YAZARLARIMIZ
Muhsin Atçı
Vergi Müfettişi
E. Gelirler Kontrolörü
Vergi Denetim Kurulu E. Başkan Yardımcısı
Bilim Uzmanı
muhsinatci@gmail.com



Nakdi Sermaye İndirimi Uygulamasında Pasif Gelirler Gerçekten Pasif mi?

Kanun koyucu kimi zaman Ticaret Kanunuyla, kimi zamanda vergi veya diğer kanunlarla şirketlerin sermaye yapılarını güçlendirmeyi hedefler. Sermaye artırımında indirim müessesesi, nakdi sermaye artışıyla işletmelerin yabancı kaynağa olan ihtiyacını azalttığı gibi vergi yükünü de azaltarak bu amaca hizmet etmektedir. Ayrıca atıl kaynakların ekonomiye dâhil edilmesine de olanak sağlayabilir.

Nakdi sermaye artışı indirimi düzenlemesinde faizin ve indirim oranının tespiti ve tutarın hesaplaması gibi detaylar hem Kurumlar Vergisi Kanunu’nun (KVK) ilgili maddesinde, hem de 9 numaralı KVK tebliğinde detaylı bir şekilde açıklanmaktadır. Özetle, 1.7.2015 tarihinden itibaren ticaret siciline tescil edilmiş olan ödenmiş veya çıkarılmış sermaye tutarlarındaki nakdi sermaye artışları veya bu tarihten itibaren yeni kurulan sermaye şirketlerinde ödenmiş sermayenin nakit olarak karşılanan kısmı indirimin hesaplanmasında dikkate alınacaktır. Sermayenin nakit olarak karşılanan kısmı üzerinden Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından indirimden yararlanılan yıl için en son açıklanan “Bankalarca açılan TL cinsinden ticari kredilere uygulanan ağırlıklı yıllık ortalama faiz oranı”, 2019 için %12,02 oranı, dikkate alınarak, ilgili hesap döneminin sonuna kadar tutar hesaplanır. İlgili kanun maddesinde yer alan bir diğer düzenlemeyle de Bakanlar Kurulu/Cumhurbaşkanına indirim oranını çeşitli durumlar esas alınarak artırma yahut azaltma yönünde yetki verilmiştir. Bu yetkiye istinaden öncelikle Bakanlar Kurulu Kararı ile getirilen sınırlamalar, daha sonra çıkarılan bir kurumlar vergisi tebliği ile de bir değişiklik arz etmeyecek biçimde olduğu gibi ifade edilmiştir.

Hesaplanan tutarın ne kadarlık kısmının indirim olarak dikkate alınacağı hususunda 26/6/2015 tarihli ve 2015/7910 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı’nın dikkate alınması gerekmektedir. Mezkûr Kararda belirli durumlar için %0 oranı belirlenerek bazı koşulların varlığı halinde uygulamadan istifade etmenin önüne geçilmiştir. Bu durumlardan biri de gelirlerinin %25 veya fazlası şirket faaliyeti ile orantılı sermaye, organizasyon ve personel istihdamı suretiyle yürütülen ticarî, ziraî veya serbest meslek faaliyeti dışındaki faiz, kâr payı, kira, lisans ücreti, menkul kıymet satış geliri gibi pasif nitelikli gelirlerden oluşan sermaye şirketleri için söz konusu olmaktadır.

Kararda yer verilen ifade ile “pasif nitelikli gelirler” ibaresi önem arz etmektedir. Her ne kadar ilk bakışta kapsamı kolayca tespit edilebilir gözükse de Türk Vergi Kanunlarında pasif gelirlere ilişkin doğrudan bir tanım bulunmamaktadır. Kanun uygulamasında ihtilafa yol açan ve yazımıza konu olan temel husus da buradan doğmaktadır.

