Ertuğrul Tuncer
Mükellef Hakları, neredeyse her ülkede mevcut bir uygulama yöntemi olduğu için “evrensel nitelikli” sayılmaktadır.
Vergi, devlet mekanizmasının can damarı olduğu için, vergiyi ödeyenlerin de bir hakkının bulunması kaçınılmazdır. Bu haklar, ilk etapta, mükelleflerin, kamu yönetiminden, adil ve eşitlikçi davranılmasını, kendisiyle ilgili bilgilere daha kolay erişebilmesini istemek olanağını yaratmaktadır.
Vergilemenin ve amme alacağı tahsilatının usul kanunlarında yer alan mükellefiyete ilişkin haklar, doğrudan vergileme veya tahsilat prosedürleriyle ilgili olduğu için mükelleflerin vergilenme ve ödeme durumları dışındaki hallere yönelik bazı düzenlemelere ihtiyaç bulunmaktadır.
Usul Hukukumuzda, mahremiyetin korunması, izahta bulunabilme, inceleme yeri tercih edebilme, uzlaşma, pişmanlık, dava açma gibi mükellef hakları mevcut olsa da “Mükellef Hukuku” sayılabilecek bir düzenleme mevcut değildi.
Uzun yıllar tartışma konusu olan mükellef hakları ile ilgili olarak önce Gelir İdaresi ile Denetim Birimi tarafından bazı özel konular sıralanarak “Mükellef Hakları” Bildirgeleri yayınlanmıştır. Özellikle vergi incelemelerine ilişkin usullerin ve etik davranışların sıralanmasıyla hukuka değil, İdari Düzenlemelere bazı eklemeler yapılmıştır.
Tek taraflı bu bildirgelerde, İdari Birimler bir nevi kendi etik değerlerini ve görev bilincini sıralamıştır. Bu düzenlemeler bir “HUKUK “ yaratmamıştır.
“Mükellef Haklarına” değil, “ MÜKELLEF HUKUKUNA” duyulan ihtiyaç giderilememiştir. Zira, vaat ve taahhüt edilen hakların ne derecede geçerli olduğunu, hangi ölçüde doğru uygulandığını izleyecek bir merci/makam bulunmadığı için, bildirgeler “kör kuyuya niyet anlatma” olarak kalmıştır.
Gelir İdaresinin Mükellef Hakları Bildirgesinde “Taahhütler” şöyle sıralanmaktadır;
Bu yazılanlar yerine getirilmezse, yapılıp edilmezse ne olacağı, mükellefin nereye-nasıl başvurabileceği belli değildir. O nedenle “hak var – hukuk yok” diyoruz.
Vergi Denetim Kurulunun, mükellef hakları konusundaki bildirgesi ise – doğal olarak - vergi incelemesine mahsustur.
Vergi mükelleflerinin inceleme sürecindeki hakları aşağıdaki gibi açıklanmıştır;
Bu bildirgelerde yer alan hususlar, zaten genel kabul görmüş haklardır. Bu hakların hayata geçirilmesi, uygulanmadığı takdirde mükelleflerin haklarını nasıl kullanabileceği burada da açık değildir. Bu haklar yazılıp duyurulmuştur ama onları izleyecek, yerinde ve doğru biçimde kullanılmasını sağlayacak bağımsız bir organ yoktur. Bu organ bir nevi “VERGİ OMBUDSMANI” görevi görecektir.
2020 yılında, bu ihtiyacın fark edilmesiyle, 60 Numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararıyla mükellef haklarının korunup izlenmesini sağlayacak “Mükellef Hakları Kurulu” oluşturulmuştur.
Bu Kurul bir mahkeme, uzlaştırma ya da takdir mercii değildir. Görev alanını, Mükellef-Vergi İdaresi ilişkisi oluşturmaktadır. Misyonu, mükellefe tanınan hakların kullanılmasını-kullandırılmasını izlemek ve uyarmaktır.
Kurul aslında bağımsız olarak düşünülmüş ama görev alanına giren kurum ve birimlerle ilişki içinde olması gerektiği de dikkate alınarak Maliye Bakanlığı nezdinde çalışması planlanmıştır.
“Bakanlık Nezdinde” yer alması fikri sanırım bu konudaki ilk yanılgı olmuştur. “Bağımsız Kurul” fikrine karşı ilk alerjik reaksiyon içerden gelmiş olmalıdır. Bu nedenle mevzuat kısmen oluşturulmuş ancak kurul organizasyonu hayata geçirilememiştir.
Kurulun amacı ve görevi; “mükellef haklarının korunmasına yönelik temel ilke ve kuralları belirlemek, benimsenip uygulanmasını sağlamak” şeklinde tanımlanmıştır.
Tekrardan kaçınılmadan belirtmeliyim ki, mükellef hakları, özellikle vergi usul hukukumuzda farklı biçimlerde düzenlenmiş ve uygulanması çoğu zaman idarenin yorumuna bırakılmıştır.
Mükellef haklarının “mükellef hukukuna” dönüştürülmesi şarttır. Mükelleflerin haklarının, her vergi haftasında zikredilmesi değil, farkındalığının yaygınlaştırılmasıyla etkin hale gelecektir.
İngiltere, Fransa, Almanya, Hollanda gibi birçok batı ülkesinde ve ABD’de bu konu uzun zaman önce hukuki zemine kavuşturulmuştur. Bizde de, öncelikle, yasalarda var olanlar ile uygulamada ortaya çıkan “kabuller” dikkate alınarak bir “hukuki zemin” ve bunun “ İdari Ayağının” oluşturulması şarttır.
Kurul yasal olarak mevcuttur ama hayatta değildir. Üyelerinin seçimi ve çalışma usulleri bir yönetmelikle belirlenecektir. Kurulun yaptırım yetkisi belli değildir. Kurul, sadece bir “danışman” niteliğinde kalırsa, ortaya konulan iyi niyet boşa çıkacaktır.
Kurulun Yetki konusu sadece yönetmelikle düzenlenirse, daha işin başında hukuki bir hata işlenmiş olacaktır. Bazı yetkilerin yasal zemine oturtulması daha yararlı olacaktır.
Bir başka alternatif olarak Kurulun, “Bakanlık Dışında” organize edilmesi düşünülebilir ancak bu defa Bakanlıkla ilişkilerin sağlığı tartışılacaktır.
Bu nedenle, mevcut durum muhafaza edilerek, Yönetmeliğin bir an önce çıkartılmasına ve faaliyete geçmesine itiraz edilmemelidir. Yaşanacak olaylar geleceğin mimarisini oluşturacaktır.
Bu arada şunu da belirtmeliyiz ki, asli görevi mükellefe danışmanlık, rehberlik ve idare ile olan ilişkisinde yardımcılık olan Meslek Örgütlerinden ve Mükellef teşekküllerinden bu Kurula üye verilmesi son derece yararlı olacaktır.
06.01.2026
Kaynak: www.MuhasebeTR.com
(Bu makale kaynak göstermeden yayınlanamaz. Kaynak gösterilse dahi, makale aktif link verilerek yayınlanabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayınlayanlar hakkında yasal işlem yapılacaktır.)
>> Duyurulardan haberdar olmak için E-Posta Listemize kayıt olun.
>> SGK Teşvikleri (150 Sayfa) Ücretsiz E-Kitap: hemen indir.
>> MuhasebeTR mobil uygulamasını Apple Store 'dan hemen indir.
>> MuhasebeTR mobil uygulamasını Google Play 'den hemen indir.
>> YILIN KAMPANYASI: Muhasebecilere Özel Web Sitesi 1.279 TL + KDV Ayrıntılar için tıklayın.