Dr. Ufuk ÖZDEMİR
Serbest Muhasebeci Mali Müşavir
ufuk@ada.net.tr
ARACIN PERT
OLMASI, HURDAYA ÇIKMASI, KDV VE MUHASEBESİ
Tarih: 15.01.2010
Karayolları trafik yönetmeliğinde,Araçların Hurdaya
Çıkarılması ile ilgili 39.maddede;
Motorlu
araçlar,
a) Ekonomik ömrünü doldurma veya herhangi
bir kaza, yanma, tahrip edilme ve benzeri durumlar
dolayısıyla kullanılamaz hale gelen araçlar ve devir
veya nakil ile hurdaya ayırma işlemi bir arada yapılacak
araçlar, sahiplerinin dilekçesi üzerine, ilgili vergi
dairesinden vergi borcunun bulunmadığına dair ilişik
kesme belgesi aldırıldıktan sonra muayeneye tabi
tutulmadan; ekonomik ömürlerini dolduranlardan eskime
ve yıpranma nedeni ile trafik emniyeti bakımından
tehlikeli olacakları muayene istasyonlarınca tespit
edilenler ise yetkililerin talebi üzerine, ilgili vergi
dairesinden vergi borcunun bulunmadığına dair ilişik
kesme belgesi alındıktan sonra, hurdaya çıkarılır.
Bunların kayıtlarına ve tescil belgelerine “hurdaya
çıkarılmıştır” damgası vurularak tescil belgesi
sahiplerine geri verilir, trafik belgesi ile tescil
plakaları geri alınarak iptal edilir.
b) Hurdaya ayrılmış olan taşıtlar, onarımla
yenilenseler bile tescil edilemezler. Ancak,
kullanılabilir durumdaki motoru ve diğer parçaları,
başka araçlarda kullanılabilir. Bunlardan gerekli
görülenler aracın kayıtlarına işlenir. Bu araçların
tescile esas müracaat formları ile tescil kayıt
defterine hurdaya çıkarıldıklarına dair gerekli kayıtlar
düşülür ve bu müracaat formları bir yıl sonra imha
edilir.
c) Hurdaya ayırma işlemleri aracın en son
tescilli olduğu ilde yapılır.
ç) Hurdaya ayrılan taşıtlarla ilgili
bilgiler trafik tescil şube ve bürolarınca elektronik
ortama aktarılır ve durum ilgili vergi dairesine de
bildirilir.
d) Hurdaya ayrılan araçlara ilişkin bilgiler
elektronik ortamda Bilgi İşlem Merkezince Milli Savunma
Bakanlığı Seferberlik Dairesi Başkanlığına gönderilir.
Denmektedir. Hurdaya çıkarılma bu şekilde olurken,bazı
meslektaşlarımın pert araç lafından hurdaya çıkarılmayı
algıladığını görmekteyim, her pert araç hurdamıdır?bence
değil yukarda arz ettiğim üzere trafikten kaydını
sildirmiş ve tescil belgelerine hurdaya çıkarılmıştır
kaşesi vurulan araçlar hurdadır.
Bir
örnek oluşturup, yapılması gereken muhasebe kayıtlarına
bakalım;
12.11.2008 tarihinde aktifleştirilmiş, 25.653,17 tl lik
ticari bir aracımız olsun, 31.12.2008 itibariyle
10.261.27 tl birikmiş amortismanı olsun,2009 da geçici
vergi dönemlerinde amortisman kayıtlarının defterde
yapılmadığını kabul ediyorum,bu aracımız ekim 2009 da
yaptığı trafik kazası neticesinde pert olması ile ilgili
eksper raporuna müteakip,firmaya 10.10.2009 tarihinde
33000 tl hasar tazmin parası ödenmiştir.
İlgili
sigorta şirketi pert araçları ihaleye çıkartarak
satmaktadır,araç 11.600 bedelle 15.12.2009 tarihinde
satılmıştır.sigorta şirketi araç sahibinden vekalet
almıştır,noter satışı kasko değeri olan 31.000 tl den
yapılmaktadır ,ancak ihale ile pert olan hasarlı araç
11.600 tl ye satıldığından noter satış senedinde 11600
tl KDV dahil satış beyan bedeli de belirtilmiştir.ilgili
araç pert ,hasarlı olduğundan noter satışına “çekme
belgeli “şerhi de konulmuştur
Trafikten sildirme ve hurda diye henüz bir durum mevcut
değildir,ona aracı alan kişi ve muayene istasyonu karar
verecektir.kaza sonucu hurda haline gelen, göreceği
tamir ve bakımdan sonra eski haline gelmesi ve bu
şekilde kullanılması mümkün olmayan ve hurda belgesi
alınmış olan hurda araçların gerek sigorta şirketince
gerekse diğer şahıslarca teslimi KDV Kanunun 17/4-g
maddesi kapsamında KDV’den istisna olacaktır.satışın,
kullanılmış ticari araç teslimi olarak değil; hurda
metal satışı olarak değerlendirilmesi gerekmektedir.
