı ayrılması mümkün bulunmaktadır.

Ancak, iflası ertelenen borçlu şirketin daha sonra iflas veya iflastan kurtulması halleri söz konusu olur ise, ayrılan şüpheli alacakların sonradan tahsil edilen miktarlarının tahsil edildikleri dönemde kar/zarar hesabına intikal ettirileceği tabiidir.

Diğer taraftan, teminat sayılan haller arasında bulunan (alacaklının alacağının tahsili için icra daireleri aracılığıyla uygulanan) hacizler, alacağın tahsilinin kuvvetle muhtemel olduğunun ve alacağın teminatsız kalmadığının göstergesi olarak değerlendirilmekte olup, ödeme emrine bağlanan alacağınızdan haciz tatbik edilmeyen kısım için icra takibine başlanıldığı yılda şüpheli alacak karşılığı ayrılması mümkün olmaktadır.

Öte yandan, çekle yapılan ödemeler Türk Ticaret Kanunu hükümlerine tabi olup, bu hükümlere aykırı olmamak şartıyla karşılığı bulunmayan müşteri çeklerine ilişkin şüpheli alacak karşılığı ayrılabilmesi için, cirantalara değil alacağınızın sahibi borçlu adına dava açılması veya icra takibine başlanılması gerekmektedir.

Bu bağlamda, söz konusu dilekçenizin tetkikinden, şüpheli hale gelen alacaklarınız için 2009 yılında dava veya icra takibine başlanıldığı ve yine aynı yılda mahkemece iflasın ertelenmesi kararı verildiği anlaşılmış olup, ilgili dönemde karşılık ayrılmayan alacaklarınız için 2010 ve müteakip yıllarda karşılık ayrılması mümkün bulunmamaktadır. Şeklinde bir özelge mevcuttur.

 Aslında konkordato komiseri olarak görev yaptığım dava dosyalarından edindiğim tecrübeler ve bu konuda sorumlu ortak denetçi akademisyen bir yeminli mali müşavir olarak uygulamalara yönelik kullandığımız karar defterinden tutun, talep kararlara, aktiflerin korunmasından tutun, alacaklıların eşitliği ilkesinin korunma çalışmalarına, pasiflerin yani borçların azaltılmasına yönelik iyileştirilme çalışmalarının formatlarına kadar anlatılacak o kadar çok şey var ki bunların hepsini yazı dizisi yapsak daha doğru olur,

 Konkordato müessesesinin başarıya ulaşmasında büyük görev konkordato komiserlerine ve alacaklılara düşmektedir. İflas ertelemesinde atanan kayyımların yeterince etkin olmadığı bir gerçektir. Konkordato, yerine geçtiği iflas ertelemesinde yaşanılan olumsuzlukların yaşanmamasının yegane unsuru liyakat ön plana alınmalı, süreç ciddi şekilde denetlenmeli, sorumluluklar net olmalı, zararlı unsurlar derhal ayıklanmalıdır.

 Ülke politikalarına yön verenlere önerilerimiz aşağıdaki gibidir;

-Tröstlerin piyasada yarattıkları tekel, eski hisse sahiplerine veya kurucu üyelere sağladıkları ek menfaatler ve giriştikleri kanun dışı hareketler anti-tröst politikanın doğmasına sebep olmuştur. Nitekim halk efkârının harekete geçmesi üzerine ilk olarak Amerika'da tröstleri yasaklayan bir kanun kabul edilmiştir. 2 Temmuz 1890 tarihli olan bu kanun Sherman Actismini taşımakta ve yabancı ülkelerle veya federe devletler arasında sanayii veya ticareti sınırlamak için tröst şeklindeki her türlü sözleşme veya anlaşmanın kanun dışı sayılmasını öngörmekte idi. Bu kanunun çıkarılmasına amil olan John Sherman Cumhurbaşkanlığı Yardımcılığına kadar yükselmiş tanınmış bir devlet adamıdır. Theodore Roosevelt de, tröstlere karşı cephe almış ve sert tedbirler istemiştir.

Tröstlere karşı girişilen bu şiddetli mücadele zamanla kuvvetini kaybetmiştir. Zira yargı organları faydalı ve zararlı tröstler arasında bir ayırım yapmak cihetine gitmişlerdir. Bu uygulama sonradan Clayton Act ile 15 Ekim 1914 de tescil edilmiştir. Bu kanuna göre yasak olan tröstler, tekel kurma amacını taşıyan girişimlerdir.

Görülüyor ki; anti-tröst politikada önceleri tröstlerin tamamen yasaklanması gibi sert tedbirlere başvurulmuş, daha sonra bunların amme otoritelerinin gözetimi altına alınması yeterli sayılmıştır. Kısaca mutlaka özellikle imalat sanayinin önemli bir kısmının monopolist yapıya sahip olduğu tespiti nedeniyle Rekabet kanununu etkin kullanacağımız anti-tröst çalışmalarına hız verilmelidir.

-Makroekonomik politikaların iyileştirilmesi, mevcut öz-kaynak yapılarına, üretim kapasitelerine göre hareket etmeleri, ekonomik ve mali mevzuat ile ilgili değişmeleri takip etmeli alınması gereken kararlarda geç kalınmamalıdır.

-Finansal destek veren kuruluşların sayısı, verdikleri kredi miktarları arttırılmalı, ödeme koşulları ve faiz oranları iyileştirilmeli, mali istihbaratlar saçma sapan kriterlere bağlı yetkin olmayan muhasebe bilgisi olmayan banka çalışanlarınca yapılmamalıdır, örneğin bir finans kuruluşu ciroya bakıyoruz diyor firma kendi kendine milyonlarca TL fatura kesiyor, bunun farkında olmayan finans kuruluşu firmanın kredisini arttırıyor, inanılır gibi değil dediğimiz bir sürü olaylara şahit olmaktayız, bu hususta kamu gözetim kurulunun yetki verdiği sorumlu ortak denetçilerin sorumluluk içeren finansal raporları alınabilir.

-Devlet, odalar, sektörler arası işbirliği sağlanmalı, rehberlik hizmetleri ve bilgi çıkışı sağlanmalıdır.

-Tam rekabet koşulları altında ekonomik gücü azalan küçük ve orta ölçekli işletmelerin ekonomideki yeri arttırılmalı, özel teşvik tedbirleri uygulanmalıdır.

-İhracat odaklı firmaların sayısının arttırılması devlet politikası olmalı bu hususta birçok ülkede destek ofisleri açılmalı ihracatçıların ofis olarak kullanabileceği bu yerler, devlet teşviklerinin uygulaması dâhil birçok ihracatı geliştirici faaliyetlerde kullanılmalıdır.

-Üretimi artıcı sektörel hammadde ihtiyacında dışa bağımlılığı kaldıran devlet politikaları belirlenmeli, stratejik hammaddelerin ülke kaynakları ile üretimi için mta ve benzeri kuruluşların milli politikaları oluşturmaları zaruridir. Dışa bağımlılık en aza indirilmelidir.

03.12.2018

Kaynak: www.MuhasebeTR.com
(Bu makale kaynak göstermeden yayınlanamaz. Kaynak gösterilse dahi, makale aktif link verilerek yayınlanabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayınlayanlar hakkında yasal işlem yapılacaktır.)

GÜNDEM