İşletmelerin temel amacı ürettikleri ürünleri satarak, kar
elde etmektir. Burada maliyetler çok önemli bir konuma
sahiptir. Çünkü müşterilerin ürünleri almadaki önemli
etkeni ürünün fiyatı oluşturur. Ürünün fiyatını da
firmaya olan maliyeti belirler. Bu nedenle firmanın
ürettiği ürünün maliyetini belirlerken uygulayacağı
maliyetleme yöntemi önem kazanır.
Bu çalışmanın amacı; hedef maliyetleme
kavramının, faaliyet tabanlı maliyetlemenin ve tam
zamanında üretim sisteminin tanımını yaparak ve
uygulanmasını örneklerle açıklığa kavuşturmaktır.
Bu amaç doğrultusunda çalışma üç bölüme
ayrılmıştır. Birinci bölümde hedef maliyetlemenin tanımı
yapılarak hedef maliyetlemenin temel ilkeleri
açıklanmıştır.
İkinci bölümde faaliyet tabanlı
maliyetlemenin tanımı, uygulanması ve uygulamada
karşılaşılan sorunlar ele alınmıştır.
Üçüncü bölümde ise Tam Zamanında Üretim
sisteminin tanımı, uygulaması hakkında bilgiler
verilmiştir.
Çalışma
hazırlanırken konuyla ilgili yazılı kaynaklardan ve
internet sitelerinden faydalanılmıştır. Konuyla ilgili
kaynaklara ulaşmadaki güçlükler ise; çalışmanın başlıca
zorluğunu oluşturmuştur.
Hedef Maliyetleme: İşletme müşterinin ürüne
ödemeye hazır olduğu hedef fiyatı belirlemekte ve bundan
geriye doğru giderek kendini tatmin edici bir kar payı
bırakan ürün maliyetini belirlemektedir[1].
Hedef maliyetleme, yeni bir ürünün üretim
yöntemleri tasarlanıp oluşturulmadan önce, ilk
aşamalarda kullanılan bir yöntemdir. Bu yöntemde,
işlemler müşteriye göre yönlenmekte, üretim tasarımı
üzerinde yoğunlaşmakta ve ürünün tüm hayat döngüsüne
yayılmaktadır. Yöntemin amacı, istenen karı sağlayacak
üretim sürecini oluşturmaktır. Şekil 1.deki maliyet
hayat döngüsünün her aşamasını gerçekleştirmek için
gerekli olan faaliyetler ve kaynaklar değer zincirini
oluşturmaktadır. Organizasyon, bu değer zincirinin
genelinde, kâr ve maliyet planlamasına aynı anda
bakarak; değer zincirinin değişik parçaları arasında
uyumu sağlayabilir. Değer zincirinin tamamı göz önüne
alındığında, ürün geliştirme ve tasarım aşamalarının çok
önemli olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü araştırmalar
göstermiştir ki, üretimle ilgili maliyetlerin % 80.i
üretim işlemi başlamadan önce sabitleştirilmiştir. Bu
belirlenen kaynakların daha sonradan değiştirilmek
istenmesi, işletmeye çok fazla masraf doğuracaktır.
Hedef maliyet, basitçe bir ürünün hedeflenen
bir kardan satılabilmesi için, o
ürünü
üretirken tüketilecek kaynakların maliyetidir. Hedef
maliyetin formülü
aşağıdaki gibidir:
Hedef
Maliyet = Hedef Fiyat . Beklenen Kar
Hedef
satış fiyatı ve satış hacmi müşterilerden elde edilen
bilgilerle belirlenir. Hedef kar ise, tüm ürün hayat
döngüsünde istenen kâr oranlarına bakılarak, uzun vadeli
karlılık analizleri sonucunda bulunur. Hedef maliyet,
ikisi arasındaki farktır[2].
Günümüzde her geçen gün uygulaması
yaygınlaşan ve etkin bir maliyet yönetim aracı olan
hedef maliyetleme, 1960’lı yıllarda Toyota tarafından
geliştirilen ve halen pek çok Japon ve batılı
işletmelerce uygulanmakta olan ve Japon yazarlar
tarafından literatüre kazandırılan bir kavramdır[3].
Günümüzde aşağıdaki firmaların da içinde
bulunduğu pek çok firma hedef maliyetleme yöntemini
kullanmaktadırlar[4]:
Hedef
maliyetleme sürecinin kavramsal dayanaklarını altı temel
ilke oluşturmaktadır. Bu ilkeler, maliyet yönetimi
açısından, kapsamlı bir yaklaşım şeklini temsil
etmektedir. Bunlar şu şekilde sıralanabilir:
Fiyata
göre maliyetleme:
Hedef maliyetleme yönteminde öncelikle hedef satış
fiyatı belirlenir. Hedef satış fiyatı, tüketicilerin
işletmenin ürettiği ürünlere ödemeyi düşündüğü bedeli
temsil etmektedir Bu fiyattan, hedef kâr marjı düşülerek
hedef maliyet belirlenir. Fiyat, pazarın kontrolü
altında iken; hedef kâr, işletmenin finansal
gereksinimlerine ve içinde bulunduğu sektörün finansal
şartlarına göre belirlenmektedir.
Tüketiciler üzerinde yoğunlaşma:
Hedef maliyetleme sürecinde göz önünde tutulması gereken
pek çok faktör vardır. Bunlardan en önemlisi de tüketici
ihtiyaçları ve düşünceleridir. Tüketici ihtiyaçları,
üretilen ya da üretilmesi düşünülen ürünün tüm
özelliklerini belirler ve kalite, maliyet ve zaman ile
ilgili ihtiyaçlar maliyet analizlerini yönlendirir.
Dolayısıyla, bütün maliyet azaltma çalışmaları tüketici
isteklerine göre şekillenir ve bu istekler süreçte
devamlı olarak dikkate alınır. Ürün performans veya
güvenirliğini azaltmak ya da pazara sunulma zamanını
geciktirmek gibi tüketicilerin temel beklentilerine
aykırı uygulamalarla hedef maliyete ulaşılamayacağı
açıktır
Ürün
tasarımı üzerinde yoğunlaşma: Hedef
maliyetleme yöntemi, maliyetlerin ortaya çıkmadan önce
yönetimi ilkesine dayanır. Ürün maliyetlerinin yaklaşık
% 80-85. i tasarım aşamasında verilen kararlarla
belirlenmektedir. Bu nedenle, hedef maliyetleme
sürecinde tasarım aşaması hayati önem taşımaktadır.
Çünkü, bu aşamada oluşan maliyetler, geleceğe taşınan
maliyetlerdir. Hedef maliyetleme yöntemi, bu konuda
çalışan kişileri ürünün, teknolojinin ve tasarımın
maliyet etkilerini araştırmaya yönlendirir. Böylece,
tasarım aşamasına geçilmeden, ürünün kendisi ve üretimi
konusundaki fikirler, tüketici istekleri göz önünde
bulundurularak incelenir.
Geniş
kapsamlı katılım: Hedef
maliyetleme yöntemi uygulanırken, tasarım ve imalat
mühendisliği, üretim, pazarlama, satın alma, maliyet
muhasebesi ve yardımcı hizmetleri temsil eden üyelerden
oluşan ekiplerden yararlanılır. Ayrıca, ekip içerisine
satıcılar, dağıtıcılar ve tüketiciler gibi işletme
dışından kişi ve gruplar da katılır. Bu ekipteki her
birim ortak amaçları olan hedef maliyete ulaşmak için
çalışmak ve kendilerine düşen görevleri zamanında ve en
iyi şekilde yapmak zorundadırlar. Ekibin başarısı, ekibi
oluşturan kişi ve grupların bu projeyi iyi anlamalarına,
bunun gerekliliğine inanmalarına ve sorumluluk
almalarına bağlıdır.
Yaşam
dönemince maliyet azaltma: Hedef
maliyetleme yönteminin amacı, tüketici ve üretici
açısından ürün yaşam dönemi maliyetlerinin en aza
indirilmesidir. Tüketici açısından, aldığı ürünün alım
bedeline ilave olarak kullanım maliyeti de söz konusu
olmaktadır. Burada tüketici sadece alım bedelinin değil,
kullanım maliyetinin de düşük olduğu ürünleri seçmeye
özen göstermektedir. Üretici açısından bakıldığında da,
yaşam dönemince maliyet azatlımı, ürünün doğumundan
ölümüne kadar katlanılan tüm maliyetlerin en aza
indirilmesi anlamına gelmektedir.
Değerler zinciriyle ilgilenme: Hedef
maliyetleme çalışmaları, işletmede fonksiyonlar arası,
ürünün tüm yaşamı boyunca süren ve işletme ile ilgili
tüm yönleri kapsayan bir değerler zinciri perspektifine
dayalı bir çalışmadır. Değerler zinciri, işletmelerin
alımlarını karşılayan hammadde kaynaklarından başlayıp,
nihai tüketiciye ulaşan ürünlerin yaşam dönemlerinin
sonuna kadar uzanan tüm aşamalarda değer yaratan ve
birbirine bağlı faaliyetler bütünüdür. Hedef maliyetleme
yöntemi, satıcılardan dağıtıcılara ve tüketici hizmeti
sunanlara kadar değerler zincirinin tüm halkalarıyla
ilgilenir. Yöntemin başarısı, değerler zincirinde yer
alan tüm taraflar ile uzun dönemli olarak geliştirilecek
yararlı ilişkilere bağlıdır[5].