Örnek
uygulamamızda böyle bir durum mevcut değildir, araç pert,
çekme belgeli ihale ile satılmıştır, alan ve muayene
istasyonu ,aracı hurdaya ayırıp ayırmamaya karar
verecektir.
KDV
oranımız ne olacaktır?
örneğimizdeki ticari aracın (%18) oranda genel
katma değer vergisine tabi tutulması gerekmektedir.Binek
olsaydı ikinci elde KDV oranı % 1 olacaktı.
% 18 KDV
oranında hem fikir olduktan sonra ,bu oranın hangi
matraha uygulanarak fatura kesilmesine de karar
vermeliyiz.
VUK’nun
267’nci maddesi,Emsal bedeli, gerçek bedeli olmayan veya
bilinmeyen veyahut doğru olarak tespit edilemeyen bir
malın, değerleme gününde satılması halinde emsaline
nazaran haiz olacağı değerdir der.Örneğimizde emsal
bedel devreye girer mi? Sigorta şirketi pert aracı ihale
ile satmıştır,ihale bedeli KDV dahil 11.600 tl dir.VUK
3.maddesi hem idareyi hem mükellefi bağlar,yani vergiyi
doğuran olay ve buna bağlı muamelelerin gerçekliği
mevzubahis olacaktır.
Bilindiği üzere Harçlar Kanunu'nun 43. maddesi
gereğince, motorlu kara taşıtlarının alım, satım ve
taahhüt işlerinde kasko sigortasına esas bedeller harcın
matrahı olarak kabul edilmektedir,noter kasko bedelinden
harç almak için noter satış senedinde kasko bedelini
belirtmektedir.Ancak gerçek olan, araç hurdaya ayrılmasa
da ,eksper raporunda aracın pert olduğu belirtilmiş
olması,hasarlı aracın sigorta şirketince ihale ile
satıldığıdır.11.600 tl KDV dahil değeri aracın gerçek
satış değeridir.
Noterliklerde yapılan motorlu kara taşıtlarının alım,
satım değerinin gerçek değerinin altında gösterilmesi.
ülkemizde yaygın bir uygulama olup bunun vergisel kayba
neden olduğu bir gerçektir. Bu tür işlemlerde Türkiye
Sigorta ve Reasürans Şirketleri Birliği'nce belirlenen
kasko değerlerinin, taşıtların rayiç bedellerine
genellikle yakın olduğu görülmektedir.Gerçek değerinin
belirlenilemediği durumlarda kasko değerini emsal bedel
kabul eden yargı kararları da mevcuttur.
Ancak
örneğimizde ne peçeleme nede muvazaa mevcut
değildir,noter satışında çekme belgeli hasarlı araç
teslimi ve gerçek değer beyanı mevcuttur.
(Keseceğimiz faturada KDV matrahımızda belli
olmuştur,9.830,51 +1.769,49=11.600 tl .)
Örneğin muhasebe kayıtlarına başlayalım;

Sigorta
şirketince ödenen hasar tazminatı bir teslim veya hizmet
karşılığı olmadığından Katma Değer Vergisi Kanunu’nun
konusuna girmemektedir.
213 Sayılı
V.U.K. 328.maddesi amortismana tabii malların satılması
ile ilgili düzenlemede; “…….. Şu kadarki satılan
iktisadi kıymetlerin yenilenmesi işin mahiyetine göre
zaruri bulunur veya bu hususta işletmeyi idare edenlerce
karar verilmiş ve teşebbüse geçilmiş olursa bu takdirde,
satıştan tahassül eden kar, yenileme giderlerini
karşılamak üzere pasifte geçici bir hesapta azami üç yıl
süre ile tutulabilir. Her ne sebeple olursa olsun bu
süre içinde kullanılmamış olan karlar üçüncü yılın vergi
matrahına eklenir.
Üç yıldan
önce işin terki, devri veya işletmenin tasfiyesi halinde
bu karlar o yılın matrahına eklenir” Yine V.U.K.
329.maddesinde de aynı ifadeler
sigortadan
alınan tazminat fazlası için kullanılmaktadır.
Her iki maddenin son bendinde ise;
“Yukarıdaki
esaslar dahilinde yeni değerlerin iktisabında kullanılan
kar/tazminat fazlaları yeni değerler üzerinden bu kanun
hükümlerine göre ayrılacak amortismanlara mahsup edilir.
Bu mahsup tamamlandıktan sonra itfa edilmemiş olarak
kalan değerlerin amortismanına devam
olunur.”denilmektedir.
