YAZARLARIMIZ
Zülfü Yalçın
Avukat
Öğretim Görevlisi
Kamu Hukuku Doktora Öğrencisi
Dicle Üniversitesi Sosyal Bilimler Üniversitesi
zulfuylcn@gmail.com



Menfi Tespit Davasının Kısmi Olarak Açılabilmesi

Giriş

Yürürlükte bulunan hukukta tespit davası ve kısmi dava 6100 sayılı HMK’da düzenlenen iki önemli dava türüdür. Bu iki dava türüyle ilgili genel esaslar HMK’da ortaya konulmakla beraber uygulamada içtihatlarla muğlak konular netliğe kavuşmuştur. Zira her iki davanın ayrı ayrı açıldığı bir durumda genel esaslar açık olmakla birlikte bu iki davanın bir arada açılabildiği durumda uygulamanın ne şekilde olacağı kesin değildir. Bu çalışmada iki dava türüne kısaca değinildikten sonra Yargıtay uygulamasında ne gibi bir uygulamanın esas alındığı ele alınacaktır.

Tespit Davası

Tespit davası, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 106/1. maddesinde yer alan düzenlemeye göre bir hakkın veya hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun yahut bir belgenin sahte olup olmadığının belirlenmesine ilişkin davadır. Bir hakkın ya da hukuki ilişkinin varlığına dair açılan davalar müspet tespit davası olarak adlandırılırken menfi tespit davası ise bir hakkın ya da hukuki ilişkinin yokluğuna, olmadığına dair davalardır. Menfi tespit davası ile ilgili bir diğer düzenleme de 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu 72/1. maddede yer almaktadır. İİK’da yer alan düzenlemeye göre borçlu, icra takibinden önce ya da takip sırasında borçlu olmadığının ispatı için menfi tespit davası açılabilir. Bu noktada borçlu, hakkında icra takibi başlatılmadan önce borçlu olduğu yönünde bir iddia vardır ya da açılan ve usulüne uygun bir şekilde devam eden bir icra takibinde borçlu konumundadır.

Kısmi Dava

Kısmi dava, HMK 109/1. maddede yer alan düzenlemeye göre talep konusunun niteliği itibariyle bölünebilir olduğu durumlarda sadece bir kısmının açılan davada ileri sürüldüğü davadır. HMK’nın mülga 109/2. maddesi talep konusunun miktarının, taraflar arasında tartışmasız veya açıkça belirli ise kısmî dava açılamayacağını düzenlemekteydi. Ancak belirtilen fıkranın yürürlükten kaldırılmış olması nedeniyle talep konusunun miktarı artık tartışmasız ya da açıkça belirli olsa bile kısmi dava açılabilmektedir. HMK 109/3. Maddede yer alan düzenlemeye göre de davacı davasını açarken, talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat etmemişse, fazlaya ilişkin hakkını saklı tutmuşsa talep konusunun geri kalan kısmı için ek dava açabilecektir.

Kısmi dava açılmasına yukarıda belirtilen “talep konusunun niteliği itibariyle bölünebilir olması” koşulu yanında ayrıca bu davayı açmakta hukuki yararının da olması gerekmektedir. Hukuki yarar kavramı, HMK 114/h maddesinde bir dava şartı olarak belirtilmiş olup mahkemeden hukuksal korunma talebiyle bir davanın açılabilmesi için davacının bu davayı açmakta (veya mahkemeden hukuksal korunma istemekte) bir çıkarının bulunması olarak ifade edilebilir.[1] Davacının hakkını elde edebilmesi için mahkeme kararına ihtiyacı olması, hukuk kuralları tarafından haklı bulunup korunan bir yararı olmalı ve mahkemeyi gereksiz yere uğraştırmamalıdır.[2] Ayrıca bu hukuksal yararın hukuki ve meşru, doğrudan ve kişisel, doğmuş ve güncel olması gerekmektedir.[3] Hukuki yararın varlığı mahkemece her aşamada kendiliğinden dikkate alınması gereken bir husus olup taraflarca sunulan deliller, olaylar ve olgular dikkate alınarak davanın açıldığı tarihe göre belirlenecektir. Dava hakkı hem 1982 Anayasasının 36. maddesinde düzenlenen “hak arama özgürlüğü” hem de AİHS 6. Madde kapsamında korunmakta olup hukuki yararın varlığının dava şartı olarak belirlenmesi, haksız dava açarak dava hakkının kötüye kullanılmasının önüne geçmek için bir güvence oluşturacaktır.[4]

Menfi Tespit Davası ve Kısmi Dava İlişkisi

Her iki dava türü bakımından kanuni düzenlemeler açık olmasına rağmen ikisinin bir arada olduğu durumlarda ne tür bir uygulamanın karşımıza çıkacağı net değildir. Zira menfi tespit davasında borçlu, çoğunlukla borçlu olmadığını ileri sürdüğü borç miktarını tam olarak bilmektedir. Örneğin icra takibi başlatılması durumunda borçlu, eline geçen ödeme emrinde borç miktarını tam olarak öğrenmektedir. Ya da icra takibi başlatılmadan önce, örneğin bir faturaya ya da tutanakla borçlu olunduğunun bildirilmesi durumunda davacı, yine iddia edilen borç miktarını belirleyebilme imkânına sahiptir. Bu noktadan hareketle yargılamada davacının menfi tespit davasını kısmi olarak açmakta hukuki yararının olup olmadığı yönünde iki görüş ortaya çıkmıştır.

