YAZARLARIMIZ
Ramazan Yakışıklı
Yeminli Mali Müşavir
Eski Baş Hesap Uzmanı
ramazan@tamdenetim.com



Anayasa Mahkemesinin Ödeme Emri Kararlarının İncelenmesi

1-GİRİŞ

Vergileme ve ödenmesi ile ilgili davaların mükelleflerce bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesi'ne götürülüp götürülemeyeceği süreç içinde tartışılmıştır. Vergi, mali bir yükümlülük olması dolayısıyla temelde mülkiyet hakkı ile ilgilidir. Ancak, vergi ihtilafları sadece mülkiyet hakkı ile sınırlı değildir. Mahkeme verdiği kararlarda, ihtilaf konusu vergisel işlem nedeniyle mülkiyet hakkı, makul sürede yargılanma hakkı, mahkemeye erişim hakkı, gerekçeli karar hakkı gibi hak ve hürriyetlerin ihlal edildiğine dair kararlar vermiştir. 

Ödeme emri bir vergilendirme işlemi olmayıp, alacaklı kamu idaresinin tek yanlı olarak düzenlediği bir belgedir. Anayasa gereği, idarenin tüm eylem ve işlemleri yargı denetimine tabidir. Kendisine ödeme emri düzenlenen ve tebliğ edilen borçlu, tüm yargılama aşmaları tüketdikten sonra bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesi'ne gidebilir. Ayrıca Anayasa Mahkemesi ödeme emri konusunda norm denetimi de yapabilir. Anayasa Mahkemesi, görülmekte olan davalarda uyuşmazlık söz konusu olduğunda davaya bakmakta olan mahkeme veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa, Anayasa’ya uygunluğu yönünden norm denetimi yaparak karar verebilir.

Çalışmamızda, 6183 Sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’ da düzenlenen   “ödeme emri “   konusunda güncel ve önemli bulduğumuz kararlar incelenmiştir.

2-ÖDEME EMRİ KONUSUNDA YASAL DÜZENLEMELER

2.1-Ödeme Emri İle İlgili Genel Bilgiler

Bu bölümde Anayasa Mahkemesi kararlarını incelerken kanunda yer alan düzenlemelere kısaca yer verilmiştir.

6183 Sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 55’inci maddesine göre,  Ödeme Emri, amme alacağını vadesinde ödemeyen borçlulara, borcun ödenmesi veya mal bildiriminde bulunulması gerekğini bildiren bir belgedir. Vadesinde ödenmeyen  amme alacağı için  15 gün içinde ödeme emri düzenlenir.

Anılan Kanun’un 58’inci maddesi uyarınca, ödeme emrine itiraz (dava açma süresi) 7 gün iken, 7061 sayılı kanunun 9 uncu maddesiyle,   01.01.2018 tarihinden itibaren 15 güne çıkartılmıştır.  Bu süre, hak düşürücü süre niteliğindedir. Borçlu ödeme emrini tebellüğ ettiği tarihten itibaren 15 gün içinde dava açmak durumundadır. Kendisine ödeme emri düzenlenen ve tebliğ edilen borçlu veya kefil veya temsilciler ödeme emrine karşı yargıya başvurabilirler.

Ödeme emri davaları kaybedildiğinde, asıl borca ek olarak ödenen ve Haksız Çıkma Zammı olarak adlandırılan  Kanun’un 58’inci maddesinin 5. fıkrasının   21/4/2022 tarihli ve E.: 2021/119, K.: 2022/48 sayılı Anayasa Mahkemesi Kararı ile iptal edilmeden önceki fıkrası şu şekilde idi;

“İtirazında tamamen veya kısmen haksız çıkan borçludan, hakkındaki itirazın reddolunduğu miktardaki amme alacağı % 10 zamla tahsil edilir. “

Son olarak 6183 Sayılı kanunun “Haczedilemiyecek Mallar “ kenar başlıklı 70. maddesinin 11. fıkrası şöyledir;

 “11. Borçlunun haline münasip evi "ancak evin değeri fazla ise bedelinden haline münasip bir yer alınabilecek miktarı borçluya bırakılmak üzere haczedilerek satılabilir",

2.2-Ödeme Emrinin Tebliği İle İlgili Hususlar

6183 Sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 8’inci maddesi ile;  aksine bir hüküm bulunmadıkça bu kanunda yazılı tebliğlerin yapılmasında Vergi Usul Kanunu hükümlerinin tatbik olunacağı belirtilmiştir.

