YAZARLARIMIZ
Sebahattin Eriş
Serbest Muhasebeci Mali Müşavir
Bağımsız Denetçi
Bilim Uzmanı
musavir42@hotmail.com



Gümrük Mevzuatında Neler Oluyor? Her İhtilaf Bir “Kaçakçılık” Mı? Yaşanmış “Komedi-Trajik” Olaylar

1996 yılında Avrupa Birliği ile imzaladığımız Gümrük Birliği Anlaşması ve Avrupa Birliği’ne tam üyelik için yaşanan siyasal gelişmelerden dolayı gümrük mevzuatımızı yenileme çalışmaları başlamış ve beş yıla varan bir hazırlık evresinden sonra, ikili ve çoklu uluslararası anlaşmalar da dikkate alınarak 1999 yılında kanunlaşan 4458 sayılı Gümrük Kanunu, Gümrük Yönetmeliği ve  ilgili kararlarla birlikte 2000 yılında yürürlüğe konulmuştur.   

Konya Sanayi Odası yayını olan “Bülten” dergisinin bundan 16 yıl önceki 2004 yılı ağustos sayısında, gümrük mevzuatındaki ihtilaflarla ilgili olarak yazdığım bir yazıda; “gümrük mevzuatımızın beş yıllık bir taslak evresinden geçmiş olmasına ve çıkabilecek her türlü uyuşmazlıkları çözebilecek bir görüntü vermesine rağmen, kanunun yeni olması, uygulamalara yönelik teamüller yerine geçebilecek benzer ve örnek konularda içtihat oluşmaması ve kanunun lafzı ve ruhuna tam entegrasyon sağlanamamış olması gibi nedenlerden dolayı gümrük vergileri ile ilgili uyuşmazlıkları “artırıyor” şeklinde bir ortak görüşe neden olmaktadır.” ifadelerine yer vermiştim. 

O gün için böyle sandığımız ve geçici olduğunu düşündüğümüz söz konusu durumun; ikincil düzenlemelerle veya gümrük idarelerinin taşra teşkilatlarına hitaben kullandıkları genel yazılarla yerine oturacağı, ihtilafların azalacağı ya da her türlü olayın mahkemelere taşınmadan önce, idari itirazlarla bir nebze de olsa çözümleneceği zannedilmişti.

Örneğin, her hangi bir nedenle gümrük müdürlükleri tarafından düzenlenen ek gümrük vergilerine ve idari para cezalarına karşı yapılan idari itirazlara, Bölge Müdürlükleri tarafından Ret kararı verilmesi sonucu; idari yargıya başvurulması halinde bile, idari işlemin yürütülmesinin durmayacağı, vergi ve cezaların tahsil, haciz ve icrasının devam edeceği ve idari itiraz sırasında kullanılan iddia ve delillerin haricinde dava esnasında mahkemelere yeni iddia ve delil sunulamayacağı şeklinde,  kanunun 1999 yılında ilk yayımında düzenlenen iki ayrı  hüküm vardı ki, bunların Anayasa aykırılıkları ancak 2005 yılında anlaşılıp, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilebildi.

Konu ile ilgili olmamakla beraber, bu gün aynı Anayasaya aykırılık 5510 sayılı Kanun’da uzun yıllardır yerini korumaktadır. 5510 sayılı Kanun’un idari para cezalarını düzenleyen 102.maddesinin sondan 3.fıkrasındaki (102.maddenin fıkra-bent-alt bent teselsülünün biraz karışık olması sebebiyle yerini bu şekilde tarif edebileceğimiz) Mahkemeye başvurulması idari para cezasının takip ve tahsilini durdurmaz. Tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde ödenmeyen idari para cezaları, 89 uncu madde hükmü gereğince hesaplanacak gecikme cezası ve gecikme zammı ile birlikte tahsil edilir.” şeklindeki hükmün ANAYASAYA aykırılığının kanıtlanmasına ihtiyaç olmamasına rağmen, ilk tasarlandığı 2005 yılından bu yana halâ hüküm ifade etmektedir.

İdari yargıyı tanımayan, idari işlemin daha en başta yürütülmesi yönüne yargıyı sokmayan bu açık aykırılığa rağmen, hiçbir kesim tarafından bu aykırılığın giderilmesine çaba gösterilmemiştir. Anayasamıza aykırı olan bu hükmün, birçok dava içerisinde dile getirilmesine, ilgili bütün kişi ve kurumlara iletilmesine rağmen bundan da sonuç alınamamıştır.

