Ahmet Turgut Akkaya
Türk Dil Kurumu' na göre ‘uzlaşma’ sözcük anlamı, kendi isteklerinden ödün vererek, tarafların anlaşmasıdır. Ceza Muhakemesi hukukuna göre ise uzlaşma, mağdurların haklarının korunması ve aynı zamanda failin topluma kazandırılması amacı ile kurulmuş bir uygulamadır.
213 sayılı Vergi Usul Kanunu’ nun (vergi usul kanunu tadil tasarısı ve gerekçesi dışında) gerekçesi bulunmadığından Tarhiyat Öncesi Uzlaşma kenar başlıklı Ek 11. maddesi aynen aşağıya alınmıştır. Ve yazımızın konusu bu maddedeki değişiklik ve bu değişikliğin örneklerle açıklanmaya çalışılmasıdır.
‘Maliye Bakanlığı, vergi incelemesine dayanılarak tarh edilecek vergilere ilişkin kesilecek vergi ziyaı cezaları ile …Türk lirasını aşan usulsüzlük ve özel usulsüzlük cezalarında (359 uncu maddede yazılı fiillerle vergi ziyaına sebebiyet verilmesi halinde kesilecek ceza ile bu fiillere iştirak edenlere kesilecek ceza hariç) tarhiyat öncesi uzlaşma yapılmasına izin verebilir. (…) Tarhiyat öncesi uzlaşmaya ilişkin esas ve usuller Yönetmelikte belirtilir.’
Ek 11’ inci maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “vergiler ve bunlara” ibaresi “vergilere” şeklinde değiştirilmiş, “tarh edilecek vergi ve” ibaresi madde metninden çıkarılmış, ikinci fıkrasının son cümlesi yürürlükten kaldırılmış ve üçüncü fıkrasında yer alan “verginin tarhından ve” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır. Bu değişiklik 28.07.2024 tarih ve 7524 sayılı Vergi Kanunları İle Bazı Kanunlarda Ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile düzenlenmiştir.
Söz konusu kanun teklifinde özetle; tespit edilen matrahla beyan edilen matrah arasındaki uyumsuzlukların izaha konu edilmesine yönelik düzenleme yapılması, kurumlar vergisinde bazı ödemelerin tevkifat kapsamına alınmasına yönelik yetki düzenlemesi yapılması, vergi cezalarının artırılması, uzlaşma müessesinin cezalar ile sınırlandırılması, devreden KDV’ nin azaltılmasına yönelik düzenlemeler yapılması, gelir vergisi, ÖTV ve KDV ile ilgili bazı istisnaların kaldırılması ve bazı istisnaların uygulanma şeklinin değiştirilmesi, Küresel Asgari Kurumlar Vergisi uygulamasıyla birlikte yerel asgari kurumlar vergisi ile ilgili düzenlemeler yapılması, Yap-İşlet-Devret modeli ile kamu özel işbirliği projeleri kapsamında yürütülen faaliyetlerden elde edilen kazançlara uygulanacak kurumlar vergisi oranının %30’a çıkarılması ve yaşlılık, malullük, ölüm aylığı almakta olan emekli ve hak sahiplerine dosya bazında verilen asgari ödeme tutarının yükseltilmesinin amaçlandığı görülmektedir.
Yukarıda belirtilen madde metninden anlaşılacağı üzere sadece vergi ziyaı cezası ve usul ve özel usulsüzlük cezaları uzlaşma kapsamındadır. Hâlbuki öncesinde ‘vergi incelemesine dayanılarak tarh edilecek vergiler ve bunlara ilişkin kesilecek vergi ziyaı cezaları ile…’ şeklindeydi ve mükellef veya mükellef kurumlar vergi aslı üzerinde de uzlaşma hakkında sahipti.
Her ne kadar vergi aslında tarhiyat öncesi uzlaşmanın kaldırılmış olması mükellefler açısından olumsuz bir durum gibi görünse de gerçekte bazı durumlarda haksızlığa/gerçek mahiyette aykırılığa neden olabilmekteydi.
Vergi sistemimiz beyan esasına dayanmaktadır. Beyan esası ise mükelleflerin elde ettiği gelirlerini/iratlarını özgür iradeleri ile bildirmesine bağlı sistemdir. Mükelleflerin kendi beyan ettikleri matraha itiraz edemeyecekleri 213 sayılı VUK' da belirtilmiştir. Vergi alacağının, ödenmesi gereken duruma geldiği tahakkuk aşamasında bir vergi incelemesine tabii olmadan mükelleflerin beyanı esas alınmakta ve bu beyanına güvenilmektedir. Beyan esasının diğer bir sonucu da 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’ nun 378’ inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince, mükelleflerin beyan ettiği ve tarh aşaması tamamlanmış vergiye karşı dava açamayacağıdır.
