YAZARLARIMIZ
Ömer Akyürek
E. Gelirler Kontrolörü
Vergi Uzmanı
oakyurek23@gmail.com



Yatırıma Katkı Tutarı Kullanılarak Diğer Vergi Borçlarının Terkininde Yaşanan Sorunlar

1. Kanuni Düzenleme Var, Ancak Uygulama Neden İşlemiyor?

7338 sayılı Kanun ile 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun (KVK) 32/A maddesine eklenen sekizinci fıkra, 1/1/2022 tarihinden itibaren yapılan yatırım harcamaları için yeni bir kullanım imkânı getirmiştir. Yatırım teşvik belgesi kapsamında hak kazanılan yatırıma katkı tutarının belirli bir kısmı, katma değer vergisi (KDV) ve özel tüketim vergisi (ÖTV) hariç, tahakkuk etmiş diğer vergi borçlarının terkini yoluyla kullanılabilmektedir. Böylece yatırımcı; yatırıma katkı tutarını kullanmak için mutlaka yatırımdan kazanç elde etmek ya da diğer kazançlara uygulamak için mali kârın çıkmasını beklemek zorunda kalmayacaktır.

Aradan yaklaşık dört yıl geçti. Üstelik 28/9/2024 tarihli ve 32676 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 23 Seri No.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliği ile 1 Seri No.lu Tebliğ’e 32.2.13 bölümü eklenerek uygulamanın hesaplama esasları açıklandı. Buna rağmen uygulamada, usulüne uygun terkin taleplerinin vergi dairelerinde aylarca sonuçlandırılamadığı durumlarla karşılaşılmaktadır. Dilekçeler alınmakta, çoğu zaman açık bir ret işlemi de tesis edilmemekte, fakat talep edilen terkin fiilen gerçekleştirilememektedir.

Burada asıl sorun, mükellefin terkin hakkının nasıl hesaplandığını bilmemesi değildir. Sorun, hesabı yapılan ve gerekli başvurusu gerçekleştirilen bir tutarın, ilgili vergi borcu kayıtlarında nasıl ve ne zaman terkin edileceğinin uygulamada belirsizliğini korumasıdır. Kanunda bir hakkın tanımlanması ile o hakkın idare tarafından kullanılabilir hâle getirilmesi aynı şey değildir.

2. Hesaplamaya İlişkin Ayrıntı Var, Terkinin Yapılmasına İlişkin Yol Haritası Yok

KVK 32/A’nın sekizinci fıkrasına göre terkin yoluyla kullanılabilecek toplam tutar, yatırım teşvik belgesi kapsamında fiilen yapılan harcamalara yatırıma katkı oranının uygulanmasıyla belirlenen tutarın %10’unu aşamaz. Ayrıca terkin talebinde bulunulabilecek tutar, hak edilen yatırıma katkı tutarından indirimli kurumlar vergisi yoluyla kullanılan tutarın düşülmesi sonucu bulunan tutarın yarısından fazla olamaz. Terkin yoluyla kullanılan tutarın bir katına isabet eden yatırıma katkı tutarından da vazgeçilmiş sayılır. Başvuru için de kurumlar vergisi beyannamesinin verilmesi gereken ayı takip eden ikinci ayın sonuna kadar süre öngörülmüştür.

Başka bir anlatımla, hangi tutarın talep edilebileceği ve teşvik hesabının hangi ölçüde azalacağı kanunda gösterilmiştir. 1 Seri No.lu Tebliğ’in 32.2.13 bölümünde de örnekli hesaplamalara yer verilmiştir. Ne var ki hesaplamanın açıklanması, tahakkuk etmiş vergi borcunun vergi dairesinin sisteminde fiilen terkin edilmesini kendiliğinden sağlamamaktadır. Hangi birimin hangi kaydı oluşturacağı, başvurunun hangi kontrollerden geçeceği, kontrol sonucunun nasıl bildirileceği ve işlemin ne kadar sürede tamamlanacağı konusunda mükellef açısından öngörülebilir, yeknesak bir işleyiş gerekmektedir.

Vergi daireleri tarafından gönderilen yazılarda, her teşvik belgesi için ayrı hesaplama yapılması, belirli bilgilerin tablo hâlinde sunulması ve sonraki beyannamelerin verilmesinin ardından hesapların güncellenmesi talep edilmektedir. Kaldı ki bu istek zaten tebliğin de amir hükmüdür.

