YAZARLARIMIZ
Muhsin Atçı
Vergi Müfettişi
E. Gelirler Kontrolörü
Vergi Denetim Kurulu E. Başkan Yardımcısı
Bilim Uzmanı
muhsinatci@gmail.com



Mükellefi Yaşat ki, Hazine Yaşasın

Beyannamelerinizi düzenli veriyor ve vergilerinizi düzenli olarak ödüyorsunuz. Vergi öyle bir vebal ki, sizin dünyanızda af kanunlarından istifade edecek tarihi borcunuz dahi yok ve hatta müşavirinizin matrah artırımı “kampanyasından” yararlanalım önerisini “biz dürüst mükellefiz nasıl bir hatamız olabilir ki, duymamış olayım.” diye geri çeviriyorsunuz. Bir gelir idaresinin sahip olmak isteyeceği en ideal mükellef. Ancak, bir gün işler bozuluyor, zor duruma düşüyorsunuz ve bir de bakıyorsunuz ki borçlar dönmüyor ve dürüstçe beyan ettiğiniz vergiyi ödemeniz halinde çark duracak. Devlet bir babalık yapıp alacağından vazgeçerek böyle sadık ve uyumlu bir mükellefin yanındaki kara gün dostu olamaz mı? Esasında vergi incelemesinden doğan bir süreçte vergi hukukumuz, uzlaşma müessesini sürece dâhil edip, uzlaşma komisyonlarını sınırsız yetkilendirerek bu imkânı vergiye uyumu daha az olan mükelleflerine tanıyor.  

Vergide adalet, bir vergi sisteminin mükemmel şekilde işlemesi için en temel unsurdur. Bazı uygulamalar kendi içinde mükellefe özgü hassasiyetleri öngörüyor gibi gözükse de, büyük resme bakıldığında vergi sisteminin adaletsiz yapısını gözler önüne seriyor. Yukarıdaki örneği sürdürürsek, aynı sektörde faaliyette bulunan iki vergi mükellefinden biri yukarıda bahsettiğimiz ideal mükellef tipolojisinde. Kazancını olduğu gibi beyan ederek vergi borcunu tahakkuk ettirse, ancak bu borcun ödenmesi mükellefi çok zor durumda bırakacak bile olsa, borçtan ödeme dışında kurtulma ihtimali bulunmamaktadır. Öte yandan sektörde faaliyette bulunan diğer bir mükellef ise kazancının bir kısmını kayıtdışı bırakmak suretiyle meslektaşı karşısında haksız rekabet gücü elde edebilmekte, bir vergi incelemesine girmesi halinde ise vergi kanunlarında inceleme sonucunda önerilen vergi ve cezayı hafifletecek çeşitli mekanizmalara ulaşabilmektedir. Bir de üstüne af çıkarsa yaptığı yanına kâr kalacak, borcuna sadık olan mükellef ise bu duruma sadece şaşıp kalacaktır. Bilindiği gibi zor duruma düşen mükellefler konkardato talebinde bulunduğunda bile amme borçları açısından takibin durması dışında iflas gerçekleşmediği sürece amme alacağının tahsili yoluna gidilmektedir.

Yabancı ülkelerin vergi sistemlerinde bulunan iyi uygulama örneklerinin ülkemiz kamuoyuyla da paylaşmanın faydalı olacağı değerlendirmesiyle, bu yazıda Kanada vergi idaresinin uyguladığı Türk Vergi Hukukunda “Terkin” başlığı altında tam karşılığı olan ancak uygulama ve felsefe farklılığını ifade etmek adına “Feragat Kararı” olarak da ifade edebileceğimiz “remisson order” uygulamasına değinilmiştir. Bu konuyu paylaşmama ilham veren husus ise gündemimizden artık düşmeyen bir yandan vergi affı ve yapılandırma mevzuları ile içinden geçtiğimiz olağanüstü dönemin negatif etkileri altında hayatta kalmaya çalışan mükelleflerimiz için çözümlerin tartışıldığı platforma bir katkıda bulunmaktır.

Feragat Düzenlemesi Nedir?

Bir “feragat kararı” federal hükümetçe alınan bir karar gereği bir vergi mükellefinin borcu olan vergi, ceza ve faizin tamamen kaldırılması veyahut tahsil edilen tutarların iade edilmesi olarak ortaya çıkan bir idari çözüm yoludur. Düzenlemenin kaynağı Kanada Mali Yönetim Yasasıdır (Financial Administration Act). Feragat, vergi ve ceza yanında benzer nitelikteki diğer yükümlülükleri de kavrar. Bu ve benzer nitelikteki düzenlemeler Kanada’nın birçok eyaletinde yürürlükte bulunmaktadır.

Kısaca, devlete vergi borcunuz var ve borcun varlığına ilişkin hiçbir ihtilaf bulunmamakta. Fakat, bu borcu ödeyemeyeceğiniz veya ödemek istemediğiniz durumda Feragat Kararı talebinde bulunabilirisiniz. Tabi ki ödemek istememe halini keyfi bir durum olarak ele almıyoruz.

Görünüşe bakınca kolay bir uygulama gibi algılansa da feragat düzenlemesine hak kazanmak hiç de öyle basit bir durum değil. Yani, kamusal bir fedakârlık söz konusu ise bunu hak eden, vergiye uyum puanı oldukça yüksek mükelleflerin seçilmesi esas.

Peki, Feragat Düzenlemesinden Yararlanma Kriterleri Nelerdir?

Mali Yönetim Yasasında ifade edildiği şekliyle bir feragat düzenlemesine hak kazanılabilmesi için yerel hükümetin verginin veya cezanın alınmasının belirli gerekçelerle makul olmayacağı veya adaletsiz olacağı veyahut vergi ve ceza affının kamu menfaatine daha uygun olacağını değerlendirmesi gerekiyor.

