GİRİŞ
Küreselleşmenin olanca hızıyla dünya piyasaları
ve ekonomileri arası entegrasyona neden olduğu, ülke sınırlarının fiziksel
olarak sürdürülse bile, dünyanın giderek küçüldüğü ve sınırların önemsizleştiği
kabul edilen bir gerçektir. Bununla beraber dünya piyasalarında baş döndüren
önemli ve hızlı gelişmeler yaşanmaktadır. Bu gelişmeler piyasaların rekabet
gücünün her zamankinden daha fazla önem verilmesi gerektiğini göstermektedir.
Birçok ülke sermaye piyasalarında sarsılan güveni
tazelemek, küreselleşme ile birlikte artan rekabet koşullarında büyümek ve
büyümeyi devamlı kılmak için, uluslararası boyutta gerekli uyum çalışmaları
yapmak ve bunları bir dizi düzenleme şeklinde hayata geçirmek zorunda
kalmaktadır. Özellikle globalleşme ve liberalleşmeye paralel olarak işletmelerin
çok büyümesi ve dolayısıyla kontrolünün güçleşmesi, işletmelerin başarılı bir
şekilde yönetilebilmesi için kurumsal yönetim ilkelerinin uygulanması ve
kullanılmasını zorunlu hale getirmektedir.
Kurumsal yönetim, küresel ölçekte yaşanan
finansal krizlerin çözümüne yönelik olduğu kadar, daha iyi bir işletme yönetimi
amacına hizmet etmek ve bu sayede inşa edilen güvenle işletmelerin ihtiyaç
duyduğu kaynakları temin edebilmelerine imkân sağlayabilmektedir.
Finansal krizlerin ve şirket skandalların
arkasındaki önemli nedenler arasında kötü yönetim olduğu düşünüldüğünde iyi
kurumsal yönetimin ne kadar önem verilmesi gereken bir olgu olduğu
görülmektedir. Uluslar arası alanda bu konuya önem verilmeye başlanmış ve
yatırım kararlarında, finansal performans kadar kurumsal yönetimin kalitesinin
de gözetilir hale gelmiştir.
Makalemizde halka açık şirketlerde uygulanan
sermaye piyasası kurulu tarafından yayınlanan kurumsal yönetim ilkelerinin
açıklanmaya çalışılmış olup bu ilkeler yeni Türk Ticaret Kanunu ile tüm sermaye
şirketleri tarafından uygulama alanı bulacaktır.
1. PAY SAHİPLERİ
Kurumsal yönetim olgusu içinde en önemli menfaat
gruplarından biri kuşkusuz ortaklık pay sahipleridir. Ortaklık pay sahipleri
sermayedar olarak ekonomik anlamda şirket malvarlığının mülkiyetine sahiptirler.
Bunun sonucu mal varlıksal hakları olduğu kadar, mal varlıksal hakların
kullanımını sağlamak bakımından yönetimsel hakları da bulunmaktadır. Dolayısıyla
pay sahiplerinin haklarının korunması öncelikle ele alınmaktadır.
Ülkemizde pay sahiplerinin haklarını kullanmakta
etkin olamadıkları, şirket yönetimi ile yeterli düzeyde iletişim içinde
bulunamadıkları genel olarak kabul edilmektedir. Bu açıdan pay sahipliği
haklarının kullanımını kolaylaştırılması, bilgi alma ve inceleme hakkı
verilmesi, ticari sır niteliğinde olmayan tüm sorulara eşitlik ilkesi
gözetilerek cevap verilmesi, genel kurula katılım hakkı ve oy hakkı ve en
önemlisi pay sahiplerinin şirkete yatırım yapma önceliği olarak kar payı alma
hakkı tanınmıştır. Pay sahiplerinin bu haklarını gözetim ve şirket tarafından
uygulanması için şirket bünyesinde yatırımcı ilişkiler birimi kurulmaktadır.