Hedef maliyetleme yönteminin uygulama
aşamaları Şekil 2.de verilmiştir.
Hedef maliyetleme, pazarlama araştırması ile
başlayan bir süreçtir. İşletme, her şeyden önce,
yapacağı pazar araştırması ile (1) hedef kitlesinin
ihtiyaç ve isteklerini rakiplerden daha iyi tatmin
edebilecek ürün ve ürün özelliklerini ve (2) istenilen
nitelikteki bir ürün için hedef kitlenin ödemeye istekli
olduğu fiyatı belirlemelidir. Pazar araştırması,
işletmeye hem planlanan (ya da hedeflenen) satış fiyatı,
hem de ürünün taşıması gereken özellikler hakkında bilgi
sağlayacaktır. Hedeflenen satış fiyatından, üründen
elde edilmesi arzulanan kâr marjının (hedef kâr marjı)
çıkarılması ile ürünün hedef maliyeti belirlenecektir.
Hedef satış fiyatı, yukarıda da ifade edildiği gibi,
ürüne alıcıların verdikleri değere dayalı olarak
belirlenen fiyat iken; hedef kâr marjı, uzun dönemli kâr
analizine dayalı olarak belirlenen kâr marjıdır. Hedef
maliyet rakamı en çok tasarım ve mühendislik bölümleri
ile tedarikçilerin fiyatlarını etkileyecektir. Bu
aşamada, bir ürünün maliyetini meydana getiren
elemanların ya da bölümlerin (tasarım ve mühendislik,
imalat, satış ve pazarlama) her birisi için bir hedef
maliyet rakamı belirlenecek ve bu hedef rakamlara
ulaşılması, başka bir deyişle, bu rakamları aşmamaları
için fiyatlama baskıları devreye girecektir. Her bir
bölüm belirlenen maliyet rakamları çerçevesinde
istenilen ürün özelliklerine ulaşabilmek için birbiriyle
ve tedarikçiler ile sürekli bir ilişki içerisinde
olacak; maliyetlerin hedef maliyeti aşması halinde,
maliyeti aşağıya çekmenin yollarını arayacaklardır.
Hedef maliyete ulaşılması imkân dâhilinde görüldüğünde,
imalata geçilecek ve ürün pazara sunulacaktır. Ürün
pazara sunulduktan sonra da, bir yandan, sürekli ürün
iyileştirmeleri yoluna gidilirken; diğer
yandan
da, ürün maliyetlerinin sürekli olarak düşürülmesinin
yolları aranacaktır. Maliyetleri aşağıya çekmenin mümkün
olmadığının ve arzulanan kâr marjına ulaşılamayacağının
anlaşılması halinde ise üründen vazgeçilecektir[6].
Hedef maliyetleme fiyatları düşürmede önemli
bir araçtır. Fakat uygulamada bazı sorunlar doğabilir.
Değişken tahminlerin güvenilirlik düzeyinin düşmesi ile
hedef maliyetlemeden elde edilen faydalar azalabilir.
Ürün maliyetlerini, fiyatlarını ve hacimlerini tahminde
karşılaşılan zorluklar, bu yöntemin etkisinin azalmasına
neden olur. Belirsizliğin artmasıyla, değişkenlerin
doğru tahmin edilme oranı düşer.Örneğin, çevresel
belirsizliklerin fazla olması sonucu, hedef fiyat ve
hedef üretim hacmi zorlukla tahmin edilebilir. Fiyat ve
hacmin doğru olarak tahmin edilememesinden dolayı, hedef
karı belirlemek de zor olacağından hedef maliyetin
ortaya çıkarılması da sorun olur.
Üretimdeki belirsizliklerin fazla olması,
tahmini maliyeti bulmayı, dolayısıyla da tahmini
maliyet ile hedef maliyet arasındaki farkı belirlemeyi
zorlaştırır. Değişkenleri tahmin etmenin bu kadar önemli
olmasından dolayı, hedef maliyetleme model değişikliği
gibi basit değişiklikler yapan işletmelerde, köklü
değişiklikler gerektiren ürünleri üretenlere göre, daha
etkin olarak kullanılabilmektedir.
Ürünlerin gelişim aşamasında fiyat düşürme
için yapılan uygulamalar sırasında geçen zaman gecikmesi
ürünün piyasaya geç girişini ortaya çıkarabilir. Bu
durum firmanın pazarlama ve dağıtım aşamalarında
uygulayacağı stratejileri zora sokabilir ve bu nedenle
rekabet avantajını kaybetmesine yol açabilir.
Karşılaşılan bir diğer zorluk da, müşteri
isteklerini belirlemek ve buna göre ürün özelliklerini
oluşturmaktır. Toplam hedef maliyeti, bireysel parçalar
arasında dağıtmak da ayrı bir sorundur. Değer
mühendisliğinin amacı dağıtılmış hedef maliyeti esas
almak olduğundan, hedef maliyetin oransal bir şekilde
dağıtılabilir olması önem taşır.
Hedef fiyatı belirlerken piyasa bilgilerinden
yararlanılır. Örneğin, bir otomobil üreticisi, Japonya
ve Avrupa gibi iki farklı piyasa için aynı modelin iki
farklı çeşidini üretmek zorunda kalabilir. Öte yandan,
örgüt yapısında doğabilecek çatışmalar da başka bir
sorun oluşturabilir. Örneğin, bir otomobil tasarım
mühendisi, pazarlamacının, müşterileri yeni otomobilleri
ile fotoğraflarını çekerek bir albüm oluşturduğunu
duyduğunda öfkelenmiş ve bizim saatlerce yorucu
çalışmalarımız sonucunda aracın maliyetinden düşürmeye
çalıştığımız 3 doları, bir albüm yapmak için boş yere
harcıyor diyerek tepkisini göstermiştir[7].
FALİYET
TABANLI MALİYETLEME YAKLAŞIMININ GELİŞİMİ VE TANIMI
FALİYET
TABANLI MALİYETLEME YAKLAŞIMIN GELİŞİMİ
Son yıllarda üretim faaliyetleri ile ilgili yöneticiler
için düzenlenen seminerlerde, maliyet muhasebesi
konularına giren dergilerde yer alan çeşitli makale ve
diğer yazılarda vurgulanmak istenen ana temalardan biri
“geleneksel maliyet muhasebesi ile ilgili olarak
yapılanların tümü yanlıştır” şeklindedir. Geleneksel
maliyet muhasebesini bu denli eleştiren bu görüşler
geleneksel maliyet muhasebesi ile ilgili olarak;
yatırım projelerinin değerlenmesi, performans değerleme
, mamul maliyetlemesi gibi mevcut yaklaşımlarda çeşitli
problemleri ortaya koymaktadır. Bu problemler ise üretim
sektöründe meydana gelen hızlı değişimlerden dolayı
ortaya çıkmıştır. Bu konuda çaba harcayan kişilerin bu
problemlerin çözümlenmesine yönelik olarak gösterdikleri
tek hedef faaliyet tabanlı maliyetleme yaklaşımı
olmaktadır. Dolayısıyla, faaliyet tabanlı maliyetleme
yaklaşımı maliyet yönetiminin bu yeni dünyasında önemli
bir yer tutmuştur.
Bazı yazarlara göre faaliyet tabanlı
maliyetleme yeni bir olay değildir ve bu kavram uzun
yıllardan beri mevcuttur. Bu görüşler doğru olabilir
fakat, faaliyet tabanlı maliyetleme zamanla değişmiş ve
olgunlaşmıştır. Faaliyet tabanlı maliyetlemenin
geçirdiği aşamaları üç kuşak halinde ele almak
mümkündür.
Birinci
kuşak: Faaliyet
tabanlı maliyetlemenin birinci kuşak dönemi son on yıl
öncesine kadar geçirdiği aşamaları kapsar. O yıllara
kadar hemen hemen tüm dünyada geleneksel maliyet
muhasebesi sistemleri söz konusudur. Bu sistemlerin
işleyişinde genel üretim maliyetlerinin dağıtılmasında
çok az sayıda maliyet dağıtım anahtarı kullanılmıştır.
Bu yıllara kadar “faaliyet tabanlı maliyet” kavramı
henüz kullanılmaya başlanmıştır ve geleneksel maliyet
muhasebesi sistemlerine göre daha karmaşık ve daha
ayrıntılı olarak algılanmıştır. Bu döneme kadar
geleneksel maliyet muhasebesi sistemleri ise daha ziyade
finansal muhasebe amacına yönelik olarak kullanılmış ve
stratejik amaçlara yönelik olarak yararlanılmıştır.
İkinci
Kuşak :
Faaliyet tabanlı muhasebe veya maliyet sistemi kavram
olarak bu kuşakta yani 1980’li yılların başına doğru
kendini hissettirmeye başlamıştır. Bu dönemin başında
faaliyet tabanlı maliyetlemenin genel karakteristikleri
ve geleneksel sistemlerden olan farklılıkları
tanımlanmaya çalışılmıştır. Yine bu dönemde faaliyet
tabanlı maliyetleme ile ilgili olarak genel bir yapının
genelleştirilmediği, ortaya çıkan uygulamaların
birbirinden farklı görünümlerde olduğu görülmektedir. Bu
konuda yapılan çalışmalar, birinci kuşak döneminde de
olduğu gibi kendini finansal muhasebe amacından
kurtaramamıştır.