İdarenin bütün işlem ve eylemlerinin yargı denetimine tabi olduğu şeklindeki eşsiz Anayasal ilkenin yukarıdaki bu cümle nedeniyle hiçbir önemi kalmamaktadır. Çünkü idari işlemlerinin tümünün daha en başta yürütülmesi yönünün mutlak ve mutlak yargıda incelenebilmesi gerekir.

Konuya dönecek olursak, Gümrük Kanunu’ndaki yukarıda değindiğimiz söz konusu mülga hükümlerden 244’üncü maddeye; gümrük mevzuatında öteden beri hiç bulunmayan uzlaşma hükümleri bile, ancak 6111 sayılı Kanun’la 2011 yılında tasarlanıp ilk defa ihdas edilebildi. Başka bir ifade ile, apayrı bir vergi rejimine tabi olan gümrük mevzuatında 2011 yılından önce uzlaşma hükümleri yoktu. Uzlaşma talep süresi olarak belirlenen 15 günlük sürenin çok kısıtlı ve daraltılmış bir süre olmasına rağmen, süresinde uzlaşma talep edilmesi halinde idari itiraz ve dava açma sürelerini durdurması ve bunlardan önce yer alması açısından hukuki olarak doğru aşamada tasarlanmış ve gümrük vergisi yükümlülerine ihtilafın çözümüne yönelik itiraz ve dava safhalarından önce yeni bir yol ve yöntem daha getirmiş olması nedeni ile önemli bir  düzenlemedir.  

Buradan da anlaşılacağı üzere, yeni yayımlanan bir kanunun veya yapılan değişiklikle yeni getirilen bir hükmün; maddeler arasındaki sistematiğe, Anayasa’ya, hukuka ya da diğer  kanunlara karşı aykırılıklarının ortaya çıkartılabilmesi için, bir müddet uygulanması, idarenin bu aykırılıkları tespit edebilmesi halinde idarece, tespit edemediği ya da bu aykırılığı sahiplendiği sürece de yargıda bir takım içtihatların oluşması, karşılaşılan bu aykırılıkların ancak ondan sonra düzeltilebilir hale gelmesi gerekmektedir. Dolayısı ile böyle bir aykırılığın ya da uygulamanın tam olarak terk edilmesi veya değiştirilmesi ülkemizde dört, beş yılı bazen on yılı bulabilmektedir.

Şöyle ki; söz konusu Gümrük Mevzuatı 2009 yılında, 73 maddeden oluşan ve tüm hükümleri sadece Gümrük Kanunu’nda değişiklik yapan 5911 sayılı kanunla çok köklü değişiklikler geçirmiş, yine aynı tarihte yeni gümrük yönetmeliği ile yeni kararlar devreye sokulmuş ve gümrük mevzuatı yönünden 2009 yılı milat haline getirilmiştir. Ancak yapılan değişikliklerle karmaşıklıkların giderileceği, ihtilafa neden olan hükümlerin anlaşılır hale getirileceği beklenirken, bu defa yeni düzenlemelerle para cezasına yönelik hükümler daha da karmaşık hale getirilmiş ve ikili ve DTÖ gibi, GATT gibi, KYOTO gibi uluslararası anlaşmalara aykırı düşen yeni hükümler de ihdas edilmiştir.  

GÜMRÜK KANUNU’NDA HALEN ANAYASAYA AYKIRI HÜKÜMLER VAR;

Örneğin, 4458 sayılı Gümrük Kanunu’nun 232’nci maddesinin; 2009 yılında 5911 sayılı Kanun’la değiştirilen 1’inci ve 2013 yılında 6455 sayılı Kanun’la değiştirilen 2’nci fıkralarının yeni şekli, yukarıda değindiğimiz ve tarafı olduğumuz uluslararası anlaşmalara aykırılıkları yönünden Anayasa’ya aykırı olmalarına rağmen hala hüküm ifade etmektedirler.  

Çünkü, gümrük mevzuatına yönelik tarafı bulunduğumuz tüm uluslararası anlaşmalarda öteden beri; “Sonradan talep edilen ek gümrük vergilerinin önce asıllarının talep edileceği, ek gümrük vergilerine karşı yapılan idari itirazların ret kararları ile sonuçlanması halinde bunlara dayalı İdari Para Cezalarının bu ret kararlarından sonra düzenlenebileceği”  yönündeki hükümler korunmaktadır.