Vergi Usul Kanunu’nun 93’üncü maddesi ile vergilendirme ile ilgili olup, hüküm ifade eden bilumum vesikalar ve yazılar adresleri bilinen gerçek ve tüzel kişilere posta vasıtasıyla ilmühaberli taahhütlü olarak, adresleri bilinmeyenlere ise ilan yolu ile tebliğ edilir, hükmü bulunmaktadır.

Usulune uygun yapılmayan tebligatlar, öteden beri idare ile mükellef arasında hep ihtilaf konusu yapılmıştır. Konu Anayasa Mahkemesi’ ne de taşınmıştır. Mahkeme,  ilan yolu ile yapılan tebligattan önce bilinen adreslere gidilmemesi hususunu, mahkemeye erişim hakkının engellenmesi olarak değerlendirmiştir. [1]

Alacaklı tahsil dairesi buna önlem olarak 01.01.2018 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere, “7061 sayılı kanunun 16 ncı maddesiyle, Vergi Usul Kanunu’nun Bilinen Adresler Başlıklı “ 101 inci maddesinde yer alan bilinen adresleri  yeniden düzenlemiş, işi bırakma bildirimlerinde, vergi mahkemesindeki dava açma dilekçelerinde, cevaplarında ve benzeri belgelerde yer alan adresler bilinen adres olmaktan çıkarılarak mükelleflerin Nüfus Hizmetleri Kanununa göre oluşturulan adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi  (MERNÎS)  kayıtlarında yer alan yerleşim yeri adresleri bilinen adresler arasına alınmıştır.

Ayrıca, tebligatın hangi durumlarda hangi adreslere ve kimlere yapılacağına ilişkin düzenleme yapılmıştır. 7061 Sayılı Kanun’un  17 nci maddesiyle, Vergi Usul Kanunu’nun “Tebliğ Evrakının Teslimi” başlıklı 102 nci maddesi değiştirilmiş  ve geçici ayrılmalar da dahil olmak üzere, tebliğ yapılacak olanların işyerlerinde veya yerleşim yerlerinde bulunamaması halinde tebliğin nasıl yapılacağı hususu düzenlenmiştir.

Bu çerçevede, mükellefin işyeri adresinde bulunamaması halinde MERNİS' de kayıtlı yerleşim yeri adresine gidilmesi esası getirilmekte ve 7201 sayılı Tebligat Kanununda yer alan kapıya yapıştırma usulüyle tebligata ilişkin benzer düzenlemeye 213 sayılı Kanunda da yer verilmiştir. 7061 Sayılı Kanun’un  18 inci maddesiyle, Vergi Usul Kanunu’nun “Tebliğin İlanla Yapılacağı Haller” başlıklı 103 üncü maddesinde değişiklik yapılmak suretiyle tebliğin ilanen yapılacağı haller arasına, MERNİS'te kayıtlı yerleşim yeri adresi bulunmaması hali eklenmiştir.

3- ANAYASA MAHKEMESİNİN ÖDEME EMRİ KARAR ÖRNEKLERİ                                           

3.1- Tebligatla İlgili Karar

Anayasa Mahkemesi’nin 2013/5949 Başvuru Numaralı ve 12/3/2015 Tarihli Kararı, R.G. Tarih- Sayı: 16/5/2015-29357

Karar Özeti; Bilinen adresin yeterince araştırılmadan tebligatın yapılamamış olması nedeniyle ilanen tebliğ yolunu kullanılması hususunun Mahkemeye erişim hakkının ihlali  niteliğinde olduğu yönünde hüküm vermiştir.

Başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir. Başvurucu, çalıştığı firmanın işleri nedeniyle 2004 yılında Ankara ilinde ikamet ettiği dairesini satarak, Adana iline taşınmıştır.

Başkent Vergi Dairesi, başvurucunun dairesini satışından dolayı elde ettiği gelirin matrahının takdir etmiş vergi ceza ihbarnamesini Ankara adresine göndermiştir. Adres tespit tutanağından başvurucunun belirtilen adreste tanınmadığı ve muhtarlık kayıtlarında başvurucuya rastlanılmadığı tespit edilmiş, bunun üzerine ihbarname ilanen tebliğ edilmiştir. Daha sonra  vergi dairesi ödeme emri ile alacağın tahsilini istemiştir.