Üçüncü
Kuşak:
Faaliyet tabanlı maliyetleme kavramının günümüzdeki
durumu ise üçüncü kuşak çalışmaları kapsamaktadır. Buna
göre faaliyet tabanlı maliyetlemenin genel amaçları ve
bu konuda geliştirilen sistemlerin genel yaklaşımları
bugün tanımlanmış durumdadır. Dolayısıyla geleneksel
maliyetleme sistemleri ile faaliyet tabanlı maliyetleme
arasındaki farklar günümüzde daha iyi bir şekilde ortaya
konabilmektedir. Faaliyet tabanlı maliyetlemenin
günümüzdeki en önemli özelliği, faaliyet tabanlı
maliyetlemenin yerine geçmek değil, karar verme
fonksiyonun yerine getirilmesinde yöneticiler için
yaralı bir araç olmasıdır.
Faaliyet tabanlı maliyet sistemlerinin geliştirilerek
uygulamasında ve bu sistemin popüleritesinin artmasında,
Harvard Business School profesörlerinden Robert
S.Raplan, Robin Cooper, Porland State University
profesörü Peter B.B.Turney ve Stanford University
profesörü George Foster’in önemli katkıları olmuştur.
Ayrıca faaliyet tabanlı maliyetlemenin yaygın bir
şekilde kullanılmaya başlamasında işletmelerde kişisel
bilgisayarların yaygın bir şekilde kullanılmalarına
bağlıdır. Bu ise daha çok yaklaşık son on yılda kendini
göstermiştir.
FAALİYET TABANLI MALİYETLEMENİN TANIMI
Son yıllarda mamul maliyeti önemli bir
rekabet avantajı olmuş, buna bağlı olarak mamul
maliyetlemesi tekniklerinde bazı yeni yöntemler
geliştirilmiştir.
Bunlardan en önemlisi Faaliyet Tabanlı Muhasebe veya
Maliyet(Activity Based Accounting-Costing) yöntemidir.
Faaliyet tabanlı maliyet yönteminin temel özelliği,
herbir faaliyetle ilgili maliyet havuzlarının
oluşturularak, endirekt maliyetlerin bu havuzlarda
toplanması ve her bir maliyet havuzu ile ilgili maliyet
dağıtım anahtarlarının seçilmesidir. Doyasıyla bu
yöntem, diğer iki veya çok aşamalı maliyetleme
yöntemlerinin biraz daha geliştirilmiş şeklini
oluşturmaktadır. Faaliyet tabanlı maliyetlemeden
beklenen, herbir faaliyet ile ilgili maliyetlerin
görünülebilirliğinin yükseltilmesini sağlamaktır.
Faaliyet tabanlı maliyet kavramı,
başlangıçta stratejik amaçlara yönelik olarak
geliştirilen bir mamul maliyetleme yöntemidir.Ancak nu
yöntemi bünyesinde tesis eden işletmelerin bu yöntemi
değişik amaçlara yönelik olarak da kullandıkları
görülmektedir. Bu amaçlar arasında üretilebilirliğin
tasarımlanması, üretim sürecinin tasarımlanması, genel
üretim maliyetleri, değer analizleri ve performans
değerleme yer almaktadır. Dolayısyla faaliyet tabanlı
maliyetleme bir mamul maliyetleme yöntemi olmakla
beraber faaliyetlerle ilgili geniş bir bilgi dizininin
yer aldığı bir veri tabanıdır. Bu bilgiler yönetimin
oldukça gereksinim duyduğu bilgilerdir. Bu özelliği ile
faaliyet tabanlı muhasebe geniş bir persfektifle şöyle
tanımlanabilir; faaliyet tabanlı maliyetleme, bir
işletmeye ait faaliyetler ve mamuller ile ilgili veri
tabanı oluşturan, işleyen ve onu koruyan bir bilgi
sistemidir. Faaliyet tabanlı maliyetleme
gerçekleştirilen faaliyetlere ait maliyetlerin mamullere
yüklenmesinde çeşitli maliyet dağıtım anahtarları
kullanır. Bu dağıtım anahtarları, mamullere ilgili
faaliyet tüketimlerini yansıtır. Bir faaliyet tabanlı
maliyet yöntemi yönetim tarafından hem mamullere hem de
faaliyetlerle ilgili çeşitli amaçlar için kullanılır.”
FAALİYET TABANLI MALİYETLEMENİN ESASLARI
FAALİYET TABANLI MALİYET SİSTEMİNİN AMAÇLARI
İşletmelerin kar planlamasında temel koşul, satış
hâsılatıyla karşılaştırılacak olan toplam mamul ya da
hizmet bileşimine ait maliyetlerin, sağlıklı bir biçimde
saptanabilmesidir. Değişken maliyetleme yöntemi
çerçevesinde yapılacak katkı payı analizleriyle bu
soruna bir çözüm sağlanabilir. Ancak satış hâsılatıyla
değişken maliyetlerin karşılaştırılması şeklinde yapılan
bu tür analizde, hangi mamullerin gerçekte ne derece
karlı olduğu tam olarak hesaplanamaz. Buradaki temel
sorun, Genel üretim giderleri içinde yer alan ve çeşitli
mamullere dolaylı olarak yüklenen bazı maliyet
türlerinin, dağıtım yöntemi ile ilgilidir. Yani Faaliyet
tabanlı maliyet sistemleri daha çok üretim ya da üretim
sürecinin sonunda elde edilen mamullerin maliyetine
yükleme yolu ile aktarılan endirekt maliyetler ile
ilgilidir. GÜG’nin mamullere yüklenmesi geleneksel
yaklaşımda; direkt işçilik saatleri, makine saatleri ve
kullanılan direkt madde tutarları gibi hacim tabanlı
yükleme anahtarları, endirekt maliyetlerin mamullere
yüklenmesindeki temel ölçütleri oluşturmaktadır. Buna
karşın, üretim hacmi, tüm GÜG türlerinin oluşumunda
belirleyici durumunda değildir. Üretim hacminden çok,
üretim süreçlerinin yapısı ve farklılıkları, endirekt
maliyetlerin düzeyini belirleyen temel etken olabilir.
Bu nedenle sağlıklı bir maliyet hesabı için, maliyet
yerlerinden mamullere yükleme aşamasında maliyetlerin
oluşumunu belirleyen etkenleri, en iyi şekilde temsil
edecek ölçütlerin kullanılması zorunludur. Bu noktada;
Çeşitli mamullere, hacim bazlı yüklendiği için hatalı
maliyet hesaplamalarına neden olan maliyet türleri
nelerdir?
Bu
maliyet türlerinin mamullere daha sağlıklı biçimde
yüklenmesi için nasıl bir yol izlenmelidir?
Sorularına yanıt bulmak, FTM’ nin ortaya
çıkışını belirleyen temel amaçları yansıtır. Bu
çerçevede; FTM yönteminin gerekliliği, geleneksel
maliyet sistemlerinde, maliyetlerin mamullere yüklenmesi
için kullanılan, hacim tabanlı anahtar nedeniyle ortaya
çıkan yanlışların giderilebilmesi temel amacına
dayanmaktadır. Bunun gerçekleşmesi için; yöneticiler,
karlı, katma değeri yüksek stratejiler amaç edinmelidir,
bu amaca uygun mamulleri tasarlamalıdır ve sürekli
iyileşmeden kaçınmamalıdırlar. Sürekli iyileştirmede
amaç üretim girdilerinde tasarruf, kalite yükseltme,
maliyet azaltma verimlilik-moral ve yeterek artırma
olmalıdır. Bu amaç için uygun stratejilere, tasarımlara,
tasarruflara, bilinçli yöneticilere gerek vardır.
Bu
amaçları FTM ve FTY sürecinde dört temel amaç şeklinde
sıralarsak;
1)
Düşük katma değere sahip, diğer bir ifadeyle de mamul ve
hizmet üretiminde değer yaratmayan faaliyetlere ait
maliyetleri ortadan kaldırmak ya da en düşük düzeye
indirmek,
2)
Karlılığı arttırmak üzere gerçekleştirilen katma değeri
yüksek faaliyetlerin kolaylaştırılmasında, etkin ve
verimli bir bilgi tabanı sağlamak,
3)
Problemlerin temel nedenlerinin saptanmasını ve bu
etkenlerin düzeltilmesini sağlamak.
4)
Zayıf varsayımlar (kabullenmeler) ve yetersiz maliyet
dağıtımından kaynaklanan yanlışlıkları ortadan
kaldırmak.
FTM’NİN
UYGULAMA ALANLARI
-Üretim, satın alma ve dışarıdan sağlanan fayda ve
hizmetler kararları,
-Toplam
üretim süresinin kısaltılması şeklindedir.
Bu
uygulama alanlarında katlanılan fedakarlığın faydayı
aşıp aşmaması üç faktöre bağlıdır,; İşletmenin bilgi
sistemi, hataların maliyeti, mamul çeşitliliğidir. Üç
faktörün optimizasyonu sonucu en uygun maliyet sistemi
oluşacak ve maliyetler minimize edilecektir.