Buna karşılık vergi dairesi yazılarında, kabul edilen terkin talebinin vergi borcuna hangi işlemle yansıtılacağı ve bekleyen başvurunun hangi sürede sonuçlandırılacağı açıklanmamaktadır. Böylece mükellefin yapacağı işlem ayrıntılandırılırken, idarenin sonuçlandırma ödevi aynı açıklıkta ortaya konulamamaktadır.

3. Vergi Dairelerindeki Tereddüt Mükellefin Sorunu Hâline Getirilmemelidir

Yatırım teşvik belgesinden kaynaklanan ve KVK’nın 32/A maddesinde düzenlenen indirimli kurumlar vergisi uygulaması; yatırım dönemi ve işletme dönemi ayrımı, yatırıma katkı oranı, vergi indirim oranı, kullanılan ve kalan katkı tutarı, tevsi kazanç, yatırımdan elde edilen kazanç, endeksleme, teşvik belgesi bazında izleme, önceki dönem hesaplamalarının doğruluğu, asgari kurumlar vergisi etkisi, KVK 32/A-7 ve 32/A-8 ile birlikte uygulanması ve 2012/3305 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile 9903 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile getirilen düzenlemelerden kaynaklanan değişikliklerin takibi nedeniyle son derece zor ve sürekli takip gerektiren bir uygulama hâline dönüşmüştür. Bundan dolayı vergi dairesinin bu konuda tereddüt yaşaması anlaşılabilir. Ancak tereddüdün kalıcı çözümü, mükelleflerin dilekçelerini bekletmek değil, Gelir İdaresi Başkanlığınca yetki, kontrol, belge ve kayıt aşamalarının açıkça belirlenmesidir.

4. Vergi Daireleri, YMM Tasdik Raporlarına Göre Hızlıca İşlem Yapabilmelidir.

30.12.2025 tarihli ve 33123 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 49 Sıra No.lu Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu Genel Tebliği, esasında vergi kanunlarındaki bazı istisna ve indirimlerin doğruluğunu beyan aşamasında kamuya güvence vermeyi hedeflemektedir. Bu düzenleme ile yatırım teşvik belgelerindeki yatırıma katkı tutarlarının KVK 32/A kapsamında kullanılması hâlinde ilgili tutarların mevzuata uygunluğunun bir Yeminli Mali Müşavir (YMM) tasdik raporu ile teyit edilmesi zorunlu hâle getirilmiştir.

Uygulamada karşılaşılabilecek sorunların bu düzenleme ile baştan önüne geçilmesi amaçlanmıştır. Yatırım harcamaları ve yatırıma katkı tutarlarının hesaplamaları YMM tasdik raporunda detaylı olarak açıklanacağı için vergi dairesinin bu hesaplamaların dayanağını tekrar baştan sorgulamak istemesi, terkin sürecini belirsizlikle karşı karşıya bırakmıştır.

Kaldı ki KVK 32/A-8 hükmünde, belirtilen şartların sağlanması hâlinde yatırıma katkı tutarının diğer vergi borçlarının terkini suretiyle kullanılabileceği açıkça düzenlenmiştir. Dolayısıyla YMM tasdik raporuyla tespit edilen hususların, somut bir eksiklik veya tereddüt bulunmaksızın vergi dairesince yeniden inceleme konusu yapılması, terkin sürecinin gereksiz şekilde uzamasına neden olabilecektir. Burada kamu adına denetim yapan YMM’nin tasdik ettiği raporun dikkate alınması yeterli olmalıdır.

Elbette YMM tasdik raporunun varlığı vergi idaresinin bilgi isteme ve denetim yetkisini bütünüyle ortadan kaldırmaz. Raporun kapsamına girmeyen bir husus, bir hesaplama tutarsızlığı veya somut bir tereddüt söz konusu olabilir. Fakat herhangi bir gerekçe ortaya konulmadan tüm sürecin baştan sorgulanması ile somut eksikliğin yazılı şekilde bildirilmesi arasında önemli bir fark vardır. Terkin başvurusunda sunulması gereken belgeler ve ilave belge isteme ölçütleri açık, ölçülü ve denetlenebilir olmalıdır.

