YAZARLARIMIZ
Ayşe Çelikbaş
Serbest Muhasebeci Mali Müşavir
aysecelikbas@outlook.com.tr



Şirketlerin Devletten Alacakları İle Kamu Borçlarının Takas Edilmesi

İlgili mevzuatında tanımı yapılan mahsuplaşma, idare, mükellef ve konu yönünden sınırlandırılmıştır. Buna göre idare tarafından fazla tahsil edilen ve kanuni sebeplerle reddi gereken kamu alacakları, mükellefin reddiyatı yapacak kamu idaresine olan muaccel borçlarına mahsup edilebilmektedir.

Prim borçları, katma değer vergisi iade alacağından veya nakden ödenen geçici verginin mahsubu suretiyle ödenebilmekteyken, tevkif edilen vergiler, bu mahsuba konu edilememektedir; yıllara sari taahhüt işlerinde, temelden başlayarak, kesin bu işten kar edilecek zannıyla, peşin kesilen vergiler, yıllarca hiçbir getirisi olmadan bloke edilmekteyken yüklenicinin en küçük borcu gecikme zammı ile cezalandırılmaktadır, işin sonunda da doğmuşsa vergi iadesini, yani kendi öz alacağını, kolayca geri alamamakla birlikte prim borçlarına da mahsup edememektedir. Bu gibi hallerde, mükellef,  kamu borçlarına uygulanan gecikme zammının, tevkif edilen vergi ve diğer alacakları için de uygulanmasını beklemektedir.

Reddiyata konu borç da mükelleften olan alacak da sadece kamu hukukundan doğanları kapsamaktadır. Özel hukuk ilişkisinden doğan bir kamu alacağının devlete olan vergi ve prim borcu ile takası yürürlükteki mevzuat çerçevesinde mümkün değildir.

Kamu İhale Kanunu başta olmak üzere idareler ile firmalar arasında özel hukuk ilişkisinden doğan sözleşmeler de bulunmaktadır. Kamu idarelerinin, özellikle, belediyelerin, sözleşme kaynaklı ödeme yükümlülüğünü aksatması ve/veya mahsup işlemlerini usule uygun yapmaması gibi hallerde firmalar zarar görebilmektedir. Herhangi bir idareden hakediş alacağı bulunan firmanın kamuya olan borçlarının mahsubu yapılmadan takibe ve/veya yapılandırmaya konu edildiği örneklerle karşılaşmaktayız. Bir tarafta kesinleşmiş hakediş ve benzeri kamu alacağı biriken bir mükellefin diğer tarafta borcunun temerrüde düşmesi büyük tezattır.

Hakediş ödemesindeki gecikmenin yanı sıra hakedişlerin mahsubu ve ödenmesi ile teminatların prim ve idari para cezası borçlarına karşılık tutulmasına dair usul esasların yer aldığı Yönetmelikteki mahsup tarifinin tam manasıyla uygulanmıyor olması hem yüklenici hem de taşeron firmaları mağdur edebilmektedir. Bir firmanın, ihaleye katılırken o işe dair kaynak veya ödenek yetersizliği ile karşılaşacağını öngörmesi beklenemez zira geciken hakediş ödemelerine, kaynak yokluğu veya yetersizliğinin gerekçe gösterildiği haller, Kamu İhale Kanununun ’’Ödeneği bulunmayan hiçbir iş için ihaleye çıkılamaz’’ hükmü ile örtüşmemektedir. Sözleşmede yazılı sürelerde ödenemeyen hakedişler için sadece süre uzatımı vermek yüklenicinin kaybını önlemekten uzaktır. Sözde, sözleşmenin eşit haklara sahip bir tarafı olan firma, zarar gören taraftır.

Vergi ve prim borçlusu gerçek veya tüzel kişiler, kamuya olan borçlarını, devletten olan alacakları ile mahsup, takas ve kesinti yoluyla hesaben de kapatılabilmelidir. Bu ödeşmede, idare ve konu ayrımı yapılmamalıdır; kamu harcaması gerektiren mal ve hizmet alımı ve yapım işleri Kamu İhale Kanunu kapsamındadır ve özel hukuk ilişkisinden de doğsa ortada bir kamu hizmeti vardır.

 Elektronik uygulamaların bu denli yaygın olduğu bir ortamda, bürokratik işlemlerden arındırılan, idare, mükellef ve konu ayrımı yapılmayan bir entegre ödeşme sistemi taraflara tahsilat güvencesi sağlamasının yanında gereksiz iş yükünü de ortadan kaldıracaktır.

Bu yönde iyi bir modelleme, sınırlı olan ülke kaynaklarının doğru ve yerinde kullanımına katkı olacaktır. Yapılacak düzenlemeler için işin mutfağında olanların görüş ve önerilerine itibar edilmesiyle daha başarılı sonuçlara varılacağını düşünmek de yanlış olmayacaktır.

10.08.2020

Kaynak: www.MuhasebeTR.com
(Bu makale kaynak göstermeden yayınlanamaz. Kaynak gösterilse dahi, makale aktif link verilerek yayınlanabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayınlayanlar hakkında yasal işlem yapılacaktır.)

GÜNDEM