Pasif nitelikli gelir ifadesinin Türk Vergi Kanunlarına girişi yine KVK’nın 7’inci Maddesi ile düzenlenen kontrol edilen kurum kazançlarının (Controlled Foreign Corporation) vergilenmesine ilişkin düzenleme ile olmuştur. Bu kanun maddesiyle, ülke dışına çıkan sermayenin zararlı vergi rekabetini kullanan ülkelerde gerçek bir yatırımdan ziyade pasif gelirler elde ederek mukim ülkede uygulanan vergi rejiminden daha düşük oranda vergilenmesinin önüne geçmek hedeflenmiştir. İlgili düzenlemenin kanun metninde yahut açıklamalarında pasif gelirlere ilişkin doğrudan bir tanımdan ziyade “…faaliyet ile orantılı sermaye, organizasyon ve eleman istihdamı suretiyle yürütülen ticari, zirai ve mesleki faaliyeti dışındaki faiz, kar payı, kira, lisans ücreti, menkul kıymet satış geliri gibi pasif nitelikli gelirlerden…” ifadesi ile hangi gelir türlerinin pasif nitelikli olacağı hususunda örneklemeye gidilmiş ve bu gelir türlerinin işletmenin esas faaliyetinden bağımsız olması durumu ifade edilmiştir. Dolayısıyla işletmenin esas faaliyeti kapsamında faiz, kar payı, kira vs. elde etmek üzere bir organizasyon ve emek istihdamı yoluna gidiliyorsa, finans kuruluşları, sigorta şirketleri, emlak kiralama ofisleri vb. gibi kuruluşların elde ettiği bu tür gelirler için dahi pasif gelirden bahsedilemeyecektir.

OECD yaklaşımında pasif gelir (Vergi Terimleri Sözlüğü), genel ifadeyle, geliri yaratan faaliyete doğrudan (Organizasyon, istihdam vs) katılım olmaksızın elde edilen temettü, faiz, kira ve royalti gibi gelirlerdir. Pasif gelirlerin literatürdeki tanımı pasif faaliyetlerden elde edilen gelir olarak tanımlanmaktadır. Peki, pasif faaliyetler nelerdir?

Kontrol edilen yabancı kuruma ilişkin maddenin kaynağı Amerikan Gelir Vergisi Kanununda yer alan düzenlemedir (IRC Subpart F, CFC Rule). Yine Türkiye uygulaması açısından Amerika ile imzalanan Yabancı Hesapların Vergi Uyumu Yasası (FATCA) kapsamında pasif gelirler kapsamına nelerin gireceği konusunda IRS düzenlemelerinin esas olacağı Pasif Finansal Olmayan Yabancı Kuruluşlar (Passive Non Financial Foreign Entity, NFFE) tanımıyla da kabul edilmiş oluyor. Buna istinaden IRS düzenlemelerinin konuyu açıklamaya yönelik değerlendirilmesi faydalı olacaktır.

IRS genel olarak kâr payı, faiz, kira, royalty (Gayri maddi hak ödemeleri) ve annuite (Sigorta şirketlerinden sağlanan düzenli ve sabit geri ödemeler) ödemelerini pasif gelir olarak kabul eder ancak her bir gelir türüne ilişkin istisnalar düzenlemiştir.

Faiz gelirleri pasif niteliklidir, fakat faiz gelirinin ilişkili şirketlerin birbirini fonlaması nedeniyle ortaya çıkması halinde CFC kapsamında bir pasif gelir söz konusu olmamaktadır. Örneğin %100 ortak olunan ve Fransa’da faaliyette bulunan bir şirketin yine %100 ortak olunan Hollanda’da mukim bir işletmeden aldığı krediyi ticari faaliyetinde kullanması neticesinde ilişkili şirketine faiz ödemesinde bulunması durumunda bu faiz geliri açısından CFC kapsamında bir pasif gelirden söz edilmemektedir. Ancak ortak olunan Fransa mukimi işletmenin aktif faaliyetleri yanında ilişkisiz bir firmaya borç vermek suretiyle elde ettiği faiz geliri doğrudan pasif nitelikli bir gelir olarak değerlendirilir.

