YAZARLARIMIZ
Ertuğrul Tuncer
Yeminli Mali Müşavir
Köker YMM Bağımsız Denetim A.Ş.
etuncer@kokerymm.com



Vergi Beyan ve Ödeme Sürelerinin Uzatılabilmesinin Yasal Dayanakları

Tüm dünyayı etkisine aldığı gibi Türkiye’yi de sıkıntılı durumlara düşüren virüs salgını nedeniyle mükelleflerin gördüğü zararların telafisi konusunda yapılacak maliye politikaları genel hatlarıyla açıklandı.

Yapılan açıklamada, Gelir stopaj (Muhtasar) ve KDV’nin    ödenmesine ilişkin vergisel yükümlülüklerin ötelenmesinin, mükelleflerin bütününü kapsayacak şekilde değil, iş ve meslek grupları itibariyle yapılacağı belirtilmiştir.

Bu konuda, Bakanlığın, gruplaştırma, iş ve meslek grupları arasında ayrım yapma, beyan erteleme, ödeme süresi uzatma gibi yetkilerinin yasal bir dayanağı olup olmadığını açıklamadan önce yapılması düşünülen mali-vergisel eylemlere kısaca değinmek yararlı olacaktır.

Pandeminin yarattığı ekonomik tahribatın hangi sektörde ne kadar olduğunu ölçebilmenin imkansızlığı yanında, meslek gruplarının tanımının ve ayrımının nasıl yapılacağını tartışmanın anlamı olmayacaktır. Zira, “perakende” tanımının içinden nasıl çıkılacağı, demir-çelik sektörü derken, çelik konstrüksiyon veya alüminyum işleyicilerinin dahil olup olmadığı, yiyecek-içecek derken sınırın nerede biteceği belli değildir. Yapılacak ayrım hiçbir zaman net ve adil olmayacaktır.

Yapılacak düzenleme kısmen sektör bazında kısmen iş ya da meslek grubu niteliğindedir. Sayılan iş ve meslek gruplarının tamamının da kapsama alınamayacağı açıktır. Yapılan duyurular dikkate alınırsa; beyan ve ödeme kolaylığı getirilen mükellef grupları, bu iş veya meslek gruplarının tamamı değil, sadece eleman çalıştıran, muhtasar beyanname (muhtasar ve prim hizmet beyannamesi dahil) veren veya yaptıkları iş icabı KDV tahsil edenler ile KDV tevkifatına taraf olanlar düzenlemenin konusuna gireceklerdir.

Tahsil olunan KDV’nin ödenmesi için erteleme işleminde sorun yok ama KDV tevkifatı konusunda öteleme nasıl olacaktır;

  •  Tevkifata tabi teslim ve hizmetlerin bir kısmı tevkifat kapsamından mı çıkartılacak?
  • Yoksa, tevkifat devam edecek, ancak KDV’ni tevkif edenler, kestikleri bu vergiyi mi ilerde ödeyecekler?

Eğer, bu ikinci ihtimal gerçekleşirse, “yandı gülüm keten helva”. Zira, mali açıdan desteklenmesi gereken bir kesim, KDV ödemesi gerekip ancak bir kısmını tevkif edenlerin, kestikleri bu vergiyi geç ödemek suretiyle avantaj sağlayacaklarsa, unutmayalım ki, KDV tevkifat uygulamasında “Tanımlanmış Kişiler” genellikle kamu kurum ve kuruluşlarıdır.

Özellikle taahhüt sektöründe bunun, işi yapana-hizmeti verene bir faydası olmayacağı açıktır.

Yok eğer, tanımlanacak sektörde veya işlerde tevkifat kaldırılacaksa, mali destek ve finansal etki daha belirgin olacaktır.

Yapılan açıklamalar, “bilinmezi tanımlama” çabası gibidir. Bu düşüncenin bir ön hazırlığı olduğunu gösteren hiçbir açıklık yoktur.  Bu nedenle, dinilebilir ki, Maliye Bakanlığından yapılan açıklama tam bir “şaşkınlık” içermektedir.

Muhtemelen Cumhurbaşkanına yazılı olarak böyle bir metin verildi, o metin okunup millete duyurulunca, Bakanlık ta aynı çizgi içinde kalmak zorunluluğunu hissetti. Zira, Bakanlığın ilk açıklamasında KDV değil, KDV tevkifatından söz edilmişti. Sonradan düzeltildi. Amaç, tahsil olunan KDV ile kesinti yoluyla elde tutulan KDV nin finansal etkisinden mükellefleri yararlandırabilmektir.