Optimal faaliyet tabanlı maliyet sisteminin
uygulanması için sistem tasarımı ve sistem analizi
birlikte ele alınmalıdır. Sistem tasarımı, eskisinin
yerine geçecek ya da ona bir yenilik katacak bir işletme
sisteminin planlanması süreci olarak tanımlanır. Sistem
analizi ise sistemin iyileştirilmesi için işletme
olaylarının ve problemlerinin belirlenmesi ve
yorumlanması sürecidir. Sistem tasarımı, analizi,
kurulması ve işletilmesinde çalışmış olan personelin
işletmedeki karşılıklı bağlantıları, kurulma nedenleri,
ayrıntıları ile ilgili deneyimlerine gerek vardır.
İşletmelerde bu deneyimler şu sistem uygulama
aşamalarında kullanılabilir:
*Sistem
geliştirme isteğinin doğuşu ve ön inceleme,
*Gereksinimlerin belirlenmesi ve yeni siteme ait sistem
önerisini geliştirmesi,
*Yeni
sistemin tasarımı ve bilgisayar programlarının
geliştirilmesi,
*Geliştirilen sistemin denenmesi,
*
Geliştirilen sistemin uygulanması.
FTM’
NİN TEMEL İŞLEYİŞ ESASI
Bir
işletmede maliyetler;
*Üretilen mamül ya da hizmetler,
*Fonksiyonlar,
*Faaliyet ve işlemler,
*Unsurlar.
Şeklinde dört düzeyde incelenir.
Faaliyetler,
bir çıktı üretmek üzere kaynakları tüketen süreçlerdir.
Bir faaliyetin temel özelliği, kaynakları (malzeme,
işgücü ve teknoloji), çıktılara (ürünler)
dönüştürmektir. Diğer bir ifadeyle faaliyet; bir
çalışmayı ortaya çıkaran süreç ya da işlemler bütünüdür.
İşlemler ise, bir faaliyet kapsamında yer alan
detay çalışmaları ifade etmektedir. Bir işlem, bir
planlama veya kontrol öğesi için kullanılan en küçük
birimdir.
Faaliyet işlem kavramına göre daha geniş bir anlama
sahiptir ve işlemler bir faaliyetin içinde yer alırlar.
Örneğin; makinelerin üretim için hazırlanması bir
faaliyet türü; bu faaliyet kapsamında ön temizliğinin
yapılması, kalıpların yerleştirilmesi, makinelerin
elektrik programlaması gibi çalışmalar ise, bu faaliyet
ile ilgili işlemlerdir. Bazı faaliyetlerin, tek bir
işlemden oluşması halinde, bu ikili kavram birleşmekte
ve bu durumda birbirleri yerine, aynı anlam ifade etmek
üzere kullanıldıkları görülmektedir.
İşte, bu faaliyet ve işlemlerin tanımlanması ve bunlar
tarafından tüketilen kaynaklara ait maliyetlerin
izlenmesi, FTM’nin temel işleyiş esasını
oluşturmaktadır.
FAALİYETLER (HİYERARŞİK YAPIDA)
Birim Düzeyindeki Faaliyetler;
Birim düzeyindeki faaliyetler, fabrikada üretilen her
çeşit mamül için yapılması gereken işlerdir. Direkt
madde kullanımı, direkt işçilik ve makine işleme
maliyeti gibi. Fabrika çalışır durumdayken, üretim
sürecinden geçmekte olan birimler hangileri olursa
olsun, bu tür faaliyetlerden kaçınmak olanağı yoktur.
Birim düzeyindeki faaliyetler, faaliyet hacmine bağlı
olarak “değişken maliyet”, mamüle yükleme açısından ise
“direkt maliyet” tir.
Parti (sipariş) Düzeyindeki Faaliyetler;
Bu tür faaliyetler, madde siparişlerinin verilmesi,
maddelerin teslim alınması, makinaların ayarlanması,
müşteriye mal gönderilmesi gibi şu veya bu büyüklükteki
partiler için yapılması gerekli faaliyetlerdir ve bu tür
faaliyetler parti içinde “sabit maliyet” tir.
Mamül Düzeyindeki Faaliyetler;
Sadece belirli bir mamulün üretimi için gerekli
faaliyetlerdir. Kalite testleri bu tür bir faaliyettir.
Ancak fabrikada üretilen her malın aynı ölçüde kalite
testine tabi tutulması gerekmeyebilir. Aynı şekilde
sadece bir tek malın üretimi için gerekli madde veya
parçaların stoklanması, mamül dizaynında değişiklik
işlemleri bu tür faaliyetlerdir. Bu tür faaliyetler
“sabit” ve “endirekt” maliyet unsurudur.
Fabrika (üretim yeri) Düzeyindeki
Faaliyetler;
Bu tür faaliyetler ne fabrikanın çalışır durumda
olmasıyla, ne üretim partileriyle ne de mamül grupları
ile ilişkisi kurulmayan genel faaliyetlerdir. Fabrikanın
yönetimi, işçiler için sosyal tesisler işletilmesi, bina
vergisi, fabrika binası kirası, sigorta vs. gibi. . Bu
tür faaliyetler “sabit” ve “endirekt” maliyet unsurudur.
FTM’ NİN MALİYET AKIŞ SÜRECİ
Geleneksel maliyet sistemleri, maliyetleme
sürecinde mamul üzerinde yoğunlaşır. Buna karşın,
faaliyet tabanlı maliyet sistemlerinde odak noktası
faaliyetlerdir. İki yöntem arasındaki farklılık sadece
yükleme bazındaki farklılık değildir. Son aşamada
kullanılan yükleme anahtarları miktarı da farklılık
gösterir. Geleneksel yaklaşımda en çok kullanılan üç
yükleme anahtarı, direkt işçilik saatleri, makine
saatleri ve direkt madde tutarları olarak sıralanır.
Buna karşın, FTM’de, hazırlık zamanları, sipariş verme
sayısı ve sevkiyat sayısı gibi çeşitli yükleme
anahtarları kullanılır. FTM’de kullanılan yükleme
anahtarları maliyet etkeni (cost drivers) olarak
adlandırılır.
FTM yönteminde mamüllerin maliyetlerle
ilişkilendirilmesi iki temel aşamaya dayanır;
Birinci aşamada,
enerji, yerleştirme, madde stok bulundurma ve yürütme
gibi kaynaklar, belli bölümlere ayrılır ve herbiri
faaliyet yerlerindeki maliyet havuzlarına
İkinci aşamada,
mamüller için tüketilen kaynakların ölçümü yapılır ve
bunlar, ilgili maliyet havuzlarından mamüllere yüklenir.
Bu aşamada kullanılan maliyet yükleme anahtarları (cost
drivers), üretim hacmine bağlı bulunan ya da bulunmayan
maliyet türlerini yönlendiren etkenleri yansıtır. Bu
anahtarlar, maliyetlerin mamül düzeyi ya da diğer
düzeylerde ilgili birimlere yüklenmesinde kullanılır. Bu
düzeyler, maliyetlerin farklılaştıkları çeşitli faaliyet
düzeylerini ifade etmektedir.
FTM’NİN ANALİZ EDİLMESİ VE TASARLANMASI
Bir FTM yönteminin geliştirilmesinde
izlenebilecek aşamalar veya yerine getirilmesi gerekn
faaliyetler işletmeden işletmeye farklı olabilecektir.
Ancak, FTM’yi geliştirerek uygulamaya alan işletmelerin
yerine getirdiği faaliyetler genel olarak şunlardan
oluşmaktadır;
Birbiriyle ilişkili veya ilgili faaliyetlerin
tanımlanması,
Faaliyetlerin faaliyet merkezince organize edilmesi,
Herbir faailyete ilişkin maliyetlerin belirlenmesi,
Maliyetlerin mamullere yüklenmesinde faaliyet tabanına
dayalı olarak dağıtım anahtarının tanımlanması.
Diğer bir sınıflandırmaya göre FTM’nin tesis edilmesinde
üç aşama söz konusudur;
Üretim sürecinin sonunda ortaya çıkan çıktı
karakteristiklerinin veya çıktıların tanımlanmasında
gerek duyulan faaliyetlerin tanımlanması,
Söz konusu çıktılar ile faaliyetler arasında bir
bağlantının kurulması,
Faaliyetlere ilişkin maliyetlerin geliştirilmesi.
Bu konularda akla gelebilecek bazı sorular şunlardır;
*Firmada meydana gelen işlemler veya eylemler,
faaliyetlerde nasıl toplanmalıdı? Ya da toplanmalı
mıdır?
Bu alternatif, eylemlerin birleştirilmesi veya bir
faaliyet altında toplanmasını kapsamaktadır. Işletmede
gerçekleştirilen herbir eylem veya işlemin izlenmesi,
kaydedilmesi ve ölçülmesi söz konusu olacak ise, bu
durum işletmeye oldukça pahalı olabilir. Bununla
birlikte hangi eylem veya işlemlerin hangi faaliyet
altında toplanacağının belirlenmesi de önemlidir. Çünkü
daha sonra maiyetlerin mamullere yüklenmesinde bu
faaliyetler önemli bir rol üstlenecektir. Burada önemli
olan optimum faaliyet sayısının bulunmasıdır. Bunun da
işletmeden işletmeye değişmesi mümkündür.