Birincisi, menfi tespit davasının kısmi olarak açılamayacağı, tam dava olarak açılması gerektiği yönünde Yargıtay 19. Hukuk Dairesi kararlarında benimsenen görüştür. 19. Hukuk Dairesi’ne göre menfi tespit davası kısmi dava olarak açılamaz ve bu davanın kısmi olarak açılması halinde belirlenen talep miktarına göre eksik harç tamamlattırılmalı ve sonuca gidilmelidir.[5] 19. Hukuk Dairesi’nin birçok kararında menfi tespit davasının kısmi olarak açılamayacağı doğrudan belirtilmiştir.[6] Bu görüşe göre alacak miktarının tartışmasız veya açıkça belirli olduğu hallerde belirsiz alacak veya kısmi dava açılmasında alacaklının hukuki yararı bulunmamaktadır.[7] Menfi tespit davasının kısmi olarak açılması halinde eksik harcın tamamlanması için kesin süre verilmekte, aksi halde dava reddedilmektedir.

İkincisi ise 6644 sayılı Kanunla HMK’nın 109/2. maddesinin yürürlükten kaldırılması nedeniyle talep konusu açık ve tartışmasız bile olsa, taraflardan birinin bedelin ihtilaflı olduğu yönünde iddiası varsa yargılamaya devam edilmesi gerektiği yönünde daha çok Yargıtay 3. Hukuk Dairesi tarafından benimsenen görüştür. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi kararlarına göre taraflar arasında ileri sürülen borç miktarı konusunda ihtilaf varsa bu durumda davacının kısmi menfi tespit davası açmakta hukuki yararı vardır.[8] Örneğin taraflardan biri bedelin yüksek hesaplandığını ileri sürüyorsa bu durumda talep konusu belirli olmayıp tartışmalı olacağı için hukuki yararın varlığı kabul edilmesi gerekmektedir.[9] Dikkat edilmesi gereken nokta talep konusu bedelin ihtilaflı olduğunun açıkça belirtilmesi ve bunun ortaya konulmasıdır. Bu noktada davacının hukuki yararının var olduğu kabul edilmektedir. Zira bir kimsenin kendi lehine olan davayı açmaya zorlanamayacağına dair HMK’da hüküm bulunmaktadır.

Kısmi dava ile menfi tespit davasında önem taşıyan bir diğer nokta da yatırılacak yargılama gideridir. Talep konusunun bölünebildiği bir durumda davacı tarafından daha az yargılama gideri ödeme suretiyle davasını ikame etme imkânı bulunmaktadır. Zira kısmi dava açılması mümkün olan hallerde davacının, yargılama giderlerinden tasarruf etmek için, kısmi dava açmasında korunmaya değer bir hukuki yararı olduğu kabul edilmektedir. Buna karşılık, bir alacağın (keyfen) küçük parçalara bölünerek, her parça için ayrı ayrı dava açılmasında, korunmaya değer bir hukuki yarar yoktur.[10] Menfi tespit davasının kısmi olarak açılmadığı durumda davacının davasını belirli olan miktar üzerinden açması halinde dosyaya sunulacak bilgi ve belgelerde ve alınacak bilirkişi raporunda talep konusunun aslında olduğundan daha düşük ya da yüksek çıkması durumunda yargılama giderleri bakımından sorun olabilir.

