YAZARLARIMIZ
Zekai Akbulak
Vergi Müfettişi
z_akbulak@hotmail.com



Borç İkrarı ve Ödeme Taahhüttü Belgesinin Damga Vergisi Yönünden Değerlendirilmesi

GİRİŞ

Şirketler veya mükellefler ticari faaliyetlerini yürütürken yapmış oldukları mal veya hizmet alımları karşılığında birbirlerine karşı ödeme, yapma, teslim etme gibi bir takım yükümlülüklere girerler. Mal veya hizmeti alan taraf ise, üzerine düşen ödeme yükümlülüğünü nakit veya diğer borçlanma türleri ile ödemeği seçebilir. Yapılan ticari alım satım sonucunda bazen ödeme yükümlülüğü olan taraf alacaklı karşı tarafa olan borcunun hukuken daha kuvvetli olması adına borç ikrarı veya ödeme taahhüttü belgesi düzenleyerek teslim eder. Makalemizde ise bu belgenin vergi kanunlarımız karşısında damga vergisi yönünden değerlendirmek suretiyle açıklık getirmeye çalışılmıştır.

1- Borç İkrarı ve Ödeme Taahhüdü Belgesi:

Borç ikrarı kavramı Türk Dil Kurumu sözlüğünde ki anlamı “benimseme, onama tasdik etme, kabul etme” olarak geçmektedir. Bu belge ile mal veya hizmeti alan taraf üzerine düşen borcun tutarını kabul ettiğini karşı tarafa bildirmektedir. Ödeme taahhüttü belgesi ise; Mal ve ya hizmeti alan tarafın ödeme yükümlülüğü altına girmiş olduğu borç tutarını alacaklı karşı tarafa ödeyeceğimi bildirdiği belgedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 14.11.2012 gün ve Esas:2012/20-583, Karar:2012/789 kararında ikrar kesin delil olarak kabül edilmiştir. İlgili karar metninde yer aldığı üzere, “Kesin delil, yanları ve hakimi bağlayan, bu tip delillerle kanıtlanan olayın hukuksal doğru olarak kabul edilmesi gereken delillerdir. Hakimin kesin delilleri takdir yetkisi yoktur. Bu biçimde ispatlanan hususu doğru kabul etmek zorundadır. Hukukumuzda kesin deliller sınırlı olup bunlar, ikrar, senet, yemin ve kesin hükümdür.”[1]

2- Damga Vergisi Yönünden Borç İkrarı ve Ödeme Taahhüttü Belgesi:

488 sayılı Damga Vergisi Kanununun 1 inci maddesinde, bu Kanuna ekli (1) sayılı tabloda yazılı kâğıtların damga vergisine tabi olduğu; 3 üncü maddesinde, damga vergisinin mükellefinin kağıtları imza edenler olduğu, resmi dairelerle kişiler arasındaki işlemlere ait kağıtların damga vergisinin kişiler tarafından ödeneceği; 4 üncü maddesinde, bir kağıdın tabi olacağı verginin tayini için o kağıdın mahiyetine bakılacağı ve buna göre tabloda yazılı vergisinin bulunacağı, kağıtların mahiyetlerinin tayininde, şekli kanunlarda belirtilmiş olanlarda kanunlardaki adlarına, belirtilmemiş olanlarda üzerlerindeki yazının tazammun ettiği hüküm ve manaya bakılacağı, mahiyeti tayin edilmek istenen kağıt üzerinde başka bir kağıda atıf yapılmışsa, atıf yapılan kağıdın hükümlerine nazaran iktisap ettiği mahiyete göre vergi alınacağı… şeklinde kanunda yer almıştır.

488 sayılı Damga Vergisi Kanununun 1’inci maddesinde yer alan ekli 1 sayılı tabloda ise; I Akitlerle ilgili kağıtlar bölümü altında yer alan A.1 Mukavelenameler, taahhütnameler ve temliknameler ile A.4’de yer alan tahkimnameler ve sulhnamelerin binde 9,48 oranında Damga Vergisine tabi olduğu belirtilmiştir.