*Faaliyet merkezleri nasıl tanımlanmalıdır?
Faaliyet merkezleri, yönetimin maliyetinin ayrı bir
şekilde hesaplanmasını istediği üretim sürecinde yer
alan birimlerdir.
*Maliyet dağıtım anahtarları nasıl seçilmelidir veya
seçilmeli midir?
Herbir faaliyet merkizinin faaliyet merkezi olarak kabul
edilip maliyetlerin bu havuzlarda toplanmasını
sağladıktan sonra, alınması gereken karar, bu
maliyetlerin mamullere yüklenmesinde kullanılacak
dağıtım anahtarının belirlenmesini kapsar. Bu ise
FTM’nin tasarlanmasında nihai tercihi oluşturur. Bunun
tamamlanmasıyla, FTM uygulamaya hazır demektir.
FTM’NİN UYGULANMASI
İşletmede uygulamaya geçen FTM yöntemi, tamamen eski
yöntemin yerine geçen, her olayı ile eski yöntemin
üzerinde değişikliklere neden olan bir yöntem olabilir.
Bu durumda, işletmenin gereksinimlerini karşılayacak,
güvenilir bir yöntemin sağlanması için, uygulama
faaliyetlerin iyi bir şekilde planlanması ve uygulanması
gerekir. Uygulamaya geçiş faaliyetlerinin planlanmasında
bu yöntemin işletmede ileri derecede değişimlere yol
açabilmesi nedeniyle, daha çok bu değişimlerin kabulunu
artıracak ve güçlendirecek önlemler üzerinde durulması
gerekir. Bununla birlikte geliştirilmiş olan yeni
yönteme canlılık kazandırılması bir seri uygulama
faaliyeti ile mümkün olabilmektedir.
FTM’ de dikkat edilmesi gereken bir husus da şudur;
Maliyet havuzları ve maliyet dağıtım anahtarları ele
alındığında iki aşırı uç sözkonusu olmaktadır. Bunlardan
biri, aynı maliyet dağıtım anahtarlarını kullanan
faaliyet türlerinin olması, diğeri de herbir faaliyet
için, ayrı maliyet anahtarının kullanılmasıdır. Birinci
durumda homojenlik, ikinci durumda heterojenlikten söz
edilebilir.
Homojenlik her iki durum için de söz konusu olursa, yani
hem maliyet dağıtım anahtarında hem de mamüllerin
tükettiği faaliyetlerde homojenlik söz konusu olursa tek
bir dağıtım anahtarının kullanılması uygun olacaktır. Bu
durumda, her zaman maliyet-fayda düşüncesi akılda
tutulmalıdır.
FTM’de Meydana Gelebilecek Değişikliklerin Nedenleri ve
Kaynakları;
* FTM yönteminin kapsamına giren faaliyetlerde meydana
gelen değişiklikler,
* Herbir faaliyet ve bu faaliyete ait maliyet dağıtım
anahtarı bilgisinde meydana gelen değişiklikler,
* Bilgi, derleme, işleme ve raporlama kapasitesinde
meydana gelen değişiklikler,
* Mamul kompozisyonunda ve tipinde meydana gelen
değişiklikler.
FTM YÖNTEMİNE DAYALI MALİYET SİSTEMİNE GİRİŞ
FTM'YE GEÇİŞTE BAŞLANGIÇ NOKTASI
FTM ile birlikte, FTMY ve FTY uygulamalanna
geçiş ile ilgili temel konular, işletmelerin başlangiç
noktalanna bagli olarak üç farkli düzeyde
incelenebilmektedir.
FTM ve FTY yaklaşimları, 1980'lerin sonlarından
başlayarak bugüne kadarki süreçte, çeşitli seminer,
makale ve kitaptarda incelenmiştir. Bu nedenle FTM ve
FTY uygulamalanna geçmeyi düşünen işletmeler için, bu
yaklaşımlari anlatmaktaki güçlükler azalmaya
başlamıstır. Günümüzde FTM uygulamalarına geçiş
aşamasında temel sorun, başlangıcın nasıl olacağıdır.
FTM uygulamalarına geçiş aşamasındaki işletmeler,
çeşitli nedenlerden ötürü bir türlü başlangiç
yapamazlar.
Başlangıç noktası deneme aşaması olan
işletmeler için en önemli konu, uygulama
başarısızlığınına düşmemektir. Çabalar, özellikle bu
amaç üzerinde yogunlaşir. Bunun nedeni, FTM konusunda
geçmiş yillarda çeşitli işletmelerce yaşanan
başarısızlık örnekleri ve ilk uygulama dönemlerinde
karşılaşılan güçlüklerdir.
Üçüncü başlangiç noktasi ise, deneyim kazanmış
kullanıcılardır. Bu firmalar genelde birden fazla
uygulama denemesini bir yılı aşkın sürelerde
gerçekleştirmiş olan firmalardir. Deneyimli kullanıcılar
için anahtar konu ise, Pc bazli modellerden, sürekli ve
tam anlamıyla üretimle bütünleşen FTM bilgi akiş
sistemine geçebilmektir.
FAALiYET TABANLI YöNETİM
Dar bir kapsamda FTM; üretim maliyetlerinin, çıktı,
mamul ya da hizmetler olarak ifade edilebilen maliyet
taşıyıcılarına, dogru olarak yüklenmesi için kullanılan,
matematiksel iştem1er olarak görülebilir. Buradaki
birincil amaç, katlılık analizine yöneliktir.
Faaliyet tabanlı maliyet yönetimi
(FTMY) yaklaşimi ise, FTM maliyetleme bilgilerinin
kullanımına yönelik bir yaklaşımdir. Bu yaklaşım,
yalnızca hangi mamul ve hizmetlerin satilacağına karar
vermeye yönelik degildir. Daha önemlisi, verimliliğin
arttırılamsına yönelik olarak, faaliyet ve sureçlerin
degiştirilmesiyle ilgili firsatların tanımlanmasına
hizmet eder.
Faaliyet tabanlı yönetim
(FTY) ise, süreç zamanı, kalite, çeviklik, esneklik ve
müşteri hizmetleri gibi finansal olmayan ölçümlere, FTM
ve FTMY'ni bütünlemektedir. Bu yapısyla FTY, maliyet
bilgi tabanının ötesine geçer. Bu nedenle temelde
maliyet bilgi tabanına dayalı FTMY, FTY kavramlarına
göre daha dar kapsamlıdır. Bu üç kavram sonucu faaliyet
tabanlı bilgilerin kullanımı üç aşamalı bir süreçte
gerçekleşir.İlk aşamada; öncelikle karlılık
analizine yönelik maliyet hesaplamalarını yapar.İkinci
aşamada; FTMY faaliyet ve işlem süreçlerinin
iyilrştirilmesine yönelik analiz ve uygulamalar
gerçekleştirir.Son aşamada; FTY ilk iki aşamadan
saglanan maliyet bilgileri ile birlikte finansal olmayan
ölçümlerin, gerek işletme faaliyetleri düzeyinde,
gerekse de stratejik düzeyde kararlar için kullanır.
FTM-FTY süreci işletme yönetiminde nihayi bir üretim
degil etkin bir yönetim aracı olarak görülmektedir.
YÖNETİM ANLAYIŞININ DOĞURDUĞU YENİLİKLER
FTM Yönetimi genel maliyetlere bakış açısını değiştirir.
Geleneksel maliyetleme, genel maliyetlerin
izlenilebilirlik oranı az olduğundan yönetim, denetim ve
geliştirme için yapılabilecek fazla birşey olmadığı
düşünülebilir. Ancak FTM uygulandıktan sonra endirekt
olarak maliyetler, faaliyet maliyetlerine
dönüştürüldükten sonra ürüne kadar izlenebildiğinden,
FTM yönetimin genel maliyetlere olan bakışını
değişebilir.
Faaliyet tabanlı maliyetlendirme daha iyi bir maliyet
kontrolüne olanak verir. Çünkü yönetim, maliyeti kontrol
etmenin en iyi yolunun, maliyetin ilk oluştuğu yer olan
faaliyetlerde kontrol etmekle sağlayabileceğini daha
rahat görebilmektedir. Eğer her faaliyet alanına bir
karar verici atanırsa faaliyetin performansını denetleme
ve geliştirme olanağı artacağından etkin maliyet
yönetimi sağlanır. FTM yaklaşımı maliyet tasarrufu yapma
fırsatlarının yerini kesin olarak tespit edebilir.
Geleneksel maliyetlemede genel maliyet yükleme haddi
olarak finansal değeri olan göstergeler kullanılırken;
faaliyet tabanlı maliyetlemede genelde finansal değeri
olmayan maliyet sürücüleri kullanır. Yönetim için bu tür
fiziksel göstergeler maliyetlerden daha anlamlıdır.
Mesala satın alma maliyetlerinin direkt malzeme maliyeti
yerine parça sayısına göre yüklenmesi bir ürün tasarımı
müdürü için karar verme aşamasında çok daha anlamlı
olacaktır.