Başvurucu, ilanen tebliğin yapıldığı tarihte Adana ilinde ikamet ettiğini, nüfus kayıtları sorgulansa idi adresine ulaşılabileceğini, belirterek vergi ziyaı cezalı ihbarnamenin usulüne uygun tebliğ edilmeksizin düzenlenen ödeme emrine konu alacağın kaldırılması istemiyle yürütmeyi durdurma talepli olarak Ankara 2. Vergi Mahkemesinde dava açmıştır.

Mahkeme ödeme emri düzenlenmesinde usul ve yasaya aykırı bulmayarak davayı reddetmiştir.

Ankara Bölge İdare Mahkemesi tarafındanda mahkeme kararı onanmış ve kesinleşmiştir.

Başvurucu ilanen yapılan tebligatın usulsüz olduğunu belirterek, Anayasa’nın 2. 11. ve 36. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia ederek, tazminat talebi ile  bireysel başvuruda bulunmuştur.

Anayasa Mahkemesi olayı, Anayasa’nın 36. Maddesinde, adil yargılanma hakkının unsurlarından biri olarak kabul edilen  “silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkesi” olarak değil, Adil Yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olan, “mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine” karar vermiştir. Tazminat talebi reddedilerek, yeniden yargılama yolunu açmıştır.

Söz konusu Karar’da  aşağıdaki ifadeler yer almaktadır:

“… Vergi Dairesi’nin Vergi Usul Kanunu’nda  sayılan bilinen adresler dışında bir adrese gönderdiği ihbarnamenin tebliğinin yapılamamış olması nedeniyle ilanen tebliğ yolunu kullandığı, başvurucunun adresinin araştırılması için çalışma yaptığı konusunda bir verinin dava dosyası kapsamında bulunmadığı ve bu sebeple başvurucunun güncel adresine ulaşmada yeterli özeni göstermediği anlaşılmakla, başvurucunun ihbarnameye karşı dava açma hakkını kullanmasının engellenmesi ve bu sebeple ihbarnameye konu kamu alacağının kesinleşmesi sonrasında düzenlenen ödeme emrine karşı sınırlı bir itiraz hakkı bulunması nedeniyle başvurucunun mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği anlaşılmaktadır.

Görüleceği üzere, yukarıdaki kararda kritik savunma “nüfus kayıtları sorgulansa idi adresine ulaşılabileceği” iddiasıdır.  Bunun üzerine, Nüfus Hizmetleri Kanununa göre oluşturulan adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresinin Vergi Usul Kanunu’nun Bilinen Adresler başlıklı 101 inci maddesine eklendiği düşünülmektedir.

3.2- Yanlış Kişiye Yapılan Tebligat

Anayasa Mahkemesi’nin 2013/6355 Başvuru Numaralı ve 19/11/2015 Tarihli Kararı

Karar Özeti: Vergi borcu olan şirketin ortağı olduğu gerekçesiyle şirket borçlarının başvurucudan tahsiline ilişkin düzenlenen ödeme emirlerine karşı açılan davada, başvurucunun Şirket ortağı olmadığı yönünde Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından verilen kararın, Danıştay tarafından açık bir şekilde değerlendirilip karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği.

Başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir.Vergi borçlarının  şirketten tahsil edilememesi üzerine şirket ortağı olduğundan bahisle başvurucu adına ödeme emirleri düzenlenmiştir.

Başvurucu Asliye Mahkemesine şirket ortağı olmadığının tespiti davası açmıştır. Aynı zaman da ödeme emirlerinin iptali istemiyle vergi mahkemesine dava açmıştır. Vergi mahkemesinde davayı kazanamamıştır.  Asliye Mahkemesi ise şirket ortağı olmadığını tespit etmiştir. Karara karşı Danıştay nezdinde  temyiz talebinde bulunulmuş ancak kabul edilmemiştir. 

Başvurucu Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiği gerekçesi ile  bireysel başvuruda bulunmuştur.

Anayasa Mahkemesi, adil yargılanma hakkının unsurlarından olan gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini ve ihlalin yeniden yargılama yapılarak ortadan kaldırılmasına karar vermiştir.

Karar yargıya yönelik olmakla birlikte, tahsil idarelerince iyice araştırılmadan ortak olmayan kişilere ödeme emri tebliğ edilmemesi yönünden önemli niteliktedir.