Büyük Mükellefler Vergi Dairesi Başkanlığı Mükellef Hizmetleri Grup Müdürlüğü tarafından verilen 02.11.2020 tarih ve 64597866-155.01-E.25500 sayılı özelgede yer aldığı üzere; “Buna göre, icra müdürü ile borçlu şirket yetkilisi ve alacaklı şirketiniz avukatı arasında …/…/2018 tarihinde düzenlendiği, borçlu şirket yetkilisi …'in borcu ödemeyi taahhüt ettiğine, alacaklı şirketiniz avukatının da borçlunun ödeme taahhüdünü ve miktarını kabul ettiğine ilişkin hükümler içerdiği anlaşılan özelge talep formu ekinde yer alan … sayılı kağıdın, 488 sayılı Kanuna ekli (1) sayılı tablonun I/A-1 fıkrası uyarınca nispi damga vergisine tabi tutulması ve verginin kişi konumunda bulunan şirketiniz veya borçlu şirket tarafından ödenmesi gerekmektedir.”[2] Şeklinde denilmek suretiyle ödeme taahhüdünü içeren belgenin damga vergisine tabi olduğuna yer verilmiştir.

3- Borç İkrarı ve Ödeme Taahhüdünde Noter Tasdiki Olup Olmaması Durumu:

Uygulamada genellikle mükellefler kendileri tarafından tek taraflı veya karşılıklı olarak düzenlenen Borç İkrarı ve Ödeme Taahhüdü Belgesinin noter tasdikli olmadığını bu nedenle de damga vergisine tabi olmadığını düşünerek damga vergisini beyanı vermemektedirler. Oysaki 488 sayılı Damga Vergisi Kanununda belirtilen ve damga vergisine tabi olan kâğıtlarda noter tasdiki şartı aranmamaktadır. Borç İkrarı ve Ödeme Taahhüdü Belgesinin taraflarının yaptıracakları noter tasdikleri, düzenlenen bu belgenin hukuki değerlerini kuvvetlendirse de damga vergisi yönünden bir koşul olarak aranmayacaktır. Zira 488 sayılı Damga Vergisi Kanununun 1’inci maddesinde yer aldığı üzere; “Bu kanundaki kağıtlar terimi, yazılıp imzalamak veya imza yerine geçen bir işaret konmak suretiyle düzenlenen ve herhangi bir hususu ispat veya belli etmek için ibraz edilebilecek olan belgeler ile elektronik imza kullanılmak suretiyle manyetik ortamda ve elektronik veri şeklinde oluşturulan belgeleri ifade eder.”[3] denilmek sureti ile damga vergisinin konusunun ne olduğu belirtilmiş ve herhangi bir noter şartına yer verilmemiştir.

4- Borç İkrarı ve Ödeme Taahhüdü Belgesi ile Değersiz Alacak İlişkisi:

Borç İkrarı ve Ödeme Taahhüdü Belgesi düzenlenme ile amaçlanan; ticari alım satıma konu olan şeye ilişkin ödeme yükümlülüğü altına giren borçlu tarafın, alıcıya vermek suretiyle düzenlediği bu belge ile borcun hukuki olarak tanınırlığı ve ispatı güçlendirilmiş olacaktır. Bazen taraflar bu belgeyi karşılıklı bir şekilde imzalamak suretiyle borçlu olan taraf bir yandan borcunun ne kadar olduğunu kabül ederken bir yandan da bu borcun belli bir tutarını ise ödeyemeceğini belirtebilir. Alacaklı taraf ise bu belgeyi imzalamak suretiyle bunu kabül eder. 213 Sayılı Vergi Usul Kanunun 324.’ncü maddesinde ki “Vazgeçilen Alacaklar” başlığı altında yer alan düzenlemeye göre; Konkordato veya sulh yoluyla alınmasından vazgeçilen alacaklar, borçlunun defterlerinde özel bir karşılık hesabına alınır. Bu hesabın muhteviyatı alacaktan vazgeçildiği yılın sonundan başlayarak üç yıl içinde zararla itfa edilmediği takdirde kar hesabına naklolunur…”[4]