Ayrıca yerel mevzuatımızda yapılan yukarıdaki değişiklikten önce de aynı yönde hükümler mevcutken, söz konusu değişiklik sonucunda; ihtilafın ilk oluştuğu anda ek gümrük vergileri ile buna dayalı İdari Para Cezalarının birlikte düzenlenip tebliğ edileceği ve birlikte ödeneceği şeklindeki yeni hükümler ihdas edildi. Halbuki yukarıdaki uluslararası anlaşmalara taraf diğer ülke uygulamalarında, bizim söz konusu değişiklikten önceki hükümlerimizde olduğu gibi; önce ek vergiler salınmakta, idari itiraz hakkı kullanılmış ve ret kararı ile sonuçlanmış ise, o zaman ayrıca bunlara dayalı idari para cezaları kesilmektedir. Çünkü gümrük mevzuatımızda idari para cezaları, Kabahatler Kanunu’na dayalı olarak düzenlenmekte ve gümrük vergilerine nazaran yürüyüşü ve her türlü zaman aşımı süreleri farklılık arz etmektedir. 

2013 yılında yapılan yine aykırı bir düzenleme ile; birçok farklı yıla, mevsime, ülkeye, ürüne, miktara veya fiyata yönelik, dolayısı ile birçok farklı ithalata dayalı gümrük beyannameleri ile ilgili olarak salınabilecek ek vergi ve idari para cezalarının, kurulabilecek basit bir bağlantı ile tüm yılların tüm ithalatlarını kapsayacak şekilde birlikte ve tek idari işlemle düzenlenebileceği yönünde yeni hükümler getirilmiştir. Gümrük idaresi tarafından kolaylık sağladığı gerekçesi ile bu aykırılığına rağmen istisnasız uygulanmaktadır.   

Ancak bu yeni hüküm ve uygulama nedeni ile, farklı yıllarda, farklı ülkelerden farklı ürünlerin farklı fiyatlardan ithaline dayalı gümrük beyannamelerinin tamamına yönelik tek bir kararla ek vergi ve idari para cezası salınması sonucu oluşan ihtilaflar sürekli olarak idari yargıya taşınmış, yargıda da karmaşıklığa neden olmuş ve bu yöndeki ihtilaflara karşı verilen mahkeme kararlarının neredeyse tamamı salt bu nedenle “kısmen kabul-kısmen red” şeklinde alınır hale gelmiştir.

Madde hükmünde söz konusu aykırılık; Konusu ve yükümlüsünün aynı olması, aralarında maddi veya hukuki yönden bağlılık bulunması şartıyla; birden fazla işleme veya beyannameye ilişkin gümrük vergileri ve para cezalarına tek tahakkuk ve ceza kararı düzenlenebilir.” şeklinde yer almıştır. Söz konusu hükümde, yıl, beyanname sayısı, miktar veya buna benzer herhangi bir sınırlayıcı koşul bulunmamaktadır. Bu ön koşullardan herhangi biri ile bağ kurularak ithalatçıya geçmişe yönelik salınabilecek ek gümrük vergileri açısından, Gümrük Kanunu’nda yer alan ek vergi istenebilmesi için 3 yıllık, defter-bilgi ve belge istenebilmesi için ise 5 yıllık kanuni  düzeydeki zaman aşımı süreleri bile bu yeni hüküm nedeniyle gümrük idaresi tarafından bertaraf edilmektedir. Söz konusu hüküm doğrultusunda kurulan bir bağ ile, 3 yılı aşmış bir beyanname için ek vergi ve ceza salınabilmekte ya da 5 yılı aşmış yıllara yönelik defter, bilgi ve belge istenebilmektedir.

Ayrıca, gümrük idarelerinde yukarıdaki hükme dayanılarak ancak, yasa hükmünün öngördüğü diğer koşullar aranmaksızın salt ithalatçının aynı olması gerekçesi ile, farklı yıllara ait ve ayrıntıları birbirinden farklı birçok gümrük beyannamesine yönelik ek gümrük vergileri tek bir kararla düzenlenmektedir ki, söz konusu uygulama bu hali ile izahtan varestedir.