Kira gelirleri pasif niteliklidir. Ancak bir CFC tarafından bir yandan iş makineleri üretilip satılıyorken aynı zamanda bu makinelerin kiraya verilmesi yoluyla bir gelir elde ediliyorsa IRS yaklaşımında bu kira geliri pasif nitelikli değildir.

Gayri maddi hakların pasif gelir dışına çıktığı bir örneğe de yer verelim. Yurtdışında iştirak olunan bir firma yoğun bir şekilde araştırma faaliyetleri yapmakta ve çeşitli ürünler geliştirmek üzere çalışmaları bulunmaktadır. Bu işletmenin bir ürünü üretip patentini alması sonrasında bu hakkın satışı yahut lisansının verilmesi yoluyla sağlayacağı gelirler pasif nitelikli kabul edilmemektedir. Öte yandan aynı firmanın kendi üretmeksizin patenti satın alıp başkalarına satmak yahut lisans yoluyla kullandırmak suretiyle elde ettiği gelirler pasif nitelikli gelir olarak değerlendirilecektir.

Sermayenin yabancı bir paraya dönüştürülerek değerlendirilmesi neticesinde kambiyo geliri elde edilmesi durumunda pasif gelirden söz edilebilir. Öte yandan IRS, yabancı bir paranın işletmenin normal faaliyetleri kapsamında ihtiyaç duyulması nedeniyle elde bulunması halinde sağlanan kazançları pasif gelir kapsamına almaz (Business Needs Exception). Dolayısıyla esasında gerçekleştirilen bir ihracat işlemi ile ilintili kur gelirleri pasif bir gelir olarak değerlendirilmeyecektir.

IRS açısında türev ürünler yoluyla elde edilen gelirler de pasif gelir olarak kabul edilip CFC kapsamında değerlendirilmektedir. Ancak işletmenin faaliyetine paralel ve de gerçek bir teslime konu olacak şekilde yapılan türev işlemler sonucunda elde edilen gelirler de pasif nitelikte kabul edilmemektedir (Qualified Active Sale Exception). Firmanın aktif faaliyetine konu olmamakla birlikte spekülatif maksatlı gerçekleştirilen türev işlemler dolayısıyla elde edilen gelirler pasif gelir olarak değerlendirilir.

Pasif gelirler başlığı altında çok sık karşılaşılan bir diğer durum hedge işlemleridir. Finans literatüründe üstlenilen bir riski kısmen veya tamamen bertaraf edecek karşıt bir işlem yapma faaliyetine “hedging” denilmektedir. Hedging (riske karşı bağışık hale gelme) işlemi, kullanılan araca göre değişebilmekle birlikte, işletmeyi sadece risk faktöründe olası aleyhe gelişme sonucu ortaya çıkacak zarara karşı değil, aynı zamanda lehe gelişme halinde ortaya çıkacak ilave kârı kaybetme riskine karşıda korur.

IRS yaklaşımına göre hedge işlemleri, yukarıda ifade edildiği üzere kelime tanımını içerecek şekilde, riskten korunma maksatlı olarak firma operasyonlarının bir gereği ve gerçekleştirilen ticari faaliyetin doğal akışı içerisinde ortaya çıkıyorsa, buradan doğan gelirler pasif gelirler dışında değerlendirilmektedir (Qualified Hedging Transaction Exception). Dolayısıyla, bir riskten korunma işlemi (hedge), genellikle CFC'nin elinde bulundurduğu olağan mal ve mülkle ilgili olarak fiyat veya kur dalgalanmaları riskini yönetmek için, CFC'nin ticari faaliyetinin veya operasyonlarının normal seyrinde gerçekleştirilen bir işlemdir. Örneklendirirsek, ham petrol ticaretiyle iştigal eden bir firmanın gelecekte sonuç doğurmak üzere yaptığı alımlar (hedge işlemleri) neticesinde elde edilen gelirler pasif gelir kapsamında değerlendirilmeyecektir.