213 Sayılı Vergi Usul Kanunun 322.’nci maddesinde ise; Değersiz alacaklara yer verilmiştir. Kanuni düzenlemeye göre alacağın tahsil imkânının kalmadığının, kazai bir hükümle veya kanaat verici bir vesika ile tevsik edilmesi icap etmektedir. Kazai bir hükümden anlaşılması gereken, alacağın tahsili için kanun yollarına başvurulmuş olması, icra takibinin yapılmış bulunması, bu müracaatlar ve takipler sonunda, alacağın ödenmeyeceğine hakim tarafından hükmedilmiş olması; kanaat verici vesika teriminden ise, ödemeyi imkansız hale getirmiş hal ve sebepler sonucu ortaya çıkmış belgeler anlaşılmalıdır. Alacağın tahsil güçlüğünün objektif ve inandırıcı belgelerle ortaya konması değersiz alacak uygulaması bakımından büyük önem taşımaktadır. Aksi takdirde alacakların tahsilinin mümkün olmadığının takdiri mükellefe bırakılmış olur. Böyle bir boşluk bırakmamak amacıyla kanun koyucu değersiz hale geldiği ileri sürülen alacağın ciddi olarak takip edildiğine ilişkin çabaların kazai bir hüküm veya kanaat verici bir vesika ile tevsikini öngörmüştür.[5] Tahsil imkanı kalmayan alacağın tek taraflı beyanla alacaktan vazgeçildiğini bildiren belgeye dayanılarak, değersiz alacak olarak değerlendirilmesi de mümkün değildir. Maliye Bakanlığı uygulamasına göre, vergi hukuku uygulamasında kanaat verici vesikalara örnek sayılabilecek belgeler;

-Borçlu aleyhine alacaklı tarafından açılan davayı borçlunun kazandığına dair mahkeme kararı,

-Mahkeme huzurunda alacaktan vazgeçildiğine ilişkin olarak düzenlenmiş belgeler,

-Alacaktan vazgeçildiğine dair konkordato anlaşması,

-Borçlunun dolandırıcılıktan mahkum olması ve herhangi bir malvarlığı bulunmadığını

belgeleyen resmi evrak,

-Borçlunun adresinin saptanamaması nedeniyle icra takibat dosyasının kaldırıldığını ve yasal süresi içerisinde yenileme talebinde de bulunulmadığını gösteren icra memurluğu yazısı,

-Gerek doğuşu gerekse vazgeçilmesi bakımından belli ve inandırıcı sebepleri olmak şartıyla alacaktan vazgeçildiğini gösteren anlaşmalar,

 -Ticaret mahkemesince borçlu hakkında verilmiş ve ilgili masa tarafından tasfiyeye tabi tutulmuş bulunan iflas kararına ilişkin belgeler sayılabilir.

Buna göre; verilen özelgeler ve kanuni mevzuat ile birlikte değerlendirildiğinde Borç İkrarı ve Ödeme Taahhüdü Belgesinin düzenlenmesi ile 213 Sayılı Vergi Usul Kanunumuzda yer alan Değersiz Alacak tanımı için aranan kanaat verici belge şartını tek başına taşımadığı sonucuna varılmıştır.

SONUÇ

Yapılan ticari alım satım işlemleri sonucunda ödeme yükümlülüğü olan taraf; alacaklı karşı tarafa olan borcunun hukuken daha kuvvetli olması adına borç ikrarı veya ödeme taahhüttü belgesi düzenleyerek bu belgeyi teslim etme yoluna gidebilir. Düzenlenen belge ise 488 Sayılı Damga Vergisi Kanununda belirtildiği üzere damga vergisine tabidir. Bu belgelerin noter tasdikli olup olmaması damga vergisinin doğması yönünden bir şart olarak aranmamıştır. Ayrıca bu belgenin düzenlenmesi tek başına Vergi Usul Kanunumuzda yer alan “Değersiz Alacak” için aranan kanaat verici vesika kıymetini taşımadığı sonucuna kanuni düzenlemeler ve verilen özelgeler ile varıldığı söylenebilir.      


[1] Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 14.11.2012 gün ve Esas:2012/20-583, Karar:2012/789

[2] 02.11.2020 tarih ve 64597866-155.01-E.25500 sayılı özelge

[3] 488 sayılı Damga Vergisi Kanunu Md. 1

[4] 213 Sayılı Vergi Usul Kanunu Md. 323

[5] 12.05.2016 tarih ve 67854564-105[1741]- 274 sayılı özelge

29.11.2021

Kaynak: www.MuhasebeTR.com
(Bu makale kaynak göstermeden yayınlanamaz. Kaynak gösterilse dahi, makale aktif link verilerek yayınlanabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayınlayanlar hakkında yasal işlem yapılacaktır.)

GÜNDEM