Muhasebe
bilgilerinin elde edilmesi ve açıklanması ile ilgili
uygulamalarda, bu bilgilerle ilgilenen tarafların
yararlarını dengeli şekilde göz önünde tutan, deneyim ve
mantıktan doğan, yararlılıkları genellikle kabul edilen
belli kurallara uyulur. Bu kurallar "genel kabul görmüş
muhasebe ilkeleri" adıyla bilinir. Bu ilkelerin teorik
dayanağı "muhasebenin temel kavramları" dır. Kavramlar,
muhasebe problemlerinin çözümü için uygulanacak
ilkelerin belirlenmesinde veya değişen durumlara göre
yeni ilkelerin geliştirilmesinde temel olacak görüşleri
yansıtır.
Muhasebe
ilkelerinin dayanağını oluşturan ve muhasebe
uygulamalarına yön veren, evrensel nitelikteki
muhasebenin temel kavramları, 12 başlıkta toplanmıştır;
Sosyal sorumluluk, Kişilik, İşletmenin sürekliliği,
Dönemsellik, Parayla ölçme, Tarihi maliyet esası,
İhtiyatlılık, Tam açıklama, Tutarlılık, Verilerin
güvenilir olması, Önemlilik ve Özün önceliği kavramı.
Çeşitli kesimlere bilgi üreten ve işletmenin varlıkları,
sermayesi ve borçları üzerinde değişmeler yaratan
işlemlerin izlenmesine ve kontrolüne olanak sağlayan
genel kabul görmüş muhasebe ilkelerinden özün önceliği
ve tam açıklama ilkesine göre düşündüğümde yorumladığım
muhasebe kayıtlarına aşağıdaki kayıtlarla devam ederken
,örneğimizin dışında gelişecek durumların yorumuna,siz
sevgili meslektaşlarım mutlaka kafa
yormalısınız,örneğimizde 3.dönem geçici vergi döneminde
sigorta tazminatını alsaydınız,satış 4.dönem geçici
vergi dönemi olsaydı,yada satış ertesi yıla sarksaydı ne
olurdu gibi,en çok üzüldüğüm gelen maillerden hep armut
piş ağzıma düş atasözüne uygun talepler
mevcut,araştırmacı olmalısınız.
Hem
nefsimizi hem çevremizi değerlendirmede düşebileceğimiz
hataları öğrensek, daha az hata yapabiliriz, gündelik
hayatımızda sorunlara yol açabilen endişe, sıkıntı,
çökkünlük ve öfke patlamaları gibi rahatsızlık verici
duygusal durumların oluşmasına düşünce şemalarımızdaki
bazı kusurlar katkıda bulunmaktadır. Çevremizden
etkilenerek ya da oluşan olaylarla aynı zamanda bizi o
an için rahatlatsın diye kullandığımız bazı düşünceler
alışkanlık haline gelerek, otomatik olarak kullanılmaya
başlanır. Bu tarz düşünce şemalarının ortak özelliği,
gerçeklik ilkesinden ve akılcılık temelinden ayrılmış
olmalarıdır.
Karşılaştığımız durumlar ya da olayların tek bir yönü
sizin için önem ifade ediyor, diğer alanları anlam
taşımıyorsa, o kısımları hesaba katmıyorsanız filtre
oluşturmaktasınız. Bazı kişiler yaşadıkları bir olay
başkaları için ne kadar güzel olursa olsun, onun içinden
olumsuz bir durumu adeta cımbızla çıkartırlar. Eğer
kişinin duygusal yapısı çökkünlüğe eğimli ise
kendilerinin küçümsemediği ya da kayıp yaşantılarını öne
çıkarabilirken; öfkeye eğilimler kendilerine haksızlıkta
bulunulduğunu; endişeli, evhamlı kişilerde kendileri ya
da çevrelerindekilerle ilgili tehdit olarak
algıladıkları şeyleri ön plana çıkarabilirler. Bu
durumda bizi rahatsız edebilecek olaylar adeta
mikroskoptan bakar gibi büyür, diğer güzel taraflar
küçülür, kendi geçmişimizi düşündüğümüz anlarda da bu
durum kendini göstermektedir. eskileri düşündüğümüzde
sadece üzücü, kaygı verici, sinirlendirici ya da
kararsız kaldığımız durumları daha çok hatırlıyor ve
diğer anılar çok kolay bir şekilde aklımıza gelmiyorsa,
gene bilinçaltımız aynı işlemi otomatik olarak yapıyor
demektir.
Farkındalıkların farkında olmayan özgür değildir der bir
büyüğümüz, bilinçaltına köle yaşamayı seçip bunun
farkında olmadan hayatı kendine ve etrafına zehir eden
bencil insanlardan olmak çok rasyonel olmasa gerek.