Kaldı ki, kanun koyucunun; tek yönlü uygulama hükmü olması nedeniyle, madde hükmünde yer alan hukuki ayıraç ve ön koşulun, gümrük idaresinin taşra teşkilatında farklı anlaşılabileceğini, farklı uygulanabileceğini ya da kolayına kaçılabileceğini düşünerek, hem sınırlandırmış hem de daha belirgin bir hüküm ihdas etmiş olması gerekirdi.   

Görüleceği üzere, gümrük mevzuatında ek vergi ve para cezalarına yönelik yapılan her değişiklik; gümrük idaresini olayın gerçek mahiyeti açısından gerçek bir araştırmaya zorlayan, daha adil kararlar almasını sağlayan, ithalatçıyı sürekli suçlamayan, ihtilaflı konuları azaltan beklentiler yerine, tüm bunları daha da artırmış ve karmaşık hale getirmiştir. Ayrıca Bölge Müdürlüklerine yapılan ve idari yargıdan önce tüketilmesi zorunlu olan idari itirazlar “prosedür” haline gelmiş, itirazların tamamına Ret kararları alınarak ve bütün ret kararları da dava konusu edilerek yürümektedir. Halbuki, 2000 yılından önceki mevzuat gereği kurulan Gümrük Hakem Kurulları bir idari merci olmasına rağmen, bir yargı mercii gibi çalışmış ve birçok ihtilafı yargı konusu edilmeden çözebilmiştir.

Şimdi ise bütün ihtilafların idari itiraz aşamasında istisnasız ret kararları ile sonuçlanması nedeniyle dava konusu edilmekte, ancak bunlardan birçoğu yargıyı fuzuli işgalden öte gitmemektedir. Ayrıca, 2000 yılında yeniden tasarlanarak yürürlüğe konulan gümrük mevzuatı, 2009 yılında 5911 sayılı Kanun’la ciddi ve köklü değişikliklere uğramış, ancak dünyadaki ve ülkemizdeki fiili gelişmelere göre yön bulan gümrük mevzuatı bu yönü ile dinamik bir alan olmasına rağmen, 2009 yılından bu yana yeniden ele alınamamıştır. Anlaşılan, yeni değişikliklerin yerine oturabilmesi, mevzuat ve uygulamalardaki aksaklıkları yetkililerin veya yargının görebilmesi için yine, yeni beş yıllara ihtiyaç vardır ve bu zaman diliminde birçok ithalatçının canı yanmaya, haksız ek vergi ve ceza ödeme külfeti ile karşı karşıya kalmaya devam edecektir.

İhtilafların en büyük kaynağını ise, gümrük müdürlüklerinin keyfi uygulamaları oluşturmaktadır. Onlara göre; ithalat işlemlerinin büyük bir çoğunluğu gümrük vergisi kaçırmaya yöneliktir ve bu yönüyle Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu ile de ilgilidir. Koca bir teşkilatı suçlama çabasında değilim. Ancak, birkaç yıldır düzenlenen bütün ek vergi ve ceza kararlarında, basit nedenlerle, kaynağı iyi araştırılmadan kaçakçılık bağlantısı da kurulmaya çalışılmakta ve bir takım adli bildirimler yapılmaktadır. 

Halbuki, bir gümrük bölge müdürünün bir eserinde dile getirdiği gibi; “başarılı bir gümrük idaresi; gerek kişileri gerekse eşyaları analiz ederek onların ülke açısından taşıdığı önemi bilimsel yöntemlerle ortaya koyan ve ona göre yapacağı denetimlere yön veren idaredir.” (K.Kılıç, İzmir Gümrük Bölge Müdürü, 2009)

Artık, taşra teşkilatındaki uygulamalardan ya da mevzuattan kaynaklanan ve hukuki olmayan ihtilaflar, gümrük idaresinin merkez teşkilatındaki birçok yetkili tarafından da eleştirilmektedir.

Örneğin, Gümrük Kontrolörleri Derneği yayını olan, “Gümrük Dünyası” dergisinin 71’inci sayısında yer alan, Gümrük ve Ticaret Başmüfettişi Mehmet Ali ARSLAN’IN “Gözetim Doğru Uygulanabiliyor mu” başlıklı ve Hesap Uzmanları Derneği yayını olan “Vergi Dünyası” dergisinin 369’uncu sayısında yer alan, Gümrük Müfettişi Fatih UZUN’UN “İthalattaki Gözetim Uygulaması Ek İthalat Vergileri Niteliğinde midir?” başlıklı yazılarında “Gözetim Uygulamasının” idare tarafından yanlış uygulandığını, gözetim tebliğlerinde yer alan ürün  fiyatlarının, ithal eşyasının gümrük vergisi matrahını oluşturmadığını ve uygulamalardaki birçok yanlışlığı açıkça dile getirmişler, mevzuattaki çarpıklıkları örnekleyerek yargı kararları ile anlatmışlardır.