3.3- Kanuni Temsilcilerin Sorumluluğu

Anayasa Mahkemesi’nin 2014/15237  Başvuru Numaralı ve 25/07/2017 Tarihli Kararı

R.G. Tarih- Sayı: 02/08/2017-30142

Karar Özeti: Kanuni temsilcinin kendi dönemindeki ödenmeyen kamu alacakları ile ilgili sorumluluğu mülkiyet hakkının ihlali değildir.

Başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir

Bir şirket bankadan kullandığı krediyi ödememiştir. Daha sonra banka Tasarruf  Mevduatı Sigorta Fonu’na devredilmiştir. Fon ödenmeyen kredi için, yönetim kurulu üyeliğinde bulunan başvurucu adına ödeme emri düzenlenmiştir.

Başvurucu, kredinin kamu alacağına dönüştüğü tarihin bankanın Fona devir tarihi olduğunu, kendisinin devirden önce yönetimde olduğunu iddia ederek dava açmış,  açılan davaları kaybetmiştir.  Karar Danıştay tarafından  onanmıştır.

Başvurucu,  başvuru tarihi itibarıyla Anayasa Mahkemesinin 6183 sayılı Kanun'un mükerrer 35. maddesine eklenen beşinci fıkrasında yer alan “Amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda kanuni temsilci veya teşekkülü idare edenlerin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahıslar, amme alacağının ödenmesinden müteselsilen sorumlu tutulur.” Hükmünün   iptal edilmiş olması nedeniyle  mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddası ile bireysel başvuruda bulunmuştur.

Anayasa Mahkemesi,  vergi ve diğer mali ödev ve sorumluluklarını zamanında ve eksiksiz olarak yerine getiren kanuni temsilcilerin sonradan görevde olmadığı, müdahale şanslarının bulunmadığı bir dönemde gerçekleşen bir eylemden müteselsilen sorumlu tutulmaları sonucunu doğurduğu gerekçesiyle ek beşinci fıkrayı iptal etmiştir.

Somut olayda başvurucu, kanuni temsilcilik görevinin sona erdiği tarihten sonra gerçekleşen ve bu nedenle müdahale şansının bulunmadığı bir eylemden değil aksine kendi döneminde ödenmesi gereken kredi borcunun ödenmemiş olmasından sorumlu tutulmaktadır. Dolayısıyla somut olayın koşulları dikkate alındığında 6183 sayılı Kanun'un mükerrer 35. maddesine eklenen beşinci fıkranın iptal edilmiş olmasının başvurucunun durumunu etkileyen bir yönünün bulunmadığı kanaatine varılmaktadır.

Sonuç olarak Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine karar verilmiştir

Dikkat edileceği üzere, Anayasa Mahkemesi 6183 sayılı Kanun'un mükerrer 35. maddesine eklenen beşinci fıkranın iptal edildiği gerekcesi ile  başvuru yapılsada,  Mahkeme kararını oluştururken iptal  ettiği kararı değil, olayın gerçekleştiği dönemi  (kendi döneminde ödenmesi gereken kredi borcunun ödenmemiş olması) esas alması açısından önemlidir.

3.4- Ödeme Emrine Dava Açma Süresinin Kısa Olması 

Ödeme emrine itiraz süresi ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesine yapılan  başvuruların, önemli bir kısmı ödeme emrine itiraz süresinin kısa olmasından bahisle yapılmaktadır. Mahkeme süreyi “yasa koyucunun takdirindedir” şeklinde değerlendirmektedir.

Anayasa Mahkemesi’nin 2011/3   Sayılı  ve 06/01/2011 Tarihli Kararı

R.G. Tarih- Sayı: 14/05/2011-27934

Karar Özeti; Ödeme emrine dava açma süresinin kısa olması  (7 gün)  hususunda açılan davaya Mahkeme, dava açma süresini belirleme yetkisinin Anayasa’da belirlenen kurallara bağlı kalmak ve adalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini gözetmek koşuluyla yasa koyucunun takdirinde olduğuna karar vermiştir.

Başvurucu olan Aydın Bölge İdare Mahkemesi,  İdare mahkemelerinde açılacak davalar için 60, vergi mahkemelerinde açılacak davalar için 30 günlük dava açma süresi öngörülürken, ödeme emirleri için bu sürenin, itiraz konusu kuralla mahkeme farkı gözetilmeksizin 7 gün olmasının  Anayasanın 2. ve 36. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülerek,  6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 58. maddesinin birinci fıkrasının “ ... 7 gün içinde ...” ibaresinin iptalini istemiştir.