Olayların muhasebesini ilgili tüm mevzuatların ışığında
genel kabul görmüş muhasebe ilkelerine göre
yapmalısınız, yanlış yaptığı halde yanlışı yukarda arz
ettiğim obsesif davranış bozukluklarından yola çıkarak,
yazılan yazıya öfke penceresinden, yada küçük görerek
cevap vermekte bilinçaltının bir oyunu maalesef,
tevkifatlı malzeme alımın iadesinde KDV oranı ne olmalı
ile ilgili yazıma gelen bazı tepkilerde bu çok net
gözükmekteydi, iadede de tevkifatlı fatura keseceksiniz,
nerden çıkartıyorsunuz ile başlayan ve devamında açık
yakaladığını düşünen ve alaycı bir üslup ile mail ine
devam eden meslektaşlarımın, yada forum sayfalarında
tekelde perakendede KDV olmamalı ama metro grosmarket
kestiği tekel faturalarında KDV hesaplıyor, ne yapılmalı
diyen ve yorum yapan meslek mensubu arkadaşlarıma yine
forum sayfalarında agresifleşip, diğer meslektaşını
küçültücü ifadeler ile cevap veren arkadaşlarda
bilinçaltının esiridirler. Böyle bir olay geldiğinde
önce olayı anlamaya çalışmalı, metro grosmarketin
perakendeci bayilere KDV li fatura kesmesi tam bir
makale konusu iken, bilinen bir bilgiye dayanıp diğerini
küçük görme hakkının zaten kimsede olmadığını da
düşünmekteyim, denetimler de kayıt dışı oran % 55 i
düştükten sonra kalan % 45 in % 1 i ancak
incelenebildiği, incelenende de kayıt dışının getirdiği
muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge yada stok
incelemeleri yapılabildiğinden, çoğu incelemenin de
tarhiyat amacıyla psikolojik harp incelemeleri
olduğundan, yalan yanlış yapılan kayıtları da kimse
göremeyeceğinden, yalan yanlış devam eden kayıtları
düzeltmeyi bir yana koyalım, meslekte veya yaşamda
kaliteyi arttırmak yerine, bilinçaltına köle yaşayan
ölene kadar başkanların yer aldığı ülkemizde biz ne
desek boş maalesef.
Örneğimize geri dönersek, satışımızın kaydını
yapalım;

İki
ay önce sigortadan 33.000 tl para alınmıştı ve bu araç
sigorta şirketi adına satılmıştı dan yolumuza devam
etmeliyiz, Görüldüğü gibi, duran varlığın düzeltmeler
sonucu ulaşılan değeri ile, Birikmiş Amortismanı toplamı
arasında kalan fark, satılan duran varlığın kalan
maliyetini oluşturmuş, ve 689 hesaba aktarılmıştır.
Yapılan bu işlemden sonra, elde edilen kar tutarı 679
hesaba kaydedilen satış hasılatı ile 689 hesaba
kaydedilen maliyet ile (sigorta şirketi adına yapılan
satış nedeniyle sigorta şirketinin aldığı bedelde dahil)
arasındaki farktır. Yine dikkat edilmesi gereken konu,
"Gelir Tablosu İlkeleri"nin “Brüt Değer” amacı gereği,
"Brüt Gelir" ve "Brüt Gider" tutarları, yani satış
hasılatı tutarı ve satılan duran varlığın kalan
maliyeti, bir birine mahsup edilmeden olduğu gibi gelir
tablosunda yer almışlardır.Sonuç olarak, işletme
isterse, oluşan bu kar tutarının, 679 ve 689 hesaplar
aracılığıyla gelir tablosuna gitmesine izin verecek,
isterse de, gerekli kararları alarak, V.U.K.
329.maddesine göre sigortadan alınan tazminat fazlası
için bu tutarı Yenileme Fonu olarak ayırabilecektir. Bu
durumda yapılması gereken kayıt aşağıdaki gibidir;

Ülkemizde
genel uygulama alışkanlığı yukarda arz ettiğim kayıt
olmakla beraber, MDV satış karının vergi mevzuatını ve
vergi için muhasebeyi esas alarak doğrudan 549 no.lu
hesaba alınması, bilgi için muhasebeyi esas alan TMS'ye,
ulusal ve uluslararası muhasebe standartlarına uygun
değildir. Nedeni, vergi öncesi ticari karın yenileme
fonuna alınan tutar kadar az olması ve bu durumun vergi
idaresi dışındaki mali bilgi alıcıları açısından gerçeği
yansıtmamasıdır.
Kafaları da
karıştırmak istemiyorum bu nedenle TMS ye göre yapılması
gereken işlemlere değinmeyeceğim.