Yine “Gümrük Dünyası” dergisinin 73’üncü sayısında yer alan, Gümrükler Genel Müdür Yardımcısı Halit HANOĞLU’NUN “Kaçakçılık nedir? Kayıt dışılık mı? İzinlerden, alınması gereken belgelerden kaçınmak mı? Bazen biri mi veya her ikisi mi? 1918, 4926 ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunları ne getirdi, ne götürdü? Kimlerin canını yaktı?....” şeklinde sorularla başlayan bir yazısında, “Kaçakçılığın ne olduğuna karar verilmelidir. Bize göre gümrüğe sunmadan eşya ithalidir. Sunulan eşyada da maddi çıkar sağlayan eşya cinsi farklılığıdır. İzinlerden kaçınma; ilgili kurumlarınca cezalandırılmalı, kaçakçılık konusu edilmemelidir. Eşyanın vergileri tahsil edilerek bırakılmalı, kişilerin menkul ve gayrimenkullerinden para cezaları alınmalı, ödenmediği takdirde ancak hapis cezası olmalıdır.” ifadeleri yer almıştır.   

Gümrük idaresinde, genel müdür ve genel müdür yardımcılarının bilgileri, mevzuata tutkunlukları ve uygulamalardaki etkinlikleri yadsınamayacak derecede yüksektir.  

Genel müdür yardımcısı söz konusu yazısında özetle; günümüzde gümrük idaresi tarafından, bütün ihtilafların “kaçıkçılık” konusu da edilmeye çalışıldığını, kaçakçılığı ihbar edene ve ihbar konusu olayda yer alan kamu görevlilerine verilmekte olan ikramiye uygulamasının kaçakçılıkla mücadele mevzuunu saptırdığını, hiç ilgisi bulunmayan bazı olayların salt bu  sebeple kaçakçılığa da konu edilmeye çalışıldığını, böyle bir durumda kamu görevlilerine de verilmekte olan ikramiye uygulamasının kaldırılması gerektiğini dile getirmiştir.

Halbuki, yukarıda yer verdiğim gümrük idaresi yetkililerinin tespitlerinden çıkarılması gereken şudur. Ek gümrük vergileri ve para cezaları tasarlanan bir ithalat işleminin, özüne ve evrak düzenine bakılmadan, kaçakçılıkla da bağ kurulması sonucunda; 

1-) Gümrük yükümlülerine, direkt ve dolaylı temsilcilerine ve gümrük müşavirlerine Gümrük ve Kabahatler Kanunları gereğince ayrı ayrı ek vergi ve üç kat para cezası kararları düzenlenmekte, ek vergiler; yükümlülerden herhangi birinin ödemesi halinde diğerlerinden istenilmesi ortadan kalkabilmekte, ancak para cezaları gümrük yükümlüsü ve direkt ya da dolaylı temsilciler de dahil olmak üzere bütün yükümlülerden Kabahatler Kanunu gereğince ayrı ayrı talep edilmekte,

2-) Tüm yükümlüler ve temsilcileri hakkında, Türk Ceza Kanunu ve Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun birbirlerinden farklı birçok hükmü doğrultusunda, işlemin yapıldığı gümrük müdürlüğünün bulunduğu yerdeki Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyuruları yapılmakta, kovuşturmaya gerek bulunması halinde hazırlanan iddianame ile Ceza Mahkemelerinde kamu davası açılarak yürütülmekte,

3-) Gümrük idaresi tarafından vergi idaresine, ithalatçı firmanın gelir ya da kurumlar vergisi yönünden söz konusu yıl ya da yıllarla ilgili defter ve belgelerinin incelenmesi talebinde bulunulmakta,

4-) Vergi idaresi tarafından, söz konusu taleplerin tamamı, gümrük idaresinin tespitleri doğrultusunda sonuçlandırılmakta, dolayısı ile söz konusu yükümlüler hakkında, SMİYB fiillerinden dolayı ek gelir ya da ek kurumlar vergisi ve buna dayalı vergi ziyaı cezalarından oluşan tarhiyatlar yapılmakta ve ayrıca vergi idaresi tarafından da yeniden suç duyurularında bulunulmaktadır.

