YAZARLARIMIZ
Zeyneddin Çetin
Vergi Müfettişi
cetinzeyni@gmail.com



213 Sayılı VUK’ un 160/A Maddesiyle Sahte Belge Düzenleyicilerin Şah Damarı Kesilebilecek Mi?-3

Bilindiği üzere, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’na(VUK), 5/12/2019 tarihli ve 7194 sayılı Kanunla, “Mükellefiyet kaydının analiz ve değerlendirme sonuçlarına bağlı olarak terkini” başlığıyla 160/A maddesi ilave edilmiştir. Konuyla ilgili usul ve esasları belirlemek üzere 520 Sıra No’lu VUK Genel Tebliği 07.10.2020 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Bir önceki yazılarımızda, yapılan yasal ve idari düzenlemenin esasları belirtilmişti. Getirilen düzenlemeler, özetle; sahte belge düzenleme riskinin yüksek olduğu tespit edilenlerin mükellefiyetinin sonlandırılması ve haklarında vergi incelemesinin başlatılması öngörülmüştür. Bu kapsamdaki mükelleflerin yeniden mükellefiyet kaydı açabilmesi için bir ay içerisinde bağlı olunan vergi dairesine başvuruda bulunması, belirlenen tutarda teminat göstermesi ve vergi borçlarının ödenmesi gerekmektedir. Ayrıca bu kapsamdaki mükellefler, yeniden mükellefiyet kaydı açılması durumunda elektronik belge sistemine tabi olacaktır. Aynı şekilde ödeme ve tahsilatlarından, ilgili dönemde geçerli fatura düzenleme alt sınırını aşanların, aracı finansal kurumlar aracılığıyla yapılması yükümlülüğü getirilmiştir. Öte yandan getirilen diğer yükümlülükler; mükellefiyeti terkin edilenlerin ve 153/A maddesi kapsamında bunlarla ilişkili olan kişilerin yeni mükellefiyet kurabilmesi için belirlenen tutarda teminat göstermesi ve terkini yapılan mükellefiyetin vergi borçlarının ödenmesidir.

Bu yazımızda ise ‘sahte belge’ ile ilgili getirilen bu uygulamaya katkı olması bakımından sahte belge düzenleme(SBD) ve sahte belge kullanma(SBK) ile mücadelede alınması gereken diğer tedbirlere ve konuyla ilgili önerilere yer verilecektir.

Maalesef ticari hayatta talep gören sahte belge olayı, ülkemizde rekabet eşitsizliğini oluşturmada ve kayıt dışılığın artmasında önemli bir etkendir. Sahte belge ile mücadele kapsamında vergi mevzuatımıza 2019 yılında giren 213 sayılı VUK’ un 160/A maddesi, kayda değerdir ve küçümsenmemesi gerekir. Bu madde kesin bir çözüm getirmeyebilir ama sahte belge düzenlemeyi önlemede önemli bir aşama sağlanacağı düşünülmektedir. Bu uygulamanın daha başarılı olmasına katkı bakımından aşağıda bazı önerilerimiz olacaktır. Önerilerimizin bir kısmı için idari düzenleme, bir kısmı için ise yasal düzenleme gerektirmektedir.

1- Sahte belge düzenleme riskinin yüksek olduğu tespit edilenler hakkında gerekli işlemlerin yapılması amacıyla vergi daireleri nezdinde komisyon kurulması öngörülmüştür. Bu durum, her bir vergi dairesinde ayrı bir komisyon kurulmasını gerektirmektedir. Ancak bilindiği üzere vergi dairesi başkanlığı ve defterdarlıklar bünyesinde İzah Değerlendirme Komisyonu(İZDK) bulunmaktadır. Her bir vergi dairesinde ayrı bir komisyonun kurulması uygulama farklılığı doğurabilecektir. Ayrıca mal müdürlüklerinde ve bazı vergi dairelerinde personel ve imkan yetersizliği olabileceğinden ve komisyonun yapısı bakımından daha uygun karar verebilmek adına, sahte belge düzenleme riskinin yüksek olduğu tespit edilenler hakkındaki kararın söz konusu bu İzah Değerlendirme Komisyonları tarafından verilmesi gerektiği düşünülmektedir.