Yapılan açıklamalardan, Nisan Mayıs ve Haziran aylarında ödenmesi gereken stopaj gelir vergisi ile KDV için 6 aylık bir öteleme ön görülmektedir. Amaç, özellikle ücretlerden kesilen vergiler ile “ödenecek KDV” nin bir süre elde tutulup öz kaynak gibi işlem görmesini sağlamaktır.

Bu önlemin, bazı açılardan “sadra şifa” olamayacağını düşünüyoruz. Şöyle ki;

  • Ekonomik konjonktür böyle devam ederse Nisan ya da Mayıs aylarında ödenecek KDV çıkmayacaktır. Belki de Bakanlığın “dil sürçmesi” olan ifade bu nedenle “KDV Tevkifatı” şeklinde yazılmıştır.
  • Gelir Vergisi Stopajı açısından da aynı risk mevcuttur. Ücret indirimleri, sınırlı çalışma, bazı ücret unsurlarının devletçe karşılanması, kira ödemelerinin ertelenmesi gibi unsurlar gelir vergisi stopaj matrahını törpüleyecektir. Herhalde bu tedbir “menkul kıymet üzerinden gelir vergisi stopajı” nedeniyle bankaların işine yarayacaktır. Bu nedenle gerçek düzenleme yapılırken Bankalar ve finans kurumları uygulama dışına çıkartılırsa şaşırmayalım. 
  • Ayrıca; bu durum, beyannamelerin süresinde verileceği, ancak ödeme işleminin erteleneceği anlamında ise işin yükünü SMMM kesiminin çekeceğinde şüphe yoktur. Düzenlenecek beyannameler, ancak, iş sahiplerinin vereceği belgelere bağlı olacağından, mevcut şartlar devam edecek olursa, beyannameler ve bildirimler önemli ölçüde eksiklik taşıyacaktır.

Aşağıda açıklanacağı gibi, öteleme işleminde mücbir sebep gerekçesi kullanılacaksa bu durum, beyan ve bildirimler için de geçerlidir.

Mükellefler arasında ayrım yapma, gruplaştırma, kısmen uygulama, beyan ve ödemeyi erteleme konusunda Bakanlığın (dolayısıyla Gelir İdaresi Başkanlığının) yetkisi var mıdır? Varsa sınırı nerede başlayıp bitmektedir?  Konuları üzerinde de özetle durmak gerekmektedir.

Bakanlığın, vergi beyannamelerinin ve ödeme sürelerinin ötelenmesi konusundaki yetkileri değişik bazı maddelerde düzenlenmiştir. Geçmişte, beyan süresi ve tahakkuk açısından VUK hükümlerinden hareket edilirken, tahsilatın uzun süreli ertelenmesi konusunda sorunlar yaşanmaktaydı. Bu nedenle 2007 yılından itibaren, duyulan ihtiyaç üzerine yeni bir yasal düzenlemeye gidilmiştir.   Bu yapılırken verginin tarhiyat usul yasası (VUK) ile tahsilat usul yasası (6183) birlikte ele alınmıştır. Bu düzenleme biçimi VUK’un Mükerrer 28. Maddesinde yer almaktadır.

Madde şu şekildedir;

“Beyanname verme ve ödeme sürelerinde yetki
Mükerrer Madde 28

(Ek: 28/3/2007-5615/19 md.) Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı, beyannamelerin   verilme      ve   ödeme sürelerinin son gününü, kanunî süresinden itibaren bir ayı geçmeyecek şekilde          yeniden belirlemeye yetkilidir.”

Bu düzenleme, hem beyan sistemine hem de ödeme süresine uzatma izni veriyor ama süreyi de bir ay ile sınırlı tutuyor. Nitekim, Gelir vergisi beyanlarının süresinin uzatılmasında bu maddeye dayanılmıştır.

Bu yüzden, Bakanlık bir ayı aşan uzatmalarda VUK’un  15. Maddesine (Mücbir sebep hali),  ve 17. Maddesine (mühlet verme) dayanacaktır.

15. maddeye göre “Mücbir Sebep”  hali ilan edilirse, süre uzatımının ucu açık olacak ve mücbir sebebin kalktığı ilan edilinceye kadar erteleme devam edecektir. Bakanlığın bunu tercih edeceğini sanmıyoruz. Ancak, görünen odur ki, ucu açık bir erteleme mevcut şartlar için daha uygundur.

Bakanlık, vergilendirme ile ilgili konularda mükellefe ilave süre tanıma yetkisini esas itibariyle 17. Madde üzerinden kullanmaktadır. Madde şu şekildedir. 

“Mühlet Verme

Madde 17

(Değişik birinci fıkra: 16/7/2004-5228/2 md.) Zor durumda bulunmaları hasebiyle vergi muamelelerine müteallik ödevleri süresi içinde yerine getiremeyecek olanlara, kanunî sürenin bir katını, kanunî sürenin bir aydan az olması halinde bir ayı geçmemek üzere, Maliye Bakanlığınca münasip bir mühlet verilebilir.