Böyle bir uygulama neticesinde; ek gümrük vergileri ve bunlara dayalı para cezalarından dolayı ayrı, vergi incelemesi sonucu doğacak olan cezalı tarhiyatlardan dolayı ayrı olmak üzere iki farklı idarede 2 farklı ihtilaf oluşmaktadır. Gümrük ihtilaflarında yargı yerinin; ek gümrük vergilerini ve cezaları düzenleyen gümrük müdürlüğünün tabi olduğu yargı çevresi, vergi ihtilaflarında ise mükellefe cezalı tarhiyatları düzenleyen vergi dairesinin tabi olduğu yargı çevresi olması zorunludur.

Söz konusu ihtilafın idari yargıya konu edilmesi durumunda ise, muhatap gümrük müdürlüğü ile kayıtlı bulunan vergi dairesinin başka illerde olması halinde, 2 farklı ilin tabi olduğu 2 farklı yargı çevresinde eş zamanlı olarak birbirinden bağımsız farklı davalara konu edilmesi gerekecektir. Ayrıca her iki idare birbirinden bağımsız olarak Cumhuriyet Başsavcılıklarına suç duyurularında bulunmaktadır. Dolayısı ile, söz konusu basit bir ihtilafla ilgili olarak Türk Ceza Kanunu, Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu, Kabahatler Kanunu, Vergi Usul Kanunu ve Gümrük Kanunu olmak üzere bazıları ceza kanunu olan beş ayrı kanun devreye girmiş olacaktır.

“Bülten” dergisinin başka sayılarında ve “Sektörel Magazin-MAKİNE” dergisinin bazı sayılarında yer alan yazılarımda; ithalatçı ve gümrük yükümlülerinin ithalatta ve belge düzeninde dikkat etmesi gereken tüm hususlara yönelik tavsiyelerde bulunulmuş ve “…Bu konuda, ithalatçı firmaların veya gümrük vergisi yükümlülerinin yapabilecekleri en doğru uygulama; …, …, .... Ayrıca ithalat gerçekleştiği andan itibaren yapılan ithalatın maksadına göre ülke içerisinde başkaca birçok vergilendirmeye (kazanç vergileri, KDV vb.) tabi tutulacaktır. Dolayısı ile sinsile halinde bir bütün olan ithalatın başından sonuna kadar herhangi bir uyuşmazlığa neden olmaması için ithalatçı ve temsilcileri açısından azami dikkat gerekmektedir.” İfadelerim yer almıştır.    

Çünkü gümrük mevzuatımızın büyük bir bölümünü İTHALAT MEVZUU; İthalat mevzuatımızın en büyük bölümünü de EŞYANIN GÜMRÜK KIYMETİ oluşturmaktadır. İhtilafların ise hemen hemen tamamının, “İthal eşyasının gümrük kıymetinden”; “Kıymet araştırma yönteminin” çok zaman kısır uygulanmasından; şartlı, geçici ya da Serbest Ticaret Anlaşmaları doğrultusunda tanınan muafiyetlerden; gözetim uygulamalarının mevzuata rağmen uygulamadaki aksaklıklarından kaynaklandığı görülmektedir. 

Halbuki mevzuatta, ithal eşyasının gümrük kıymetinin; fiilen ödenen ya da ödenecek fiyat olduğu, gümrük vergisi matrahının, serbest dolaşıma girmeden önce yapılan kanunda tanımlı bir takım giderlerin CIF bedeline eklenmesi ile bulunacağı, satış bedeli olarak da tabir edilen bu yöntemin terk edilebilmesi ve sıradaki başka bir yönteme geçilebilmesi için bazı şartların bir arada gerçekleşmesi gerektiği açıkça yer almaktadır.

Halen aynı görevini sürdüren Gümrükler Genel Müdür Yardımcısı Halit HANOĞLU’NUN, gümrük idaresi tarafından birçok basit ihtilafın bile, ikramiye hatırına tereddütsüz bir şekilde kaçakçılığa da konu edilmesinden duyduğu rahatsızlığı dile getirdiği, taraflardan bizzat işittiği ve “komedi-trajik” bir şekilde kaleme aldığı bir makalesinden aynen alıntı yaptığım şu sözleri çok manidardır:

(Aşağıdaki bölümün tamamı ve tüm olaylar, Halit HANOĞLU’NUN “Gümrük Dünyası” dergisinin 73’üncü sayısında yer alan “Kaçakçılıkla Mücadeleye Farklı Bir Bakış” adlı makalesinden alıntı yapılmıştır.) 

