YAZARLARIMIZ
Serbülent Bayrak
Yeminli Mali Müşavir
E. Gelirler Başkontrolörü
serbulent@bayrakymm.com



Küresel Reçete: Mali Homeostasis vs Corona Virüs

Homeostasis (Türkçeye evrilmiş şekliyle “homeostazi”) Latince bir kelime. Benzer anlamına gelen “homoios”  ve sabit durmak anlamındaki “stasis” kelimelerinden oluşuyor. Terminolojik anlamı ise; “organizmanın ortamını yaşamı için uygun duruma getirerek ve temel gereksinimlerini karşılayan davranışları öğrenerek doyumlu, sağlıklı ve mutlu yaşamayı sürdürmek için kendi kendini düzenleme ve kendi varlığıyla bir denge durumunu sürdürme yeteneğini sağlaması” olarak ifade ediliyor.

Gerçekten de bu benzersiz dönemi ve reçetesini simgeleyen en uygun terim kanaatimce bu. Ama iktisadi haliyle: “Mali Homeostasis”.

Bundan iki üç ay evveline kadar “tüm dünya evlerine kapanacak, hayat duracak” dense tebessümle karşılayacağımız, “yok, o kadar da değil” diyeceğimiz küresel ölçekli inanılmaz ve tarihi gelişmeler yaşanıyor.

Yaşanan süreçte kamu yöneticilerinin de yerinde yönlendirmesiyle herkes kendi karantinasını uyguluyor, zorunlu önlemlerin (maske ve eldiven kullanımı, yaşlı ve çocukların sokağa çıkma yasağı vb) yanı sıra kendi kişisel önlemlerini de alıyor. Tüm dünya insanları, büyük ölçüde, evlerine çekilmiş durumda. Böylesi bir karantina ortamında yaşanan gelişmeler ve öne çıkan olaylar; herkesin kendi kişisel korunmasına önem verdiğine, kendi eğitsel ve düşünsel tecrübeleri çerçevesinde bireysel yöntemlerini devreye sokmak için çaba gösterdiğine ve bireysel bir denge durumunu tutturma ve sürdürme arzusunda olduğuna işaret ediyor (Burada bir parantez açarak; asansörlere, kat düğmelerine basılmak üzere, kürdan koyduran site müdürümüzü de kutlamak istiyorumJ. Durumumuz bu şekilde, gerisini siz düşünün).

Bireysel bazda yaşananlar mali anlamda piyasa aktörleri ve şirketler için de karşılığını buluyor. Talepteki keskin düşüş ile birlikte nakit akışında yaşanan sıkıntılar, ülkeler ve hatta şehirler arası geçişlerin durmasıyla oluşan lojistik ve transportasyon problemleri, ihracat ve ithalat imkanlarının kalmaması vs nedenlerle hiç kuşkusuz mali açıdan da “homeostasis” kavramı önemli ve beka adına bir denge durumunun tutturulması ve bunun sürdürülmesi gayet zorunlu bulunuyor.

Gelişmeler normal bir ekonomik süreci işaret etmiyor

Yaşanan olaylar lokal bir ekonomik sıkıntıyı işaret etmiyor. Tüm dünya ölçeğinde ve tüm dünya ülkelerini kaçınılmaz olarak etkileyen gelişmeler yaşanıyor. Tabii bu süreç bizimle birlikte, bizden bir önceki ve bizden sonraki jenerasyonun daha önceden tecrübe ettiği bir süreç değil. Hatta daha da ileri gidelim. Böylesine bir ortam tarihte hiç yaşanmadı. Dünya tarihinde salgınlara elbette rastlandı ama günümüz dünyasında; medeniyetinde, teknolojisinde ve imkanlarında, böylesine girift bağların bulunduğu bir ortamda bu şekilde kaçışı olmayan bir durağanlığa rastlanılmadı, tüm insanlık evine hiç hapsolmadı.

Bunun sosyolojik etkileri ve bu etkinin de ivme kazandıracağı iktisadi sonuçlar günümüz teknolojisi paralelinde olacaktır. Ancak yaşanan sürecin “kesin” etkilerini bugünden tam olarak kestirebilmek, kim ne derse desin, mümkün değil ve süreç klasik cereyan edecek tecrübe edilmiş bir resesyonu da işaret etmiyor. Sonuçları anlamamız belki de iki-üç yılı alabilecek.