Bu durumu uygulamada sıklıkla karşılaşılan bir örnekle açıklamaya çalışırsak, özel inşaat işleri ile uğraşan bir mükellefin 2025 yılında 10 dairelik bir apartman inşa ettiği/tamamladığı ve bu dairelerden birini çocuğuna verdiği/2025 yılında teslimini gerçekleştirdiği ve bu nedenle (unutma sebebi ile sehven) fatura düzenlemediğidir. Gerçekleştirilen 2025 yılı vergi incelemesinde bu işlemin sonuçları aşağıdaki gibi olacaktır.(örneğimizde gecikme faizi yoktur ve 2025-2026 yılları KDV beyannamesinde ödenmesi gereken KDV mevcuttur)
193 sayılı GVK’ nın ‘Gider Kabul Edilmeyen Ödemeler’ kenar başlıklı 41/1. maddesine göre, teşebbüs sahibi ile eşinin ve çocuklarının işletmeden çektikleri paralar ve aynen aldıkları sair değerler, aynı kanunun 38. ve 39. maddelerine istinaden emsal bedeli ile değerlenerek teşebbüs sahibinin çektiklerine ilave olunması gerekmektedir. Hatta çekilen bu değerlere, 3065 sayılı KDVK’ nın 27. maddesinde belirtilen emsal bedeli ile değerlenerek KDV hesaplanması da gerekmektedir.
Bu kanun hükümleri gereğince mükellefin KDV hariç 1.000.000,00.-TL değerinde bir gayrimenkulü faturasını düzenlemeden teslim ettiği tespiti halinde gelir vergisi ve katma değer vergisi tarhiyatları önerilecektir. Yapılan inceleme sırasında mükellefin ifadesi ile 2026 yılında düzenlenmesi unutulan bu faturanın sonradan düzenlendiği ve 2026 yılı gelir ve KDV matrahlarına eklendiği ortaya çıktığında mükellefin dönemsellik kavramına riayet etmediği durumu ile karşılaşılacaktır.
Dönemsellik kavramı, işletmelerin sınırsız sayılan yaşam sürelerinin sınırlı uzunlukta belli dönemlere bölünmesi ve her dönemin faaliyet sonuçlarının diğer dönemlerden ayrı olarak saptanmasını ifade eder. Bu esasa göre, faaliyet sonuçları ilgili olduğu dönemde değerlendirilir. Gelir ve giderin tahakkuk esasına göre muhasebeleştirilmesi; hasılat, gelir ve karların, aynı döneme ait maliyet, gider ve zararla karşılaştırılması bu kavramın bir gereğidir.
Dönemsellik ilkesi 213 sayılı VUK’ un 174. maddesinde ‘Defterlerin hesap dönemi itibariyle tutulacağı, kayıtların her hesap dönemi sonunda kapatılacağı ve ertesi dönem başında yeniden açılacağı, hesap döneminin normal olarak takvim yılı olduğu’ şeklinde ifade edilmiş, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunun 6. maddesinde, ‘Kurumlar vergisi mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı, safi kurum kazancının tespitinde, Gelir Vergisi Kanunun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı’ hükme bağlanmıştır.
Ticari kazancın tespitinde tahakkuk esasının geçerli olacağı Gelir Vergisi Kanununun 39. maddesinde, ‘Elde edilen hasılat, tahsil olunan paralarla tahakkuk eden alacakları; giderler ise, tediye olunan ve borçlanılan meblağları ifade eder.’ hükmünden açıkça anlaşılmakta, doğrudan belirtilmese bile diğer birçok maddede bu esas üzerinde durulmakta, ancak kanunda tahakkuk esasının genel bir tanımı yer almamaktadır. Genel kabul görmüş tanıma göre tahakkuk esası, gelir ya da giderin mahiyet ve miktar itibariyle kesinleşmesidir. Tahakkuktan bahsedebilmek için gelir ya da gideri doğuran işlemin eksiksiz olarak gerçekleşmesi, yani gelirin mahiyetinin ve miktarının kesinleşmesi ile birlikte hukuken istenebilir duruma gelmesi veya olayın gerçekleşmesi gerekmektedir.
Bir gelir ya da giderin kurum kazancının tespitinde vergilendirme açısından hüküm ifade eder hale gelebilmesi için mutlaka tahakkuk etmiş olması gerekmektedir. Söz konusu şartın oluşması için gelir ve gider vergilendirme yönünden anlam kazanmış olmaktadır. Dönemsellik ilkesi ise ancak bu safhada devreye girmekte, vergilendirme açısından anlamlı hale gelen gelir ya da giderin hangi dönemin gelirleri ya da giderleri arasında yer alacağı, bir başka ifade ile hangi dönem kazancının tespitinde dikkate alınacağı, dönemsellik ilkesi uyarınca belirlenecektir.