OLAYLAR VE GÖZLEMLER

Olay 1

Gümrükle ilgili olmayan bir depo.....Eşyalar mevcut…..Bir ihbar….., baskın….., bütün eşyalar toplanır, götürülür…..Mal sahibi: “Yapmayın, bunlar yerli imalat, faturaları var.”…..Zapt etme tutanakları….., bol miktarda imzalar….., suç duyurusu….., dava….., sonuç beraat….., eşyalar yerli imalat….., Sonuç bundan ibaret mi?..... Vatandaş malını geri almaya dahi gelmez….. Memur yönünden ikramiyeler cepte….. Sonrasında eşyanın konulduğu kaçak eşya ambarında eksiklik….., zimmet soruşturmaları….., ilave yük. Bu işten kim, neden yarar sağladı? Bir soru; İkramiyesi olmasa bu hadise böyle gerçekleşir miydi?

Olay 2

Sınır ticareti, kimi çevrelerce “sinir ticareti”….. Geçmiş yıllar….., Mevzuat: “Sınır ticareti izni verilen il dışına sınır ticaretinden serbest dolaşıma girmiş eşya çıkarılamaz.”….. Sınır içinde sınır!..... Giderse ne olur?..... Komşu ilden talep var…..Eşyalar iki kamyona yüklenir…..Yol kontrolü, eşya sınır ticaretinden gelen eşya….., belgesi var….., fatura mevcut….. Kamyoncu: “Ben kaçak olduğunu nereden bileyim!”….. Mal sahibi: “Ne kaçağı”….. Zapt etme tutanakları….., ilde o gün ne kadar yetkili görevli varsa orada….., önemli bir sayı, 50 den fazla….. Konu kaçakçılık ile mücadele, çok önemli….. İmzalar tamam….. Suç duyuruları….., dava açılması tamam….. İkramiyeler cepte….. Sonuç: Beraat…..

Olay 3

Yer İstanbul….. Rus ve Polonya pazarları revaçta….. Beyazıt meydanında bir köşede çeşitli alet-edevat, matkap uçları, fener, şapka vs. satılık….. Ucuz gören bir şeyler alıyor….. Vatandaş tamirci, çağrıldığı yere giden biri, sabit bir dükkanı da yok….. Ucuz ya her geliş geçişinde bir şeyler alıyor ve apartman dairesinin bodrumunda kendisine ayrılan bir bölümde dolapta saklıyor….. Komşu uyanık….., kaçakta ikramiye var….., ihbar….., kaçak eşyayı bilerek satın almak….., isim gizlensin….., komşu içeride….., ikramiye cepte….. Sonuç: Mahkumiyet….. Suç, kaçak eşyayı kaçak olduğunu bilerek almak.

Bir mektup

Doğubank esnafıydım….., yurt dışındaki vatandaşların permi haklarından getirdikleri eşyaları alır satardım. Tüm esnaf da aynı şekilde işlem yapıyordu. Gazetelerde permi alınır, satılır ilanları sürekli mevcuttu. Herkes biliyor….. Benim dükkan basıldı….., ihbar varmış….. Belgelerin tümünü gösterdim….. Bu iş yasal değilmiş….., diğerleri aynı işi yapmaya devam….. Ben içerideyim….. Çocuğum kazandığı okula baban kaçakçı diye alınmadı….. Yeminle ben esnafım….., bu nasıl iş?.....

Bir gözlem

Denetim elemanları kapı gümrüğü bir idarede teftişte….. Cari beyannamelere de bakıyorlar….. Kolcu, tenkit yemeyelim, şoför tarafından imzalanmamış yerlere bir çizik atayım, eksikliği gidereyim derdinde. Zaten yanlış bir şey yok düşüncesiyle de teselli oluyor….. Denetim elemanı; “Kolcu gelsin.” “Bu imzalar şoförlerin mi? Şoförler ayrı, imzalar aynı. Bu imzalar senin, yalan mı?”….. Kolcu felç gibi, dizler ayaktayken bile ses çıkaracak şekilde birbirine çarpıyor….., titriyor….. Neden bu derece korku?..... Suç mu işledi?..... Sahtecilik mi yaptı?.....

