Mehmet Ali Uğurluay
Sahte sigortalılık, sosyal güvenlik sisteminin en önemli suiistimal alanlarından biri olmakla birlikte, çoğu zaman yalnızca sosyal güvenlik mevzuatı çerçevesinde ele alınmakta; sahte sigortalılığın vergi hukuku bakımından doğurduğu sonuçlar yeterince irdelenmemektedir.
Oysa uygulamada, Sosyal Güvenlik Denetmenleri tarafından düzenlenen raporlar yalnızca sigortalılık iptali ve idari para cezaları ile sınırlı kalmamakta; inceleme raporlarının vergi idaresine intikali sonrasında, fiilî çalışmaya dayanmaksızın bordroya konu edilen ücret ödemeleri, Gelir ve Kurumlar Vergisi uygulamasında “gerçek hizmet” şartını taşımadığından kanunen kabul edilmeyen gider sayılabilmekte; bu durum matrah farkı ve vergi ziyaını doğurmakta, bazı hallerde ise Vergi Usul Kanunu’nun 359. maddesi kapsamında değerlendirmelere konu olabilmektedir.
Bu çalışmada; sahte sigortalılık kavramı, sahte sigortalılığa başvurulmasının başlıca nedenleri ile bu fiilin tespiti halinde ortaya çıkan yaptırımlar ve sahte sigortalılık tespitinin vergi hukukuna etkileri, ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde incelenecektir.
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 4 üncü maddesinde sigortalı sayılanlar, 5 inci maddesinde bazı sigorta kollarının uygulanacağı sigortalılar, 6 ncı maddesinde ise sigortalı sayılmayanlar düzenlenmiştir. Kanunda “sahte sigortalılık” kavramına açıkça yer verilmemekle birlikte, uygulama ve yargı içtihatları ile bu kavramın çerçevesi belirlenmiştir.
Sahte sigortalılık bildirimleri Kanunun 4/1-a bendi kapsamında yapılan bildirimlerde ortaya çıkmaktadır. Zira bu bent kapsamında sigortalılığın başlangıcı, çalışmaya başlanılan tarih olarak kabul edilmekte; sigortalılığın varlığı, şekli bildirimlerden ziyade fiilî çalışmanın mevcudiyetine bağlanmaktadır.
Bu kapsamda, bir kimsenin 5510 sayılı Kanun anlamında 4/1/a kapsamında sigortalı sayılabilmesi için aşağıdaki koşulların birlikte gerçekleşmiş olması gerekmektedir:
Bu üç koşuldan herhangi birinin bulunmaması halinde, Kanun kapsamında sigortalılıktan söz edilmesi mümkün değildir.
Buna karşılık uygulamada, gerçekte herhangi bir çalışma ilişkisi ve fiilî faaliyet bulunmamasına rağmen, kişilerin sosyal güvenlik haklarından yararlanabilmesi amacıyla sigortalı hizmet bildirimlerinin yapıldığı görülmektedir. İşte fiilî ve gerçek bir çalışma olgusuna dayanmayan bu tür bildirimler, uygulamada ve yargı kararlarında “sahte sigortalılık” olarak nitelendirilmektedir.
Uygulamada sahte sigortalılık olgusunun ortaya çıkışında, tarafların farklı menfaat beklentileri etkili olmakta olup, bu beklentiler genellikle sosyal güvenlik haklarından haksız yararlanma, idari yükümlülüklerin bertaraf edilmesi, ruhsat ve izin şartlarının sağlanması veya mali yükümlülüklerin azaltılması amacına dayanmaktadır. Bu kapsamda sahte sigortalılığa başvurulmasının başlıca gerekçeleri şunlardır:
3.1. Sosyal Güvenlik Haklarından Fiilen Çalışmadan Yararlanma Amacı
Yurt içinde veya yurt dışında sağlık hizmetlerinden yararlanabilmek ve ilaç temin edebilmek,
Analık ve hastalık hallerinde geçici iş göremezlik ödeneği alabilmek,
Emeklilik yaşını yükselten kanuni düzenlemelerden etkilenmemek amacıyla sigorta girişi yapılması,
Tahsis işlemlerinde son yedi yılda en fazla prim ödenen sigortalılık statüsünü değiştirerek (örneğin 4/1-b yerine 4/1-a’dan) daha erken yaş ve daha az günle emekli olma imkânı elde etmek.