2. KAMUYU AYDINLATMA VE ŞEFFAFLIK
Kurumsal yönetimin temel ilkelerinden olan kamuyu
aydınlatma ve şeffaflık ilkesi, pay ve menfaat sahiplerine, şirketin hak ve
yararlarını da gözetecek şekilde, zamanında, doğru, eksiksiz, anlaşılabilir,
analiz edilebilir, düşük maliyetle kolay erişilebilir bilgilerin sunulmasını
amaçlar.
Kamuyu aydınlatma ve şeffaflık ilkesine uyum
sermaye çekmeye ve sermaye piyasalarında güveni korumaya yardımcı olur.
Hissedarlar ve potansiyel yatırımcılar, işletmenin sevk ve idaresini
değerlendirebilmek, değer biçme, sahiplik ve oylama işlemlerinde bilgiye dayalı
kararlar alabilmek için düzenli şekilde, güvenilir ve yeterince ayrıntılı
mukayese olanağı sağlayabilecek bilgiler talep etmektedir. Yetersiz ve açık
olmayan bilgi, piyasaların işlemesine engel olabileceği gibi, sermayenin
maliyetini yükseltebilir ve kaynakların yetersiz dağılımına yol açabilir.
Kamuya açıklama yapmak, şirket politikaları ve
performansı, çevre ve etik standartları açılarından işletmelerin yapıları ve
faaliyetleri ile şirketlerin ait oldukları toplumla ilişkileri gibi konularda,
kamunun bilgilendirilmesine de yardımcı olur.
3. MENFAAT SAHİPLERİ
Menfaat sahibi, işletmenin hedeflerine
ulaşmasında ve faaliyetlerinde ilgisi olan herhangi bir kimse, kurum veya çıkar
grubu olarak nitelendirilmektedir. Bu kişi veya grupların işletme ile sözleşmeye
dayalı bir ilişkisi olabileceği gibi, ilişkinin sözleşmeye dayanmadığı durumlar
da olabilir. Şirketle ilgili menfaat sahipleri pay sahipleri ile birlikte
çalışanları, alacaklıları, müşterileri, tedarikçileri, sendikaları, çeşitli
sivil toplum kuruluşlarını, devleti ve hatta şirkete yatırım yapmayı
düşünebilecek potansiyel tasarruf sahiplerini de içerir. Ancak, pay sahipleri
İlkeler içerisinde ayrı bir bölüm olarak ele alındığından, bu bölümde menfaat
sahibi kavramı daraltılarak, esas itibarıyla şirket ile doğrudan ilişki
içerisinde bulunan üçüncü kişileri ifade etmek üzere kullanılmıştır.
Menfaat sahipleri şirketin iyi bir şekilde
yönetilmesinden ve sermayenin korunmasından yarar sağlarlar. Şirket
faaliyetlerinin, kamuyu aydınlatma ilkeleri çerçevesinde dürüst, güvenilir ve
kamuya açık olması da, menfaat sahiplerinin şirketin durumu hakkında
bilgilenmelerini temin eder. Bu anlamda kurumsal yönetim ilkelerinin
uygulanması, menfaat sahipleri için önem arz etmektedir.
Şirket, menfaat sahipleri ile işbirliği
içerisinde olmanın uzun dönemde kendi menfaatine olacağını dikkate alarak,
menfaat sahiplerinin mevzuat, karşılıklı anlaşma ve sözleşmelerle elde ettikleri
haklarına saygı duymalı ve bu hakları korumalıdır. Bu hakların korunması
esnasında, şirket ile menfaat sahipleri ve menfaat sahiplerinin kendi arasında
oluşabilecek çıkar çatışmalarının en aza indirilebilmesini teminen, dengeli
yaklaşımlar içerisinde olmalı ve bu haklar, birbirinden bağımsız olarak
değerlendirilmelidir.
4. YÖNETİM KURULU
Yönetim kurulu, genel kurulda pay sahiplerinin
kendisine vermiş olduğu yetki doğrultusunda, mevzuat, esas sözleşme, şirket içi
düzenlemeler ve politikalar çerçevesinde yetki ve sorumluluklarını kullanır ve
şirketi temsil eder.