Asıl sorulması gereken soru şudur: Vergi idaresi, YMM raporu ve başvuru eklerini hangi çerçevede değerlendirecek; gerçekten eksik olan bir husus görülürse bunu ne zaman ve nasıl bildirecek; yeterli görülen başvuruyu hangi tarihte sonuçlandıracaktır? Bu soruların cevabı mükellef ile vergi dairesi arasındaki sözlü görüşmelere bırakılmamalıdır.

5. Yazılı Cevap Verilmeyen Başvurunun Hukuki Akıbeti

Başvurunun reddedilmemesi, mutlaka kabul edildiği anlamına gelmediği gibi, yazılı cevap verilmemesi de hukuken sonuçsuz bir durum değildir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 10 uncu maddesinde, idari makamlara yapılan başvurulara otuz gün içinde cevap verilmemesi hâlinde isteğin reddedilmiş sayılacağına ilişkin genel esaslar düzenlenmiştir. Bununla birlikte terkin taleplerinde başvurunun niteliği, ilgili özel vergi mevzuatı ve dava açma usulü birlikte değerlendirilmeksizin her dosya için aynı yargısal sonuca varılması doğru olmaz. Önemli olan, mükellefin aylardır bekleyen dilekçesinin hukuken sonuçsuz kalmış sayılamayacağının ve dava açma sürelerinin somut dosya bazında takip edilmesi gerektiğinin bilinmesidir.

Uygulamadaki asıl sakınca, mükellefin yazılı bir kabul, ret veya eksiklik bildirimi alamamasıdır. Sözlü olarak istenen belgelerin neler olduğu, neden istendiği ve sunulmadıklarında hangi sonuçla karşılaşılacağı belirsiz kaldığında; mükellefin idarenin yaklaşımını değerlendirmesi, açıklama yapması veya idari işlemi hukuken denetletmesi zorlaşmaktadır. Vergi idaresinin bir başvuruyu incelemesi doğaldır; ancak incelemenin süresiz ve yazılı iz bırakmadan yürütülmesi ne idareye ne de mükellefe güvence sağlar.

Bir diğer önemli husus da başvuru süresidir. Kanun, terkin talebi için belirli bir son tarih öngörmüşken idarenin bu talebi ne kadar sürede sonuçlandıracağı aynı kesinlikte ortaya konulmamıştır. Mükelleften süreye sıkı biçimde uyması beklenirken idarenin sonucu belirsiz bir süre sonra açıklaması, teşvikten yararlanmanın öngörülebilirliğini zayıflatmaktadır. Zamanın yalnızca mükellef aleyhine işlediği bir terkin mekanizması, teşvikin amacına ulaşmasını güçleştirir.

6. KVK 32/A-8 Hükmündeki Sorun Sadece Vergi Dairesindeki İşlemle Sınırlı Değil

KVK 32/A-8 hükmündeki terkin uygulamalarının takibi, kurumlar vergisi beyannamesi ekindeki indirimli kurumlar vergisi (İKV) tablosuna da konulmuştur. Ancak Beyanname Düzenleme Programında (BDP) uygulama güçlükleri bulunmaktadır. Şöyle ki zarar beyan eden mükelleflerde indirimli kurumlar vergisi matrahı oluşmadığından, terkin nedeniyle kullanılan ve vazgeçilen yatırıma katkı tutarlarına ilişkin İKV tablosu BDP’de oluşmamaktadır. Bu, başlı başına incelenebilecek teknik bir konudur. Ancak burada esas mesele beyanname tablosundan ziyade, kanuni terkin hakkının vergi dairesince takibi ve terkin işleminin sonuçlandırılamamasıdır.

7. Sonuç ve Çözüm Önerilerimiz

Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından, KVK 32/A-8 terkin taleplerine özgü standart bir iş akışı oluşturulmalıdır. Başvurunun elektronik ortamda yapılması ve durumunun izlenmesi, idarenin hangi biriminin sorumlu olduğunun belirlenmesi, YMM raporunun hangi kontrollerde esas alınacağının açıklanması, somut eksikliklerin gerekçeli ve yazılı bildirilmesi ve olumlu taleplerin makul bir sürede vergi borcu kayıtlarına yansıtılması sağlanmalıdır. Vergi dairelerinin uygulamada tereddüt duyduğu hususlar da yazılı ve bağlayıcı nitelikte açıklığa kavuşturulmalıdır.