Ürünlerin, markaların, müşterilerin, faaliyetlerin satış
bölgelerinin ve dağıtım kanallarının ve ölçüde gelir
getirdiği ve ne ölçüde kaynak tükettiği tespit
edilebilmektedir.
Karsız ürünler elemine edilir, fiyatlar arttırılıp
azaltılabilir ve karlı faaliyetler üzerinde
yoğunlaşılabilir.
Az kaynak tüketen mal, genel üretim maliyetlerinden daha
az, çok kaynak tüketen mal ise genel üretim
maliyetlerinden daha çok pay almakta ve böylece de tam
bir maliyetleme sağlanabilmektedir.
Ürün maliyetlerinin tam ve doğru olarak tespit
edilmesini, işletmelerin ayakta kalarak daha iyi rekabet
edebilmesini, doğru yatırım kararları almasını
sağlamaktadır.
Ürünler ve müşteriler tarafından endirekt kaynak
miktarının ölçümünde, daha gerçekçi bir yaklaşım ortaya
koymaktadır.
Üretimden çok ürün çeşidi ve her ürün çeşidi ile ilgili
faaliyetlerin saptanmasıyla ilgilenmektedir. Böylece her
ürün tipine ait faaliyetlerin maliyetlerini analiz etmek
mümkün olabilmektedir.
Yöneticilere nelerin karı ortaya çıkaracağını hassas bir
şekilde gösterebilecekir. Ayrıca yöneticilere ayrıntılı
ve doğru maliyet bilgileri verebilecektir.
Stoklar
sipariş verme ve stok bulundurma dolayısıyla bazı
harcamalara neden olduğundan işletmeler duruma ve amaca
göre her maldan elde ne kadar stok bulundurmak
gerekeceğini, stok seviyesi nereye düşünce
yenileneceğini belirten, yani, işletme stoklarını
optimal bir düzeyde bulunduracak stok kontrol
politikaları saptarlar. Stok kontrolünde temel amaç,
istenen malı; istenen zamanda hazır bulundurmak ve bunu
en ekonomik bir tarzda gerçekleştirmektir. Bu amaca
hizmet edecek birçok teknik geliştirilmiştir. Bunlar
özetle şunlardır:
Stokların tecrübeli ambar memurlarınca periyodik olarak
gözden geçirilerek; belli bir düzeyin altına düşme
halinde sipariş verilmesi şeklinde uygulanan kontrol
türüdür. Siparişin hangi düzeyde ve ne kadar verileceği
tamamen memurun tecrübesine bırakılmıştır.
Bir mal
iki bölmeli bir yerde saklanır. Birinci bölmedeki mal
tükendiğinde sipariş verilir. Bölmelerin büyüklüğü,
sipariş sağlanana kadar ihtiyacı karşılayacak kadar
olmalıdır. Birim değeri düşük, küçük hacimli ve çok
sayıda stok malların kontrolünde kullanılır.
Stoktaki malların toplam içindeki yüzdelerine göre
sınıflandırılmasıdır. Bu sınıflandırmada stoklar
maliyetlerine göre üç ana grupta toplanır. Bu yöntem
kullanılırken düşük değerli mallardan bol miktarda
bulundurmak, yüksek değeri olan malların ise miktarını
düşük tutup, sık kontrol yoluna gitmek gerekir. İlk kez
General Elektrik firmasınca kullanılan bu yöntem başka
alanlarda da uygulama alanı bulmuştur.
Bu
teknikte depodaki malların sürekli sayımı yapılarak
önceden belirle nen bir düzeye indiğinde maliyeti en alt
düzeyde tutacak sabit bir miktar sipariş edilir. Düşük
fiyatlı, standart malların bu yolla kontrolü elverişli
bir yoldur.
Stoktaki her bir mal önceden belirlenen zaman
aralıklarıyla sayılır. Bu miktarı belirli bir stok
düzeyine tamamlayacak sipariş verilir. Bu yöntemde,
zaman aralığının dikkatli biçimde saptanması ve
duyarlığa özen gösterilmesi gerekir.
Çok
sayıda stok malın bulunduğu yerlerde uygulanması oldukça
zor olduğu gibi her kontrol sonunda saptanan sipariş
miktarı değişik olacağından, satın almadı da güçlüklerle
karşılaşılabilir. Elde edilebilecek ıskontoları yitirme
olasılığı vardır.
Bu
yöntem hammaddelerin tam kullanım esnasında temin
edilmelerin düzenlemekte ve böylece stok kontrolünü en
alt düzeye indirmektedir. Model, Japonya'da Toyota Motor
Şirketi tarafından geliştirilmiştir. JIT (Just in Time),
sıfır envanter ya da özel sipariş kartları kullanarak
hammadde alımını belirten "kan ban" sözcükleriyle de
anılmaktadır.
Yöntem,
hammadde ve bitmiş mamulde envanteri en alt düzeyde
tutmak için, üretim, tüketicilerin ihtiyaç duydukları
zaman ve miktarda olmalıdır felsefesine dayanmaktadır.
Görece olarak, standartlaştırılmış ürünlerin
üretilmesinde ve sürekli ürün taleplerinin olduğu
işletmelerde çok yararlı olabilir., Standart olmayan
mallar üreten firmalarla parti üretimi ya da mevsimlik
taleplere uygun üretim yapan işletmelerde ise, düzensiz
hammadde alımları, dengesiz üretim döngüleri ve bunun
sonucu büyük stoklama gerekeceğinden, bu yöntem uygun
değildir.
Yöntem,
üretilip satılmayan malların doğuracağı gereksiz işgücü
harcamalarını azalttığından, parasal kaynakların
gereksiz bağlanmasını ondan kaldıracağından ve depolama
ve taşıma gibi stok masraflarını en alt düzeye
indireceğinden yararı büyüktür. Bu nedenle Japonya'da
geliştirilen bu yöntem bugün A.B.D. de birçok işletmede
de başarıyla kullanılmaktadır. Örneğin, JIT'i 1980 den
beri kullanan General Motors Firmasının yıllık depolama
giderleri 8 milyar dolardan 2 milyar dolara düşmüştür.
JIT
Yönteminin başarılı olması bazı ön koşullara bağlıdır:
-
Tedarik firmalarına yakınlık,
-
Tedarik firmalarından yüksek kalitede mal tedariki,
- Satın
alınan hammaddelerin tesliminin ve işlenmesinin iyi
örgütlenmesi,
Yapılacak işlerin izleyeceği yolun belirlenmesi olarak
da adlandırabileceğimiz bu kontrolde, işin fabrika
içinde hangi yolu (ya da rotayı) izleyeceği saptanır. Bu
belirlemenin yapılabilmesi için planlamacıların her bir
makinenin nasıl çalışacağı ve iş sürecinin nasıl yerine
getirileceğini, ayrıntılarıyla bilmeleri gerekir. Bu
konuda başvurulacak ana bilgi kaynağı, standart imalat
işlem şemasıdır. Bu şemada imalat sürecindeki her bir
işlem için gerekli işyeri ya da makine türü
gösterilmektedir.
Faaliyetlerin her bir aşamasının ne kadar zaman
alacağının belirlenmesidir. Bu konudaki bilgilerin elde
edilmesiyle, işin ne zaman tamamlanacağı programlanmış
olacaktır. Ancak, son günü belirlemeden önce, bu program
dikkatle gözden geçirilerek, her bir bölümün iş yükünü
anlayıp, iyice hesaplamalıdır.
Bu
başlama izniyle birlikte işin öncelikleri ve diğer
gerekli emirlerde verilir. Üretim faaliyeti belirlenen
programlar doğrultusunda başlatılmış olur.
Üretim
kontrolünü başarmada, üretim faaliyetinde bulunan
birimlere yaptıkları işleri gösteren kayıtları
tutmalarını söylemek önemlidir. Böylece, planlanan ile
gerçekte yapılanları karşılaştırmak ve gerekiyorsa
düzeltici eyleme başvurmak mümkün olabilecektir.
Faaliyet birimleri, sapmalar varsa, bunların nedenlerini
belirtmelidirler. Bu nedenler makine bozulmalarından,
işçi yetersizliğinden ya da devamsızlığından veya
hammadde yetersizliği gibi etmenlerden kaynaklanabilir.
Bunlar incelenerek, gelecekte önlenmesi için düzeltici
işlemlere başvurulabilir.
İşletmeler süreç kontrolünün işleyişini çoğu kez grafik
üstünde gösterirler.
Kalite,
önceden saptanan belirli standartlara uygunluk derecesi
olarak tanımlanabilir. Planlama bölümünde gördüğümüz
gibi standartlar, dolayısıyla kalite standartları,
amaçların belirlenmesi sonucunda elde edilirler.
Örneğin; bir işletme yüksek kalite mal üreterek bu
konuda saygınlık kazanmak amacını güdüyorsa, üreteceği
malların kalite standardı yüksek olacaktır. Buna
karşılık, yüksek kalite fiyatların yüksek tutulması
anlamını taşıyacağından, bir başka işletme yüksek
kalitede ürün üretmek amacı yerine harcıâlem mallar
üretmeyi yeğleyebilir.