2- Artık klasik inceleme yöntemlerinden farklı yöntemler kullanılmalıdır. Vergi inceleme elemanları, artık SBK incelemelerinden kurtulmalıdır. Mesela SBK’ ya yönelik işemrileri vergi incelemesi ile değil, Vergi Denetim Kurulu Başkanlığı(VDK) bünyesinde kurulan İzah Değerlendirme Komisyonu(İZDK) vasıtasıyla sonuçlandırılabilir. Vergi incelemesinin prosedürü çok, süreçleri ise zaman almaktadır. İkinci olarak, SBK incelemelerinin büyük bir çoğunluğu bilmeyerek sahte belge kullanıldığı kanaatiyle sonuçlandırıldığı ayrı bir gerçektir. İdare, özellikle e-belge, e-defter, defter beyan sistemi ve Form Ba-Bs aracılığıyla artık mükellefin hangi belgeleri kullanıp kullanmadığını rahatlıkla tespit edilebilecek bir aşamadadır. Ayrıca VDK’ da 01.01.2020 den itibaren e-tebliğ dönemi başlamıştır. Dolayısıyla sonuçlandırma işleminin çok daha kısa sürede ve etkin bir şekilde yapılabileceği düşünülmektedir. Belli tutarın altındakilerin işlemleri zaten bu Komisyonlar aracılığıyla yapılmaktadır ve vergi incelemesi yönteminden daha hızlı sonuçlar alınabilmektedir. Bu nedenle SBK’ ya dönüşen işemrilerinin, VDK’ya bağlı Daire Başkanlıklarındaki İzah Değerlendirme Komisyonları vasıtasıyla sonuçlandırılmasının daha pratik ve verimli olacağı, sadece SBD’ ye dönüşebilecek riskli SBK işemrilerinin inceleme ile sonuçlandırılması gerektiği düşünülmektedir.

3- Sahte belge düzenleyenlerle ilgili getirilen söz konusu bu yeni düzenlemenin, bir farklılaştırma sağlayacağı muhakkaktır. Ancak en az bu durum kadar önemli bir husus daha vardır: sahte belgeye olan talebin de kırılması gerektiğidir. Sahte belge düzenleyen ve kullananların farklı ve daha ağır bir vergi mevzuatına tabi olunacağının bilinmesi sağlanmalıdır. Şu anki vergi mevzuatımıza göre sahte belge kullanan mükelleflerin özel esaslara tabi olmaları dışında çokta farklı bir uygulamaya tabi değiller. Özel esaslara tabi olması hususu vergi iadeleri ile ilintili olduğundan mükelleflerin çokta endişelendiği bir husus değildir. Bu anlayışın kırılması gerekmektedir. Anlayış olarak; sahte belge kullanmak, sahte belge düzenlemek kadar endişe edilecek bir durum olmalıdır.

Sahte belge düzenleme fiilinden kaynaklanan vergi ve cezalar zaten uzlaşma kapsamı dışındadır. Burada sahte belge kullananlar içinde benzer bir düzenleme getirilebileceği düşünülmektedir. Mesela, ilk sahte belge kullanma tespitinde uzlaşma kapsamında kabul edilmesi, sonraki tespitte uzlaşma kapsamı dışına çıkarılması, bir sonraki tespitte ise savcılığa suç duyurusunda bulunulması gibi hususların getirilmesi sahte belge kullanımını minimize edeceği tahmin edilmektedir.

Aynı şekilde geçmiş son 10 yılda, alacakların yapılandırılması ve matrah/vergi artırımını içeren 6111, 6736 ve 7143 sayılı Kanunlar çıkarılmıştır. İleride bunlara benzer Kanunlar çıkarılması halinde(-ki TBMM’nin gündeminde benzer bir düzenlemenin olduğu konuşulmaktadır), sahte belge düzenleyenler ve sahte belge kullananlar için farklı ve daha ağır bir yapılandırma şartlarına tabi tutulması gerekmektedir. Bunun caydırıcı bir uygulama olacağı düşünülmektedir.