Anayasa Mahkemesi,  başvuru Anayasa’nın 2. ve 36. maddelerine dayanılmış olmasına karşın Anayasa’nın 125. ve 142. maddeleri ile ilgili görmüştür. Şu karara varmıştır.

Anayasa’da, idari işlemlere karşı açılacak davaların hangi sürede açılacağına ilişkin olarak herhangi bir düzenleme yer  almadığı, bu nedenle, diğer davalarda olduğu gibi, ödeme emrine karşı açılacak davalarda da dava açma süresini belirleme yetkisi, Anayasa’da belirlenen kurallara bağlı kalmak ve adalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini gözetmek koşuluyla yasa koyucunun takdirindedir. Yasa  koyucu tarafından, ödeme emrinin özellik ve niteliği ile diğer idari işlemlerin özellik ve niteliklerindeki farklılıklar ve kamu hizmetlerinin aksatılmadan yürütülebilmesi için kamu alacaklarının sürüncemede bırakılmamasındaki kamu yararı gözetilerek, ödeme emrine karşı açılacak davalar için dava açma süresinin 7 gün olarak öngörülmesi, Anayasa’nın 2. 36.  125. ve 142. maddelerine aykırı görülmemiştir. İtirazın reddi gerekir.

Mahkeme ödeme emrine dava açma süresinin kısa olmasının “ yasa koyucunun takdirinde” olduğu belirtilmiştir. Ancak davaların sıklığı nedeniyle yasa koyucu süreyi  2018 yılında 7 günden 15 güne çıkartmıştır.

3.5.1- Haksız Çıkma Zammı İlk Karar

Anayasa Mahkemesi’nin 2009/83 Esas ve 2011/29 Karar  Sayılı,  03/02/2011 Tarihli Kararı  R.G. Tarih- Sayı: 14/05/2011-27934

İtiraz ve karar özeti ve sonucu şu şekildedir.

6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un 58. maddesinin beşinci fıkrasında düzenlenen %10 miktardaki zamla birlikte tahsili düzenlemesinin iptali istenmiştir.

Mahkeme ödeme emrinin %10 miktardaki zamla (haksız çıkma zammı ) birlikte tahsilinin  yasa koyucunun takdirinde olduğu, hak arama özgürlüğünü engelleyen bir yönünün bulunmadığını dolayısı ile Anayasa'nın 2, 36. ve 125. maddelerine aykırı olmadığına karar vermiştir.

 Ancak daha sonra aşağıda yer alan iptal kararı alınmıştır.

3.5.2- Haksız Çıkma Zammının İptali Kararı

Anayasa Mahkemesi’nin 2021/119 Esas ve 2022/48 Karar  Sayılı,  21/04/2022 Tarihli Kararı.  R.G. Tarih- Sayı: 02/08/2022-31911

İtiraz Yoluna Başvuran: Samsun Bölge İdare Mahkemesi 2. Vergi Dava Dairesi

İtirazın Konusu: 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil

Usulü Hakkında Kanun’un 58. maddesinin beşinci fıkrasının Anayasa’nın 2., 13., 36. ve 125.maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.

Olay: Ödeme emrine karşı açılan davanın reddi nedeniyle tahakkuk ettirilen haksız

çıkma zammının iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğukanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.

Karar: Mahkeme, 6183 sayılı kanunun 58. maddesinde yer alan ve  haksız çıkma zammını düzenleyen 5. fıkrasını; Yargı yoluna başvurmayı zorlaştırması ve caydırması nedeniyle hak arama özgürlüğünü sınırlaması, bu bağlamda mülkiyet hakkı yönünden ölçülülük ilkesi açısından yapılan değerlendirmelerde hak arama özgürlüğü yönünden de geçerli olması nedenleri ile Anayasa’nın 13., 35. ve 36. maddelerine aykırı olduğuna karar vermiş ve iptal etmiştir.