TARAFLAR

Bir taşımacı

 “Paramla mal aldım, kimsenin malını çalmadım, kimseyi öldürmedim. Ne ise gereğini yapın ama beni üç tane malı beyan etmeden geçerken yakaladınız diye cinayet işlemiş diğer suçlular gibi de görmeyin…..”

Bir iş adamı

“İnsanın tüm mal varlığını satıp, buradan gidesi geliyor. Benim kayıtlarım belli, her türlü denetime açığım, her kurum zaten denetliyor. Ben ne anlarım eşyanın tarifesinden, ne anlarım ikincil üründen, bine yakın insan çalışıyor, her türlü taahhüdümü yerine getirmeye çalışıyorum, ben ne anlarım kaçakçılık yapmaktan, beni nasıl suçlarsınız? İlgilisi var, müşaviri var, her şey kaçakçılık mı?, böyle bir kastımız mı var?, iş yapmakta mı suç oldu?.....”

Bir memur

“Mükellefi belli, müşaviri belli, belgeler tamam. Ben nereden bileyim kıymeti düşük, ithalatta vergi kaybı var. Nereden bileyim yurt dışı imalatçı, ihracatçı fiyatını. Bununla beni nasıl suçlarsınız?”

Başka bir memur

“Mükellefi belli, müşaviri belli, belgeler tamam. Ben nereden bileyim kıymeti yüksek, nereden bileyim gerçek ihraç fiyatını, tedarikçi faturasının sahte olduğunu. Malı gözlerimle gördüm. Mal yok, hayali ihracat diyerek beni bununla nasıl suçlarsınız?”

Bir vatandaş

“İnsaf! Yurt dışına hiç çıkmadım, pasaportum yok, tamirciyim. Polonya/Rus pazarından matkap ucu aldım, çeşitli malzemeler aldım, herkes alıyor. Beni nasıl kaçak malı bilerek aldığımı söyleyerek kaçakçılıkla suçlayıp mahkum ettirdiniz?”

Bir sanayici

“Ben nereden bileyim ambalajın üzerine unvan yazmanın yetmediğini, adresin tam olarak yazılması gerektiğini. Üç kuruşluk ambalaj yüzünden kaçakçı olduk. Burada iş yapılmaz, söküp fabrikayı başka ülkeye gideceğim.”

Bir işadamı

“İhraç ettiğim aynı eşya için maliye fiyat düşük vergi kaçırıyorsun der işlem yapar, gümrük ise fiyat yüksek haksız iade aldın der, savunma dahi almadan kaçakçı muamelesi yapıyor. Çıldırmamak mümkün mü?”

Başka bir işadamı

 “Rakibim olan firmayla aynı malı getirdik, malımız izne tabi değildi ama….. Kurumundan izin almamız gerektiği söylendi, aksi takdirde kaçakçılığa teşebbüsten yargılanacağımız söylendi, rakibime izin verildi, bana vermediler. Ben yargılanıyorum. Böyle uygulama olur mu, bu imtiyaz değil de nedir?..... Böyle yasa olur mu?”

Bir İdareci Memur…….

Bir İdareci…………………

Bir Savcı…………………...

Bir müşavir……………….

Hep aynı serzenişler…..

Bir Hakim

“İnsanları bu kadar kolay suçlamamalı, var ise suçla illiyet bağı kurulmalı, kastın varlığı ortaya konulmalı. Eksik ve delil noksanı birçok dosya bizi de zorda bırakıyor.”

……

………

…………                       

Bu yazım, SEKTÖREL MAGAZİN-MAKİNE dergisinde ve Konya SMMM Odası yayını olan VİTRİN dergisinde yayınlanmıştır.

KAYNAKLAR

1-Gümrük Kanunu

2-Vergi Usul Kanunu

3-İdari Yargılama Usulü Kanunu

4-Kabahatler Kanunu

5-5510 Sayılı Kanun

6-6111 Sayılı Kanun

7-Gümrük Yönetmeliği

8-Gümrük Dünyası dergisi

9-Vergi Dünyası dergisi

10-DTÖ, GATT, KYOTO Uluslararası Anlaşmalar

15.05.2020

Kaynak: www.MuhasebeTR.com
(Bu makale kaynak göstermeden yayınlanamaz. Kaynak gösterilse dahi, makale aktif link verilerek yayınlanabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayınlayanlar hakkında yasal işlem yapılacaktır.)

GÜNDEM