Yönetim kurulu bir şirketin stratejik karar alma,
temsil ve en üst seviyede yürütme (yönetim) organıdır. Yönetim kurulu
kararlarını alırken ve bunları uygularken, şirketin piyasa değerinin mümkün olan
en üst seviyeye çıkarılmasını hedefler. Yönetim kurulu bunun bilinci içerisinde
şirket işlerini, pay sahiplerinin uzun vadeli ve istikrarlı bir kazanç
sağlamasını temin edecek şekilde yürütür. Bunu yaparken, pay sahipleri ile
şirketin büyüme gereği arasındaki hassas dengenin de bozulmamasına özen
gösterir.
Yönetim Kurulu, etkinliğinin en üst düzeyde
olmasını ve her türlü çıkar çatışmasından ve etkiden uzak, karar alma, yürütme
ve temsil görevlerini bağımsız bir şekilde yerine getirmesini sağlayacak şekilde
oluşturulur. Yönetim kurulu üyelerinin yetenek, beceri ve deneyim düzeyleri ile
bağımsızlık derecesi, yönetim kurulunun performans düzeyini ve başarısını
belirlemekte ve şirketin hedefe ulaşmadaki başarısını doğrudan etkilemektedir.
Kurumsal yönetim, şirketin stratejik
rehberliğini, yönetim kurulu tarafından idarenin sürekli olarak etkin şekilde
denetimini ve yönetim kurulunun gerek şirkete, gerekse pay sahiplerine karşı
hesap vermesini sağlamalıdır.
Yönetim kurulu çalışmalarını daha sağlıklı
yürütebilmek için komiteler oluşturabilir. Oluşturulan bu komitelerin başkanları
bağımsız yönetim kurulu üyelerinden seçilmelidir. Bağımsız yönetim kurulu üyesi,
herhangi bir pay sahibi grubunun menfaatlerini temsil etmeyen; deneyimlerine ve
mesleki birikimlerine dayanarak ortaklığın menfaatleri tahtında en yetkin
kararları vermeye ehliyetli olan yöneticilerdir.
OLUŞTURULACAK KOMİTELER
Finansal ve operasyonel faaliyetlerin sağlıklı
bir şekilde gözetilmelerini teminen denetimden sorumlu komite kurulur.
Şirketlerde denetimden sorumlu komiteye ihtiyaç
duyulmasının nedeni, dünyanın çeşitli ülkelerinde ve Türkiye'de yaşanan bedeli
çok pahalı olan deneyimler sonucu günümüzde şirketlerin mali durumu ve maruz
kaldığı riskler konusunda pay ve menfaat sahiplerinin şirket yönetimlerinden
yeterli, doğru ve zamanında bilgi talebine ilişkin ihtiyaçları artmıştır. Bu
nedenle düzenleyici otoriteler yönetim kurullarında denetim komitelerinin
oluşturulması öngörülmüştür. Ülkemizde SPK ve BDDK tarafından yapılan
düzenlemelerle denetim komitesi uygulaması başlatılmıştır.
Denetim komitesi, iç ve dış denetim sürecinin
uygulama etkinliğini, katma değerini, muhasebe, mali raporlama ve iç kontrol ile
ilgili iç sistemlerin işleyişi ve yeterliliğini yönetim kurulu adına gözetmekle
sorumludur.
- Kurumsal Yönetim Komitesi
Şirketin kurumsal yönetim ilkelerine uyumunu
izlemek, bu konuda iyileştirme çalışmalarında bulunmak ve yönetim kuruluna
öneriler sunmak üzere kurumsal yönetim komitesi kurulur. Çoğunluğu bağımsız
üyelerden oluşması gereken kurumsal yönetim komitesi;
- Şirkette kurumsal yönetim ilkelerinin
uygulanıp uygulanmadığını, uygulanmıyorsa gerekçesini ve bu prensiplere tam
olarak uymama dolayısıyla meydana gelen çıkar çatışmasını tespit etmek
- Pay sahipleri ile ilişkiler biriminin
çalışmalarını koordine etmek
- Yönetim kurulu üyelerinin ve yöneticilerin
performans değerlendirmesi, kariyer planlaması ve ödüllendirmesi konusundaki
yaklaşım, ilke ve uygulamaları belirlemek ve gözetimini yapmaktır.