3.5.3- Haksız Çıkma Zammının  Mülkiyet Hakkının İhlal Oluduğu Kararı

Anayasa Mahkemesi’nin 2019/4408 Başvuru  Sayılı  ve 18/05/2022 Tarihli Kararı   

R.G. Tarih- Sayı: 03/08/2022-31912

Bireysel Başvuru, Ödeme emrine açılan dava reddedildiği için uygulanan haksız çıkma zammının mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

Mahkeme,  bir önceki bölümde yer alan iptal kararı uyarınca,  haksız çıkma zammının, borçlunun mal varlığında azalmaya sebep olduğunu, ölçülülük ilkesine aykırı bulunduğunu haksız çıkma zammının Anayasanın 35. maddesi ile güvence altına alınan mülkiyet hakkını ihlal ettiği yönünde karar vermiştir.

Böylece,  ödeme emrine karşı dava açılıp kaybedildiğinde artık haksız çıkma zammı alınamayacaktır. Karar öncesi ödenen zamların Mahkeme kararları geriye yürümediğinden iade edilmeyecektir.

3.6. Haline Münasip  Ev Haczedilemez

Anayasa Mahkemesi’nin 2016/4293 Başvuru  Sayılı  ve 01/07/2020 Tarihli Kararı        R.G. Tarih- Sayı: 06/08/2020-31205

Karar Özeti; Ödenmeyen vergi borcu için taşınmaza haciz konulması işleminde, yapılan yargılama sürecinde başvurucunun haline münasip ev iddiasının açıklığa kavuşturulamadığı bu durumun mülkiyet hakkının ihlal niteliğinde olduğuna  karar vermiştir.

İlgili olaylar özetle şöyledir:

Bursa Vergi Dairesi Başkanlığı (İdare) iptal edilmeyen ödeme emirleri içeriğinde yer alan vergi borçlarının tamamının ödenmediği ve bunların Şirketten tahsil edilemediği gerekçesiyle Bursa'nın Osmangazi ilçesi Demirtaş köyündeki başvurucuya ait …. bağımsız bölüm hakkında Şirkete ait vergi borçlarının başvurucudan tahsili amacıyla 8/9/2014 tarihinde haciz işlemi uygulamıştır.

Başvurucu 24/9/2014 tarihinde haciz işleminin iptali için dava açmıştır.

Şirket temsilcisi  25/11/2014 tarihli talep dilekçesi ile 10/9/2014 tarihli ve 6552 sayılı Kanun kapsamında Şirket borcunu 18 ay üzerinden taksitlendirerek yapılandırmıştır.

 Bursa 2. Vergi Mahkemesi (Mahkeme) 13/5/2015 tarihinde davanın kabulü ile haciz işleminin iptaline karar vermiştir. Mahkeme kararın gerekçesinde, İdare tarafından tahsil edilemeyen Şirkete ait vergi borçlarının başvurucudan tahsili için haciz işleminin tesis edildiğini açıklamıştır. Haciz işlemi sonrasında Şirketin vergi borçlarının 25/11/2014 tarihinde yeniden yapılandırıldığını belirten Mahkeme, Şirket hakkındaki kanuni takibin neticelendirilmemesi nedeniyle bu aşamada başvurucunun taşınmazı hakkında haciz uygulanmasının mümkün olmadığını ifade etmiştir.

 İdare tarafından karara itiraz edilmiştir. Başvurucu, itiraz dilekçesi veya itiraza cevap dilekçesi sunmamıştır. Bursa Bölge İdare Mahkemesi İkinci Kurulu (Bölge İdare Mahkemesi) 17/9/2015 tarihinde mahkeme kararının bozulmasına ve davanın reddine hükmetmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının gerekçesinde, yeniden yapılandırma kapsamında dördüncü taksitin son günü olan 30/6/2015 tarihi itibarıyla Şirketin herhangi bir ödeme yapmaması nedeniyle tecil ve taksitlendirmenin iptal edilmesi karşısında mahkeme kararının gerekçesinin yerinde görülmediği ifade edilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi, Şirketten tahsil edilemeyeceği anlaşılan kesinleşmiş vergi borçlarının tahsili amacıyla başvurucuya ait taşınmaza haciz konulmasında hukuka aykırılık görmediğini açıklamıştır.

Başvurucu, Bölge İdare Mahkemesi kararına karşı karar düzeltme isteminde bulunmuştur. Karar düzeltme dilekçesinde; vergi borcunun ödendiği, usulsüz bir şekilde hâline münasip evin haczedilmesinin kanuna aykırı olduğu ve Şirket hakkındaki takibin kesinleşmediği belirtilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 54. maddesinde yazılı nedenlerden hiçbirinin bulunmadığını belirterek 21/1/2016 tarihinde karar düzeltme istemini reddetmiştir.