Kalite
Kontrollerinin Yararları Kalite kontrollerinin
yapılmasının bazı önemli yararları vardır:
- Bir
kere kalite kontrolleri, miktar ve zaman olarak
planlanan ve uygulanan üretim sürecinde, şayet hatalar
varsa, bunların önceden saptanmasına imkan verir.
Böylece zamanında düzenleyici işlemler yapılarak, tüm
üretilen mamullerin hatalı olması önlenir. Bu da,
işletmenin malzeme, işgücü, zaman ve benzeri konularda
gereksiz harcamalarını engelleyici rol oynar.
-
Üretilen ürünün, belirli standartlara uygunluğu, çoğu
kez yasalarca istenmekte ve bu amaçla-denetimler
yapılmaktadır. Dolayısıyla kalite kontrolleri yoluyla
işletme, yasal gereklere uyma amacını da gözetmiş
olacaktır.
-
Nihayet, kalite kontrolleri, piyasaya çıkan malların,
sürekli aynı nitelikte olmalarını sağlar. Böylece,
tüketicilerin üretilen mala, dolayısıyla firmaya yönelik
güvenleri kazanılmış olur.
Tam
Zamanında Üretim Sisteminin Tanımı
Tam
zamanında üretim sistemi (Just In Time); son yıllarda
oldukça önem kazanan bir üretim tekniği olmuştur. İlk
TZÜ tanımları, ideal üretim sistemlerinin tanımlarından
çıkarılmıştır. 1981’de Monden şöyle bir tanım yapmıştır:
‘ TZÜ, kısa dönemde, gerekli zamanda, gerekli miktarda,
gerekli ürünleri üretmektir.’ 1983’te Hall bir üretim
sistemi ve felsefesi olarak TZÜ’ in tanımını şöyle
yapmıştır: ‘Dar anlamıyla TZÜ, gerekli zamanda, gerekli
yerde, yalnızca gerekli malzemeyi bulundurmayı amaç
edinen malzeme hareketi ve iletimidir. Geniş anlamıyla
TZÜ, gerekli malzeme hareketini tam zamanında yapan
bütün imalat faaliyetlerini kapsar.’
Felsefenin hedefleri; israfı ortadan kaldırmak, kaliteyi
geliştirmek, verimliliği arttırmak, ürünlerde ve üretim
sürecinde sürekli gelişmeyi sağlamaktır. Buna göre: ‘Tam
Zamanında Üretim; israfı sürekli olarak ortadan
kaldırmaya dayalı, mükemmelliğe ulaşmaya yönelik bir
yaklaşımdır.[8]
Bu tanım malzeme hareketlerinin tam zamanında
yapılmasına engel olan tüm problemlerin tanınması ve
ortadan kaldırılmasına dikkatleri yoğunlaştırmıştır.
‘Tam
Zamanında’ terimi, genellikle sloganlaşan tanımıyla
sadece gerekli parçaların, gerekli olduğu miktarlarda,
gerekli görülen kalite düzeyinde, gerekli olduğu zaman
ve yerde üretilmesi durumunu açıklar. Fakat bu tanım tam
zamanında üretimin daha geniş anlamda ‘israfın önlenmesi
yoluyla maliyetlerin azaltılması’ şeklindeki temel
hedefini dolaylı olarak açıklamaktadır.[9]
TZÜ bir
Japon üretim felsefesidir. Bu felsefe doğru yer ve
zamanındaki tam kalite ve sayı nesnelerine gerek duyar.
TZÜ’ in doğru bulunmuş kalite, prodüktivite etkinlik
gelişmiş haberleşmede sağladığı artışlar, maliyetler ve
israflarda sağladığı azalmalar oldukça geniş bir şekilde
dünyaya duyurulmaktadır. Bu çıkarların potansiyeli pek
çok organizasyonel soruya ve üretime TZÜ yaklaşımının
göz önüne alınmasına sebep oldu. Bu sebeplerden dolayı,
TZÜ günümüzde pek çok Amerikan şirketinde araştırılan
popüler bir konu olmaktadır.
Japonlar, üretim yönetim tekniklerini; 19. yy.
sonlarındaki Meiji Reformasyonuna kadar batı
uluslarından öğrenmişlerdir. İkinci Dünya Savaşı’ndan
sonra Japonlar, Amerikan üretim yöntemi tekniklerini
kendi işletmelerinde uygulamaya başlamışlardır.[10]
Ürün
dizayn edilirken, temin edilebilen üretim araçları
ve süreçleri göz önünde bulundurulmalıdır. Gereksiz
karmaşık işlemler kaldırılmalı ve ürün en az
maliyetle üretilecek şekilde dizayn edilmelidir.
Ürün dizaynında; modüler yapı ve basitlik
mühendisin rehberi olmalıdır.
İşyeri
düzenlemede; malzeme hareketlerini en aza indirecek
veya ortadan kaldıracak değişiklikler yapmalıdır.
İmalat ön sürelerinin (leadtime) %90’ını işlevi
üretim olmayan süreçler (non-production time)
oluşturmaktadır.
Hiçbir
sistem yanlış veri ile çalışamaz. Verilerin
doğruluğu ve kesinliğini sağlamak için sorumlu
insanlar atanmalı ve doğruluğu ölçmek için
programlar oluşturulmalıdır.
Çok
fazla kopyalanmış rapor, zamanla güncelliğini
yitirir ve karar verme aşamasında geçersiz hale
gelir. Veriyi güncelleştirmek, anında veriyi
alabilmek ve etkileşimli karar vermek için gerçek
zamanlı (real time) ve çevrimiçi (on - line)
sistemler kullanılmalıdır.
Iskartayı Azaltmak
Iskartanın oluşması; öncelikle kapasite, işgücü ve
malzemenin israf edilmesidir. Iskartanın maliyeti,
üretilen ürünün değerinden daha fazladır. Gerçek
maliyet, aynı zamanda yeniden çizelgeleme, yeniden
sipariş, sevkıyat, kayıp ön süreleri, vb.
maliyetleri içerir.
Aşırı
stoku ortadan kaldırmak gerekir. Çünkü bu aşırı
stok sadece gereksiz bir maliyet oluşturmaz aynı
zamanda da işletme içindeki diğer problemleri de
gizler. Bu stoklar çok fazla kişinin istihdam
edilmesine, çok çeşitli güvenlik stoklarına ve
üretim sürecinde (just in case) oluşan stoklara
neden olmaktadır. Bu yüzden stokları en az düzeye
düşürmek gereklidir.
Varılacak hedefler ortaya konmalı ve bunlar
başarıldığı zaman daha büyük hedefler ortaya
konmalıdır. Örnek olarak verilerin %100 doğruluğunu
sağlamak, sıfır ıskarta, sıfır stok düzeyine
ulaşmaya çalışmak gibi. Bu hedeflere, gerçek
problemler çözülerek ulaşılabilir.
Bu
temel TZÜ prensipleri genel niteliklidir.
Verimliliğini ve karlılığını arttırmak isteyen her
işletme için uygundur. Verimliliğe ulaşmakta gerekli
şartlar ise aşağıda sıralanmıştır:
Doğru
ve tam bilgi
Hızlı
haberleşme
Kaliteye önem verme
İsrafı
ortadan kaldırmak için yaratıcı çözümler
geliştirmek
Tam
Zamanında Üretim Sisteminin Amaçları
Tam Zamanında Üretim felsefesinin temelinde,
üretimin tüm aşamalarında israfın önlenerek maliyetlerin
azaltılması hedefi yer alır. Bir işletmede ancak tüm
israfın önlenebildiği noktada tam zamanında üretim
gerçekleşecektir. TZÜ felsefesi ürünün değerini
arttırmayan tüm unsurları ‘israf’ olarak tanımlamıştır.
Bu bağlamda üretimin her aşamasındaki stoklar (hammadde,
ara mamul, mal stokları) ile kalitesizlik (satın alınan
veya imal edilen parça ve mamullerde hatalar) en temel
israf unsurları olarak belirlenmiştir. Bu nedenle;
Sıfır
stok
Sıfır
hata
TZÜ
felsefesinin idealize edilmiş işletme hedefleri olarak
tanımlamaktadır. Ancak bu hedeflere ulaşmak pratik
olarak mümkün olmadığından, burada önemli olan, bu iki
hedef doğrultusunda sürekli gelişme çabalarını
yoğunlaştırmak ve bu yolla israfı önleyip, maliyetleri
azaltabilmektir. Maliyetler azaltıldığında ise işletme
karlılığı artacaktır.
Bu noktada, TZÜ sistemlerinin temel
hedefinin diğer üretim sistemlerinin temel hedefinden
farklı olmadığı görülmektedir. Ancak TZÜ felsefesini
diğer klasik sistemlerden ayıran farklı ve yeni olan
taraf, bu felsefenin, üretin ortamındaki problemleri
kapatmak ve olumsuz etkilerini azaltmaya çalışmak
yerine, problemlerin temeline inerek çözümlemek için
sürekli çaba harcamayı özendiriyor olmasıdır. Bilindiği
gibi üretim ortamında yer alan pek çok sorunu temelinde
belirsizlik olgusu yer almaktadır. Belirsizliğin etkisi,
ürünün sistem içerisindeki ilerleyişini kesmek şeklinde
ortaya çıkar. Bugüne kadar yapılan temel hata, yıllardır
belirsizlik kaynaklarını ortadan kaldırmak yerine,
yüksek düzeyde envanter ve güvenlik stoku tutarak,
belirsizliğin olumsuz etkilerini kapatmaya çalışmak
olmuştur. TZÜ sistemi, belirsizlik kaynaklarını ortadan
kaldırmak konusunda odaklaşır ve bu yönüyle yeni bir
felsefe ve amaçlar bütünüdür.