SONUÇ
Günümüz dünyasında iletişimle beraber fiziksel
sınırlar mevcut olsa bile ekonomik sınırların kalktığı, artan rekabet
koşullarında faaliyet göstermek zorunda kalan şirketlerin, maliyetlerini azaltma
yolunu seçmeleri artık faaliyetlerini sürdürmede yeterli olmamaktadır. Şirketler
sermaye ihtiyaçlarını karşılayabilmeleri için yatırımcıya güven veren bir sistem
oluşturmaları zorunluluk halini almıştır.
Adolf Berle ve Gardiner Means’ın 1932 yılında
yayınladığı “Modern Şirket ve Özel Mülkiyet” adlı kitabında değindiği üzere
şirketlerde mülkiyet ve kontrol fonksiyonlarının aynı elde bulunmasının
tehlikelerine dikkat çekmiş ve bu iki fonksiyonun birbirinden ayrılması
gerektiğini belirtmiştir.
Şirket skandalları, finansal krizler ve
uluslararası sermaye hareketlerinin hız kazanması kurumsal yönetimin önem
kazanmasına neden olmuştur.
Yatırımcıların şeffaf ve doğru bilgiyi zamanında
görmeyi istemeleri, ekonomik krizler nedeniyle yaşanan sıkıntıların kötü
yönetimden dolayı oluştuğunun fark edilmesi, şirketin pay sahiplerinden,
çalışanlarına kadar tüm ilgililerin şirket yönetim politikaları, finansal
tabloları, şirket yapısı hakkında doğru bilgiye ulaşmak istemeleri kurumsal
yönetimi doğurmuştur.
Şirketlerin dünyada ve ülkemizde yatırım
yapılabilmeleri, kredi alabilmeleri ve daha fazla müşteriye ulaşarak
karlılıklarını arttırabilmeleri güven vermeleri sayesinde olacaktır. Bu güvenin
sağlanması için kurumsal yönetimin şirketin tüm organlarında uygulanması
gerekmektedir.
Kurumsal yönetim ilkelerini daha fazla özen
göstererek uygulayan, böylece bir anlamda kurumsal bakımdan daha iyi yönetilen
şirketlerin hem borçlanarak hem de yeni hisse senedi ihraç ederek dış finansman
kaynaklarına daha kolay erişebilmeleri mümkün olmaktadır.
Ülkemizde kurumsal yönetim ile ilgili çalışmaları
OECD çalışmaları referans alınarak, ülkemiz şartları da göz önünde
bulundurularak 2003 yılında SPK tarafından yayınlanmış, sonra revize edilerek
2005 yılında tekrar yayınlanmıştır. Bu ilkeleri genel olarak halka açık
şirketler kendi sektörlerine ve şirketlerinin durumuna göre uygulamaya
koymuştur. Kurumsal yönetime ilişkin ülkemizdeki bir diğer gelişme ise Yeni Türk
Ticaret Kanunu’dur. Su anda sadece halka açık şirketlerin uyguladıkları kurumsal
yönetim ilkeleri yeni TTK yürürlüğe girdiği zaman tüm şirketlerin uygulaması
reform niteliğinde bir düzenleme olmuştur.
Yararlanılan Kaynaklar
1- SPK, Kurumsal Yönetim İlkeleri. Ankara. 2005
2- OECD Kurumsal Yönetim İlkeleri Üzerine Açıklayıcı Notlar
3- Uzun, Ali Kamil. Kurumsal Yönetim ve İtibar Sigortası: ”Denetim
Komitesi”
4- Türkiye Kurumsal Yönetim Derneği İnternet Sitesi (http://www.tkyd.org/tr/)
Kaynak:
www.MuhasebeTR.com
(Bu makale yazılı veya
elektronik ortamda kaynak
göstermeden yayınlanamaz.
Kaynak göstermeden yayınlayanlar hakkında yasal
işlem yapılacaktır .)