Bu kapsamda değerlendirilen en önemli uygulama “bona fide hedging” durumudur. Bona fide ifadesi sözlükte gerçek (genuine) ve iyi niyet (in good faith) anlamlarında kullanılmaktadır. Bona fide hedging ise ticari bir işletmenin gerçekleştirdiği sözleşmeler ile firmanın gerçekten karşılaşabileceği bir riski bertaraf etme niyetiyle yaptığı hedge işlemleridir. Bona fide hedging değerlendirmesi için gerçekleştirilen türev işlemin firmanın sahip olduğu, ürettiği yahut sattığı bir ürünün fiyat değişimlerinden korunmak, işletmenin kredi ve borç gibi yükümlülüklerinin değer değişim riskini bertaraf etmek veya işletmenin sağladığı yahut satın aldığı hizmetlerin bedellerinin değişim risklerini önlemeye yönelik olmalıdır.

Bilindiği üzere hedge işlemi fiyat, kur ve faiz risklerine karşı yapılabilmektedir. Bu bağlamda bir bona fide hedging işlemi neticesinde elde edilen faiz, kur ve karlar pasif gelir kapsamında değerlendirilmemektedir. Bunu bir havayolu firmasının gelecekte ortaya çıkabilecek jet yakıtı fiyat artışlarından korunmak üzere ya da satın alınan bir uçağın finansmanına yönelik faize ilişkin yaptığı ileriye dönük hedge işlemi ile örnekleyebiliriz. Yani yapılan işlem tamamen ticari faaliyetin esaslı unsurudur.

Buna göre faiz, kar payı, sigorta gelirleri gibi gelirler, IRS’in pasif gelir yaklaşımına göre değerlendirildiğinde; gerçekleşen işlemin ana faaliyet konusuyla ilişkilendirilebilmesi durumunda pasif gelir kapsamı dışına çıkarılmaktadır. Özetle ticari bir faaliyetin gerçekleştirilmesi için elzem olan sermaye, emek, organizasyon unsurlarından sadece sermaye kullanılmak suretiyle elde edilen ve işletmenin ana faaliyetine yönelik işlemlerden kaynaklanmayan kazançları pasif gelirler olarak tanımlayabiliriz.

Kanunlarımızda pasif gelirlere iki yerde atıf bulunmaktadır. Ancak diğer düzenleyici dokümanlarda konuya ilişkin tanım, örneklendirme yahut istisna belirlemeleri bulunmamaktadır. Kontrol edilen kurum kazancı müessesesinin kaynağı ABD olduğuna göre detay düzenlemelerde de bu ülke uygulamaları örnek alınabilir. Konu uluslararası vergileme ile ilgili olduğu için böyle bir yol izlenmesi ve mevzuatlar arası uyum sağlanması gerekmektedir.

Neticede işletmenin sermaye, organizasyon, ve eleman istihdamı suretiyle yürütülen ticari, zirai ve mesleki faaliyeti kapsamında icra edilen gerçek faaliyeti ile ilişkilendirilerek elde edilen faiz, kur, kar vb gelirlerin pasif gelir olarak değerlendirilmemesi gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır. Dolayısıyla, nakdi sermaye indirimi uygulamasında pasif gelirinin oranı tüm gelirlerinin %25’ini aşan işletmelerin kayıtlarında yer alan pasif gelir türlerinin işletmenin esas faaliyeti ile ilişkilendirilmesi halinde, bu müesseseden yararlanabilmesi mümkün olabilecektir.

07.07.2020

Kaynak: www.MuhasebeTR.com
(Bu makale kaynak göstermeden yayınlanamaz. Kaynak gösterilse dahi, makale aktif link verilerek yayınlanabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayınlayanlar hakkında yasal işlem yapılacaktır.)

GÜNDEM