TZÜ
’nün dayandığı temelleri maddeler halinde sıralayacak
olursak:
Ürünleri ekonomik üretime yönelik dizayn etmek,
İmalat
akışını kolaylaştırmak için işyeri düzenlemesi yapmak,
Bu
temel TZÜ prensipleri genel niteliklidir. Verimliliğini
ve karlılığını arttırmak isteyen her işletme için
uygundur. Verimliliğe ulaşmakta gerekli şartlar ise
doğru ve tam bilgi, hızlı haberleşme, kaliteye önem
verme, israfı ortadan kaldırmak için yaratıcı çözümler
geliştirmedir.
Tam
Zamanında Üretim Sisteminin Hedefleri
Tam
zamanında üretim ortamında; üretimin tüm aşamalarında
israfın ortadan kaldırılması hedefine ulaşabilmek için,
aşağıda belirtilen ikincil hedeflerin gerçekleştirilmesi
gerekir:
Miktar
ve çeşit açısından talepteki günlük ve aylık
dalgalanmalara sistemin adaptasyonunun sağlamak üzere
kalite kontrol fonksiyonunun geliştirilmesi,
Her
sürecin, sonraki süreçlere sadece hatasız parçaları
göndermesini sağlamak üzere; kalite güvence sisteminin
kurulması,
Sistemin insan kaynağını kullanarak, maliyet azaltma
hedefine ulaşabilmesini sağlamak üzere; insana saygını
egemen olduğu bir örgüt kültürünün oluşturulması.
TZÜ Sisteminde temel hedefe ulaşabilmek için
öncelikle bu ikincil hedeflerin birbirleri ile olan
ilişkileri göz önüne alınarak gerçekleştirilmesi
gerekir.
Tam Zamanında Üretim sisteminin temel
çerçevesinde çıktıların elde edilebilmesi için tam
zamanında kavramı otomasyon, esnek işgücü, yaratıcı
düşünce kavramlarından yararlanmaktadır. Tam zamanında
kavramı sadece gerekli parçaların, gerekli miktarlarda,
gerekli olduğu zaman üretilmesi durumunu açıklar.
Otomasyon kavramı, otonom hata kontrolü olarak
tanımlanabilir. Hatalı parçaların üretim akışına karışıp
sonraki süreçlerde üretimi kesintiye uğratmasını
engelleyerek tam zamanında kavramını etkiler. Esnek
işgücü kavramı, talep dalgalanmaları karşısında işgücü
sayısının değiştirilmesidir. Yaratıcı düşünce kavramı
ise çalışanların önerileri ile sürekli gelişmenin
sağlanmasıdır.
TZÜ
ortamında bu dört kavramın gerçekleştirilebilmesi için
kanban sistemi, üretim dengeleme yöntemleri, hazırlık
zamanlarını azaltma yöntemleri, operasyonların
standardizasyonu, yerleşim planlaması, yerleşim
planlaması ve çok fonksiyonlu işçiler, sorun çözme
grupları ve öneri sistemleri, görsel kontrol sistemleri,
işlevsel yönetim modeli gibi sistemlerin devreye girmesi
ile sağlanmaktadır. Bu durumda, TZÜ felsefesinin
uygulanabilmesi için, işletme içinde bir dizi üretim
yönetimi tekniğinin sistematik bir yapı çerçevesinde
devreye girerek işlerlik kazanması gerektiğini
söyleyebiliriz.
Hedef
maliyetleme, ürün hayat döngüsünün ilk bölümünde toplam
ürün maliyetini düşürmek için kullanılan bir maliyet
azaltma yöntemidir. Hedef fiyat ve karlar hesaplandıktan
hemen sonra hedef maliyetleri hesaplayarak, stratejik ve
kar planlamaları ile ürün maliyetini birbirine
bağlamaktadır. Yeni ürünlerin piyasaya daha hızlı
ulaştırmanın önemini arttırarak, ürün hayat döngüsünü
kısaltmaktadır.
Yeni rekabetçi iş ortamında işletmeler,
hayatta kalabilmek için saldırgan maliyet yönetimi
stratejileri kullanmak zorundadırlar. Maliyet yönetimi,
ürünü belirgin şeklide değiştirerek maliyetleri düşürme
olanağı olan, ürün hayat döngüsünün ilk aşamalarında
başlaması gereklidir. Hedef maliyetleme ürünün gelişim
sürecini kontrol altına alarak, sadece karlı ürünlerin
piyasa sürülmesini garanti altına almaktadır.
Hedef maliyetleme, Japon üreticiler
tarafından çok yaygın şekilde sistemli olarak
kullanılmaktadır. Batılı üreticiler de, üretim gelişim
süreçlerini kontrol altına almak için, bu yönteme
başvurmaya başlamışlardır. Bu yöntem, genellikle kesikli
üretim sürecine, kısmen kısa ürün hayat döngüsüne ve
düzenli model değişiklerine sahip işletmelerce başarı
ile uygulanmaktadır.
Hangi firma, yeni ürünlerin fiyatını,
kaliteden ve fonksiyonellikten taviz vermeden, daha
hızlı düşürebilirse pazar payını arttırır ve başarıya
ulaşır.
KAYNAKÇA
ŞAKRAK, Münir; Maliyet Yönetimi,Yasa Yayınları, İstanbul
1997
AYAN, Yüksel,Faaliyet Esasına Dayanan Maliyetleme, ÜİF
Yüksek lisans tezi, İstanbul 1996
BURSAL,
Nasuhi-ERCAN,Yücel; Maliyet Muhasebesi,Der Yayınları
No:103, İstanbul 1994
KARCIOĞLU, Reşat;”Yeni Bir Maliyet Ve Yönetim Muhasebesi
Olarak Faaliyet Esasına Dayalı Maliyetleme”, Verimlilik
Dergisi
PEKDEMİR, Recep; “Faaliyet Tabanlı Maliyetleme ve Genel
İmalat Giderleri”, İstanbul 1998
DİKMEN,
Fatih;“Faaliyet Tabanlı Maliyetleme”, İÜİF Yüksek Lisans
Tezi, İstanbul 1998.
GÜRSOY,
Cudi Tuncer; “Yönetim ve Maliyet Muhasebesi”, Ekim 1997
DOĞAN, Zeki; “Faaliyet Esasına Dayalı Maliyetleme
Sisteminin İşletmeler Açısından Önemi”, Yaklaşım
dergisi, sayı:59.
Genel
İşletmecilik Birimleri, Prof. Dr. Halil CAN, Prof. Dr.
Doğan TUNCER, Doç. Dr. Doğan yaşar AYHAN, Adım
Yayıncılık, Nisan 1991
Genel
İşletmeciliğe Giriş, Doç. Dr. Selçuk BAĞDATLI, Asil
Yayıncılık Mayıs 1993.
İşletme
Bilimine Giriş, Prof. Dr. Adnan ERTAN, Doğuş Yayıncılık,
Kasım 1992
Modern
İşletme Bilimi, Doç. Dr. Orkut CANLIER, Pasifik
Yayıncılık, Temmuz 1999.
AKSOYLU, Semra ve Yunus Dursun, “Pazarda Rekabetçi
Üstünlük Aracı Olarak Hedef Maliyetleme” Sosyal Bilimler
Enstitüsü Dergisi, Sayı : 11 Yıl : 2001
ALKAN,
Hasan, “İşletme Başarısında Maliyet Yönetiminin Rolü ve
Maliyet Yönetiminde Yeni Yaklaşımlar”, Süleyman Demirel
Üniversitesi Orman Fakültesi Dergisi, Seri: A, Sayı: 2,
Yıl: 2001
COŞKUN,
Ali, “Stratejik Maliyet Yönetimi Aracı Olarak Hedef
Maliyetleme”, Akademik Araştırmalar Dergisi, 2002 -2003,
Sayı 1 5
[1]
Hasan Alkan, “İşletme Başarısında Maliyet
Yönetiminin Rolü ve Maliyet Yönetiminde Yeni
Yaklaşımlar”, Süleyman Demirel Üniversitesi
Orman Fakültesi Dergisi, Seri: A, Sayı: 2, Yıl:
2001, s.183
[2]
Ali Coşkun, “Stratejik Maliyet Yönetimi Aracı
Olarak Hedef Maliyetleme”,Akademik
Araştırmalar Dergisi, 2002 -2003, Sayı 1 5,
s.25,26.
[3]
Semra Aksoylu ve Yunus Dursun, “Pazarda
Rekabetçi
Üstünlük Aracı Olarak Hedef Maliyetleme”
Sosyal
Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı
: 11 Yıl
: 2001 , s.362.
Kaynak:www.MuhasebeTR.com
(Bu makale yazılı veya
elektronik ortamda kaynak
göstermeden yayınlanamaz.
Kaynak göstermeden yayınlayanlar hakkında yasal
işlem yapılacaktır .)