Bu mühletin verilebilmesi için:

1. Mühlet isteyen sürenin bitmesinden evvel yazı ile istemde bulunmalıdır.

2. İstemde gösterilen mazeret, mühlet verecek makam tarafından kabule lâyık görülmelidir.

3. Mühletin verilmesi halinde verginin alınması tehlikeye girmemelidir.

(Değişik üçüncü fıkra: 16/7/2004-5228/2 md.) Maliye Bakanlığı mühlet verme yetkisini tamamen veya kısmen mahalline devredebileceği gibi bölgeler, iller, ilçeler veya sektörler ile iş kolları ya da mükellef grupları itibarıyla yazılı başvuru şartı aramaksızın da kullanabilir.”

Görüldüğü gibi burada da uzatma süresi bir ay ile sınırlıdır. Bu sınırlama, özellikle, mükellefler veya vergi türleri arasında ayrım yapıldığı zamanlarda adaleti sağlamayı da hedeflemektedir.

VUK’un 111. Maddesi genel anlamda vergilerin ödenme sürelerini düzenlemektedir. Bu maddenin ilk hali, büyük doğal afetlerde alınacak tedbirler için yeterli olmadığından, 2004 yılında maddeye eklenen bir fıkra ile sürelerin uzatılması halinde ödeme zamanının da değişeceği hüküm altına alınmıştır.

“Ödeme Zamanı

Madde 111

Vergi, kanunlarında gösterilen süreler içinde ödenir.

Ödeme süresinin son günü verginin vadesi tarihidir.

Bu kanunun 15, 17 ve 342 nci maddelerinin uygulanması dolayısıyla sürenin uzaması halinde vade uzayan sürenin bittiği gündür.

Beyannamenin posta ile gönderilmesi halinde, beyan edilen vergi tahakkuk işleminin bitmesi beklenmeksizin vadesinde ödenir.

500 den fazla mükellefi olan vergi dairelerine para yatırmak bakımından mükelleflere, vadenin bitmesini takip eden tarihten başlayarak 15 gün içinde gün belli etmeye  Maliye Bakanlığı yetkilidir.

(Değişik altıncı fıkra: 16/7/2004-5228/4 md.) Maliye Bakanlığı; mücbir sebep hali ilân edilen yerlerdeki mükelleflerin, bu Kanun kapsamında olup, ödeme süresi afet tarihinden sonraya rastlayan her türlü vergi, ceza ve gecikme faizleri ile bu Kanunun 15 inci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca verecekleri beyannamelere istinaden tahakkuk ettirilen vergilerin ödeme sürelerini, vadelerinin bitim tarihinden itibaren azamî bir yıl süreyle uzatmaya yetkilidir. Bu yetki; bölge, il, ilçe, mahal ve afetten zarar görenler ile afetten zarar görme derecesi veya vergi türleri itibarıyla farklı süreler tespit etmek suretiyle de kullanılabilir. Bu suretle belli edilen günler verginin vadesi yerine geçer.”

Görüleceği üzere, VUK 111. Maddesi de süre uzatımlarında baş vurulabilecek bir düzenlemedir. Bakanlığa, kısa süreli idari öteleme konusunda yetki vermektedir. Aynı şekilde,   mücbir sebebe bağlanan hallerde, mücbir sebebin ortadan kalktığı tarihe kadar ödeme süresini öteleme olanağı da verilmiştir.  

Anlatmaya çalıştığımız şey, Bakanlığın beyan veya vergi ödenmesinin ötelenmesi  konusunda, mükellef gruplaştırmasında, gruplar arasında farklı işlem yapabilme hususunda özel yetkileri bulunmaktadır.  Bu konuda Yasal dayanak sıkıntısı yoktur.

Ancak, sosyal siyasetin de ön plana çıkacağı “mükellef gruplarının tespiti” konusunda Bakanlığın, ilk açıklamalarındaki sektör veya iş kollarını daha geniş tutması, gerektiğidir.

Kendi belirlediği mükellef grubunun dışında kalacak olanların da gerçekten zarar görüp  görmediğini ölçme şansı yoktur. Esas tartışma, erteleme kapsamına alınan mükelleflerin  tespitinde ortaya çıkacaktır. 

Tıbbi bir pandemiden bahsedilirken, bunu “Ekonomik Pandemi”nin izleyeceği unutulmamalıdır.

23.03.2020

Kaynak: www.MuhasebeTR.com
(Bu makale kaynak göstermeden yayınlanamaz. Kaynak gösterilse dahi, makale aktif link verilerek yayınlanabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayınlayanlar hakkında yasal işlem yapılacaktır.)

GÜNDEM