Sonuç

Belirtilen açıklamalardan menfi tespit davasının kısmi olarak açılmasında uygulamada bir netlik olmadığı görülmektedir. Bu konuda yasal düzenlemeler de ayrıntılı hükümler içermemektedir. Bu nedenle uygulamada ne gibi bir yol izlenmesi gerektiği yorum yoluyla belirlenmelidir. Menfi tespit davasının kısmi olarak açılmasının kabul edilmemesi ihtimalinde davacının aleyhine sonuçlar doğurabileceği kuşkusuzdur. Zira denetime elverişli olmayan bir usulde ve hatalı bir şekilde tahakkuk eden bir fatura bedelinin düşündüğümüzde uyuşmazlık konusu miktar bellidir. Bu ihtimalde davacının tüm bedel üzerinden açacağı menfi tespit davasında (borcun hiç olmadığı ihtimali dışında) davanın kısmen kabul kısmen ret olma ihtimali yüksektir. Ayrıca davacı, elinde olmayan bilgi ve belgeler nedeniyle borcunu tam olarak belirleme imkânına da sahip olmayabilir. Bu durumda davacı, hakkaniyete aykırı olarak haklı olduğu bir durumda yargılama giderini ödemeye mahkûm edilmektedir. O halde menfi tespit davasının, uyuşmazlık konusunun davanın açıldığı tarihte ihtilaflı olması ve belirlenebilir olmaması koşuluyla, kısmi olarak açılabilmesinin isabetli olacağı kabul edilmelidir. Zira bu şekilde açılan bir davada davacı, daha sonra yargılamada ortaya çıkacak yeni delillere ve alınacak bilirkişi raporuna dayanarak fazla yargılama gideri ve davanın kısmi ret olması halinde karşı vekâlet ücreti ödememek zorunda kalabilecektir, ki bu durumda davacının hukuki yararının olduğu kuşkusuzudur. Özetle menfi tespit davasının kısmi dava olarak açılabileceği şeklindeki Yargıtay 3. Hukuk Dairesi kararları daha isabetlidir.

Kaynakça:

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2015/21-3366 Esas, 2019/987 Karar, T. 1.10.2019

Emel Hanağası: Davada Menfaat, Ankara 2009, Seçkin Yayıncılık, Önsöz VII

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2011/10-642 Esas, 2012/38 Karar, T. 01.02.2012

Yargıtay 19. Hukuk Dairesi, 2017/2989 Esas, 2019/798 Karar, T. 11.02.2019

Yargıtay 19. Hukuk Dairesi, 2014/13323 Esas, 2014/17617 Karar

Yargıtay 19. Hukuk Dairesi 2015/7720 Esas, 2016/4845 Karar, T. 18.03.2016

Yargıtay 19. Hukuk Dairesi 2014/16046 Esas, 2015/3670 Karar, T. 16.03.2015

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 2020/12086 Esas, 2021/2262 Karar, T. 03/03/2021

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 2020/2651 Esas, 2020/3672 Karar, T. 30.06.2020

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2020/508 Esas, 2020/2225 Karar,

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2017/11385 Esas, 2019/876 Karar,

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 2017/2175 Esas, 2018/6640 Karar

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 2020/2651 Esas, 2020/3672 Karar, 30.06.2020


*Zülfü YALÇIN, Sİ Kurtalan MYO Öğretim Görevlisi, Dicle Üni. Kamu Hukuku Doktora Öğrencisi, Avukat

[1] Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2015/21-3366 Esas, 2019/987 Karar, T. 1.10.2019

[2] Emel Hanağası: Davada Menfaat, Ankara 2009, Seçkin Yayıncılık, Önsöz VII

[3] Hanağası, age. s. 135

[4] Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2011/10-642 Esas, 2012/38 Karar, T. 01.02.2012

[5] Yargıtay 19. Hukuk Dairesi, 2017/2989 Esas, 2019/798 Karar, T. 11.02.2019 (Benzer nitelikte 19. Hukuk Dairesi, 2014/13323 Esas, 2014/17617 Karar)

[6] Yargıtay 19. Hukuk Dairesi 2015/7720 Esas, 2016/4845 Karar, T. 18.03.2016

[7] Yargıtay 19. Hukuk Dairesi 2014/16046 Esas, 2015/3670 Karar, T. 16.03.2015

[8] Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 2020/12086 Esas, 2021/2262 Karar, T. 03/03/2021

[9] Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 2020/2651 Esas, 2020/3672 Karar, T. 30.06.2020 (Benzer nitelikte kararlar 3. Hukuk Dairesi 2020/508 Esas, 2020/2225 Karar, 3. Hukuk Dairesi 2017/11385 Esas, 2019/876 Karar, 13. Hukuk Dairesi 2017/2175 Esas, 2018/6640 Karar)

[10] Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 2020/2651 Esas, 2020/3672 Karar, 30.06.2020

29.05.2023

Kaynak: www.MuhasebeTR.com
(Bu makale kaynak göstermeden yayınlanamaz. Kaynak gösterilse dahi, makale aktif link verilerek yayınlanabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayınlayanlar hakkında yasal işlem yapılacaktır.)

>> Duyurulardan haberdar olmak için E-Posta Listemize kayıt olun.

>> Uygulamalı Enflasyon Muhasebesi (171 Sayfa) Ücretsiz E-Kitap: hemen indir.

>> SGK Teşvikleri (156 Sayfa) Ücretsiz E-Kitap: hemen indir.

>> MuhasebeTR mobil uygulamasını Apple Store 'dan hemen indir.

>> MuhasebeTR mobil uygulamasını Google Play 'den hemen indir.


GÜNDEM