4- Sahte belge düzenleyen ve kullananların ticari hayatta farklı ve daha ağır bir mevzuata tabi olunacağının, ticari faaliyetinde daha dezavantajlı şekilde rekabete mazur kalınacağının bilinmesi gerekmektedir. Mükelleflerin bu kapsama girmesi halinde zaman zaman çıkarılan veya hali hazırda yürürlükte olan muafiyet, istisna, teşvik, destek, yardım ve benzeri hususlardan tamamen veya kısmen faydalandırılmaması veya ağır koşullar altında faydalandırılması halinde, sahte belge düzenleme ve kullanımının azalacağı düşünülmektedir.

5- 213 sayılı VUK’ ta yer alan vergi mahremiyeti içeren düzenlemelerin yeniden gözden geçirilmesi elzemdir. Özellikle sahte belge düzenleyicilerin ve (ikinci veya üçüncü tespite tabi kılınan)sahte belge kullanıcıların; banka, noter, meslek odası, tapu, sosyal güvenlik kurumu, gümrük, belediye ve benzeri kurum ve kuruluşlardaki iş ve işlemlerinde farklı ve daha ağır müeyyidelere tabi olacak şekilde bu maddenin yeniden gözden geçirilmesi gerektiği düşünülmektedir. Verginin güvenliği ve sistemsel kontroller bağlamında, ilgili birimlere ek yetki ve sorumlulukların getirilmesi uygun olacaktır.

6- Maalesef bazı mükellefler, genel olarak katma değer vergisi(KDV) ödememek için hesaplanan KDV ile İndirilecek KDV’yi denkleştirme cihetine gitmektedir. Her ne kadar bütçe gelirleri arasında yer alan KDV, vergi türü itibariyle önemli bir yekun tutsa da esas itibariyle bu vergi, kurumsallaşan büyük işletmeler tarafından yüklenilmektedir. Bu anlamda KDV ödemesinin tabana yayıldığını söylemek güçtür. Bunun önemli bir nedeni ise KDV’nin yüksek olduğu algısı vardır. Bu nedenle KDV’de istisnaların daraltılması, KDV oranın belli oranlarda ve sektörlerde azaltılması, KDV yönünden hasılat esaslı vergilendirme uygulamasına geçişlerin artırılması veya zorunlu kılınması gibi hususların ayrıca düşünülmesinde fayda vardır.

7- Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlerin(SMMM), bu mücadelede çok önemli bir aktör olduğu hususu unutulmamalıdır. Ülkemizde beyana dayalı bir vergi sistemi mevcuttur. Ağırlıklı olarak beyan ve bildirimler, SMMM’ ler tarafından yapılmaktadır. Yaptıkları iş çok kıymetli ve değerlidir. Ön kontrol sürecinde olmaları bakımından yaptıkları işin en az vergi incelemesi kadar ehemmiyet taşıdığı da aşikardır. Getirilen bu yeni uygulamaya katkı sunanlar ödüllendirilmeli ancak sistemi bilinçli şekilde engelleyenlere de bazı müeyyideler getirilmesi gerektiği düşünülmektedir. Evet denilebilir ki, SMMM’ ler için zaten mali ve disiplin yönünden sorumlulukları bulunmaktadır. Ancak sorumluluk müessesesinin iyi ve etkin şekilde işlediği söylenemez ve yeterli bir çözüm de değildir. Burada önemli olan önleyici kontrol mekanizmasının oluşturulması gerektiğidir. Kanaatimizce; her SMMM, defterini tuttuğu mükelleflerin sahte belge düzenleme ve kullanma tespitlerine göre mükellef odaklı performans puanına tabi tutulmalıdır. Ayrıca buna başka kriterler de dahil edilebilir. Mükellef odaklı performans puanının yüksek olması bir avantaj olmalı, düşük olmasının bir olumsuzluk sonuç doğuracağı bilinmelidir. Örneğin yapılacak olumsuz tespitlere göre puan düşürülecek ve bunun sonucunda, karnesinin belli puanın üstünde kalanlara, belli tutar ve vergi türünde vergi iadesi için rapor düzenleme yetkisi ve/veya buna benzer yetkilerin, avantajların verilmesi düşünülebilir. Belli puanın altında kalanlar ise, belli müeyyidelere tabi tutulabilir. Örneğin sahte belge düzenleyiciden kaynaklı puan azalışları nedeniyle mali sorumluluk gereği belli tutarda teminat istenmesi ve defter tutma kotasının/sınırlandırılmasının getirilmesi, sahte belge kullanıcılardan kaynaklı belli puan azalışları nedeniyle de defter tutma kotasının/sınırlandırılmasının getirilmesi gibi hususlar düşünülebilir. Ayrıca bu puanlama, SMMM’lere gelir vergisi iadesinin yapılmasında bir kriter olarak da düşünülebilir.