Örneğimizi hatırlayacak olursak mükellefin 2025 yılında beyan etmesi gereken bir adet faturayı 2026 yılı matrahlarına ilave ettiği ve dolayısıyla da dönemsellik ilkesine uymadığı durumudur. İnceleme yılında yani 2025 yılında bir adet fatura düzenlememekten 1.000.000,00.-TL tutarında gelir ve katma değer vergisi matrah farkının o yılın kazancına eklenmesi gerekir. Aynı şekilde 2026 yılında da fazladan beyan ettiği 1.000.000,00.-TL tutarında matrahın beyanlarından çıkarılması gerekecektir. Mükellef 2026 yılına ilişkin bu düzeltme işlemini talep ederek yaptığını varsaydığımızda 213 sayılı VUK’ un 116. maddesine göre 2026 yılı matrahlarının düzeltilmesi fazladan ödediği (ödendiği kabul edilmiştir) verginin iadesi/mahsubu gerekir.
Yapılan tarhiyat sonrasında mükellefin ‘tarhiyat öncesi uzlaşma talebi’ varsa mükellef vergi idaresi ile uzlaşabilecektir. Uzlaşma sırasında vergi aslında %20 oranında ve vergi ziyaı cezasında ise mükellefe %75 oranında indirim uygulandığı varsayımında mükellefin ödenmesi gereken gelir vergisi ve katma değer vergisi %20 oranında azalacaktır. Ancak mükellef 2026 yılında 1.000.000,00.-TL tutarında çocuğuna tesliminde bulunduğu faturayı düzenlemiş olduğunda gerçekte 2025 yılında beyan etmesi gereken matrah tutarını da bu tutar kadar eksik beyan ettiğini kabul etmiştir.
Vergi idaresince mükellefin uzlaşma ile vergi aslında zaten ödemesi gereken vergi üzerinden bir de %20 oranında bir indirim uygulandığında mükellefe gerçekte iade yapılmış gibi olacaktır. Olayımıza katma değer vergisi açısından bakacak olursak (ödenmesi gereken KDV beyan ettiği varsayımı ile) mükellefin 2025 yılında (1.000.000,00 X 0,20=) 200.000,00.-TL tutarında zaten katma değer vergisi ödemesi gerekirken uzlaşma sonucu bu tutar 160.000,00.-TL tutarına indirildiğinde mükellefe 40.000,00.-TL tutarında iade yapılmış olacaktır. Çünkü mükellef 2026 yılına ilişkin dönemsellik ilkesi gereği vergi dairesi düzeltme talebini dikkate aldığında yine katma değer vergisi açısından baktığımızda ödediği 200.000,00.-TL tutarında vergiyi düzeltmiş yani iade/mahsubunu almıştır. Mükellefin zaten ödediği bir vergi üzerinde uzlaşma ile %20 indirim uygulandığında mükellefe 40.000,00.-TL tutarında iade yapılmış gibi olacaktır.
Bu örnek tabii ki istisna bir durumdur. Ancak belirtilen olay uygulamada vardır ve bu durumu takip etmek vergi dairesi ve inceleme elemanı tarafından, iş yükleri sebebiyle, güçtür.
Vergi Kanunlarımız Fransa ve Almanya ülkelerinin uygulamaları üzerine kurulmuştur. Bu ülkelerden Almanya’ ya baktığımızda ‘uzlaşma (vergleich)’ uygulaması mevcuttur. Ancak genellikle, (örneğin Fransa’ da) vergi cezaları üzerinde uzlaşma daha yaygındır. Avrupa ülkelerinde de vergi aslı üzerinde uzlaşma olmadığı söylenebilir.
Bazı vergi incelemelerinde özellikle dönemsellik kavramına mükellefin riayet etmediği durumlarda vergi aslında uzlaşmak, ödenmesi gereken verginin doğruluğunu sağlamamakta ve bu gibi durumların takibi de vergi dairesi ve vergi inceleme elemanları tarafından iş yükü sebebiyle zor olmaktadır. Bu sebeple bile vergi aslında uzlaşmanın kaldırılmasının 213 sayılı VUK’ un 3. ve 134. maddelerine uygun olduğu söylenebilir. Zaten model aldığımız Fransa örneğinde de vergi cezalarında mümkünken, vergi aslında uzlaşmak mümkün değildir.
Kaynakça
-213 sayılı Vergi Usul Kanunu
-193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu
-3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu
-TC Hazine ve Maliye Bakanlığı Müfettiş Görüş Raporu
12.02.2026
Kaynak: www.MuhasebeTR.com
(Bu makale kaynak göstermeden yayınlanamaz. Kaynak gösterilse dahi, makale aktif link verilerek yayınlanabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayınlayanlar hakkında yasal işlem yapılacaktır.)
>> Duyurulardan haberdar olmak için E-Posta Listemize kayıt olun.
>> SGK Teşvikleri (150 Sayfa) Ücretsiz E-Kitap: hemen indir.
>> MuhasebeTR mobil uygulamasını Apple Store 'dan hemen indir.
>> MuhasebeTR mobil uygulamasını Google Play 'den hemen indir.
>> YILIN KAMPANYASI: Muhasebecilere Özel Web Sitesi 1.666 TL + KDV Ayrıntılar için tıklayın.