Anayasa Mahkemesi,  başvurucunun şikâyetinin özünün, ödenmeyen vergi borcu nedeniyle taşınmazının haczi olduğu bu nedenle başvuruyu, mülkiyet hakkı kapsamında incelemeyi uygun görmüş ve şu karara varmıştır.

Sonuç olarak derece mahkemelerinin kararlarının mülkiyet hakkına ilişkin davanın sonucuna etkili olabilecek mahiyetteki iddia ve itirazlara cevap verecek nitelikte yeterli bir gerekçe içermediği tespit edilmiştir. Bu sebeple mülkiyet hakkının korunmasında usule ilişkin güvencelerin somut olayda yerine getirilmediği sonucuna varılmıştır. Dolayısıyla müdahalenin taşıdığı meşru amacın dayandığı kamu yararı ile başvurucunun mülkiyet hakkının korunması arasında olması gereken adil denge başvurucu aleyhine bozulmuş olup müdahale ölçülü değildir. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

Değerlendirmemize göre, vergi borcunun ödenmemesi nedeniyle haline münasip tek evi olan borçlunun evinin haczedilememesi gerekir.  

4-SONUÇ

Kendisine ödeme emri düzenlenen ve tebliğ edilen borçlu, tüm yargılama aşmaları tükettikten sonra bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesi'ne gidebilir. Bunun için ön şart, bireylerin temel hak ve özgürlüklerinde bir ihlale sebebiyet verilmiş olmalıdır. Ayrıca, Mahkemece norm denetimi ötedenberi yapılmaktadır.

Her iki durumda da Mahkeme ödeme emri konusunda özet olarak;

  • Usulune uygun yapılmayan tebligatların; mahkemeye erişim hakkının ve gerekçeli karar hakkının ihlali  niteliğinde olduğu ,
  • Kanuni temsilciye gönderilen ödeme emrinin mülkiyet hakkının ihlali olmadığı,
  • Ödeme emrine dava açma süresinin kısa olmasının yasa koyucunun takdirinde olduğu, hak arama özgürlüğünü engelleyen bir yönünün bulunmadığı,
  • Haksız çıkma zammı uygulamasının mülkiyet hakkını ihlal ettiği,
  • Haline münasip ev açıklığa kavuşturulmadan yapılan haciz işlemi mülkiyet hakkının ihlali niteliğinde olduğu,

yönünde kararlar vermiştir.

KAYNAKÇA

  • 6183 Sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun
  • Anayasa Mahkemesi’nin 2013/5949 Başvuru Numaralı ve 12/3/2015 Tarihli Kararı

R.G. Tarih- Sayı: 16/5/2015-29357

  • Anayasa Mahkemesi’nin 2013/6355  Başvuru Numaralı ve 19/11/2015 Tarihli Kararı
  • Anayasa Mahkemesi’nin 2014/15237  Başvuru Numaralı ve 25/07/2017 Tarihli Kararı
  • Anayasa Mahkemesi’nin 2011/3   Sayılı  ve 06/01/2011 Tarihli Kararı

R.G. Tarih- Sayı: 14/5/2011-27934

  • Anayasa Mahkemesi’nin 2011/29    Sayılı  ve 03/02/2011 Tarihli Kararı

R.G. Tarih- Sayı: 14/5/2011-27934

  • Anayasa Mahkemesi’nin 2019/4408 Başvuru  Sayılı  ve 18/05/2022 Tarihli Kararı    R.G. Tarih Sayı: 03/08/ 2022 - 31912
  • Anayasa Mahkemesi’nin 2016/4293 Başvuru  Sayılı  ve 01/07/2020 Tarihli Kararı   R.G. Tarih Sayı: 06/08/ 2020 - 31205

[1] Anayasa Mahkemesi’nin 2013/5949 Başvuru Numaralı ve 12/3/2015 Tarihli Kararı

19.08.2022

Kaynak: www.MuhasebeTR.com
(Bu makale kaynak göstermeden yayınlanamaz. Kaynak gösterilse dahi, makale aktif link verilerek yayınlanabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayınlayanlar hakkında yasal işlem yapılacaktır.)

GÜNDEM