Sonuç olarak;

213 sayılı VUK’ un 160/A maddesi ile getirilen esas düzenlemeler; sahte belge düzenleme riskinin yüksek olduğu tespit edilenlerin, mükellefiyetinin sonlandırılması ve haklarında vergi incelemesinin başlatılması, yeniden mükellefiyet kaydı açabilmesi için ise bir ay içerisinde bağlı olunan vergi dairesine başvuruda bulunması, belirlenen tutarda teminat göstermesi ve vergi borçlarının ödenmesidir. Söz konusu düzenlemeyle, sahte belge düzenleyicilerin hareket alanında bir kısıtlama sağlanacağı düşünülmektedir. Bu açıdan söz konusu düzenleme, önemlidir ve küçümsenmemesi gerekir.

Artık ‘sahte belge’ ile mücadelede, anlayış değişikliğine ihtiyaç olduğu bilinmelidir. Var olan klasik yöntemlerin yetersiz kaldığı gerçeğini görmemiz gerekmektedir. Bu açıdan vergi, ceza ve ticari mevzuatımızın gözden geçirilmesi gerektiği düşünülmektedir.

Getirilen söz konusu yeni uygulamaya katkı olması bakımından sahte belge düzenleme ve sahte belge kullanma ile mücadelede alınması gereken tedbirler ve konuyla ilgili önerilerimiz;

-SBD riskinin yüksek olduğu tespit edilenler hakkındaki kararın, vergi dairesi başkanlığı/ defterdarlıklar bünyesindeki İzah Değerlendirme Komisyonu tarafından verilmesi,

-Sahte belge kullanmaya yönelik işlerin, vergi incelemesi ile değil VDK’ ya bağlı Daire Başkanlıklarındaki İzah Değerlendirme Komisyonları vasıtasıyla sonuçlandırılması,

-Sahte belge düzenleyen ve sahte belge kullananların farklı ve daha ağır bir vergi mevzuatına tabi olması,

-Sahte belge düzenleyen ve sahte belge kullanan mükelleflerin ticari hayatta daha ağır rekabet koşullarına, ağır yaptırıma ve ek müeyyidelere tabi olması,

-Katma değer vergisi türünde istisnaların daraltılması, KDV oranının belli oranlarda ve sektörlerde azaltılması, KDV yönünden hasılat esaslı vergilendirme uygulamasına geçişlerin artırılması veya zorunlu kılınması,

-Mali Müşavirlerin bu mücadelede çok önemli bir aktör olduğu bilinmeli, getirilen bu yeni uygulamaya katkı sunanlar ödüllendirilmeli ancak sistemi bilinçli şekilde engelleyenlere de bazı müeyyideler getirilmelidir.

Son söz, sahte belgenin el yakan bir ‘’kor’’ olarak algılanacağı şekliyle vergi, ceza ve ticari mevzuatın yeniden düzenlenmesi gerektiği düşünülmektedir.

Kaynakça

-213 Sayılı Vergi Usul Kanunu,

-7194 Sayılı Kanun

-520 Sıra No’lu VUK Genel Tebliği

05.11.2020

Kaynak: www.MuhasebeTR.com
(Bu makale kaynak göstermeden yayınlanamaz. Kaynak gösterilse dahi, makale aktif link verilerek yayınlanabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayınlayanlar hakkında yasal işlem yapılacaktır.)

GÜNDEM