Daha önceki yazılarımızda da belirttiğimiz üzere, salgın esnasında gözetilecek çözüm psikolojik ve sosyolojik yönleriyle ele alınmış şekliyle güçlü ve etkili maliye politikalarında. Ancak modası geçmiş reaganism ya da neoliberal politikalarla başarı yakalamak mümkün değil. Ezberleri bir kenara bırakmak gerekiyor. İstihdam kırmızı alarm veriyor ve ülkemiz ne derece karşı koyar bilemiyoruz ama küresel ölçekli ve olası psikolojik ve sosyolojik nedenlerden dolayı da alışılmışın dışında çok güçlü ve eşsiz “resesyon” sinyalleri alınıyor. Dolayısıyla benzersiz politikaların düşünülmesi ve hayata geçirilmesinin üzerinde durulması gerekiyor.

Açıklanan tedbir paketleri ve içeriği önemli

Hiç de öngörülmeyen bir zamanda ve asla tahmin edilmeyecek şekilde vuku bulan küresel salgın sendromu karşısında uygulanacak politikaya yön verecek ise, öncelikle doğru bir mevcut durum tespiti yaparak kısa vadeli ve öncelikli tedbirlerin alınması olmalıdır.

Küresel bazda izlenen ve her ülke mali idaresince değişik şekillerde yürürlüğe sokulan ve aşağıda ana başlıklarıyla sıralayacağımız destek ve uygulamaların temelini oluşturan motivasyonun ise büyük ölçüde ve isabetli bir şekilde bireysel ve kurumsal bazda öncelikle kısa vadeli likidite ve nakit akış problemini çözmek, istihdamı ve dolayısıyla alım gücünü idame ettirmek, ayakta tutmak olduğunu söyleyebiliriz.

  • Likidite ve nakit akışına yönelik tedbirler
  • Mali yükümlülüklerin ertelenmesi
  • Vergi indirimi (tax credit) uygulamaları
  • İstisna-muafiyet uygulamaları
  • Faizsiz/düşük faizli kredi sağlanması
  • Hibeler
  • Diğer sübvansiyonlar
  • İstihdama yönelik tedbirler
  • İstihdama yönelik vergi ve prim teşvikleri
  • İstihdama yönelik katkı payı ödemeleri

Hiç kuşkusuz bu konuda kendi coğrafyasında ilk tedbirlerini alan ve önemli adımlar atan ülke Türkiye oldu.  Onsekiz Mart itibariyle başlatılan süreçte ekonominin çarklarının dönmesi adına önemli, iyi niyetli adımlar atıldı ve 100 Milyar TL değerinde paket açıklandı. Ardından yayımlanan kanun, tebliğ ve sirküler ile, yapılan açıklamaya yönelik olarak, yürürlüğe girecek mali uygulamalar mevzuat alt yapısıyla deklare edildi.

Dünya uygulamalarına baktığımızda ise; ABD’nin açıkladığı paket 2 Trilyon dolar değerinde. Bunu Almanya izliyor, açıklanan paket değeri 824 milyar dolar. Bu tutarlar İngiltere’de 397 milyar dolar, Fransa’da 380 milyar dolar, Çin’de 291 milyar dolar, İspanya’da 200 milyar dolar, Avustralya’da 80 milyar dolar, İtalya’da 25 milyar dolar, Endonezya’da 3,8 milyar dolar. Gayrisafi milli hasılaya oranlandığında en büyük hamleyi Almanya’nın % 21’lik oranla yapmış olduğu görülüyor.

Bireysel ve kurumsal likidite ihtiyacı ön planda

Yukarıda da belirttiğimiz gibi daha önce eşine rastlanmamış bir dönemden ve bunun paralelinde benzersiz bir ekonomik konjonktürden geçiyoruz. Öncelikle bunu kabullenmemiz lazım. Talepte keskin düşüş tespitinin ötesinde küresel bazlı duran çarklar gözlemleniyor.

Ceteris paribus, yani diğer veriler sabitken, aylık 1 trilyon bir cirosu bulunan ve % 20 karlılıkla çalışan bir şirketin aylık nakit ihtiyacı 800 bin TL. Bir de buna vade unsuru eklediğimizde tutar daha da değişiyor. Talepteki düşüş nedeniyle bu tutarda bir likit ihtiyacı varsayımını göz ardı etsek dahi şirketlerin iç ve dış borç stok tutarı zincirleme bir şekilde tüm piyasayı etkisi altına alacak ve soruna bir başka açıdan ivme kazandıracaktır.