3.2. Kamu Personel Rejiminden Kaynaklanan Menfaatler
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu kapsamında eş durumu tayin hakkından yararlanabilmek amacıyla gerçekte çalışılmadığı halde sigortalı gösterilmesi.
3.3. Ruhsat, İzin ve İdari Şartların Sağlanması Amacı
İşverenlerin silah taşıma ruhsatı alabilmeleri için gerekli olan belirli sayıda sigortalı işçi çalıştırma şartını kâğıt üzerinde sağlamak,
Faaliyet yürütülebilmesi için diploma, sertifika veya mesleki yeterlilik sahibi personel istihdamı şartının gerçekte sağlanmadığı halde, bu kişilerin sigortalı gösterilmesi suretiyle ruhsat veya izin alınması.
3.4. SGK’ya Karşı Asgari İşçilik Yükümlülüklerinin Tamamlanması Amacı
Özel bina inşaatı işlerinde veya ihale konusu işlerde Kuruma bildirilmesi gereken asgari işçilik tutarının sağlanabilmesi için gerçekte çalışmayan kişilerin sigortalı gösterilmesi.
3.5. Teşvik ve Desteklerden Haksız Yararlanma Amacı
Sigortalıların fiilen çalıştığı il dışında, teşvik kapsamındaki başka bir ilde çalışıyormuş gibi bildirilmesi suretiyle teşvik mevzuatından yararlanılması.
3.6. Mali ve Finansal Menfaat Sağlama Amacı
Bankalardan kredi, kredi kartı veya finansman temin edebilmek amacıyla, gerçekte çalışılmadığı halde sigortalı gösterilerek düzenli gelir ve çalışma ilişkisi varmış gibi görünüm oluşturulması.
Sigortalı olarak bildirilen kişinin çalışmalarının gerçek ve eylemli olmadığının, diğer bir ifadeyle sahte sigortalılığın tespit edilmesi halinde, sosyal güvenlik mevzuatı bakımından bir dizi idari ve hukuki sonuç doğmaktadır. Bu kapsamda;
a) Söz konusu kişi adına Kuruma bildirilmiş olan sigortalı hizmetlerin, ilk tescil niteliğinde olması halinde ise sigorta sicil numarasının iptal edilmesi,
b) Sigortalı olarak bildirildiği dönemlere ilişkin işyeri kayıt ve belgelerinin, Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği hükümleri uyarınca geçersiz sayılması ve her bir geçersizlik hali için ayrı ayrı idari para cezası uygulanması,
c) Sigortalı bildirilen kişi veya bakmakla yükümlü olduğu kimseler adına Kurum tarafından yersiz olarak yapılmış ödemeler ve diğer masrafların, işveren ve sigortalıdan müştereken ve müteselsilen tahsil edilmesi,
d) Gerçeğe aykırı belge düzenlenmesi nedeniyle sorumlular hakkında Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulması,
e) Bu kişiler adına ödenmiş primlerin, Türk Borçlar Kanunu’nun 80 inci maddesi (mülga Borçlar Kanunu m.65) uyarınca Kurum gelirlerine irat kaydedilmesi ve iade edilmemesi,
hususlarının değerlendirilmesi gerekmektedir.
Bu sonuçlar göstermektedir ki sahte sigortalılık, yalnızca sigortalılığın iptali ile sınırlı olmayıp; idari para cezaları, rücu alacakları ve cezai sorumluluk boyutunu da içeren çok yönlü yaptırımlara yol açmaktadır.
193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 40 ıncı maddesinin ikinci bendinde; “Hizmetli ve işçilerin iş yerinde veya iş yerinin müştemilatında iaşe ve ibate giderleri, tedavi ve ilaç giderleri, sigorta primleri ve emekli aidatı (…) 27 nci maddede yazılı giyim giderleri” gider olarak indirilebilecek unsurlar arasında sayılmıştır.
Madde metninde açıkça “gerçek hizmet” ibaresine yer verilmemiş olmakla birlikte, dikkat edilmesi gereken husus, giderin “hizmetli ve işçilere” ilişkin olmasıdır. Bu ifade, giderin ancak hukuken ve fiilen işçi sıfatını taşıyan kişiler için söz konusu olabileceğini göstermektedir.
Nitekim aynı Kanun’un 61 inci maddesinde ücret;
“İşverene tabi ve belirli bir işyerine bağlı olarak çalışanlara hizmet karşılığı verilen para ve ayınlar” şeklinde tanımlanmıştır.
