BASINDAN YAZILAR
Bozma (İkale) Sözleşmeleri / Veysi Seviğ - MuhasebeTR

Bozma (İkale) Sözleşmeleri / Veysi Seviğ

 Genel bir tanımlama ile “bir sözleşmenin ve bu sözleşme ile kurulan hukuki ilişkinin, sözleşme özgürlüğü kapsamında tarafların karşılıklı iradelerine dayanan yeni bir sözleşme ile ortadan kaldırılmasına bozma, buna ilişkin sözleşmeye de bozma sözleşmesi (contrais actus) veya bir diğer ifadeyle ikale denmektedir. (Astarlı, Muhittin “İş Hukukunda İkale, Bozma Sözleşmesi”, Turhan Kitabevi, 2013, Sf: 6)
İkale kelimesi Osmanlıca’ya Arapça’dan gelmiş olup, pazarlıktan dönme, akd-ü-kavli bozmak anlamına gelir. (Mükemmel Osmanlı Lügatı, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, Türk Dil Kurumu Yayınları, No: 802)
Uygulamada daha çok iş sözleşmelerinde ortaya çıkan sözleşmeyi karşılıklı anlaşma yolu ile “bozma” olgusu ticari yaşamın diğer alanlarında da karşımıza çıkmaktadır.
Bilindiği üzere Borçlar Kanunu’nun 26’ncı maddesi uyarınca “Taraflar, bir sözleşmenin içeriğini kanunda öngörülen sınırlar içinde özgürce belirleyebilirler.”
Bu bağlamda, “Kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkansız olan sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür.”
Ancak, “Sözleşmenin içerdiği hükümlerden bir kısmının hükümsüz olması, diğerlerinin geçersizliğini etkilemez. Dolayısıyla sözü edilen geçersiz hükümler olmaksızın sözleşmenin yapılamayacağı açıkça anlaşılırsa, sözleşmenin tamamı kesin olarak hükümsüz olur.”
Türk hukuk sisteminde “ikale” ile ilgili herhangi bir özel düzenleme mevcut değildir. Gerçekte ikale sözleşmesi, Medeni Kanun uyarınca fiil ehliyetine sahip olan, ortadan kaldırılan alacaklar ve borçlar üzerinde tasarruf yetkisi bulunan işçi ve işveren/işveren vekili tarafından önceki iş sözleşmesinin ortadan kaldırılması amacı ile yazılı ya da sözlü olarak ve tarafların karşılıklı iradelerinin açık ya da zımni olarak birleşmesi ile kurulmaktadır. (Yetik, Murat “ 2013 İş sözleşmesinin ikale ile sona ermesi)
Ticari yaşamla ilgili ikale sözleşmelerinde Borçlar Kanunu’nun 28’inci maddesinde yer alan “Aşırı Yararlanma-Gabin” varlığı önem arz etmektedir. Söz konusu düzenleme gereği, “Bir sözleşmede karşılılık edimler arasında açık bir oransızlık varsa, bu oransızlık, zarar görenin zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden yararlanılmak suretiyle gerçekleştirildiği takdirde zarar gören, durumun özelliğine göre ya sözleşme ile bağlı olmadığını diğer tarafa bildirerek ediminin geri verilmesini ya da sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteyebilir.”
Bu bağlamda aynı düzenleme uyarınca, “Zarar gören bu hakkını düşüncesizlik veya deneyimsizliğini öğrendiği, zor durumda kalmada ise bu durumun ortadan kalktığı tarihten başlayarak her yıl ve her halde sözleşmenin kurulduğu tarihten başlayarak beş yıl içinde kullanabilir.”
İkale’nin hukuki dayanağı her ne kadar sözleşme yapma ve sözleşmeyi sona erdirme özgürlüğünden kaynaklanıyorsa da, bu özgürlüğün kullanılması sırasında taraflardan birinin gereksiz yere hukuki haklardan yoksun bırakılması mümkün değildir.
İkale sözleşmesi bir fesih veya ibra sözleşmesi niteliğinde değildir. Bu sözleşme kurulurken “esaslı yanılmaya düşen taraf sözleşme ile bağlı olmaz.” (Türk Borçlar Kanunu Md: 30) Bu durum değişik şekillerde ve sözleşmenin niteliğine göre belirlenmektedir.
Yanılma olgusu karşımıza;
* Açıklamada yanılma,
* Saikte yanılma,
* İletmede yanılma olarak çıkmaktadır.
Yanılan, yanıldığını dürüstlük kurallarına aykırı olarak ileri süremez.
Özellikle diğer tarafın, sözleşmenin yanılanın kastettiği anlamda kurulmasına razı olduğunu bildirmesi durumunda sözleşme bu anlamda kurulmuş sayılır. (Türk Borçlar Kanunu Md: 34)
İkale’nin kanunun emredici hükümlerine aykırılığı doğrudan olabileceği gibi bu hükümlerin kanun koyucunun öngörmediği şekilde dolanılmasıyla dolaylı olarak da gerçekleşebilir. (Astarlı, M., sf: 392)

(İto Gazetesi | 14.12.2013)

GÜNDEM