Bununla birlikte, federal gelir vergisi borcu ile ilgili olarak feragat başvurusuna ilişkin, Kanada Gelir Dairesi ("CRA") değerlendirmeye esas olmak üzere kendi kriterlerini oluşturmuştur. Diğer bir deyişle, talep aşağıdaki detaya girmeden değinilen kriterlerden birine veya birkaçına uymalıdır:

1. Aşırı zor durum

2. Finansal başarısızlık, (kabul edilebilir faktörlerden kaynaklı)

3. İdare görevlileri tarafından yanlış uygulama veya tavsiye

4. Mevzuattan doğan ancak öngörülmemiş istenmeyen sonuçlar.

Feragat Düzenlemesinden Yararlanma Prosedürleri Nelerdir?

Düzenlemeden yararlanabilmek için aşağıdaki süreç takip edilir.

  1. Öncelikle talep dilekçesi vergi dairesine iletilir.
  2. Vergi dairesinin değerlendirmesinin ardından, Merkezi Komisyona başvuruya ilişkin görüş iletilir. Bu taleplerin değerlendirmesi 6-12 aylık bir süre alır. Bu sürenin uzun olması vergi dairesinin mükellefin talebi ve durumuna ilişkin veri toplamasından kaynaklanmaktadır.
  3. Komitenin önerisi öncelikle Yasama Politikası ve Uygulama İşleri birimine, buradaki görüşün de olumlu olması halinde talep, kabineye iletilir ve kabine en son karar vericidir. Nihai değerlendirme olumsuz ise mükellef yazı ile bilgilendirilir.

Prosedürden de anlaşılacağı üzere vergi mükellefinin ilk mektubu gönderdikten sonra, nihai kararı beklemekten başka yapacak bir şeyi yoktur.

Feragat Düzenlemesinin Sınırları Nelerdir?

Bir feragat kararının belirli sınırları bulunmaktadır. Bu uygulama gelir vergisi tahakkukunu düzeltmek veya değiştirmek için kullanılamaz, çünkü bir uzlaşma müessesi değildir. Ayrıca, uygulama "son çare" olarak kabul edilir ve tipik olarak sadece vergi sürecinin tahsilat aşamasında başvurulur ve dikkate alınır.

Ek olarak, mahkemelerin (federal veya eyalet) bir başvurunun kabul edilmesine karar verme yetkisi yoktur ve feragat edilmeyen bir vergi mükellefi için resmi temyiz hakkı da bulunmamaktadır (çünkü süreç boyunca paylaşılan tavsiyeler ihtiyari idari kararlardır). Olumsuz karara konu başvuru sahipleri, Federal Mahkeme tarafından adli inceleme için başvuruda bulunma hakları saklıdır- ancak teknik olarak Mahkeme, yalnızca Gelir İdaresi’nin kararını gözden geçirme yetkisine sahiptir, ayrıca bir feragat kararı öneremez. Bu durum uygulama adaletini sağlamaya yönelik rutin prosedürlerin mahkeme tarafından gözden geçirilmesinden ibarettir. Mahkemenin, kabinenin nihai kararını inceleme yetkisi ise bulunmamaktadır. Bu nedenle, Gelir İdaresi feragat edilmesini önerirse ve Kabine tavsiyeyi reddederse, başvurucu için süreç sona ermiştir.

Bizde Terkin Ediyoruz

Küçük bir karşılaştırma bağlamında bizdeki uygulamaya bir göz atalım. Vergi hukukumuzda 6183 sayılı Kanunda tahsili imkansız olan küçük alacaklar ile 213 sayılı Kanunda doğal afetler neticesinde ortaya çıkan zarar durumlarına istinaden öngörülen terkin müesseseleri bulunmaktadır. Bu düzenlemelere göre terkin, tahakkuk etmiş bir verginin kayıtlarının silinmesi veya tahsil edilmiş bir verginin mükellefe red ve iade edilmek suretiyle vergi alacağının ortadan kaldırılmasını ifade etmektedir. Bunlar dışında tahakkuk etmiş bir vergi borcunu bütünüyle ortadan kaldıran ve bir mükellefin durumuna özgü nitelikte olan başkaca bir düzenleme bulunmamaktadır.

Yönetim trendi olarak sıklıkla ifade edilen ve (corporate governanace olarak) yabancı yazında yer bulan kurumsal yönetim ilkeleri devlet idaresi ayağında olabildiği kadar kişiselleştirmek ve her unsuru kendi şartları içinde değerlendirerek şahsa özgü çözümler üretebilmek yönünde gelişimine devam etmektedir. Toptancı düzenlemeler yerine teknolojik çözümlerin doğru ve yerinde adaptasyonu ile mükellef derecelendirmeleri yapılabilir, vergiye uyumlu mükelleflerin kara günlerinde o döneme değin ödedikleri vergilerin hatırına sırtlarındaki yük hafifletilebilir. Zira “mükellefi yaşat ki, hazine yaşasın.” Ancak, ifade edildiği üzere uygulama adil, şeffaf ve hesap verilebilirlikle ilgili temel kabullerin sağlanabildiği ortamda gerçekleştirilebilir. Eğer devletin bir şirket gibi yönetilmesi hedefse, vatandaşların (mükelleflerin) da birer müşteri gibi kabul edilip her birinin derdine ayrı çözümler üretebilen bir sistemin de tasarlanması gerekir.

09.09.2020

Kaynak: www.MuhasebeTR.com
(Bu makale kaynak göstermeden yayınlanamaz. Kaynak gösterilse dahi, makale aktif link verilerek yayınlanabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayınlayanlar hakkında yasal işlem yapılacaktır.)

GÜNDEM