Likidite tedarikinin bir piyasa aktörü olarak kar amacı güden ve risk yönetimi anlayışıyla idare edilen finans sektörüne bırakılması, istenen hedeflere ulaşılması yönünde sistemin kilitlenmesi gibi bir ihtimali ortaya koyacağı gibi problemi daha da derinleştirecek bir finans sektörü sıkıntısı ihtimalini de ortaya çıkarabilecektir.

Hane halkı açısından olaya baktığımızda ise; evde kal uygulamasının telkin edildiği ve kişisel karantinanın öneminin vurgulandığı, istihdamın maalesef bir yük olarak görüldüğü böyle bir dönemde mikro ölçekte bireysel gelir ve masrafların en üst düzeyde ve öncelikli olarak desteklenmesi gerektiği açıktır. Amerika gibi küresel ekonomiye yön verebilen bir sistemde % 15-20 oranında bir işsizlikten bahsediliyor ki bunun yansımalarının olmayacağı düşünülemez.

Bir kısım ülke bu yönde adımını atmış sağlanan önemli tutarlardaki hibe nitelikli desteklerinin yanı sıra elektrik, su, doğalgaz gibi temel masraflar için de öteleme-indirim gibi bir takım mekanizmalar devreye sokmuştur. İncelediğimiz Amerika uygulamasından örnek vermek gerekirse; bu ülke, sosyal güvenliği olmayanlar da dahil olmak üzere vergi mükellefi ve bakıma muhtaç tüm vatandaşlarına, bir çoğu için başvuruya dahi gerek olmaksızın ekonomik etki ödemesi (economic impact payment) yapacağını duyurdu. Bu bağlamda örneğin 2018 ve 2019 yıllarına ait vergi beyannamesi veren tüm mükelleflerine bireyler için 1.200 dolara, evli çiftler için 2.400 dolara ve her çocuk için 500 dolara kadar bir etki ödemesi yapma kararı alınmış bulunuyor.

Öte yandan, gerek virüs tehdidine karşı evde kal ve kişisel karantina uygulamasının devamının sağlanması ve gerekse nakit akışına katkı açısından hemen her ülke, vergi mükelleflerinin mali yükümlülüklerini erteleme yoluna da gitmiş durumda. Örneğin Amerikan gelir idaresi IRS bu konuda tek bir tarih belirlemiş bulunuyor: 15 Temmuz.  IRS tarafından vergi türü/sektör/gelir türü vs hiçbir istisna ya da ayrım gözetilmeksizin tüm vergi mükellefleri için vergi ödeme sürelerinin 15 Temmuza kadar uzatıldığı anons edildi. İngiltere gelir idaresi HMRC ise bu süreleri 2021 Ocak ve Şubat dönemine kadar ertelediğini duyurdu. Diğer ülkelerin de benzer şekilde ilk politika olarak erteleme yoluna gitmiş olduğunu görmekteyiz. Ülkemiz uygulamasında ise virüs tehdidinden etkilendi/etkilenmedi kaygısı olmaksızın ve vergi-sektör-kişi ayrımı yapmadan tüm mükellefleri ve yükümlülükleri kapsayıcı bir tarihin belirleneceğini ümit etmekteyiz.

Sonuç: Ülkeler için mali homeostasis

Genel anlamda bir denge durumunu, stabiliteyi temsil etmek üzere kullanılan homeostasis (homeostazi) biyolojinin temel kavramlarındandır. Canlı varlıkların vücudunda gerçekleşen her türlü değişikliğe karşı var olan dengesi korunmalıdır. Ana kuraldır bu. Akla gelebilecek her çeşit canlıda var olan, gezegende yaşamın ve dengenin sürmesini sağlayan bir koruma biçimidir homeostasis.

İktisat bir sosyal bilim olarak kabul ediliyor. Ama bu “homeostasis” kavramından mali şekle uyarlanmış haliyle yararlanmanın tam zamanıdır gibi görünüyor. Bu iktisadi olduğu kadar aslında psikolojik ve sosyolojik açıdan da bu dönem için önemli bulunuyor.

Ben inanıyorum ki, iktisat ve maliye bilimi, ülkelerin yetkili otoritelerinin de dikkate alabileceği, kendine has homeostazisini ortaya çıkaracaktır.

13.04.2020

Kaynak: www.MuhasebeTR.com
(Bu makale kaynak göstermeden yayınlanamaz. Kaynak gösterilse dahi, makale aktif link verilerek yayınlanabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayınlayanlar hakkında yasal işlem yapılacaktır.)

GÜNDEM