Daha önemlisi, süresinde ve usulüne uygun yapılmış başvurunun yalnızca idari nedenlerle bekletildiği dönem bakımından gecikme zammı ve tahsilat işlemlerinin hukuki sonucu açık bir düzenlemeye bağlanmalıdır. KDV iadesinden mahsupta olduğu gibi başvuru, eksiklik bildirimi, işlem tarihi ve idareden kaynaklanan gecikme ayrımını gösteren öngörülebilir kurallar getirilmesi değerlendirilmelidir. Böylelikle hem kamu alacağı güvence altına alınabilir hem de hak sahibi yatırımcının idari gecikmenin finansmanını üstlenmesi önlenebilir.

Başvuruya konu vergi borcunun vade tarihiyle terkin isteminin yapıldığı tarih arasındaki ilişki de standartlaştırılmış işlemlerde ayrıca değerlendirilmelidir. İşlem gerçekten uygulanabilir hâle getirildiğinde mükellefin hangi borçları talep dilekçesinde göstereceği, farklı vergi türlerine ilişkin taleplerin nasıl sıralanacağı, terkin tutarının borçtan düşük veya yüksek olması durumunda nasıl hareket edileceği gibi soruların da cevabı bulunmalıdır. Bu meseleler basit bir bilgi işlem ayrıntısı değildir. Yatırıma katkı tutarının kullanıldığı tarih, mükellefin kalan teşvik hakkını, vergi borçlarının ödeme durumunu ve finansal tablolarına ilişkin değerlendirmelerini etkileyebilir.

Kaldı ki terkin yoluyla kullanımı tercih eden yatırımcı, yatırıma katkı tutarının bir kısmını bugünkü vergi borcuna karşılık kullanmakla kalmamakta, ileride indirimli kurumlar vergisi yoluyla kullanabileceği yatırıma katkı tutarından da aynı miktarda vazgeçmektedir. Kanun, terkine konu tutarın bir katına isabet eden ilave katkı tutarının kullanım dışı kalacağını kabul etmektedir. Mükellefin böyle bir ekonomik tercihi yaptıktan sonra karşılığında beklediği işlemden aylarca sonuç alamaması, düzenlemenin yatırımcıya sunduğu avantajı daha da tartışmalı hâle getirmektedir. Terkin müessesesinin işlerliğinin sağlanması bu yönüyle yalnızca tahsilat kolaylığı değil, teşvik sistemine duyulan güven meselesidir.

Bu nedenle çözüm, vergi dairesinin inisiyatifine bırakılan dosya bazlı girişimlerden ibaret olmamalıdır. Kamuoyu ile paylaşılacak bir uygulama rehberi, standart belgeler, denetim izi bırakan elektronik başvuru, sorumlu birim ve sonuçlandırma süresi gibi unsurlar bir bütün olarak tasarlanmalıdır. Başvuru eksikse eksiklik açıklanmalı; şartlar sağlanmamışsa gerekçeli ret kararı verilmeli; şartlar sağlanmışsa işlem sonuçlandırılmalıdır. Mükellefin kabul ile ret arasında tanımsız bir bekleyişe mahkûm edilmesi, teşvik hukukunun amacına hizmet etmez.

Sonuç olarak vergisel teşviklerin başarısı yalnızca kanun maddesiyle değil, mükellefin kanuni hakkını ne ölçüde ve ne zaman kullanabildiğiyle ölçülür. Kanun yatırımcıya bir imkân tanımışsa, idarenin görevi bu imkânı belirsiz bir bekleyişe değil, öngörülebilir bir işleme dönüştürmektir.

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu,

1 Seri No.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliği,

6183 sayılı Kanun

2577 sayılı Kanun

KDV Genel Uygulama Tebliği

https://www.muhasebetr.com/yazarlarimiz/omerakyurek/003/

12.10.2026

Kaynak: www.MuhasebeTR.com
(Telif Uyarısı: Bu makalenin en fazla %20'si, kaynak gösterilip aktif link verilerek paylaşılabilir. Aksi takdirde yasal işlem başlatılacaktır.)



>> Duyurulardan haberdar olmak için E-Posta Listemize kayıt olun.

>> SGK Teşvikleri (150 Sayfa) Ücretsiz E-Kitap: hemen indir.

>> MuhasebeTR mobil uygulamasını Apple Store 'dan hemen indir.

>> MuhasebeTR mobil uygulamasını Google Play 'den hemen indir.

>> Muhasebecilere Özel Web Sitesi 1.250 TL  Ayrıntılar için tıklayın.

GÜNDEM