Bu iki hüküm birlikte değerlendirildiğinde, gider yazılabilecek ödemenin:
Diğer taraftan, Vergi Usul Kanunu’nun 3/B maddesinde yer alan; “Vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyeti esastır.” hükmü gereği, şeklen bordroya bağlanmış bir ödemenin, eğer gerçekte bir hizmet ifasına dayanmıyorsa, vergi hukuku bakımından ücret olarak kabul edilmesi mümkün olmadığından ücret giderleri kanunen kabul edilebilir gider olma vasfını kaybetmektedir.
Dolayısıyla, sahte sigortalılık tespiti sonrasında vergi incelemesi yapılması halinde, söz konusu ücretlerin kanunen kabul edilmeyen gider (KKEG) olarak dikkate alınması ve buna bağlı olarak mükellef nezdinde matrah farkı oluşması söz konusu olabilmektedir. Zira ücret giderlerinin reddedilmesi, doğrudan doğruya ticari kazanç veya kurum kazancını artırmakta; bu artış üzerinden eksik hesaplanan gelir veya kurumlar vergisi için vergi ziyaı doğabilmektedir.
Öte yandan eylemli ve fiili çalışması olmayan kişilere ilişkin ücret bordrosu düzenlenmesi ve bu bordroların yasal kayıtlara gider olarak işlenmesi, Vergi Usul Kanunu bakımından muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge sonucunu doğurabilmektedir. Bu husus, olayın niteliğine göre Vergi Usul Kanunu’nun 359 uncu maddesi kapsamında kaçakçılık suçu değerlendirmesine dahi konu olabilmektedir.
Sahte sigortalılık, ilk bakışta yalnızca sosyal güvenlik mevzuatını ilgilendiren bir ihlal gibi görünmekle birlikte, gerçekte vergi hukuku bakımından da doğrudan ve çok yönlü sonuçlar doğuran bir olgudur. Zira fiilî ve gerçek bir çalışma ilişkisine dayanmaksızın yapılan sigortalı bildirimleri, bu bildirimlere dayanak teşkil eden ücret bordrolarını ve buna bağlı olarak yasal defter kayıtlarını hukuken tartışmalı hale getirmektedir.
Gelir Vergisi Kanunu’nun 40 ve 61 inci maddeleri ile Vergi Usul Kanunu’nun 3/B maddesi birlikte değerlendirildiğinde, ücret giderlerinin indirilebilmesinin şekli belge düzeninden ziyade, gerçekte bir hizmet ifasına dayanması gerektiği açıkça ortaya çıkmaktadır. Bu noktada sosyal güvenlik denetimleri sonucunda fiilî çalışmanın bulunmadığının tespiti, vergi hukuku bakımından söz konusu ödemelerin “ücret” niteliğini ortadan kaldırmakta; dolayısıyla bu ödemelerin gider olarak kabulü de mümkün olmamaktadır.
Bu durum, uygulamada yalnızca gider reddi ve matrah farkı doğurmakla kalmamakta; vergi ziyaı ve bazı hallerde Vergi Usul Kanunu’nun 359 uncu maddesi kapsamında cezai sorumluluk tartışmalarını da beraberinde getirmektedir.
Sonuç olarak, sahte sigortalılık tespitleri değerlendirilirken, konunun yalnızca SGK yaptırımları çerçevesinde değil; vergi hukuku ve vergi ceza hukuku boyutlarıyla birlikte ele alınması, hem uygulayıcılar hem de mükellefler bakımından zorunluluk arz etmektedir.
KAYNAKÇA
11.02.2026
Kaynak: www.MuhasebeTR.com
(Bu makale kaynak göstermeden yayınlanamaz. Kaynak gösterilse dahi, makale aktif link verilerek yayınlanabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayınlayanlar hakkında yasal işlem yapılacaktır.)
>> Duyurulardan haberdar olmak için E-Posta Listemize kayıt olun.
>> SGK Teşvikleri (150 Sayfa) Ücretsiz E-Kitap: hemen indir.
>> MuhasebeTR mobil uygulamasını Apple Store 'dan hemen indir.
>> MuhasebeTR mobil uygulamasını Google Play 'den hemen indir.
>> YILIN KAMPANYASI: Muhasebecilere Özel Web Sitesi 1.666 TL + KDV Ayrıntılar için tıklayın.